Reklam Ver

Dünya nüfusu hızla artarken insanları besleyecek topraklar azalıyor. Birleşmiş Milletler, bu soruna dikkat çekmek için 2015’i “Uluslararası Toprak Yılı” ilan etti. Bundan 20 yıl önce 1995’te 17 Haziran günü Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Çölleşme ile Mücadele Günü” ilan edilmişti.
Toprakla ilgili pek çok sorun yaşanıyor. Galiba en önemli olanı, toprağın amaç dışı kullanımı ve hızla kirlenmesi. Kentleşme, sanayi, madencilik başta olmak üzere bir çok sektör tarım topraklarını adeta yutuyor. Aşırı ve bilinçsiz girdi kullanımı tarım topraklarının hızla kirlenmesine, verimsizleşmesine yol açıyor ve daha da önemlisi sağlıksız hale getiriyor. Oysa, çok iyi biliniyor ki, beslenmek için, sağlıklı ve güvenilir gıda için sağlıklı topraklara ihtiyaç var.
Sorun sadece toprağın kaybedilmesi veya kirlenmesi değil. Son yıllarda mülkiyeti ve kullanım biçimi de sorunlu hale geldi. Gelişmiş ülkeler, çok uluslu tarım şirketleri, az gelişmiş ülke topraklarını satın alarak veya kiralayarak istedikleri üretimi yapıyor. Ürünleri alıp gidiyor.O ülkede yaşayanlar ise kendi topraklarında açlık, yoksulluk ve sefalet içinde kendilerine yardım edilmesini bekliyor.
Bir zamanların moda deyimi “Toprak Reformu” bugün bir çok ülkede hem içerden hem dışarıdan gelen baskı ile toprak gaspına dönüştü.
Uluslararası Toprak Yılı’nda dünyanın pek çok yerinde toprak ile ilgili etkinlikler, çalışmalar yapılıyor. Toprağın önemi anlatılıyor. Bu konuda bir farkındalık yaratılmaya çalışılıyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de de bir dizi toplantı ve etkinlik yapıldı. Bir araya gelmesi zor görünen kuruluşlar toprak konusunda ortak bir bildiri yayınladı. Toprağın alarm verdiği duyuruldu.
Erozyon ve çölleşmenin zararı 532 milyar dolar
Türkiye’de toprağın korunması için yıllardır mücadele veren TEMA Vakfı’nın değerlendirmesine göre, erozyon her yıl kişi başı yaklaşık 70 dolar, dünya çapında ise 490 milyar dolara mal oluyor. Arazi bozunumu ve çölleşmenin ekonomiye verdiği yıllık zarar 42 milyar dolar. Yıllık tarım arazisi kaybı ise 12 milyon hektar. Arazi bozunumu ve çölleşme insan kaynaklı olarak gerçekleşiyor. Arazi bozunumu ve çölleşmenin ana nedenleri erozyon, toprak sıkışması, aşırı gübre ve kimyasal kullanımı nedeniyle toprak ekosisteminin bozulması, tarım alanları elde etmek için doğal orman ve mera alanlarının tahribi, madencilik ve kentleşmeden oluşuyor. Dünya nüfusu artıyor ve nüfusun gıda ihtiyacını karşılayabilecek tek temel varlık toprak azalıyor.
Kişi başına tarım arazisi hızla azalıyor
Gelişmiş ülkelerde kişi başına düşen tarım arazisi, 1960’ta 7 dekar iken 2008’de 4,6 dekara düştü, 2050’de 4 dekara kadar gerileyecek. Gelişmekte olan ülkelerde ise 1960’ta 3,35 dekar iken 2008’de 1,86 dekar oldu, 2050’de ise 1,39 dekara düşecek. Eğer kentleşme bu hızla sürerse 2050 yılında 170 milyon hektar toprak daha şehirlerle örtülecek.
Sadece Avrupa’da her saatte 11 hektar alan kentlerle örtülüyor. Başka bir ifadeyle her yıl Berlin şehri büyüklüğünde bir alan kentleşiyor. Erozyonla toprağın en verimli üst tabakası kayboluyor, topraklar verimliliğini kaybediyor. Yaşamın temel kaynağı olan toprağın her 1 santimetresinin oluşması için ortalama 400 yıl gerekiyor. Ancak dünyada 1 cm toprak 10 yıl gibi kısa bir zaman diliminde erozyonla kaybediliyor.
Toprağı ormanlar ve bitkiler koruyor. Sadece 2011 yılında 24 milyar ton verimli toprağın kaybolduğu biliniyor. Bu miktar, dünya çapında kişi başı 3 tonluk bir kayba denk geliyor.
Her yıl 743 milyon ton toprak erozyonla taşınıyor
Türkiye’nin tarım arazisi 2001 yılında 26,4 milyon hektar iken, 2014 yılında 24 milyon hektara geriledi. Son 13 yılda 2,4 milyon hektar ,yani toplam tarım arazisinin yüzde 9’u kaybedildi. Diğer yandan erozyon hala ülkemizin toprak bozulmasına neden olan etmenlerinin başında geliyor.
Türkiye’deki arazilerin 5,6 milyon hektarında hafif, 15,6 milyon hektarında orta, 28,3 milyon hektarında şiddetli ve 17,4 milyon hektarında çok şiddetli erozyon görülüyor. Tarım arazilerinin yüzde 59’unda, orman alanlarının yüzde 54’ünde, meraların ise yüzde 64’ünde erozyon söz konusu. Türkiye’de her yıl 743 milyon ton toprak erozyonla taşınıyor. Bu durum her yıl 0,8 mm, her 12 yılda ise 1 cm üst toprağın kaybedilmesi anlamına geliyor. Gıda güvenliği açısından önemli olan meralar hızla kaybediliyor. 1920’lerin başında Türkiye’de arazilerin yüzde 56’sını oluşturan meraların oranı bugün yüzde 19’a geriledi. Mevcut meraların yüzde 70’inde bitki örtüsü zayıf ve verimsiz.
Toprak Atlası ile gerçekler su yüzüne çıktı
Alman Heinrich Böll Vakfı, toprağın dünyadaki durumu, tehditler, mülkiyet yapısı, amaç dışı kullanıma açılması gibi bir çok konuyu kapsayan kapsamlı bir çalışma yaparak 2015 Toprak Atlası’nı yayınladı. Almanca ve İngilizce yayınlanan Atlas, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından Türkiye’nin durumu,güncel veriler eklenerek Türkçe olarak ta yayınlandı. Toprak Atlası bu konudaki gerçekleri su yüzüne çıkardı. Toplam 82 sayfadan oluşan Atlas’ın önemli bölümleri şöyle:
Toprak cazip yatırım aracı
Toprak cazip bir yatırım aracı. İyi getiri sağlayan ve giderek daha zor bulunur hale gelen bir meta. Dünya çapında 500 milyondan fazla küçük çiftçi, çoban ve yerel insanın yegâne geçim kaynağı. İnsanlar kendilerini topraklarıyla özdeşleştiriyor. Onlar için toprak, kültürel ve hatta ruhani bir değere sahip.
Özellikle de sosyal güvenlik mekanizmalarına erişimin yaygın olmadığı ülkelerde toprağa erişim hayatta kalmanın başlıca şartı. Ama toprak üzerindeki bireysel ve müşterek haklar giderek daha fazla tehdit ediliyor. Artan talep ayrıca ekosistemlere de zarar veriyor. Araziler insanca, yani kaliteyi, çeşitliliği ve verimliliği koruyan bir biçimde nadiren kullanılıyor. Tarım ne derece yoğun yapılırsa çevreye verilen zarar da o kadar fazla oluyor. Bu da yerin altındaki ve üstündeki biyolojik çeşitliliğin azalmasına yol açan temel sebep. Her yıl yaklaşık 13 milyon hektarlık orman kesilip yok ediliyor; 200 yılından bu yana dünyanın en yaşlı ormanlarının 40 milyon hektarlık kısmı yok oldu. Verimli topraklar mahvediliyor, çöller genişliyor ve binlerce yıldır toprakta depolanan karbon, sera gazı olarak atmosfere salınıyor.
Kentler tarlaları hektar hektar yutuyor
Kentsel büyüme eskiden şehirlere gıda sağlayan tarlaları hektar hektar yutuyor. İnsanlık tarihinde ilk kez 2007 yılında kentlerde yaşayan nüfus kırsal nüfusu geçti. 2014’te dünya nüfusunun yüzde 54’ü kentsel nüfustu. 2050 yılında ise üçte birimiz şehirlerde yaşıyor olacağız.
Gelişmiş ülkeler ağırlıklı olarak kentsel nüfusa sahip. Japonya’da nüfusun yüzde 90’ı kentlerde yaşıyor. Avustralya ve Yeni Zelanda’da yüzde 88 olan bu oran Kanada ve ABD’de yüzde 80, Avrupa’da ise yüzde 73.
Kentleşme pek çok ekonomik ve toplumsal sorun ortaya çıkarıyor: fakirlik, gecekondu, aşırı kalabalık, kirlilik, kilitlenen ulaşım, işsizlik, suç ve şiddet bunlardan bazıları. Bu,aynı zamanda çevresel bir mesele. Büyüyen kentler, birinci dereceden tarım alanlarına doğru genişliyor, sonuçta birçok şehir bir zamanlar verimli toprakları olması sayesinde tarımın artı değer yaratabildiği yerlerde kurulmuş. Bu gelecekteki gıda güvenliğini de tehdit ediyor. Yayılan şehir yerküreyi beton ve asfaltla kaplıyor, yağmur sularının toprak tarafından emilmesini engelleyerek sellere sebep oluyor. Biyoçeşitliliği yok ediyor ve toprağın karbonu yutmasının önüne geçiyor. Oluşması binlerce yıl alan toprağın dakikalar içinde yok edilmesi mümkün. Dünya çapında kentleşme dakikada iki hektar toprağın kaybedilmesine yol açıyor.
Yoğun tarım, zorlu gelecek
Avrupa Birliği’ndeki tarım toprağının yüzde 35’i sıkışma emareleri gösteriyor, yüzde 17’si ise toprak vasfını yitirmiş durumda. Bu toprakların bir kısmı ciddi şekilde zarar görmüş, bazı yerlerde ise toprak, tamamen yok olmuş. Tarım sebebiyle Avrupa topraklarının yüzde 45’i ciddi organik madde kaybına uğramış durumda, buna humus ve toprakta yaşayan organizmalar da dahil. Tarlaların doğal verimliliği azaldı. Ilıman iklimlerde tarlaların bu kötü durumu mineral gübreler ve kireçleme ile maskelenebiliyor.
On yıllar boyunca yüksek verimli tohumlar, gübreler, pestisitler, monokültür ve sulama gibi “modern” tekniklerin kullanılması tarımsal verimde ciddi artış sağladı. Dünya çapında tarımsal üretim son 50 yılda neredeyse üç katına çıktı. Ve bu tarımsal alanlarda sadece yüzde 12 artış olmasına rağmen başarıldı. Aynı zamanda, tam da bu teknikler, daha kısa rotasyon süreleri ve daha az nadasla birlikte topraktaki humus yani organik madde miktarının da azalmasına sebep oldu. Bu, toprağı gevşek ve kolay ufalanır halde tutan organizmaların habitatını ortadan kaldırdı. Böylece yapısı bozulan toprak sıkıştı. Toprağın pek çok işlevi ise ortadan kalktı.
Çok uluslu tarım şirketleri çağı
Dünya büyük bir yer ama gıda üretecek alanlar giderek azalıyor, zira biz onları yanlış şekillerde kullanıyoruz. İnsan eliyle ortaya çıkan problemler, arazi kıtlığı ve çevresel yıkım gıda üretimini tehlikeye sokuyor.
1980’lerden beri tarımsal ürün ticaretinde yaşanan serbestleşme ve küreselleşme ulusal sınırların önemini muğlaklaştırdı. Çokuluslu tarım şirketleri çağına girdik. Tüm dünyaya yayılmış şubeleri ve milyonlarca tonu idare edebilen lojistik güçleriyle Bunge, Cargill, Louis Dreyfus ve ADM olmak üzere “Dört Büyükler” dev miktarlardaki ürünü, yetiştirdikleri yerden işlendikleri ve sonra da tüketilecekleri yere taşıyorlar. Toprak kıtlığı artık dış kaynaklarla çözülebiliyor. En nihai taşınmaz kaynak bile artık esnek üretim araçlarından biri.
Her yerde gıdaya, hayvan yemine ve biyoyakıtlara olan talep artıyor. Tüketiciler birbirleriyle rekabet etmeye başlıyor. Şehirler ve kasabalar şimdilik dünyadaki arazilerin sadece yüzde 1-2’sini kaplıyor. 2050 yılına geldiğimizde yüzde 4-5’ini kaplayacak. 250 milyon hektardan 420 milyon hektara çıkacak. Ekim yapılan alanlar daralacak, ormanlar kesilmek zorunda kalacak, meralar dümdüz edilecek. 1961 ve 2007 yılları arasında ekilebilir alanların kapladığı alan yüzde 11 oranında, yani 150 milyon hektar arttı. Eğer tarımsal ürünlere talep günümüzdeki gibi artmaya devam ederse 2050 yılında yaklaşık 320 milyon ila 850 milyon hektar fazladan ekilebilir alana ihtiyaç duyacağız. İki rakamdan küçük olanı Hindistan’ın yüzölçümüne tekabül ediyor, büyük olansa Brezilya’nın. Artan arazi talebi değişik kullanıcı grupları arasındaki gerilimi de yükseltiyor.
Koruyucu tarım yaygınlaştı
Son yirmi yıldır toprak erozyonu ile mücadele için toprağı işlemeden tarım tavsiye edilip duruyor. Bu yöntem tohumun hasat sonrası, toprağı sürmeksizin, doğrudan ekilmesi anlamına geliyor. Uzmanlar bu yöntemi “koruyucu tarım” ya da “sıfır toprak işleme” olarak adlandırıyor. Bu yöntemler günümüzde yaygınlaştı. 2011’de toplamda 125 milyon hektar toprak bu şekilde ekildi, bunun 55 milyonu Latin Amerika’da, 40 milyonu Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da, 17 milyonu ise Avustralya’daydı. Ama sadece pulluğu ortadan kaldırmak, sıkışma ve humus azalması problemlerine tek başına çözüm olamaz. Genelde doğrudan tohum ekimi, toprağı gevşeterek toprak ömrünü uzatan ve köklerin daha derine inmesini sağlayan dönüşümlü ekimle maalesef kombine edilmiyor ve toprağı işlemeden tarım yapan pek çok çiftçi de humus tabakasını artıracak organik madde uygulamasını yapmıyor. Toprak sürülmediğinde yabani otlar, asalak ve mantarlar çok daha hızlı üreyebiliyor. Dolayısıyla işlemesiz tarım sıklıkla çok fazla herbisit ve pestisit gerektiriyor. Bu da tarım kimyasalları endüstrisi ve genetiği değiştirilmiş tohum üreticileri için çekici bir pazar yaratıyor.

Toprak hakkında bilinmesi gereken 10 gerçek
1-Toprağın tüm dünyada çeşitli sosyal, ekolojik, kültürel, ruhani ve iktisadi etkileri vardır.
2-Verimli toprak hayati önem taşır. Dünyanın yüzeyinde çok ince bir tabaka oluşturur ve toplamda 10 santimetrelik bu tabakanın oluşumu için 2 bin yıl gerekir.
3-Her yıl milyonlarca hektar toprak yanlış tarım teknikleri, şehirlerle yolların inşası ve
ormansızlaştırma sebebiyle yok oluyor. Kentler tarlaları yutuyor.Tarlalar, ormanlar ve otlakların yok olması pahasına genişletiliyor.
4-Toprağı korumadan artan dünya nüfusunu beslemek, küresel ısınmayı 2 derece ile sınırlı tutmak ya da biyolojik çeşitlilik kaybının önüne geçmek mümkün olmayacak.
5-Toprak mülkiyeti gelirden de eşitsiz bir şekilde dağılmış durumda. Açlık ve fakirlikle mücadelede toprağa erişim temel önem taşıyor. Pek çok ülkede kadınlar erkeklere göre
dezavantajlı. İnsan hakları temelinde oluşturulacak uluslararası bir düzenlemeyle toprağın adil ve eşit bir biçimde dağıtılması,verimli topraklara sadece zenginlerin sahip olmaması sağlanmalı.
6-Arazi fiyatları her yerde artıyor. Eğer bireysel ya da kamusal haklar güvence altına alınmazsa yerli halklar zorunlu göçe maruz kalacak.
7- Arazi için rekabet artıyor.Bunun sebepleri arasında yemlik bitki üretiminin yaygınlaşması ve bitkilerin biyoyakıt üretimindeki kullanım oranının yükselmesi var.
8- Küresel ticaret ekilebilir arazileri mobil bir kaynağa çevirdi. Gelişmiş ya da yükselen ekonomiler araziye olan açlıklarını gelişmekte olan ülkelere ihraç ediyor. Karşılığında bu ülkelerden yetişmiş ürün alıyor.
9- Organik tarım, toprak organizmalarını besleyerek, toprağın verimliliğini uzun vadede artırıyor. Mineral gübreler bunu yapamıyor.
10- Modern şehir planlamasına toprağın korunması prensibi de dahil edilmeli. Altyapı ve konut inşaatları, özellikle de nüfusu azalan ülkelerde verimsiz topraklar üzerinde yapılmalı.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız