Reklam Ver

Havalar çok güzel” diye seviniyor, güneşin tadını çıkarıyoruz. Erken çiçek açan ağaçların fotoğraflarını sosyal medyada paylaşıyoruz. Ege ve Akdeniz sahillerinde denize girenler var. Enginar pazara bir ay erken geldi.
Bunların hiç biri normal değil. Mevsimler değişiyor. İklim değişikliğinin ve etkilerinin çok yönlü olarak tartışılması ve gerekli önlemlerin alınması gerekiyor. Ancak, önümüzde çok daha güncel ve öncelikli bir tehlike var.
Nedir bu tehlike?
Kuraklık. Türkiye çok ciddi bir kuraklıkla karşı karşıya. Öylesine ciddi ki, İstanbul’un su sorununun çok ötesinde. Medyanın büyük bölümü, hükümetin ilgili bakanları, yetkililer kuraklığı sadece İstanbul’un ve diğer büyük kentlerin su sorunu olarak görüyor. Kentlerin su sorunu elbette çok önemli. Ancak asıl tehlike tarımsal kuraklık.
Trakya, İç Anadolu, Çukurova, Ege ve Akdeniz Bölgeleri ilkbaharda yağmur yağsa bile etkili bir kuraklıkla karşı karşıya. Bu bölgelerde daha şimdiden oluşan zarar büyük boyutlarda. Bundan sonra yağacak yağmur bu zararı ortadan kaldırmayacak. Tarımsal üretimde ciddi düşüş olacak. Yeterli yağış olmazsa zararın boyutu çok daha büyüyecek. Zaten bir çok üründe dışa bağımlı olan Türkiye, daha çok tarımsal ürün ve gıda ürünleri ithal etmek zorunda kalacak. Gıda ürünlerinin fiyatı artacak. Kış ortasında “havalar çok güzel” diye sevinirken, hasat zamanı çok üzüleceğiz.
Üzülmemek için kuraklığa karşı mutlaka önlem alınması, alternatif politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Hükümet, yasal bir zorunluluk olarak 2013-2017 dönemini kapsayan “Türkiye, Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Stratejisi ve Eylem Planı”nı hazırladı. Bu eylem planının uygulanması gerekiyor. Plan hazırlamak önemli, ama daha da önemlisi onu uygulamaktır.
Hükümetin ilgili bakanları kuraklıkla ilgili çelişkili açıklamalarla toplumun kafasını iyice karıştırıyor.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, önce “endişeliyiz” diye açıklama yaptı. Sonra “endişeye gerek yok” dedi. Hangisine inanacaksınız? Endişeye gerek var mı yok mu?
Geçen hafta ise yeni bir açıklamayla “gerekirse kuraklığa dayanıklı buğday tohumu ekilecek” dedi. Kuraklığa dayanıklı tohum çeşitlerinin Tohum Gen Bankası’nda olduğu biliniyor. Bu tohum ne kadardır? Çoğaltılması gerekmez mi? Hangi bölgelere ve ne zaman ekilecek? Bu soruların yanıtları yok.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da önce “kuraklık yok” diye açıklama yaptı. Sonra “itiraf etmeliyim ki kuraklık var” dedi. En son açıklamasında yine “kuraklık olmayacak, olsa bile A,B,C planlarımız var. İstanbul susuz kalmayacak” dedi.
Her zaman olduğu gibi ilgili bakanlar kuraklık tehlikesi olmadığını kanıtlamaya, kuraklığı gizlemeye çalışıyor. Geçmiş iktidar dönemlerinde de hep böyle olmuştur. Sorunu ortaya koymak ve çözüm aramak yerine gizleme politikası, üstü örtülme politikası uygulanıyor. Konu bildiğimiz kadarıyla Bakanlar Kurulu’nun gündemine henüz gelmedi. Bundan sonra seçim süreci var. Nisan’dan önce kuraklığın gündeme gelmesi bile çok zor. Muhalefetin de iktidardan farkı yok. Muhalefette tarımsal konuları gündeme getirmede tam bir “kuraklık” yaşanıyor.
Neresinden bakarsanız bakın ciddi bir kuraklıkla karşı karşıyayız.
Benzer bir kuraklık Amerika’da da yaşanıyor. Amerika’nın önemli tarım merkezlerinde California, Oregon, Idaho ve Nevada da kuraklık yaşanıyor.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama,California’da kuraklık bölgesini ziyaret etti. Üreticilerle görüştü. Kuraklık konusunda bilgi aldı. Bununla da yetinmedi ilk etapta kuraklığın zararını azaltmak ve bölgede tarımcılara katkı sağlamak üzere 173 milyon Dolarlık bir bütçe ayrıldığını açıkladı.
Obama, “Gezegenimiz uzun süredir yavaş yavaş ısınıyor. Bu yüzden beklemektense bu felaketleri durdurmak için bir şeyler yapmalıyız. Bu felaketlere bakmalı ve hazırlanmalıyız.” dedi.
Özetle, Amerika’nın bir bölümünde ve Türkiye’de ciddi bir kuraklık yaşanıyor. Amerika gerekli önlemleri alırken, ayırdığı bütçe ile üreticilerin kayıplarını gidermeye çalışırken, Türkiye’de kuraklık görmezden geliniyor.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız