Reklam Ver

Amerika’ya üçüncü seyahatim. İlk ikisi yıllar önce olmuştu ve doğrudan tarımla ilgili değildi. O zamanlar kapitalizmin simgesi İkiz Kuleler henüz ayaktaydı. Sonrasında birkaç davet olmasına rağmen Amerika’ya gidememiştim.
Bundan birkaç ay önce John Deere Türkiye Pazarlama Müdürü Mete Has aradı. John Deere’in 175. yılı etkinlikleri kapsamında Amerika’ya bir gezi düzenleneceğini söyledi. Geziye Avrupa’nın değişik ülkelerinden tarım gazetecilerinin davet edileceğini belirterek, birazda sitemli bir sesle “bu kez geliyorsunuz değil mi?” diye sordu. Daha önce Brezilya ve Portekiz’e çağırmış, gidememiştim.Sitemi ondandı.
Amerika’daki tarımsal yapıyı incelemek, dünyanın önemli tarım makineleri üreticisi 175 yıllık John Deere’in tarihine tanıklık etmek ve Avrupalı meslektaşlarımızla birlikte olmak için Mete’ye katılabileceğimi söyledim. Emek Ajans’tan Emel Ata’nın yoğun ve ısrarlı çabaları ile bürokratik işlemleri tamamlayıp geziye üç gün kala 10 yıllık Amerika vizesini cebimize koyunca Amerika macerası başladı.
Bir hafta süreyle(14-21 Nisan) Amerika’nın kırsalında yoğun bir program bizi bekliyordu. İzmir’den İstanbul’a oradan da Chicago’ya ulaştık. Bir hafta boyunca Iowa ve İllinois eyaletlerinde Grand Detour, Moline, Des Moines, Waterloo,Evanswille kentlerini ve ağırlıklı olarak kırsal kesimi içine alan bölgede otobüsle fabrika fabrika dolaştık. Bir hayvancılık işletmesi ve John Deere’in Iowa Bayisi ziyareti bölge tarımı hakkında fikir vermesi açısından önemliydi.
Türkiye’de yeşil traktör olarak bilinen ve “Condere” olarak telafuz edilen John Deere, Illinois eyaletine bağlı Grand Detour’da yaşayan bir demirci ustası. Tarım yapılan bu bölgede demirci atölyesinde parlatılmış çelikten pulluk üreterek hem kendi kaderini hem de bölgedeki tarımcıların kaderini değiştiren John Deere, 175 yıl sonra dünyanın en büyük 500 şirketi arasında ilk 100’e gireceğini aklına getirmiş miydi bilmiyoruz. Fakat, 175 yıl sonra onun adı ile üretilen tarım makineleri dünyanın her yerinde kullanılıyor.
Moline’deki John Deere’in o ilk atölyesi bugün müze gibi korunuyor. Yapılan turlarla John Deere’in 175 yıllık tarihinin başlangıcı olarak anlatılıyor. Yaşadığı ev 1837 yılındaki yaşamı yansıtacak biçimde korunuyor.
Moline yakınlarındaki John Deere Biçer Döver Fabrikası’nı geziyoruz. Asırlık fabrikada devasa biçer döver makineleri üretiliyor ve dünyanın pek çok ülkesine ihraç ediliyor. Sonra sırasıyla John Deere’in ürünlerinin sergilendiği pavyonu, Moline’deki Genel Merkezi, Teknoloji Merkezi, Golf Merkezi, Des Moines’teki ikinci dünya savaşından kalma Pamuk Hasat Makineleri Fabrikasını, Teknoloji Uygulama Merkezini, Dünyanın en büyük traktör fabrikalarından biri olan Waterloo Traktör Fabrikasını, Iowa’daki John Deer Bayisi’ni ve Larson Çiftliği’ni geziyoruz. Hepsinde sunumlar eşliğinde detaylı bilgiler verildi.
Gezdiğimiz fabrikaların tamamında rehberlerimiz 60 yaş üzeri genç delikanlılardı. Uzun yıllar John Deer fabrikalarında üst düzey yönetici olarak çalışanlardan bir bölümü emekli olduktan sonra tur rehberi olarak görev alıyor. Gelen ziyaretçilere fabrikayı gezdiriyor. Anlattıklarına göre, Waterloo fabrikasını yılda yaklaşık 30 bin kişi geziyor.
Bir fabrikadan diğerine, bir kentten diğerine iki grup halinde otobüslerle seyahat ediyoruz. Yol boyunca adeta sınırı olmayan, uçsuz bucaksız tarım arazileri ve belli aralıklarla dev silolar dikkat çekiyor. Bu bölgede ağırlıklı olarak buğday, mısır ve soya üretiliyor. Hayvancılık işletmelerinin yanında ise yem siloları dikkat çekiyor.
Yolda gördüğümüz tarım işletmelerinde, tarlalarda devasa tarım makineleri, büyük traktörler çalışıyor. Türkiye’de görmeye çok alışık olmadığımız makineler ve traktörler. Mete Has, Türkiye’de Devlet Üretme Çiftliği’ni kiralayarak üretim yapanların bu tür büyük makineleri kullandığını hatırlatıyor.
Yol boyunca gördüğümüz hayvancılık işletmeleri ise çok büyük değil. Çoğunluğu 100-200 başlık aile işletmesi. Çoğunun önünde hayvanların serbestçe dolaşacağı, otlayacağı mera alanları var. Bir çoğunda biyogaz tesisi var. Program kapsamında ziyaret ettiğimiz Larson Çiftliği, 2 bin 500 baş kapasiteli. Süt hayvancılığı yapılıyor. Aile işletmesi olarak faaliyet gösteriyor. Yemin tamamını kendi arazilerinde üretiyor.
Çiftlikte sunum yapıldıktan sonra, gazeteciler ellerinde fotoğraf makinesi çiftliğe dğıldı.Hijyen konusunda hiçbir önlem yok.Gazeteciler istediği her yere girip çıktı. Türkiye’de bu tür işletmelere elinizi kolunuzu sallayarak girmezsiniz. Hastalık riski nedeniyle Türkiye’de çiftliklere genellikle ziyaretçi kabul edilmiyor. Larson Çiftliği’nde kullanılan sağım teknolojisi de Türkiye’de yeni kurulan işletmelerin çok gerisinde.
Özetle, Amerikalı çiftçiler devasa alanlarda, en son teknoloji ile üretim yapıyor.Mazotu 1 doların altında alıyor. Hayvancılık yapanların yüksek yem maliyeti sorunu yok. Türkiye ile karşılaştırılmayacak kadar uygun üretim şartları var. Bu şartları görünce, teknolojiden yeterince yararlanamayan, çok küçük parsellerde, yüksek girdi maliyetleri ile ithalat baskısı altında üretim yaparak hem Türkiye’de yaşayan 75 milyon insanın gıda ihtiyacını karşılayan ve yılda 15 milyar dolar değerinde ihracata hammadde sağlayan Türkiye’deki çiftçilere şapka çıkarmak gerekiyor.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız