Reklam Ver

Türkiye, genetiği değiştirilmiş (GDO) ürünlere kapılarını açtı. Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ithalatına peş peşe izin veriliyor. Önce yem amaçlı 3 soya genine izin verildi. Sonra GDO’ lu 13 mısır genine ithalat izni verildi. Sırada Biyoetanol Üreticileri Derneği İktisadi İşletmesi’nin biyoetanol üretiminde kullanılmak üzere ithalat izni istediği 22 mısır çeşidi var. Biyogüvenlik Kurulu, 22 gen için basitleştirilmiş işlem uygulamaya karar verdi. Bunun anlamı şu. Her gen için ayrı ayrı Risk Komitesi ve Sosyo Ekonomik Komite oluşturulacak. Bu komitelerin raporları doğrultusunda kamuoyu görüşü alınmadan karar verilecek.
Sırada gıda amaçlı GDO’ lu ürünlerin ithalatı var. Böylece, GDO yaşamın her alanına giriyor. Fakat, giderek yaygınlaşmasına rağmen tüketici hangi ürünlerin GDO’ lu olup olmadığını bilmiyor. Çünkü etiketlenmiyor. Hatta yasal olarak izin verilmesine rağmen gıda üreticilerinin “ürünlerimizde GDO yoktur” ibaresine de izin verilmiyor. Böyle bir ibarenin haksız rekabete neden olacağı iddia ediliyor.
Şu sıralar GDO ile ilgili tartışmalarda gözden kaçırılan veya kaçırılmak istenen çok önemli ayrıntılar var. Bunlardan birkaç tanesini paylaşmak istiyoruz.
1-Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Biyogüvenlik Kurulu övünçle Türkiye’de GDO’lu tohumdan üretimin yasak olduğunu söylüyor. Herhalde üretim yasak olduğu için şükretmemizi ve kendilerine teşekkür etmemizi istiyorlar. Üretimin yasak olması ülkemizi ve bizi bazı tehlikelerinden koruyorsa bu ürünler neden ithal ediliyor? Aynı tehlikeler ithal ürünlerde yok mu? Üretmediğimiz için sevindiğimiz ürünleri neden tüketmek zorunda kalıyoruz? Buna açıklık kazandırılması gerekiyor.
2-Genetiği değiştirilmiş ürünlerden elde edilen gıda ve yemlerin etiketlenmesinden neden bu kadar çok korkuluyor. Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik’in 18.maddesi gıdaların, 19. maddesi yemlerin etiketlenmesini öngörüyor. Fakat etiketleme konusu gündeme gelince Bakanlık ve Biyogüvenlik Kurulu’ndaki ilgili arkadaşların tüyleri diken diken oluyor. Hemen savunmaya geçerek “Avrupa ve Amerika’da bu ürünler etiketlenmiyor” diye savunmaya geçiyorlar. Hani bizim yasamız, mevzuatımız Avrupa ve Amerika’dan daha ileriydi. O zaman etiketleme konusunda da bir adım ilerde olalım. Ne kaybedersiniz? Tüketici, hayvansal ürünleri alırken GDO’lu yemden beslenen hayvanların ürünü olup olmadığını bilmesinden neden korkuluyor? Sigaranın üzerine “öldürür”, “kısırlaştırır” türünde uyarılar konulmasına rağmen çok büyük bir kitle sigara içmeye devam ediyor. Ama birçok insan da sigara içmiyor. En azından herkes zararını bilerek karar veriyor. Genetiği değiştirilmiş ürünlerden elde edilmiş hayvansal ve gıda ürünlerinin etiketine de “Genetiği değiştirilmiş üründen elde edilmiştir” ibareleri yazılsın. Genetiği değiştirilmiş mısırla beslenmiş inekten, tavuktan üretilmiştir” türünde ibarelerin yazılmasından neden korkuluyor? Yok hayvandan gıdaya, insana geçmezmiş, yok bu konuda bilimsel çalışma yokmuş. Hepsini doğru kabul edelim. Risk Komiteleri ve Sosyo Ekonomik Komiteleri de raporlarında bu ürünlerin ithal edilebilir olduğunu söylediğine göre, zararsız olduğu iddia edilen GDO’ların etikete yazılmasından ne sakınca var? Siz yazın tüketici ne yiyeceğine özgürce karar versin.
3- Daha önce de yazmıştık fakat bir yanıt alamadık. Biyogüvenlik Kurulu gen başvuruları için Risk Komiteleri ve Sosyo Ekonomik Komiteler oluşturuyor. Bu komiteler günlerce çalışıp ortaya her ürün için ayrı raporlar hazırlıyor. Bu raporlarda dikkat çekici iki önemli nokta var. Birisi tüm raporların tek kalemden çıkması. Her gen için ayrı ayrı ve 11 kişiden oluşan bu komiteler nasıl oluyor da noktasına virgülüne varana kadar aynı raporu hazırlayabiliyor. Yoksa ellerinde hazır bir rapor var ve o raporda sadece gen adı mı değiştiriliyor? İkincisi, bugüne kadar 3 soya geni ve 13 mısır geni için hazırlanan raporların tamamında komitelerin 11 kişiden oluşmasına rağmen ( en azından yönetmelik öyle öngörüyor) neden kararlar 9 kişiyle alındı. Ve neden tüm kararlar bir oya karşı 8 oyla alınıyor? Ortada kurmaca bir karar süreci mi var?
Özetle, genetiği değiştirilmiş ürünler yaşamın her alanına giriyor. Bu saatten sonra bu ürünlerin Türkiye’de üretilip üretilmemesine takılıp kalmak GDO gerçeğini göz ardı etmek olur. Çünkü üretilmese de bu ürünler yaşamımıza girdi. Tüketici olarak ne yediğimizi sorgulamalıyız. Aldığınız etin, yumurtanın GDO ile beslenen hayvandan elde edilip edilmediğini bilme hakkınız var. Aldığınız gıdanın GDO’lu olup olmadığını, GDO’lu üründen elde edilip edilmediğini sorgulamalısınız. Bunu yapamıyorsanız, Fikir Sahibi Damaklar’ın sözcüsü Defne Koryürek ve arkadaşlarının yaptığı gibi ürünlerinde GDO’yu kullanmayan üreticileri bularak onların ürünlerini talep edebilirsiniz. Daha da önemlisi etiketlemenin yapılması için baskı unsuru olabilirsiniz. Başka türlü GDO’ dan kaçış mümkün değil. Elbetteki buı söylediklerimiz GDO’lu ürün tüketmek istemeyenler için. Tüketmek istiyorsanız zaten sorun yok. Afiyet olsun.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız