Reklam Ver

Sizler bu satırları okuduğunuzda İzmir Çeşme’de düzenlenen Ulusal Süt Zirvesi’nde olacağız. Süt ile ilgili sözü olan herkesin davet edildiği zirvede, üretici, sanayici, bürokrat, makine imalatçısı, tedarikçi ve en küçüğünden en büyüğüne sektörün tüm tarafları bir arada olacak. Büyük bir olasılıkla herkes sütteki arz fazlasından yakınacak. Dün kutlanan Dünya Süt Günü’nde olduğu gibi. Oysa, sütte asıl sorun üretimde yani arz fazlasında değil. Sorunun kaynağında yüksek girdi maliyetleri ve tüketim eksikliği var.
Türkiye’de süt üretim maliyeti neden çok yüksek ve süt tüketimi neden çok düşük?
Bu ayın başında ülke genelinde başlatılan Okul Sütü Programı aslında yıllardır biriken sorunları su yüzüne çıkardı. Sorunun üretimden değil tüketimden kaynaklandığını adeta bir tokat gibi yüzümüze vurdu.
Okul sütü projesi olmasaydı, ülkedeki milyonlarca çocuğun ilk defa veya çok az miktarda süt içtiğini ve bundan hastalandığını öğrenemeyecektik. Proje somut olarak ortaya koydu ki, Türkiye’de süt tüketimi çok düşük. Aslında yıllardır istatistikler de bunu söylüyordu. Avrupa ve Amerika’ gibi gelişmiş ülkelerde kişi başına süt tüketimi 100 litreye yaklaşmışken, Türkiye’de bu oran 20 litrenin biraz üzerinde. Okul sütü projesi istatistiği çocukların hastalanması ile ete kemiğe büründürdü.
Asıl düşündürücü olanı, bir tarafta sütte arz fazlası var diye üretici, sanayici şikayet ediyor. Diğer tarafta çocuklar sütsüz büyüyor. Bu akılsızlığı anlatmaya sözcükler yetersiz kalıyor. Başka şeyler söylemek gerekiyor ama ona da terbiyemiz el vermiyor.
Süt tüketimindeki düşüklüğün en önemli nedeni ise insanların süte ulaşamaması. Yüksek girdi maliyetlerine rağmen süt üreticide ucuz, tüketicide pahalı. Üreticide litresi 70-80 kuruş olan çiğ süt pakete girince tüketiciye en az 2 liradan satılıyor. Ürün özelliğine göre daha yüksek fiyata satanlar da var.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, okul sütü ile ilgili açıklamalarında bu çarpıklığı bütün çıplaklığı ile ortaya koydu. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Tire Süt Kooperatifi’nden aldığı süt ile hükümetin dağıttığı okul sütünü karşılaştırırken İzmir’in kendi sınırları içinde süt alıp dağıttığını kendilerinin ise 780 kilometre içinde süt dağıtımı yaptığını söyledi. Daha önce AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in de söylediğini adeta tekrarlayan Başbakan Erdoğan, Türkiye’deki süt dağıtımındaki yüksek maliyete dikkat çekiyor. Her ikisi de “biz nakliyeye çok para ödüyoruz” diyor. İkisi de doğru söylüyor. Sadece girdi maliyetleri değil, taşıma maliyetleri de çok yüksek olduğu için tüketici pahalıya süt tüketmek zorunda kalıyor. Daha doğrusu tüketemiyor. Tüketenler de sütle birlikte nakliyeye para ödüyor. Hükümet okul sütünde aynı yanlışı yapıyor. Süte değil nakliyeye, kutuya destek oluyor.
Bir firma düşünün Antalya’dan, Adana’dan, Diyarbakır’dan çiğ süt alıyor. Sütü İstanbul’a taşıyor ve paketleyerek tekrar Antalya, Diyarbakır, Adana’ya satıyor. Ucuza alınan süt ülkeyi dolaşıp tüketiciye geldiğinde pahalı oluyor. Tüketici bu sütü nasıl alıp tüketsin. Garip olan, yerelde süt alıp işleyenler de o büyük sanayicilerle aynı fiyata süt satıyor. Bu hangi ekonomik kuralla açıklanabilir?
Hükümet, her ilde, bölgede okul sütü üretecek altyapıyı bile kuramamışsa “hayvancılığımız gelişiyor, hayvancılığa her yıl 1 milyar liranın üzerinde destek veriyoruz” diye övünmesin. Verilen destek nakliyeye ve ithal edilen ineğe, yeme ve katkı maddelerine gidiyor. Üreticiye bir yararı yok.
Özetle, Türkiye’de süt arzında sorun yok. Süt üretimi fazla değil. Tüketim az olduğu için yıllardır bu sorunlar yaşanıyor. Kişi başına süt tüketimi Avrupa’nın, Amerika’nın yarısı olsa Türkiye’nin bugün 12 milyon ton olan süt üretiminin 37.5 milyon ton olması gerekir. Hesap ortada. Başka söze gerek var mı?

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız