Reklam Ver

Ferit Barış PARLAK/Dünya Gazetesi
‘Şemsiye’ kelimesi, Arapça’da ‘güneş’ anlamında kullanılan ‘şems’ kökünden türetilmiş…
İngilizce’de kullanılan ‘umbrella’ ise, Latince’de ‘gölge’ anlamında kullanılan ‘umbra’ kökünden türetilmiş…
‘Şemsiye’nin anlamı: Güneşten koruyan…
‘Umbrella’nın anlamı: Gölgeleyen… 
 * * *
Ama biz günümüzde şemsiyeyi sadece yağmurdan korunmak için kullanıyoruz.
Yağmuru gördüğümüzde açtığımız şemsiyeyi, güneşi gördüğümüzde açmaya çekiniyoruz/utanıyoruz.
Vücudumuzun güneşin zararlı ışınlarını almasına çekinmeden/düşünmeden davet çıkarıyoruz.
Milyarlarca liralık sağlık harcamasına ve sağlıksızlığın getirdiği verimsizliğe kapı aralıyoruz.
 * * *
Abartmıyorum.
Biraz araştırırsanız, belli saatler arasındaki güneşin insan vücuduna verdiği zararın, gelmiş geçmiş hükümetlerin uyguladığı tarım politikalarının Türk tarımına verdiği zarardan daha büyük olduğunu göreceksiniz mesela!
 * * *
Konuyu Türk tarımı ile ilişkilendirmemin nedeni var.
Tarım potansiyelimizi, ‘şemsiye’ gibi çok amaçlı ve verimli kullanabilirdik ama bir tarım politikamız olmadı.
Popülist politikalar devredeydi.
Tarım siyasetin oyuncağıydı.
Oy potansiyeli nedeniyle sadece seçim dönemlerinde hatırlanırdı.
Bu nedenle kolay üretilen ürünlerde üretim fazlalığı, zor ve ihtiyaç duyulan ürünlerde ise üretim eksikliği vardı.
Fazla ürünler yakılıyor, hatta denize dökülüyordu.
Kaynak ısrafının bini bir paraydı.
Üretici bu nedenle ektiğinin karşılığını alamıyor, Hazine sürekli zarar yazıyordu.
Ve bu kısır döngü içinde tarım eriyordu.
Elimizdeki tarım potansiyeli sermaye birikimi, sanayinin gelişimi gibi ekonomiye ivme kazandıracak onlarca alanda hatırlanması gerekirken, ‘şemsiye’ gibi sadece kapalı havalarda hatırlanıyordu!
 * * *
Bu nedenlerle:
Üniversite ikinci sınıf öğrencisiyken Tarım Bakanlığı’nda ‘evrak kayıt memuru’ olarak çalışmaya başlayan;
AÜ Veterinerlik Fakültesi’ni bitirdikten sonra teknik eleman kadrosuna geçen;
İngiltere Aberdeen Üniversitesi’nde tarım ekonomisi üzerine yüksek lisansını tamamlayıp, AÜ Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nde ‘Hayvan hastalığıyla mücadelede hangi yöntem daha ekonomiktir?’ teziyle doktorasını alan;
Tekrar Tarım Bakanlığı’na dönerek tarımsal üretim ve geliştirme genel müdür yardımcılığı, koruma ve kontrol genel müdürlüğü ve bakanlık müşavirliği görevlerinde bulunarak toplam 24 sene sonunda emekli olan;
Kısacası bakanlığın hemen hemen bütün kademelerinde çalışıp, çiftçinin sorun dolu nefesini soluyup, sektörün içinden gelip, tarımın ekonomiye sağlayacağı katkının anlamını akademisyen kimliğiyle anlayıp sonrasında bakanlık koltuğuna oturan Mehdi Eker’den beklentiler fazlaydı.
 * * *
Eker işe sessiz başlayıp, sessiz devam etti.
Bakanlığının yaptıklarını fazla anlatmadı.
Bu nedenle de çok eleştiri aldı.
Farklı toplantılarda bir araya geldiğimizde de, “Güzel şeyler yapıyoruz. Çok daha güzel şeyler yapacağız” deyip, ayrıntılara girmedi.
Hatta son 4 yıldır Tarım Bakanlığı’nın tüm birimlerinin üzerinde çalıştığı, 2010 yılı başında uygulaması başlatılacak ‘Yeni Tarım Modeli’ni dahi sır gibi saklamayı başardı.
Belki de, “Çok konuşup, az iş yapanlardan” olmak istemedi…
Belki de, fazla dillendirdiği için yapacaklarının önüne geçilmesinden çekindi…
Belki de, uykudaki siyasetçiyi, girişimciyi, çiftçiyi, memuru, akademisyeni, işçiyi daha fazla heyecanlandırıp uykusundan kaldıracak bir zaman aralığı kolladı…
Belki de…
Sıralayabileceğimiz onlarca ‘belki’ var ama bu belkiler işe yaramış gibi görünüyor.
Tarım yazarımız Ali Ekber Yıldırım’ın bir gazetecilik başarısına imza atıp ele geçirdiği ve hafta başından itibaren gazetemizde yayımlanan “Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli” başlıklı yazı dizisi ve Bakan Eker’in dünkü açıklamaları, Türk tarımında uzun yıllardır beklenen adımın Tarım Bakanlığı tarafından atıldığının haberini veriyor.
Bu, uzun zamandır gölgede beklettiğimiz tarımımızın, tünelin ucundaki güneş ışığına doğru yol almaya başladığını gösteriyor.
Demek ki istediğimiz zaman yapabiliyormuşuz; hayırlı olsun…

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız