Reklam Ver

Gazi ERÇEL /Dünya Gazetesi

Deutsche Bank Baş Ekonomisti Prof. Dr. Norbert Walter, güçlü bir analizcidir. Türkiye’yi de iyi tanır. Geçenlerde bir söyleşisinde tarım sektöründe yaşanan son gelişmeleri yorumlarken, Avrupa Birliği’nin katılım müzakereleri sırasında Türkiye’ye karşı yeni bir bakış açısı geliştirmesi üzerinde durmuş. Tarımın ve gıda fiyatlarının önümüzdeki dönemlerdeki gelişmeleri dikkate alınarak bir karış toprağın bile kıymetleneceğini ve Türkiye’nin bu durumda öneminin artacağının altını çizmiş.
Bunun anlamı özetle şöyle: “Ey AB yöneticileri. Türkiye’nin AB’ye katılımı için öngördüğünüz tarımsal nüfusun yüzde 8’lere düşürülmesi politikanız yanlış. Tam tersine bu ülkenin tarım potansiyelinden yararlanalım. AB’nin gıda deposu ülkelerden birisi yapalım. Bunun için ise yeni bir strateji gerekir.”
Yukarıdaki gerçeğin bazı AB yöneticileri tarafından algılanmasının zaman alacağı kuşkusuz. Ancak gerek küresel ısınma, gerekse talebe bağlı artışlar nedeniyle gıda fiyatlarında gözlenen şokun uzun süreceği de kesin.
Böylesi bir fırsat
Bu aslında karşımıza çıkan bir mucize. Türkiye’nin önüne geçmişte de böyle beklenmedik olaylar çıkmış ve ülkenin kaderi etkilenmişti. Kore Savaşının bizi NATO’ya taşıması bunlardan birisi. Gıda fiyatları şoku da buna benziyor.
Geçen hafta Osman Aralat ve Rüştü Bozkurt ile birlikte Tokat’taydık. Turhal, Zile, Erbağa ve Niksar’da toplantılar yaptık. Bu çerçevede gezerken gördüğümüz Yeşilırmak’ın vadileri Kozova ve Kelkit havzalarının, Zile ovasının, Erbağ’a ve Niksar’ın bulunduğu bölgenin bize bahşedilmiş bir lütuf olduğunu düşündük. Sanki parmağınızı toprağa gömseniz, yeşillenip çıkacak gibi bir his geliyordu insana.
Ayrıca yapılan bilimsel araştırmalar özellikle bu bölgenin küresel ısınmadan en az etkilenecek yerlerden olduğuna işaret ediyordu.
Dünya Gazetesi yazarlarından ve tarım sektörünü en iyi bilenlerden birisi olan Ali Ekber Yıldırım’ın yazılarından öğrendiğimiz gerçeklerleri de buna eklediğimizde Türkiye’nin eline çok önemli bir fırsat geçtiği kesin. Bunu kullanabilir miyiz sorusunun yanıtı ise yine bizim izleyeceğimiz politikalara bağlı.
Vizyon gerekli
Zile’de anlattılar. 1967 yılında yapımına başlayan Süreyya Bey Barajı, aradan 40 yıl geçmesine karşın, halen tamamlanamamış bir durumda. Yapımı bitirilebilse birçok alan sulanabilecek ve buğday üretimi tahminlerin ötesinde artacak.
Yaylacık ve Sakarat Dağları’nın arasındaki yoldan geçerken gözlemlediğimiz gibi bazı köylerde nüfus iyice azalmış. 5-10 haneye düşenler var. Tarlalarda çalışacak genç nüfus ortalarda yok. Çoğu buraları bırakıp şehirlere gitmişler. Tarım nüfusu yaşlanmış.
Buna karşılık, özelleştirmeden aldığı devlet çiftliğini, modern bir hale dönüştüren ve yaptıkları yatırımlarla verimi artıran Diren’lerin Tokat’taki çiftliği, tarımın nasıl yapılması gerektiği konusunda adeta dersler veriyor.
Hasan Ünal’ın Antalya’daki Grow Fide’sinde yarattığı mucizelere ne demeli. Karpuz ve domates üretiminde küçük bir teknolojik yenilikle nelerin yapılabileceğini tüm Türkiye’ye ispatladı.
Evet, Türkiye’de tarımın verimi sanayi ve hizmetler sektörlerine kıyasla oldukça düşük. Ancak, son gıda şoku nedeniyle karşımıza yeni bir ufuk açıldı. Tarımda, başta küçük parselleri bir araya getirecek önlemlerle, yeni bir sayfa açılabilir. Hükümetin bunu görmesi lazım.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız