Reklam Ver

Maden katliamı Türkiye’nin tarım politikasını da tartışmaya açtı.
Kırsalda yaşayanlar tarımdan geçinemediği için başka sektörlerde işçi olarak çalışmak zorunda bırakılıyor. Bu bazen bir maden oluyor. Bazen bir sanayi tesisi, bazen de daha önce sahibi oldukları topraklarda ırgatlık oluyor.
Yıllardır tarımda küçük üreticilik yok ediliyor, aile çiftçiliği çözülüyor, diye yazıyoruz. Bu süreç 1980’li yıllarda başladı. Tarımda özelleştirmeler, “tarımı köylülerden kurtaracağız” anlayışı ile Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası reçeteleriyle oluşturulan tarım politikaları ile son yıllarda bu süreç iyice hızlandı.
Bu politikanın yansımaları ne oldu?
İthalata dayalı uygulanan tarım politikaları sadece çiftçiye değil, tüketiciye de faturası çok ağır oldu. Tarımsal üretimin her alanında “ithalatla terbiye etme” anlayışı benimsendi.
Bir ülkede tarıma ne kadar değer verildiğini, nasıl bir politika uygulandığını öğrenmek için çarşı, pazar dolaşmak, market raflarına bakmak yeterli.
Çünkü uygulanan politikanın en iyi yansıdığı yer semt pazarları, market raflarıdır. Bu nedenle pazar ve rafları yakından izliyoruz.
Tarımda uygulanan yanlış politikanın Türkiye’yi nasıl ithalatçı yaptığını da yine market raflarında görülüyor. Bir çok marketin bakliyat reyonunda ürünlerin büyük bölümü ithal. Örneğin şu günlerde yerli nohut bulmak zor. Ama çok farklı ambalajlarda Hindistan, Meksika ve diğer ülkelerden ithal nohut var. Daha bir kaç yıl öncesine kadar nohut ihraç eden Türkiye, dünyanın öbür ucundan nohut ithal ediyor.
Kuru fasulyede de durum farklı değil.
Pirinçte ise çok dramatik bir tablo var. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ve bakanlık yetkilileri haklı olarak her fırsatta çeltik üretimini artırdıklarını söylüyor.
Tarım ve hayvancılıkta pek çok üründe Türkiye’yi ithalata mahkum eden AKP Hükümeti, gerçekten de çeltik üretiminde önemli artış sağladı.
Rakamlar çok net. 2002’de 60 bin hektar alanda 360 bin ton çeltik üretiliyordu. Geçen yıl 110 bin 592 hektar alanda 900 bin ton çeltik üretimi yapıldı. Alan olarak iki kat, üretim olarak yaklaşık 2.5 kat artış sağlandı. Üretilen bu çeltikten 540 bin ton pirinç elde ediliyor. Türkiye’nin pirinç tüketimi yaklaşık 600 bin ton. Biraz daha destek verilse, gayret gösterilse ithalata hiç gerek kalmayacak.
Fakat, üretim artışına rağmen ithalattan vazgeçilmiyor. Raflarda yerli pirincin yanı sıra farklı markalarla ithal pirinçte satılıyor. En çarpıcı olanı ise üzerine “Lüks Pirinç” yazılarak satılan Amerikan Calrose pirinci . Hem de bir dönem silolarına “Ofis, Çiftçinin Kara Gün Dostudur” yazan Toprak Mahsulleri Ofisi’nin markasıyla, logosuyla satılıyor. Böyle dost olunca, düşmana gerek yok!
Tüketiciler de “ucuz” diye ve Toprak Mahsulleri Ofisi ürünü diye bu pirinci tercih ediyor.
Ofis yöneticileri, “Biz hem üreticiyi, hem tüketiciyi koruyan, piyasayı düzenleyen bir kurumuz. Hem yerli, hem ithal pirinç satıyoruz” deseler de, görevleri Amerikan pirinci satmak değil. Amerika ve Avrupa’daki piyasayı düzenleme kurumları başka bir ülkenin ürününü kendi adıyla, markasıyla doğrudan tüketiciye satıyor mu?
O zaman çeltik üretimini artırmanın, üreticiyi desteklemenin bir anlamı yok. Ofis, ucuza pirinç ithal etsin ve marketlerde satsın.
Devlet, çeltik üretiminde kendi üreticisini destekliyor. Ama ithalatla Amerikan çiftçisini de destekliyor. Amerikan çiftçisine verilen destek, Trakya’daki, Gönen’deki çiftçilere verilse ülke pirinç ihtiyacının tamamı üretilemez mi?
Üreticilere sorduğumuzda, “Elbette üretiriz, destek bir yana, en kritik zamanlarda yapılan ithalat bizim ürünümüzün değerini düşürüyor. Bu nedenle üretim yapmakta zorlanıyoruz” diyorlar.
Çiftçiler haklı, yakın zamanda Hükümet, hasat öncesi buğday, arpa, mısır ve çeltikte toplam 4.2 milyon ton ithalat için Toprak Mahsulleri Ofisi’ne sıfır gümrükle ithalat yetkisi verdi. Bu yetki kapsamında 1 Eylül 2016 tarihine kadar Ofis’e 200 bin ton pirincin sıfır gümrükle ithalat yetkisi getirildi. Bu karara ilişkin geçenlerde yazdığımız yazı üzerine Ofis yöneticileri ” bu yetkinin verilmesinin ithalat yapılacağı anlamına gelmediğini, ihtiyaç olursa yapılacağını” söyledi. Söylemekle kalmadı bizim yazımız üzerine kamuoyuna açıklama yapıldı. Daha iki hafta geçmeden ihtiyaç oldu, buğday ve arpa ithalatı için ilk ihaleler açıldı.
Özetle, uygulanan ithalata dayalı politika sadece çiftçilere değil, tüketiciye, ülkeye ciddi zarar veriyor. İthalat yerine üretimi destekleyecek politikalar uygulanmazsa tarımdan geçinemeyenler başka sektörlere, başka kentlere kaçacak ve orada da sorun olarak karşımıza çıkacaklar.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız