Reklam Ver

Bu yıl yaşamımızı derinden etkileyecek iki seçim yapılacak. Birisi Cumhurbaşkanlığı, diğeri milletvekilliği genel seçimi.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin tarım sektörü açısından önemli olmadığı söylenebilir. Fakat,Başbakan Tayyip Erdoğan bu göreve seçilirse,Türkiye’de ilk kez bir çiftçiye “artistlik yapma lan”, “hadi ananı da al git” diyen bir cumhurbaşkanı olacak.
Milletvekilliği genel seçimleri ise tarım sektörünü yakından ilgilendiriyor. Çok partili yaşama geçildikten sonra,seçim yıllarında tarıma verilen desteklerin arttığı, ürün fiyatlarının daha yüksek belirlendiği biliniyor.
Bugüne kadar iktidarlar seçim yıllarında kırsal kesimden daha fazla oy alabilmek ve bu kesime şirin görünmek için bu tür yollara başvurdu. Siyasi literatüre giren Süleyman Demirel’in “kim ne verirse 5 fazlasını veririm” sözü bu dönemi çok iyi özetliyor.
2000 yılından bu yana tarım politikalarının ipleri Dünya Bankası ve İMF’ nin elinde. Bu dönemde tarım sektöründe bir çok destek kaldırıldı. Destekleme kapsamındaki ürünlerin sayısı azaldı. Siyasetçinin elindeki oyuncak alınmış oldu.
İyi mi oldu?
Geçmiş yıllardaki uygulamalara bakarak “iyi oldu” diyebilirsiniz. Fakat, siyasetçinin elindeki oyuncağı bir tabancaya benzetirsek, bu oyuncak, Dünya Bankası ve İMF’ nin elinde gerçek silaha dönüştü.
Üretimle bağlantısı olmayan, tarımın kronikleşen sorunlarını çözmek bir yana yeni sorunlar yaratan, ülke tarımını dışa bağımlı hale getiren bir politika uygulanmaya başlandı.
Siyasetçi bu yeni döneme çok kısa zamanda ayak uydurdu. Muhalefette iken bu politikaları en ağır biçimde eleştiren, iktidara gelince en sadık savunucusu oldu.Tarıma ve tarımın sorunlarına oturduğu koltuğun konumuna göre bakan bir anlayış iyice yerleşti. Bu anlayış ile tarımdaki sorunları doğru tespit etmek ve çözüm üretmek mümkün değil.
Tarım Bakanlığı koltuğunda oturuyorsanız tarımda her attığınız adımı “devrim” olarak adlandırırsınız. Sektörde hiç bir sorun olmadığına kendinizi inandırır sonra da başkalarının da size inanmasını beklersiniz.
Fakat, Bakanlıktan çıkıp en yakınınızdaki herhangi bir köye gittiğinizde, bir çiftçi ile konuştuğunuzda gerçeklerin öyle olmadığını görürsünüz.
Tarım Bakanı koltuğunda oturuyorsanız, tarımın iki yıl üst üste büyüdüğünü(2004 ve 2005) söylersiniz.Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) verilerine göre,bu yılın 9 aylık döneminde küçülen tek sektörün tarım olduğunu ise görmezden gelirsiniz.
Fakat görmezden gelmeniz gerçeği değiştirmiyor.
‘Enflasyondaki düşüş sokaktaki insanın yaşamına yansımıyor’ görüşü ekonomide böyle bir gerçeğin yansımasıdır.
Bu yansıma tarımda kendisini başka biçimde gösteriyor.
Tarım, üst üste iki yıl büyüme kaydediyor, fakat bu büyüme çiftçiye,kırsal kesime yansımıyor. Aksine,kırsalda yoksulluk hızla artıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre,Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 21’i yoksulluk çekiyor. Yoksulluk çekenlerin yüzde 61’i kırsal kesimde yaşıyor. Daha çarpıcı bir veri, 2002-2005 döneminde kentlerde göreli yoksulluk azalırken, kırsal kesimde hızla artıyor.
Tarımda büyüme ile yoksulluk atbaşı gidiyor. Tarım büyüdükçe yoksulluk artıyor.
Burada ciddi bir çarpıklık yok mu?
Tarım gerçekten büyüyorsa, yoksulluğun azalması daha mantıklı değil mi?
Üstelik tarımın büyüdüğünü de, yoksulluğun arttığını da aynı kurum,Türkiye İstatistik Kurumu söylüyor.
Bu verilerin ikisi de doğru kabul edilirse, o zaman tarım gerçekten büyüyor.Fakat, tarımdan diğer sektörlere ciddi bir kaynak transferi var.
Kırsalda yoksulluğun bu kadar artması ise,tarımda geçimlik üretim yapanlar ile ticari üretim yapanların ayrışmasından kaynaklanıyor. Küçük üreticilik tasfiye oluyor. Üretim yapamaz duruma gelen küçük üreticiler ellerindeki varlıkları kaybediyor ve yoksullaşıyor.
Küçük üreticiliğin yerini yerli veya yabancı dev şirketler alıyor. Bunların yatırımlarıyla tarım büyüyor.Eğer gerçekten bir büyüme varsa.
Küçük üreticiliğin tasfiyesi Türkiye için doğru bir tercih olabilir mi?
Hiç bir önlem alınmadan, alternatif istihdam alanları yaratılmadan, kırsal politikalar üretilmeden yaşanan bu çözülme, tarıma ve ekonomiye büyük sorunlar yaratacaktır.Daha da önemlisi ağır sosyal sorunlara neden olacaktır.
Tarım sektöründe rekabet edebilmek için ölçek ekonomisine uygun işletme yapısının oluşturulması doğru bir tercih olabilir. Ancak, ölçek ekonomisine uygun işletmeler kurulurken, küçük üreticliğin ‘gözü kara’ bir biçimde yok edilmesinin topluma faturası çok ağır olacaktır.
Kaldı ki, Türkiye’nin tam üyelik hayali ile kapısında beklediği Avrupa Birliği, aile tipi küçük üreticiliği ayakta tutmak için özel koruma destekleri uyguluyor.
Türkiye’nin en şanslı olduğu alanlardan biri kabul edilen organik tarım ve sözleşmeli üretimin geleceği açısından küçük üreticiliğin korunması çok büyük önem taşıyor.
Bu nedenle, tarımda “reform yapıyoruz”, “devrim niteliğinde kararlar alıyoruz” bahanesi ile küçük üreticilik uluslararası tekellere yem edilmemeli.
     ****
Mustafa Taşar’ ın kaybı
Yeni yıla üzücü bir haberle girdik.Eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mustafa Taşar, trafik kazasında yaşamını yitirdi. Mustafa Taşar,Bakanlığı döneminde tarım için iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalıştı. Renkli bir kişiliğe sahipti. Aynı görüşleri paylaşmasak ta,her zaman uygarca konuştuğumuz,bilgilerimizi paylaştığımız bir Bakandı. Kendisine tanrıdan rahmet,yakınlarına ve tarım sektörüne başsağlığı dileriz.

Tarımda siyaset ve küçük üreticiliğin tasfiyesi…
Bu yazıyı değerlendirin

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız