Tarım Blog Sayfa 225

Ziraat Mühendisleri

10

Jandarmayı saymazsak çocukluğumuzda köye gelen iki devlet memurunu bilirdik. Birisi kaymakam,diğeri ziraat mühendisi.
Köyün, köylünün ışığı,bilgi kaynağı, pusulasıdır ziraat mühendisleri.
Köy çocuklarının kaymakamlık veya ziraat mühendisliği hayali ile yaşamaları bundandır. Fakat son yıllarda bir çok köy çocuğu ziraat mühendisi göremez oldu.
Son zamanlarda köyden,köylüden koparılmaları,uzaklaştırılmaları onların suçu değil elbette.  Köye gitmemekle suçlanan ziraat mühendisinin köye gidecek aracı var mı soran yok. Aracı varsa konulacak yakıt var mı?
Tarım politikasının iplerini IMF ve Dünya Bankası’na teslim eden Türkiye, onların direktifleri doğrultusunda  kamu harcamalarını kıstıkça kısıyor.
Sulama için yatırım yapılamıyor. Yılda 400 bin hektar alanın sulamaya açılacak yatırım yapılması gerekirken ancak 40 bin hektarlık sulama yatırımı yapılıyor.
Verimliliğin artırılması, üreticinin bilinçli üretim yapması için ziraat mühendisinin köye gitmesi, çiftçiye yol göstermesi gerekiyor.Ama ziraat mühendisleri köye gidemiyor.
Peki ne yapıyor?
Üretmemeyi teşvik eden doğrudan gelir desteğinin hesaplamasını yapıyor. Tarım il müdürlüklerinde veya ilçe müdürlüklerinde doğrudan gelir desteği hesapları ile görevlendirilen ziraat mühendisi mutsuz.
Tarlada bilgiye muhtaç çiftçi, ziraat mühendisi ile buluşamamaktan şikayetçi. O nedenle üretici de mutsuz,çaresiz.
Ülkede 85 bin ziraat mühendisi var. Bunlardan 10 bini işsiz veya geçici bir işte çalışıyor. Bu kadar işsiz mühendis dururken her yıl yüzlerce yeni mezun veriyor Ziraat Fakülteleri. Bunların  bir bölümü mesleğini yapabiliyor,çoğu başka işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor.
Tarladaki üretici bilgiden yoksun,ziraat mühendisi iş bulamamaktan şikayetçi. Bu iki kesimi buluşturmadıkça tarımda başarıyı yakalamak mümkün mü?
Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Gökhan Günaydın’a sorarsanız, Türkiye’nin 160 bin ziraat mühendisine ihtiyacı var.Ancak, ziraat mühendisi ile köylü arasındaki bağın 1980’li yıllardan sonra bilinçli olarak koparılması nedeniyle ziraat mühendisleri işsiz. İş bulanların önemli bir kısmı ise masa başı işlerde görevlendiriliyor. Çiftçiye, üretimi artırmanın yolunu gösterecek ziraat mühendisi, üretim yapmayan çiftçinin devletten ne kadar Doğrudan Gelir Desteği alacağını hesaplamakla görevlendiriliyor.
Hangi mühendis istemez okulda öğrendiklerini tarlada uygulamayı.Ülkesine hizmet etmeyi. Bilgilerini ülkesinin yararına kullanmayı.
Fırsat bulanlar, tarımda verimliliğin sağlanması, bilinçli üretim yapılması,doğru tekniklerin kullanılması için gecesini gündüzüne katarak üreticiye hizmet veriyor.Çoğu zaman hakkettiğini almadan,alamadan.
Tüm engellere,engellemelere rağmen  ziraat mühendisleri ülke tarımının gelişmesi,kırsalda yaşayanların refah seviyesinin yükselmesi  için büyük bir çaba gösteriyor.
Yarım asırdan fazla bir süredir Ziraat Mühendisleri Odası, büyük bir özveri ve yurtseverlik bilinci ile tarıma katkıda bulunuyor.
Tarım arazilerinin talan edilmesine karşı çıkanların ön saflarında hep ziraat mühendisleri var. Çünkü toprağın değerini en iyi bilen onlar.
Atatürk’ün kendi çabaları ile kurduğu Atatürk Orman Çiftliği’nin yağmalanmasına karşı çıkanlar da onlar.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Yalova‘da arazi satın alarak kurduğu ve 1937 yılına kadar bizzat kendisi işlettikten sonra “tarım yapılması ve hilesiz meyve yetiştirilmesi” için halka bağışladığı Yalova Tarım İşletmesi’nin turistik tesise dönüştürülmesi için yeşil sermayeye verilmesini yargı yoluyla engelleyenlerin başında da yine ziraat mühendisleri var. Atatürk’ün mirasına sahip çıkmayı görev bilen de yine onlar.
Tarımla ilgili her yasal düzenlemeyi titizlikle inceleyen ve ülke yararına, tarım sektörünün yararına  çıkması için çaba gösteren,çözüm üreten de onlar.
Anadolu’da gittiğimiz her yerde onların, Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın ve arkadaşlarının izlerine rastlıyoruz. Gitmedikleri il,ilçe kasaba yok. Bilgileri ile Anadolu’yu aydınlatıyorlar.
Avrupa Birliği sürecinde çiftçiyi bekleyen tehlikelere dikkat çekiyorlar. Ülke potansiyelinin daha iyi değerlendirilmesi için  eğitim çalışmaları ile çiftçiye yol gösteriyorlar.
Her yıl yapılan Tarım Haftası etkinlikleri, teknik seminerler ve çıkarılan yayınlarla tarım sektörüne ve ülke ekonomisine yol gösteren Ziraat Mühendisleri Odası, ziraat mühendislerinin özlük hakları ve sorunlarını da her platformda savunan gerçek anlamda bir sivil toplum örgütü.
Bizimde her zaman yararlandığımız çok verimli bir internet sitesi var.Çalışmalarını bu sütuna sığdıramadığımız Ziraat Mühendisleri Odası’nın www.zmo.org sitesini izlemenizi ve yararlanmanızı öneririz.
Bir başka önerimiz ise  IMF ve Dünya Bankası Programlarının Türkiye tarımına etkileri hakkında bilgilenmek istiyorsanız, Ziraat Mühendisleri Odası  Tarım Politikaları Yayın Dizisi altında yayınlanan Dr. Necdet Oral’ın “Türkiye Tarımında Kapitalizm ve Sınıflar”  kitabını okumanız. 

Edirne'de hayvancılık…

2

Trakya bölgesi ülke hayvancılığında çok önemli bir yere sahip. Kooperatifleşmenin yaygın,üretimin bilinçli yapıldığı bölgede kaliteli süt ve et üretimi gerçekleştiriliyor. Fakat bu ürünlerin pazarlanmasında ciddi sıkıntılar var. İstanbul gibi nüfusu 12 milyonu aşan bir pazara çok yakın olmasına rağmen üretilen et ve süt yeterince değerlendirilemiyor.
Bunun için gerekli altyapı oluşturulmuş değil.Edirne-Tekirdağ-Kırklareli üçgeninde birinci sınıf bir mezbaha yok.
Edirne peyniri herkes tarafından bilinen ve aranılan bir ürün olmasına karşın  Edirne peynirini büyük ölçekte üreterek pazarlayacak bir organizasyon yok.
Yaşanan bu sorunları aşmak  ve üreticinin ürününü değerlendirmek amacıyla Edirne Ticaret Borsası’nın öncülüğünde iki önemli proje yürütülüyor. Birisi et ve et ürünleri entegre tesisi diğeri ise süt ve süt ürünleri entegre tesisi kurmak.
Bu iki projenin de öncüsü,isim babası  Edirne Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı  Mustafa Yardımcı.
Mustafa Yardımcı’ nın çabaları ile  Edirne’de et üretimi yapan kasaplar bir araya gelerek  Edirne Et Ürünleri Entegre Tesisleri Sanayi ve Ticaret. A.Ş.’ni kurdular. Amaçları Trakya bölgesinde olmayan birinci sınıf bir mezbaha kurmaktı.
Fakat, projeyi daha da büyüttüler. Geçen ay Edirne Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Yardımcı, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Mıhlayanlar, Edirne Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Yorulmaz ve Edirne Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Sami Aladağ bir araya gelerek bir protokol imzaladılar.
Bu protokol ile, Edirne Ticaret Borsası, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası, Edirne Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği ve Edirne Ziraat Odası kurulan şirkete ortak oldu. Böylece hayvancılık konusunda faaliyet gösteren üretici,sanayici ve tüccar kesimini temsil eden kuruluşlar  et ve et ürünleri entegre tesisi kurmak için güçlerini birleştirdi.Tesisleri temeli gelecek ay atılacak.
Mustafa Yardımcı, bu modeli süt ve süt  ürünlerinde de gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu amaçla Edirne’deki  mandıralar bir araya gelerek Edirne Süt ve Süt Ürünleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ni kurdu. Hedef günde 100 ton kapasiteli bir süt ve süt ürünleri entegre tesisi kurmak.
Edirne Ticaret Borsası’nda katıldığımız  geniş kapsamlı toplantıda bir çok kentte kurumlar arasında yaşanan çekişmenin,çıkar çatışmasının  Edirne’de en alt düzeye indiğine tanık olduk. Süt sanayicisi ile süt üreticisi, Köy-Koop yöneticileri kafa kafaya verip daha kaliteli süt üretimi için ne yapabiliriz? Süt tüketimini nasıl artırırız? Edirne peynirini nasıl pazarlarız? sorularına ortaklaşa çözüm bulmaya çalıştıklarını gördük.
Et ve et ürünleri konusunda da aynı yaklaşım var. Böyle bir anlayışın yerleşmesinde Mustafa Yardımcı’ nın yanı sıra, Köy-Koop Edirne Birliği Başkanı Ahmet Erken, Ziraat Odası Başkanı Cengiz Yorulmaz, hayvancılık sektörünün önde gelen isimleri Mustafa Göktaş ve İsmail Kasap’ın büyük katkısı var. Bizim katıldığımız toplantıya  katılan Köy-Koop Kırklareli Birliği Başkanı Erdoğan Kantürer de çok ciddi katkılarda bulundu.
Erdoğan Kantürer’i bölgede tanımayan yoktur. Hayvancılığa ve sütçülüğe yaşamını adamış yurtsever bir kooperatifçi.
Edirne’de hayvancılık denilince “Canlı Hayvan Borsası”nı da anlatmakta yarar var.
Hayvancılıkla ilgilenenlerin, Türkiye’deki borsaların Edirne Canlı Hayvan Borsası’nı mutlaka görmelerini öneriyoruz.
Edirne Canlı Hayvan Borsası, haftanın 5 günü, tamamen elektronik bir ortamda alıcı ile satıcının bir araya geldiği ve tüm işlemlerin kayıt altına alındığı bir borsa sistemi.
Borsanın işleyişi özetle şöyle:
Küçükbaş veya büyükbaş hayvanını satmak isteyen üretici hayvanını borsaya getiriyor. Borsaya getirilen hayvanlar için  Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Yasası şartlarına uygun olması gerekiyor. Gelen hayvanlar, Borsa’ nın Veterineri Kamil Uran tarafından sağlık kontrolü ve ultrasonla gebelik testinden geçiriliyor. Hamile olan hayvanların kesime gönderilmesi engelleniyor. Sağlık kontrolünden geçen hayvanlar kulağındaki küpe numarası ile bilgisayara kaydediliyor ve bir sıra numarası veriliyor.
Canlı hayvan satışının yapıldığı salonun bir tarafında seansı yöneten ve bilgisayarda kayıt işlemlerini yapan görevliler var. Diğer tarafta ise hayvan satın almak için açık artırmaya katılan alıcılar var. Salonda 55 alıcı var ve kendilerine ayrılan koltukların yanında satışa katılmaları için elektronik bir sistem var. Alıcı oturduğu yerden düğmeye basarak açık artırmaya katılıyor.
Üretici hayvanını salona getirir. Alıcılar  hayvanın cinsine,kalitesine,yağ oranına,randımanına bakarlar. Büyük baş  hayvanda ortalama yüzde 12 ile 18 oranında kemik bulunuyor.
Seansı yöneten görevli kilogram fiyatı üzerinden bir fiyat belirleyerek  açık artırmayı  başlatıyor. Satın almak isteyen alıcılar koltuklarının yanındaki elektronik düğmeye basarak açık artırmaya katılıyor. Bütün alıcılar karşılarındaki büyük ekrandan kimlerin alıcı olduğunu görüyor.Bir tek alıcı kalıncaya kadar açık artırma devam ediyor. Bir kişi kalınca satış yöneticisi fiyatı duyuruyor ve ekranda alıcı firmanın adı yazılıyor. Hayvan sahibi fiyatı beğenmezse hayvanını alıp gidiyor. Fiyatı beğenirse hayvan salondaki elektronik tartıya çıkarılarak kilosu tespit ediliyor. Bilgisayarda tescil işlemi yapılıyor, vergisi ve yüzde 8 oranındaki tokluk firesi kesildikten sonra üreticiye parası ödeniyor. Böylece satış işlemi tamamlanıyor. Bu şekilde yılda 10-12 bin büyükbaş ve bir o kadar da küçükbaş hayvanın satışı yapılıyor.
Her şey elektronik ortamda ve kayıt altında.Devletin bir kuruş vergi kaybı yok.
Bu sistem Türkiye geneline yaygınlaştırılsa hayvancılıkta kayıt dışı bir tek hayvan,vergisi ödenmemiş bir tek işlem kalmayacak.Ayrıca, ülkeye kaçak hayvan ve et girişi önlenebilir ve tüketici sağlıklı et ve et ürünleri tüketmiş olur.Yeter ki devlet istesin.

Ayçiçeği üretimi ve Trakyabirlik

Geçen hafta iki gün Edirne’deydik. Gazetemizin Edirne Temsilcisi Ümit Özel ile birlikte bir çok toplantıya katıldık.Tarım ve hayvancılık konusunda bölgedeki üretici, sanayici, tüccar, ihracatçı,oda,dernek ve yerel yöneticilerle görüşmeler yaptık. Bazı tesisleri gezdik. Bilgilerimizi paylaştık,yeni bilgiler edindik.Bizim için çok verimli ve yararlı iki gün oldu. Yeri geldikçe bu bilgileri ve izlenimleri sizlerle paylaşacağız.
Edirne’de iki gün boyunca  konuştuğumuz hemen herkes tarım ve hayvancılık politikalarından şikayetçi. Memnun olan, hükümetin uygulamalarına destek veren kimse yok. Üretici de şikayetçi,sanayici de.Bitkisel üretim yapanlar da memnun değil,hayvancılık yapanlar da. Ekonomisi tarım, hayvancılık ve tarımsal sanayie dayalı Edirne’de herkes şikayetçi ise, bunun mutlaka dikkate alınarak üzerinde durulması gerekiyor.
Bizden bir gün sonra Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker de Edirne’deydi. Sorunlar kendisine aktarıldı.
Bölgenin en önemli ürünü ayçiçeği. Üretici,sanayici ve tüccar sözbirliği etmişçesine, “ayçiçeğine verilecek prim ekim yapılmadan açıklansın ve zamanında ödensin” diyor. Bu çözülemeyecek bir sorun değil. Hemen çözülebilir. Fakat yıllardır hiçbir hükümet bunu başaramadı.
Buna rağmen üretici,tüccar,sanayici işbirliği yaparak ayçiçeği üretimini artırmak için çalışıyor.
Türkiye, 1980’lerin sonunda 1 milyon 250 bin ton ayçiçeği üretirken daha sonra uygulanan yanlış politikalar sonucunda üretim yarı yarıya azalarak 600 bin tona kadar düştü.Bitkisel yağ ihtiyacının çok önemli bölümü ithalatla karşılanmaya başlandı. Bugün de petrolden sonra en büyük ithalat kalemini bitkisel yağlar oluşturuyor.
 Son yıllarda Trakyabirlik’in çabaları ile ayçiçeği üretimi yeniden artmaya başladı. Üretim arttıkça dışa bağımlılık azalacak.
Trakyabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Sezen’in anlattığına göre bu yıl 1 milyon ton sınırı aşılacak. Fakat üretimdeki artışın kalıcı olması destekleme primi ve döviz kuruna bağlı. Destekleme priminin ayçiçeği ekiminden önce açıklanması ve zamanında ödenmesi üretim artışının devamı için çok önemli. Yerli üretim sürekli olarak ithalat baskı altında.Bu nedenle döviz kuru baskı altında tutulduğunda ithalat cazip hale geliyor.
Rafet Sezen, bu konuda ilginç bir karşılaştırma yapıyor:”Biz bu göreve geldiğimizde 2003 yılının başında dolar 1 milyon 670 bin liraydı.Ayçiçeğinin kilosu 460 bin liraydı. Bugün dolar 1 milyon 380 bin lira, ayçiçeği 525 bin lira. Dövizin baskı altında tutulması bizim fiyatlarımızı yurt dışındaki fiyat karşısında yüksek kalmasına neden oluyor. Ciddi bir koruma olmadığı için Bulgaristan,Rusya ve Ukrayna’ya karşı rekabet şansımız azalıyor. Üretimin artması ve üreticinin ayakta kalması verilecek destekleme primine bağlı. Ayrıca buğday ve mısıra verilen fiyat ve destekleme primi de ayçiçeği üretimini doğrudan etkiliyor. Avrupa’da ve Amerika’da nasıl 5 yıl önceden hangi ürüne ne kadar destek verileceği açıklanıyorsa Türkiye’de de aynı sisteme geçilmesi gerekiyor.Üretim planlaması bu şekilde olur.”
Trakyabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Sezen,Başkan Vekili  Ahmet Akgün, Yönetim Kurulu Üyeleri  Hilmi Kahraman,Şerif Baykut,Genel Müdür İsa Gökçe, Denetim Kurulu Üyeleri Hüseyin Kocabıyık,Remzi Kabak ve Hüseyin Fidan ile sohbet ederken ayçiçeği üretimi ve Trakyabirlik’in geleceği konusunda endişeden çok, umutlu olduklarını görüyoruz.
Yönetim Kurulu Başkanı’ndan en küçük ortağına kadar herkes biliyor ki, Trakyabirlik olmadan ayçiçeği üretiminin yapılması çok zor.
Trakyabirlik’in üreticiye kullandırdığı nakdi kredi (gübre,yem,tohum,ilaç) 100 milyon YTL’ nin üzerinde. Trakyabirlik bu desteği vermese bir çok çiftçi tarlaya giremeyecek.Üretilen ürünün yüzde 50’sini alıyor. İşleyerek piyasaya sürüyor. Ayrıca sanayiciye hammadde temin ediyor. Geçen yıl 100 bin tona yakın rafine yağ satarak bir rekora imza attı.
Bu sorumluluk ve bilince sahip Trakyabirlik yöneticileri ve çalışanları verimliliği ve kaliteyi artırıcı çalışmalar yapıyorlar.
Yağ oranı yüksek ve 4 kızartma yerine 8 kızartma yapılabilecek  yağ elde etmek için yeni bir ayçiçeği çeşidi konusunda deneme üretimleri yapılıyor. Trakyabirlik Genel Müdürü İsa Gökçe’nin verdiği bilgilere göre,bugün  bölgede ekimi yapılan ayçiçeğinde yağ oranı ortalama yüzde 39 ile 40 arasında. Yeni çeşitlerde  ise yüzde 47.5 oranında yağ elde etmek mümkün. Aynı miktar ayçiçeğinden daha yüksek yağ elde etmek üretici açısından  çok önemli bir avantaj. Amerika’daki üretimin  tamamı, Fransa’da ise  yüzde 80’i bu yeni çeşit ayçiçeğinden sağlanıyor.Türkiye’de ise,Trakyabirlik’ in çabaları ile deneme üretimleri yapılıyor.
Üzerinde çalışılan bir başka önemli proje ise, kalitesine göre ayçiçeği alımına geçmek.Fakat, bu projenin uygulanabilmesi için yağ ölçüm cihazlarının alınması ve alım merkezlerinin buna uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Depolama şartlarının iyileştirilmesi şart. Belki  48 kooperatifin tamamında bu sistem kurulamayabilir. Çünkü her kooperatif için 6-7 milyon YTL yatırım gerektiren bir proje. Fakat , alım merkezleri birleştirilerek en azından 7-8  büyük kooperatifte bu uygulamaya geçilebilir.
Trakyabirlik, sadece ayçiçeğinin  üretim boyutunda değil sanayide de çok önemli bir yere sahip. Entegre tesislerinde ve Bursa Karacabey’deki yağ fabrikasında üreticinin ürünü değerlendirilerek kendi markası ile pazara sunuluyor.
Entegre tesislerini Trakyabirlik Genel Müdür Yardımcısı Adnan Tekçe ve tesislerden sorumlu müdür İsmail Yılmaz ile birlikte geziyoruz. Son yıllarda yapılan yatırımlarla tesisler bir yandan modernize edilirken diğer tarafta fabrikalara fabrika eklendiğini görüyoruz.
Yıllardan beri bu yatırımların bazı kesimleri rahatsız ettiğini biliyoruz. Trakyabirlik’in hem üretici hem de sanayici olmasını istemiyorlar.İstiyorlar ki, Trakyabirlik üreticiden  ayçiçeğini alsın,depolasın ve sanayiciye istediği zaman versin. Böyle bir model dünyanın hiçbir yerinde yok. Avrupa Birliği’nde kooperatifler hem üretimde,hem sanayide hem de pazarlamada söz sahibi.
Trakyabirlik’te , üreticinin ürününü değerlendirerek kendi markası ile piyasada var olduğu sürece rekabet edebilir ve gerçek anlamda kooperatifçilik yapabilir. Aksi taktirde sanayicinin depocusu olmaktan öteye gidemez. O zaman da üreticinin kaderi sanayicinin iki dudağı arasında olur.
Lisanslı depoculuk ayrı bir konu. Nitekim,Trakyabirlik ile Edirne Ticaret Borsası’nın  bu konuda birlikte çalışmaları konusunda görüş birliği var.
Edirne’de tarım,hayvancılık, Ticaret Borsası’nın çabalarını,Canlı Hayvan Borsası ve diğer konulardaki izlenimlerimizi ve bilgilerimizi paylaşmayı sürdüreceğiz.
 

Hayvancılıkta istikrarlı büyümenin geleceği…

0

Son 10 yılın en istikrarlı büyüyen sektörlerinden birisi hayvancılık. Tarım sektörü içerisinde en iyi durumda olan kesim hayvancılıkla uğraşanlar.Verilen destekler,yapılan yatırımlarla sektörde çok olumlu gelişmeler sağlandı.
Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği,1095 hayvancılık işletmesinin 1998’den bugüne kadar olan gelişimini inceledi. İşletmelerin çok büyük bölümü bu dönemde yüzde 200 ile yüzde 300 oranında büyüme kaydetti. Yaklaşık 10 yıl önce 10 ile 15 baş hayvana sahip bu işletmelerin bugün 35-40 baş işletmeye ulaşması sektördeki büyüme ve istikrarı gösteriyor.
Sektöre teknoloji olarak da önemli yatırımlar yapıldı. Bir çok kooperatif  sağım makineleri,süt soğutma tankı yatırımları ile sütte kalite ve verimliliği artırdı.
Bu dönemde bir çok yeni yatırım da yapıldı. Daha önce hayvancılıkla ilgisi olmayan,sektörle ilk kez tanışan girişimciler büyük işletmeler kurdular.
Organik üretim bu dönemde başladı.Türkiye’nin en büyük holdinglerinden biri olan Doğan Grubu,organik üretim için hayvancılığa ciddi yatırım yaparak öncü oldu.
Islah çalışmaları,yem bitkilerinin üretimi, suni tohumlama ve daha bir çok konuda olumlu gelişmeler kaydedildi.
Küçükbaş hayvancılık konusunda önemli adımlar atıldı.
Özetle, hayvancılık sektörü çok istikrarlı bir büyüme sürecine girdi. Bu süreç devam edebilirse yakın gelecekte Türkiye, hayvancılıkta  dünyanın sayılı ülkelerinden birisi olabilir.
Fakat, sanki bütün bu olumlu gelişmelerden rahatsızlık duyan birileri var.
Adeta,üreticinin güçlenmesi,işletmelerin büyümesi, üretimin artması engellenmek isteniyor.
Yerli sanayiinin  büyümesi,yeni yatırımların yapılması bazılarının uykusunu kaçırıyor.
Sanki gizli bir el hayvancılığı çökertmek istiyor. İstikrarlı büyümeyi tersine çevirmek için çaba gösteriyor.
Siyasi iktidar da bu çabaya bilerek veya bilmeyerek destek oluyor. Bir yandan sektöre ciddi destekler sağlıyor,diğer tarafta sektörü tedirgin eden,istikrarı bozan uygulamalara imza atıyor.
Süt destekleme primi konusunda sergilenen siyasi tutum hayvancılıktaki istikrarlı gelişmeyi bozan,sektördeki örgütleri birbirine düşüren bir uygulama haline geldi.
Hayvancılığın gelişmesi ve daha kaliteli süt üretiminin desteklenmesi amacıyla devlet, süt üreticisine yılda yaklaşık 300 milyon YTL süt destekleme primi ödeniyor. Destekleme priminin temel amaçlarından birisi üretimi kayıt altına almaktır. Bunu sağlamak için üreticinin bir kooperatife veya üretici birliğine üye olması ve ürettiği sütün kayda geçirilmesi gerekiyor. Yıllardan beri bunu Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği ve köy kalkınma kooperatifleri (Köy-Koop) yapıyordu. Özellikle Damızlık Sığır yetiştiricileri Birliği’nin Avrupa’daki bir çok ülkeden daha ileri bir kayıt sistemi var.Destekleme primlerinin ödenmesinde hiçbir sorun yaşanmazken, hükümet önce bu birliği ele geçirmeye çalıştı. Bunu başaramayınca,hükümet yanlısı birlikler kurma yoluna gitti. Süt Üretici Birlikleri ve  Hayvancılık Kooperatifleri  kuruldu. Yapılan yasal düzenleme ile hiçbir altyapısı olmayan bu birliklere de süt destekleme primi dağıtma görevi verildi. Köy-Koop dışlandı. Üreticinin tepkisi ve Köy-Koop’un yasal yollara başvurması üzerine geri adım atıldı. Ortada hiç bir sorun yokken, tamamen siyasi bir kararla  4 farklı birlik süt destekleme primi konusunda  karşı karşıya getirildi. Üretici tedirgin ve süt destekleme primi konusundaki bu kavganın sektöre zarar vereceği endişesini yaşıyor.
Bir başka siyasi oyun küçükbaş hayvancılıkta oynanıyor. Küçükbaş hayvancılığın gelişmesi için çok ciddi destekler verildi.Ülke genelinde üretici örgütlenmesine gidildi ve 32 ilde Koyun ve Keçi Damızlık Sığır Yetiştiricileri  Birliği kuruldu. Bu birlikler bir araya gelerek Merkez Birliği’ni kurdular. Amaçları ülkede küçükbaş hayvancılığın gelişmesini sağlayarak et ve süt üretimini artırmak,tüketicinin bu ürünleri daha ucuza  tüketmesini sağlamaktı.
Avrupa Birliği’nin özellikle koyun etinde ciddi açıkları var. Bunu Türkiye’den karşılamak için çalışmalar başlatıldı. Küçükbaş hayvancılık yeniden ülkenin gündemine girdi. Her şey yolunda giderken siyaset yine devreye girdi.Koyun ve Keçi Damızlık Yetiştiricileri Merkez  Birliği’nin genel kurulu çok tartışmalı bir biçimde yapılarak,hükümet mensubu bir milletvekilinin kardeşi başkanlığa getirildi. Üreticiler şaşkın ve tedirgin.
Siyasetin sektördeki etkileri bununla sınırlı değil. AKP Hükümeti döneminde başlatılan “Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi” kapsamında kooperatifler aracılığıyla fakir üreticilere ikişer inek dağıtılıyor. Bu tamamen siyasi bir uygulama.Milletvekilleri kendi illerinde inek dağıtılması için adeta yarışıyorlar.
Fakat ilginç tarafı kime sorsanız herkes bu projeye karşı olduğunu söylüyor. Tarım Bakanı Mehdi Eker ile yaptığımız söyleşide bu projeye karşı olduğunu söylemişti. Ama proje uygulanmaya devam ediliyor.
Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği, süt sanayicisi,üretici örgütleri, bürokratlar kiminle konuşsak herkes “ben bu projeye karşıyım” diyor. Fakat proje kapsamında hayvan dağıtımı sürüyor. Ülke kaynaklarının  tamamen siyasi amaçlarla kullanıldığı bu projeyi kim ve hangi amaçla uyguluyor?
Binlerce hayvan amaç dışı dağıtılırken,gerçek girişimci hayvan bulamamaktan şikayetçi. Bu nedenle üreticiyi tedirgin eden,yatırımcıyı endişelendiren hayvan ithalatı ülke gündeminden düşmüyor.
Daha da ilginç olanı,Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, üreticinin örgütü olan Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği hayvan ithalatı için lobi faaliyetlerinin sözcülüğünü yapıyor.
Yatırım yapmak isteyen ve hayvan bulamadığını iddia eden girişimcinin ithalat için baskı yapması,lobi yapması doğal karşılanabilir. Fakat bir ülkenin Tarım Bakanı, müsteşarı,bürokratı, üretici kuruluşu kendi üreticisine zarar vereceğini bile bile  ithalatı savunabilir mi?
Böyle yaklaşım,Türkiye’de ıslah çalışmalarını başlatırken, ithalatçı olmayı değil, ihracatçı olma hedefini koyan Atatürk’e saygısızlıktır.
Siyasetin sektörde üretici ile sanayiciyi karşı karşıya getirdiği son proje,”Sözleşmeli Damızlık Süt Sığırcılığı Projesi” oldu.
Bu proje ile sözleşmeli süt üretimi hedefleniyor.Fakat, proje , üretimi yapacak üreticilerden, üretici örgütlerinden gizleniyor.Ankara’ya süt sanayicileri davet ediliyor,Tarım Bakanlığının en  üst düzeydeki  bürokratları ile proje tartışılıyor.
Bu toplantıyı haber yapmak istediğimizde “proje daha tartışılıyor,olgunlaşınca Başbakan açıklayacak” deniliyor. Üretici örgütlerinin neden toplantılara çağrılmadığını sorunca bir telaş başlıyor. Üretici örgütleri hemen toplantıya çağrılıyor. Bakanlık katılımı bu kez çok alt düzeyde oldu.Pazartesi yapılan toplantıda üretici örgütleri sözleşmeli süt sığırcılığına karşı olduklarını dile getirdiler. Fakat bu kez toplantıda sanayiciler yoktu.Şimdi bakanlık sözleşmeli üretim isteyen sanayicilerle,istemeyen üreticiler arasında bir tercih yapacak. Hangi yönde karar verirse versin, yeni bir tartışmaya yeni bir kavgaya neden olacak.
Oysa, sektördeki büyüme ve istikrarın devamı için kavgaya değil,siyaset üstü politikaya ve üretici ile sanayicinin birlikteliğine ihtiyaç var.
(21.2.2007)

Nezih Demirkent'in öğretisinde tarımın önemi…

Gazetemiz DÜNYA’nın kurucusu Nezih Demirkent’ in aramızdan ayrılmasından bu yana 6 yıl geçti.Aramızdan ayrılan sadece O’nun bedeni. Eserleri yaşamaya devam ediyor.
En büyük eseri DÜNYA Gazetesi, 27 yıldan beri bağımsız gazetecilik yapıyor. Nezih Demirkent’in koyduğu ilkeler doğrultusunda; sansasyondan uzak, tarafsız ve bilgiye dayalı bir gazetecilik anlayışından hiçbir zaman ödün vermedi.
DÜNYA’yı diğer gazetelerden ayıran temel unsurlardan birisi bu yayın çizgisi, diğeri ise Anadolu’ nun sesi,gözü, kulağı olması.Nezih Bey’in yarattığı bu model hem gazeteyi ayakta tutuyor hem de Anadolu insanına karşı sorumluluğumuzu,görevimizi yerine getirmeyi sağlıyor. Doğrusu bu birlikteliğin daha uzun yıllar sürmesi herkesin dileği. Pazartesi günü Nezih Bey’i anmak için İstanbul’da yapılan toplantıda bir kez daha Nezih Demirkent’in DÜNYA’ sı ile Anadolu buluştu. Başkent Ankara’dan, Edirne, Malatya, Denizli ve Mersin’den dostlarımız kentlerinin sanayisini,ticaretini,sorunlarını ve çözüm önerilerini anlattılar. Buna ilişkin geniş haber 13 Şubat tarihli DÜNYA’da geniş olarak yer aldı.Bir kez daha okumanızı öneririz.
Nezih Demirkent’in bize göre en önemli özelliklerinden birisinin bilgilerini insanlarla paylaşarak zenginlik yaratmasıydı. Bugün bir çok gazetenin ekonomi sayfaları, Nezih Demirkent’in yetiştirdiği gazeteciler tarafından hazırlanıyor. Ekonomi basınında Nezih Demirkent’ in öğretisinden yararlanmayan gazeteci sayısı yok denecek kadar azdır.
Anadolu’da Nezih Demirkent adını duymamış kaç girişimci, kaç oda başkanı,kaç yerel yönetici var?
O’nun gitmediği Anadolu kenti,konuşmadığı oda,dernek, borsa yok denecek kadar azdır.
Bize göre Nezih Bey’in Dünya Gazetesi kadar önemli bir başka eseri, varlığı yetiştirdiği insanlardır.
Nezih Demirkent’ in yetiştirdiği gazetecileri,yazarları, insanları düşünebiliyor musunuz?
O insanlar bugüne kadar ne kadar çok haber yazdılar,yazılar yazdılar,yorum yaptılar. Gazete yöneticisi, gazete sahibi oldular.Kitaplar yazdılar. Binlerce, milyonlarca insanın bilgilenmesine,gelişmesine katkıda bulundular.
Fabrika kurarak insanlara aş,ekmek verenler oldu. Çözülemez denilen sorunlara çözüm buldular.
Nezih Demirkent’in öğretisi ile,dostları, arkadaşları, ailesi, Anadolu’da bir çok girişimci ülke kalkınmasına katkıda bulundular. Aydınlanma meşalesini ülkenin en ücra köşesine kadar götürdüler. Götürmeye de devam ediyorlar. Nezih Bey’in ölümünden sonra gittiğimiz Anadolu’daki bir çok toplantıda hiç tanımadığımız insanların, “Nezih Bey’in bize çok büyük desteği oldu. O olmasaydı  bu yatırımı yapacak cesareti,desteği bulamazdık” sözleri O’nun bu konudaki misyonunu, gösterdiği çabanın boyutlarını gösteriyor.
DÜNYA Gazetesi çalışanları olarak bizler, O’ nun öğretisinden yararlananlar  Nezih Bey’den izler taşıyoruz. Yaptığımız çalışmalara,yazdığımız yazılara  bu izler yansıyor. Nezih Bey, bir çoğumuzun yaşama bakışını,yaşama biçimini değiştirdi.
Nezih Bey’in yaşamını değiştirdiği insanlardan birisi de bu satırların yazarı.Tarım konusunda yazı yazmamızı ve bu alanda uzmanlaşmamızı sağladı. Tam 11 yıldır bu sütunda sizlerle buluşmamızı sağlayan Nezih Demirkent, daha önce yazdığımız gibi bu köşenin isim babası ve en büyük destekçisi,en önemli bilgi kaynağıydı.
Tarım yazılarından sonra 1998’de DÜNYA Gazetesi, medyada ilk kez “tarım” sayfası yayınlamaya başladı. Bu sayfada her hafta bir ticaret borsasını tanıttık. Tarım haberlerine, söyleşilere geniş  yer verildi.Bu sayfa iki yıldan fazla sürdü. Ancak yaşanan ekonomik kriz nedeniyle gazete sayfaları azaltılınca tarım sayfası da sona erdi. Doğrusu tarımcılar da bu sayfaya yeterince sahip çıkmadı. Nezih Bey’in gösterdiği duyarlılığa sektör aynı duyarlılıkla yanıt vermedi.Sayfa kapandıktan sonra önemi anlaşıldı.
Beş yıl aradan sonra Nezih Demirkent’in eserini bugünlere taşıyan, O’nun ilkelerinden,misyonundan  ödün vermeden DÜNYA’yı  bugünlere getiren Gazetemizin Yönetim Kurulu Başkanı Didem Demirkent ve Genel Yönetmenimiz Osman Arolat’ın  isteği ve desteği ile 7 Aralık 2005’te  başlayarak tarım sayfası yeniden yayınlanmaya başlandı. Her Çarşamba günü tarım sayfasında sektörün sorunları,başarıları geniş yer buluyor. Tarım sayfası olan başka gazete maalesef yok.
Bugün medyada hemen her gün tarımla ilgili haberler yer alıyor.Bir çok köşe yazarı düzenli olmasa da zaman zaman tarımla ilgili yazılar yazıyor.Tarım ilavesi hazırlayanlar var. Dergiler çıkıyor. Medya yıllar sonra tarım gerçeğini gördü. Fakat, ulusal düzeyde yayın yapan ve kendilerine “büyük”diyen gazetelerde düzenli olarak tarım yazan uzman gazeteci yok. Gönül istiyor ki, her gazetede tarım konularını yazan uzman bir gazeteci olsun.
Gazetemizin kurucuları Nezih Demirkent’i 11 Şubat 2001’de, Prof.Dr. Işın Demirkent’i ise 3 Şubat 2006’da yitirdik.Nezih bey, muhabirlikten gazete sahipliğine uzanan yaşamı gerçek bir başarı öyküsü. Prof.Dr. Işın Demirkent, bu başarı öyküsünün arkasındaki isimdi. Işın Hanım, Türkiye’nin yetiştirdiği ve Haçlı Seferleri konusunda dünyaca tanınan bir tarihçiydi. DÜNYA Gazetesi’nin bugünlere gelmesinde çok büyük katkıları olan bir başka usta isim ise, Türkiye’nin ilk ekonomi gazetecisi Fasih İnal’dı. Fasih Bey, 15 Şubat 1998’de yaşama veda etti. Mevzuat konularında,tekstil,madencilik ve  diğer bir çok alanda uzman gazetecilik yapan Fasih İnal, yaşamının sonuna kadar amatör ruhunu yitirmeden yazılarını ustalıkla kaleme aldı.
DÜNYA ailesine katıldığımızdan bu yana her zaman öğretilerinden yararlandığımız,dersler aldığımız Prof. Dr. Işın Demirkent’i,Nezih Demirkent’i ve Fasih İnal’ı saygı ve özlemle anıyoruz.

Bakanlıktan açıklama
Geçen haftaki  “Kırsal kalkınmanın öncüleri zorda” balıklı yazımızla ilgili Tarım Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği bir açıklama gönderdi.
Yazımızda kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi programının çok önemli bir proje olduğunu ve bu proje ile tarım ürünlerini işleyecek 686 tesisin kurulacağını,bu tesisleri kuracak girişimcilerin bürokratik baskılarla yatırımlardan caydırılmamasını dile getirmiştik.
Tarım Bakanlığı’nın açıklamasında ise, “Uygulama aşamasında; hibe başvuru dosyasında ve hibe sözleşmesinde daha önce tüm taraflarca üzerinde mutabık kalınmış kurallara göre hareket edilmektedir.” deniliyor.
Bakanlık, “yatırımcılar bu zorlukları kabul ederek işe girdiler” demeye getiriyor. Bu anlayışla projenin başarıya ulaşmazı çok zor olur. Tarım Bakanlığı,zorluk çıkaran değil, zorlukları aşan,çözüm üreten kurum olmalı.

Kırsal kalkınmanın öncüleri zorda…

Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı,başarılı olursa köylünün ürününü değerlendiren 686 tesis faaliyete geçmiş olacak.
Bu proje kapsamındaki tesis yatırımları, devletin hibe desteği ile yerel girişimciler tarafından gerçekleştiriliyor.
Yerel girişimcilerin çoğu bulundukları bölgenin örnek ve girişimci insanları. Yaşadıkları bölgeye yatırım yaparak,istihdam yaratarak katkıda bulunmak istiyorlar. Başarılı olurlarsa, o bölgedeki diğer girişimcilere örnek olacaklar ve bu tür yatırımlar artacak. Fakat başarısızlık olursa,o bölgelerde bir daha kimse bu tür yatırım yapmaya kolay kolay cesaret edemez.Bu nedenle projenin başarısı tarımın ve kırsal kesimin geleceği açısından da çok önemli.
Önceki hafta bu sütunda yazdığımız “Kırsal kalkınma destekleri” (24 ocak 2007- DÜNYA Gazetesi) başlıklı yazıdan sonra bazı okurlarımız aradı. Yaşadıkları sorunları,karşılaştıkları güçlükleri anlattılar. Anlatılanları, 686 yatırımdan oluşan büyük bir bir projede “istisnai” durum olabileceğini düşündük.
Fakat, gazetecilik kuşkusu ile konuya bakınca yaşananların istisnai olmadığına tanık olduk.
Önümüze Türkiye haritasını ve proje kapsamındaki 686 yatırımcının listesini koyarak değişik illerdeki yatırımcılara telefonla ulaştık. Afyon,Erzurum,Antalya,Bingöl,Van,İzmir,Amasya, Muş, Siirt, Kahramanmaraş, Nevşehir,Yozgat,Hakkari,Manisa,Aydın,Balıkesir,Diyarbakır ve daha bir çok ilden yatırımcılarla tek tek konuştuk.
Gördük ki,sorunsuz hiç bir yatırım ve girişimci yok.
Bürokratik işlemler ve baskılar nedeniyle girişimcilerin neredeyse tamamı yatırım yapmaktan çok pişman.
Bazıları,” keşke hiç devletle iş yapmasaydım, kendi paramla bu yatırımı yapsaydım” diyor.
Bazıları,yatırdıkları teminatın yanmaması için projeyi sürdürüyor.
Bazıları bulunduğu bölgenin öncü kuruluşu,girişimcisi olduğu için projeden vazgeçmeyi gururuna yediremediğini söylüyor.
Bazıları ise,projeyi inadına tamamlamak için çaba gösteriyor.
Anlatılanları yazmaya sayfalar yetmez. Fakat bir kaç örnek var ki,yaşananları çok iyi özetliyor.
Bir yatırımcı, bulunduğu ildeki Valinin de isteği ile bakliyat paketleme ve depolama tesisi kurmak için proje hazırlıyor. Projesi kabul ediliyor.Kendi deyimi ile projenin başlaması ile yaşamı değişiyor. Zamanının önemli bölümünü Tarım İl Müdürlüğü’nde geçirmeye başlıyor.Bürokratik işlemlerin peşinde koşmaktan normal işleri ile ilgilenemez hale geliyor.
Kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi programına göre,yatırımcı her ay yaptığı işleri kapsayan ilerleme raporunu hazırlayarak Tarım İl Müdürlüğü’ne vermesi gerekiyor. İstenen ilerleme raporu, Avrupa Birliği’nin ülkeler için hazırladığı ilerleme raporlarından çok daha kapsamlı. Yapılan harcamalar tek tek yazılıyor. Bir ay boyunca yapılanlar ayrıntılı bir biçimde yazılıyor. Yazılması yetmiyor, birde fotoğrafla görüntülenmesi gerekiyor. Temel atmadan önce tesisin kurulacağı alanın fotoğrafı isteniyor.Temel atılınca bir kez daha fotoğraflanması isteniyor. Kalıp bağlanırken, beton dökülürken,kalıp sökülürken,çivi çakılırken,sıva yapılırken ve diğer aşamaları tek tek fotoğraflanarak aylık ilerleme raporuyla birlikte Tarım İl Müdürlüğü’ne verilmesi şart. Yukarıda sözünü ettiğimiz yatırımcı, temel atmadan önce arsanın fotoğrafını çekmediği için cezalandırılıyor. Evet, yanlış okumadınız cezalandırılıyor. Yatırımcı zaman kazanmak ve tesisini kış gelmeden faaliyete geçirebilmek için, kendi cebinden para harcayarak tesisin temelini atıyor.Bunu da ilk ilerleme raporunda Tarım İl Müdürlüğü’ne bildiriyor. Kendisine teşekkür etmek bir yana güzelce bir fırçalıyorlar. Sonra da temel için harcadığı parayı hesaplayarak bunu hibe desteğinden düşüyorlar. Programa göre, yatırımcıya proje bedelinin yarısı hibe olarak ödeniyor. Henüz bir kuruş hibe desteği almayan bu girişimciye temel için yaptığı masraflar düşüldükten sonra hibe desteği verilecek.
Yatırımcı haklı olarak,” Bu işe girdiğime pişmanım. Şimdiye kadar uğradığım zarar, alacağım hibenin iki üç katını buldu. Kendi paramla bu yatırımı yapacak güce sahibim.Fakat,bölgedeki girişimcilere örnek olmak için girdim. Bir daha devletle asla iş yapmam.” diyor.
Bir başka yatırımcı, Bakanlığa yazı ile başvurarak kuracağı süt işleme tesisinde küçük bir revizyon yapmak istediğini bunun proje maliyetini etkilemeyeceğini bildirerek izin istiyor. Fakat, Bakanlıktan kendisine gelen yazıyı okuyunca adeta şok oluyor. Bakanlık girişimciyi “ciddiyetsizlikle” suçluyor.
Konuştuğumuz bir başka girişimci, bulunduğu bölgede çok tanınan, bilinen büyük bir yatırımcı.Başka bir projesi için Avrupa Birliği’nden de hibe desteği kullanıyor. Avrupa Birliği ile hiç bir sorun yaşamadığını projenin çok iyi yürüdüğünü söylüyor. Fakat, Tarım Bakanlığı’nın projesinde ciddi sıkıntılar yaşadığını, Bakanlığın bu konuda “çok acemi” olduğuna dikkat çekiyor.
Proje sahiplerinin ortak sorunlarından birisi ise,ağır kış şartları nedeniyle inşaat yapımının durması.
Bakanlık,inşaat ihalesi yapmayan, işi zamanında bitiremeyenlerin sözleşmesini tek taraflı olarak sona erdireceğini bildiriyor. Girişimciler Ankara’da özellikle Doğu ve Güneydoğu’da, kışın sert geçtiği bölgelerde inşaat yapılamayacağı konusunda Bakanlık yetkililerini ikna etmeye çalışıyor.
Yatırımcıların anlattıkları sıkıntılar yazmakla bitmez. Bir gerçek var ki çok iyi niyetle başlatılan bu kapsamlı projede ciddi sorunlar var.
Tarım Bakanı Mehdi Eker, yaşanan bu sorunların ne kadar farkında bilemiyoruz. Fakat, şunu biliyoruz ki, 686 girişimcinin hepsi bulundukları bölgede örnek alınacak insanlar. Türkiye’nin ve tarım sektörünün bu yatırımcılara ihtiyacı var. Bunlar küstürülürse, yatırım yaptıklarına pişman edilirse bir daha kırsal kesime yatırım yapacak girişimci zor bulunur.

Ziraat Bankası'nın tarıma dönüşü…

Uluslararası Para Fonu(IMF) ile 19 Aralık 1999’da imzalanan Stand-By anlaşması tarım sektörü için önemli bir dönüm noktası oldu.
Bu anlaşma ile ulusal politika tamamen terk edilerek tarımı tasfiye edecek yeni bir politika çok yönlü olarak uygulanmaya başlandı.
Bu dönemde bir çok yasal düzenleme yapıldı. Tarıma yarardan çok zarar getiren Şeker Yasası,Tütün Yasası, Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Yasası kabul edildi.
Destekleme sistemi tamamen değiştirildi.Üretmeye değil, üretmemeye yönelik bir politika benimsendi.
Yapay olarak büyütülen görev zararları gerekçe gösterilerek Ziraat Bankası tarımdan ve çiftçiden koparıldı.
Özetle tarımı besleyen,ayakta tutarak yaşamasını sağlayan damarlar bir bir kesildi.
Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklere mali destek yapılması yasaklandı.
Ziraat Bankası’nın çiftçiye,tarım sektörüne kredi vermesi yasaklandı. Üç yıllık bir geçiş sürecinden sonra Ziraat Bankası’nın özelleştirilmesi hedeflendi.
2001’de yaratılan büyük kriz Türkiye’yi İMF ve Dünya Bankası’nın politikalarına muhtaç hale getirildi. Bu kriz sonrasında bir çok bankaya el konuldu. Bankaların bir bölümü tamamen kapatıldı, bir bölümü el değiştirdi.Emlak Bankası, Ziraat Bankası ile birleştirildi.
2002 yılındaki genel seçimlerin de etkisi ile Ziraat Bankası’nın özelleştirilmesi gerçekleşmedi. Şu günlerde Halk Bankası’nın özelleştirilmesi gündemde.Halk Bankası’nın özelleştirilmesi ve ardından Ziraat Bankası’nın özelleştirilmesi ile hem küçük ve orta ölçekli işletmelerin hem de esnaf ve tarım kesiminin kredi desteğinden yoksun kalacağı endişesi var.
Bankacılık sektöründe yabancı sermaye oranının ulaştığı nokta bu endişeleri daha da artırıyor. Böyle bir dönemde Türkiye’nin ilk milli bankası olan Ziraat Bankası’nın özelleştirilmesi ülke ekonomisine ve özellikle tarım sektörüne yarardan çok zarar vereceği çok açık. Çünkü, Ziraat Bankası son bir kaç yıldır yeniden tarıma kredi veren,tarım sektörü ile barışan bir banka konumuna geldi.
Ziraat Bankası’nın kullandırdığı tarım kredileri 2000 öncesinde 3 katrilyon lira (3 milyar YTL) düzeyindeydi. Bu kredilerde şüpheli alacaklar  150 trilyon lira civarındaydı.Bankanın görev zararları tarımdan değil diğer alanlardan kaynaklanıyordu. Fakat, İMF ve Dünya Bankası’nın tarım politikalarına egemen olmaya başladığı 2000 yılı başında tarım kredileri durduruldu.2000 ve 2001’de tarıma hemen hemen hiç kredi verilmedi.2002’de ancak 227 trilyon lira (227 milyon YTL) kredi kullandırıldı.
Ziraat Bankası’nın tarımdan koparılmasının faturası çok ağır oldu. Bu ağır faturayı sadece çiftçiler değil,toplumun her kesimi ödedi.Bir çok üründe dışa bağımlılık arttı.Tarımda üretim ve yatırım yapılamaz hale gelindi.
Ziraat Bankası’nın tarımsal kredi boşluğunu özel bankalar doldurmak için yoğun çaba gösterdiler.Ancak, bunu başaramadılar. Meydan tefecilere kaldı. Tıpkı Ziraat Bankası’nın kurulduğu 1863’lerdeki şartlara dönüldü. Çiftçi Ziraat Bankası’nın eksikliğini ve önemini gördü,yaşadı. Böyle bir yapıda tarımsal üretimin ve ihracatın uzun süre devam etmesi mümkün değildi.Nitekim,Ziraat Bankası, 2003’ten  itibaren yeniden tarımsal kredilere ağırlık  vermeye başladı.Sahip olduğu altyapıyı ve birikimi harekete geçirdi. Üretici ile bozulan ilişkilerini yeniden canlandırdı.
Geçen hafta Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hüsamettin Gülhan,Tarımsal Pazarlama Daire Başkanı Dr. Levent Öztürk ve İzmir’deki 1. Bölge Başkanlığı ve 2.Bölge Başkanlığı’nın  üst düzey yöneticileri ile sohbet ederken, kaybedilen o yılların boşluğunu doldurmak için büyük bir özveri ile çalıştıklarına tanık olduk.
Ziraat Bankası’nın tarımsal krediler birimi ülkenin en ücra köşesindeki çiftçiye,yatırımcıya ulaşarak kredi vermenin çabası içinde.Bu çabaları sonucunda 2002 sonu itibariyle çiftçilere kullandırılan kredi toplamı 227 milyon YTL iken, 2006 sonu itibariyle 3 milyar 521 milyon YTL’ye ulaştığını öğreniyoruz.
Daha çarpıcı olanı, bir dönem üreticiden koparılan Ziraat Bankası, bugün haftada 5 bin 500 üreticiye ulaşarak 70 milyon YTL kredi kullandırıyor.Kullandırılan kredilerin faizi ise yüzde 7 ile yüzde 13,1 arasında.
Bir başka önemli gelişme,Ziraat Bankası’nın kullandırdığı tarımsal krediler içerisinde yatırım kredisinin  payındaki ciddi artış. 2003’te toplam tarım kredileri içerisinde yatırım kredilerinin payı yüzde 6 seviyesinde iken, 2006 sonu itibariyle bu oran yüzde 20’ye yükseldi. Bu, aynı zamanda tarıma yeni yatırım yapıldığının ve mevcut yatırımlarda ise ciddi bir modernizasyona gidildiğini gösteriyor.
Banka, gelişen ve geleceği parlak görülen alanlara özel kredilerle destek sağlıyor.Organik tarım bu özel alanlardan birisi. Organik tarım üreticilerine veya bu alana yatırım yapanlara yüzde 7 faizle kredi kullandırılıyor. Bugüne kadar verilen kredi miktarı 21 milyon YTL. Süt hayvancılığı tarımsal mekanizasyon ve diğer bir çok alanda da sağlanan kredilerde ciddi artışlar var.
Ziraat Bankası’nın elde ettiği bu başarıda banka yönetiminin ve özellikle Genel Müdür Can Akın Çağlar’ın tarım sektörüne bakışındaki pozitif anlayışın önemli bir rolü var.
Çünkü,1999’dan sonra Ziraat Bankası’nda genel müdürlük koltuğuna oturanların çoğu tarımı ülke ekonomisi için önemli bir potansiyel olarak algılayamadı.Tarımı, ekonominin ve bankanın sırtında yük olarak gördü. Tarımı dışlayan bu anlayış Ziraat Bankası’nı çiftçiden,tarımdan uzaklaştırdı.
O dönemde Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü koltuğuna oturanların kendilerine seçtikleri ana hedef bankayı özelleştirmek,elden çıkarmaktı.
Bugün ise,tarımı bankanın sırtında yük olarak gören anlayış yerine, tarımı önemli bir potansiyel olarak gören bir anlayış var. Bu potansiyeli değerlendirmek için proje bazında ve ürün bazında ciddi çalışmalar yapılıyor. Bu amaçla,Ziraat Bankası Genel Müdürü Can Akın Çağlar ve ekibi 2007’yi “sera yılı” ilan etti. İhracata yönelik üretimde çok önemli bir potansiyele sahip olan seracılıkta  bugüne kadar 6 bin 500 üreticiye 143 milyon YTL kredi kullandırarak 2 bin yeni seranın kurulmasını sağlayan Ziraat Bankası,  2007’de seracılığın gelişmesi için özel bir çaba gösteriyor.
Bütün bu göstergeler, tarıma verilen krediler gösteriyor ki,Ziraat Bankası,daha bilinçli ve ülkenin kıt kaynaklarını daha verimli kullanarak yeniden çiftçinin ve tarıma yatırım yapanların bankası olma yolunda hızla ilerliyor.Bu ilerleme ülke tarımına ve ekonomiye çok büyük katkı sağlayacağı çok açık. Yeter ki, siyasi kararlarla veya özelleştirme sevdası ile bu ilerleme kesintiye uğratılmasın.

Kırsal kalkınma destekleri…

Tarımda olduğu gibi, kırsal kalkınmada da Türkiye’nin planlı,hedefleri belirlenmiş bir politikası yok.
Her hükümet döneminde farklı politikalar,farklı uygulamalarla kırsal kesime yönelik bazı çalışmalar yapılıyor. Ancak, uzun vadeli ve kırsal kesimin ihtiyaçlarını dikkate alan bir politika oluşturulamadığı için başarılı olunamıyor. Ülkenin kıt kaynakları verimsiz ve bilinçsizce harcanıyor.
Bir önceki Tarım Bakanı Prof.Dr. Sami Güçlü,”Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi”ni başlattı.Yaklaşık 1 katrilyon lira (1 milyar YTL)para harcandı. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu (Fak-Fuk Fon) işbirliği ile tarımsal kooperatifler aracılığı ile fakir çiftçiler borçlandırılarak 2’şer inek dağıtıldı. Bu ineklerin bir bölümü öldü, bir bölümü kasapta kesildi. Bir bölümü verimsiz diye elden çıkarıldı.
Sami Güçlü görevden alındı, yerine Mehdi Eker atandı. Mehdi Eker,bu projeye karşı olduğunu her fırsatta dile getirdi, ama uygulamaya da devam etti.
Uygulanmakta olan önemli bir proje daha var.Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı. Bu program, 2005’te 16 ilde pilot uygulama ile başladı.
Uygulama tebliği 6 Nisan 2006 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdikten sonra 81 ile yaygınlaştırıldı.
Program kapsamında ekonomik yatırımlar ve altyapı yatırımları destekleniyor. Fakat, Tarım Bakanlığı kendisini,bu projeyi yeterince anlatamadığı için yatırımcılar, kırsal kesimde yaşayanlar bu desteklerden habersiz.
Bu desteklerden nasıl yararlanabiliriz diye soran okurlarımız için kısa ve öz bazı bilgiler verelim.(Ayrıntıları www.tedgem.gov.tr adresinden öğrenebilirsiniz)
Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında desteklenen ekonomik yatırımlar şunlar:
1- Tarımsal ürünlerin depolanması,işlenmesi,paketlenmesi,ambalajlanmasına yönelik yatırım tesisleri.
2- Jeotermal,güneş,rüzgar ve diğer alternatif enerji kaynakları kullanılarak kurulacak seralara yönelik yatırımlar.
Altyapı yatırımlarından ise, kırsal alanda mevcut köy bazlı sulama tesislerinin rehabilitasyonuna yönelik sunulacak altyapı projelerinden uygun  olanlar destekleniyor.
Ekonomik yatırımlarda, bireysel,grup ve özel kuruluş projeleri bu desteklerden yararlanabiliyor.
Altyapı yatırımlarında ise Kaymakamlıklar,Köylere Hizmet Götürme Birlikleri ile Sulama Kooperatifleri tarafından teklif edilen yatırımlardan uygun görülenler destekleniyor.
Ekonomik yatırımların yüzde 50’si, altyapı yatırımlarının yüzde 75’i hibe desteği ile finanse ediliyor.
Ekonomik yatırım yapan bireysel yatırımcılara en fazla 25 bin YTL, grup başvurularında 175 bin YTL. hibe desteği veriliyor.
Altyapı yatırımlarında üst limit 300 bin YTL.
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’in açıklamalarına göre, hibe desteği ile başlatılan bu program kapsamında bu güne kadar yatırım tutarı 334 milyon YTL olan 256 proje uygun bulundu. Bu kapsamda verilen hibe desteği toplamı ise, 151 milyon YTL.
Kırsal kesimde yatırıma ihtiyaç var. Bu yatırımların desteklenmesine ihtiyaç var. Bu nedenle bu projenin,bu programın başarılı olması çok önemli.
Fakat proje ile ilgili özellikle de altyapı yatırımlarında uygulamada ciddi sıkıntılar,sorunlar yaşanıyor.
Bakanlık tarafından hazırlanan ve yapılan ihalelerle ilgili kuralları içeren “uygulama rehberi” ve “satın alma” kitabını anlamak çok kolay değil.Satın alma kitabının 14.sayfasında ihaleyi kazanan firmaya “avans ödemesi yapılacak” deniliyor.Kitabın 163.sayfasında “banka teminat mektubu karşılığında avans ödenecek” deniliyor. Kitabın sonunda 195.sayfada ise,”avans ödemesi yapılmayacak” deniliyor. Hangisi doğru,hangisi uygulanacak?
Sulama yatırımları için belirlenen üst limitin 300 bin YTL olması, büyük köylerde ciddi sorunlara neden oluyor. Çünkü bu para ile köydeki sulama yatırımlarının ancak bir bölümü yapılacak.Paraya göre sulama anlayışı köylerde ayrımcılığa yol açacağı ve huzuru bozacağı yönünde endişeler var.
Çok daha önemlisi verilen hibe desteğinden yüzde 18 KDV alınıyor. Bakanlığın uygulama rehberi kitabında projeye KDV’nin dahil olduğu yazılırken,satınalma el kitabında “KDV dahil edilemez” deniliyor.Bu konunun mutlaka açığa kavuşturulması ve hibe desteğinin KDV’den muaf olması gerekir.
Kaymakam,Köye Hizmet Götürme veya Sulama Birliği proje hazırlayarak ihaleye çıkıyor. Bu ihaleler Kamu İhale Yasası kapsamında değil. Dolayısıyla ihaleyi yapan kurum,gerekçe göstermeden ihaleyi iptal edebiliyor.Bugüne kadar 1.etap sulama yatırımlarından 12 tanesi kabul edildi. Ancak yapılan ihalelerin hepsi iptal edildi.Yakında ihale nedeniyle hakkında dava açılan,suçlanan,hatta tehdit edilen, vurulan kaymakamlar olursa kimse şaşırmasın.
Öyle anlaşılıyor ki, bir çok proje gibi “Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi” projesi de Ankara’da masa başında hazırlanmış. Proje kırsala gidince, uygulamaya başlanınca ciddi sorunlar yaşanıyor. Bakanlık bu sorunları gidermezse bu projenin de başarıya ulaşması hayal olur.
***
Hrant Dink’in ölümü..
Yüzyıllardır bu topraklarda barışın ve kardeşliğin türküsünü birlikte söylediğimiz yurtsever insanlardan birini daha, Hrant Dink’i katlettiler. Ölümü ile barışın ve kardeşliğin türküsüne bir dize daha ekleyen Gazeteci Hrant Dink’i saygı ile anıyoruz.
 

Birlikler gerçekten özerk mi?

Hükümet, 4572 Sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Yasası’nda  değişiklikler yapmak üzere çalışma başlattı.
AKP, seçimlerle ele geçiremediği birlikleri yasal düzenleme ile ele geçirmek istiyor.
Çiftçilerle yıldızı hiç bir zaman barışmayan Başbakan Tayyip Erdoğan, Fiskobirlik ile Hükümet arasındaki gerginliğin doruğa ulaştığı günlerde milletvekillerine şu değerlendirmeyi yapıyor: “Birliklere bu kadar para veriyoruz,paramızla rezil oluyoruz.Bunların ne bize ne tarıma faydası yok. Birlikler Yasası’nı değiştirmek için ne gerekiyorsa yapalım.”
Hükümetin değiştirmek istediği 4572 Sayılı Birlikler Yasası, Dünya Bankası tarafından hazırlandı ve 16 Haziran 2000’de yürürlüğe girdi.
Yasa ile birlikler “özerk” olacak denildi.Özerklik bir yana birliklere devlet desteği yapılması yasaklandı.
Birlikler, bu yasa ile kurulan ve Dünya Bankası’nın güdümünde çalışan Yeniden Yapılandırma Kurulu’nun yönetim ve denetimine girdi.
Yeniden Yapılandırma Kurulu ürün fiyatının belirlenmesinden, ürün alım politikasının uygulanmasında tek söz sahibi.
Yeniden Yapılandırma Kurulu’nun emirlerini kabul etmeyen birliklere bu yasa ile oluşturulan 250 trilyon liralık(250 milyon YTL)  havuzdan Destekleme Fiyat İstikrar Fonu(DFİF) kredisi verilmiyor. Kredi alamayan birlikler, ürün alamıyor,piyasada etkin olamıyor.
Tezgah çok iyi kuruldu.Birlikler, DFİF kredisi alabilmek için, Yeniden Yapılandırma Kurulu’na iş planlarını onaylatmak ve tahütname imzalamak zorunda.
Bunları yazdığımızda Yeniden Yapılandırma Kurulu yöneticileri hemen itiraz ediyor. Birliklerin ürün alımında,fiyat politikasında özerk olduğunu iddia ediyor.
Birlikler gerçekten özerk mi?
Ürün fiyatını ve alım politikalarını birliklerin  özerk(!) denilen yönetimleri mi belirliyor yoksa başka yerlerde mi belirleniyor.
Bunu bir belge ile açıklayalım.
Tariş Üzüm Birliği, 2005-2006 ürün sezonunda 15 Milyon YTL DFİF kredisi almak için iş planlarını hazırlayarak Yeniden Yapılandırma Kurulu’na gönderiyor. Yeniden Yapılandırma Kurulu bu talebi 7 Eylül 2005 tarihli toplantısında ele alıyor. İş planını olumlu bulan Yeniden Yapılandırma Kurulu, 15 milyon YTL DFİF kredisi verilmesi için Hazine Müsteşarlığı’ nın bağlı bulunduğu Devlet Bakanlığı’na öneride bulunulmasına karar veriyor. Ancak bu kredinin verilebilmesi için Tariş Üzüm Birliği’nden taahhütname istiyor.
Yeniden Yapılandırma Kurulu’nun Yürütme Birimi Başkanı Dr. Hürman Ocaklı’ nın imzası ile Tariş Üzüm Birliği Genel Müdürlüğü’ne 19 Eylül 2005’te gönderilen yazıda yazılı olarak taahhüt edilmesi istenenler aynen şöyle:

Tariş Üzüm Birliği’nin 2005/2006 iş yılında;
** Piyasa fiyatlarının piyasa şartlarında oluşmasını teminen avans fiyat uygulamasını azami sürede devam ettirmesi, nihai fiyatın açıklanmasından önce Kurul’ a bilgi verilmesi,
**Piyasanın geçmiş yıllara göre nisbi olarak daha az rekolte ile karşı karşıya geleceği beklentisi paralelinde,ürün alımlarının Birliğin stoklarını asgari seviyede arttıracak miktarda ve yavaşlıkta gerçekleştirilmesi,
** Ürün satışlarının gerçekleştirilmeye başlanmasını müteakip,satış gelirlerinin ivedilikle DFİF gider hesabına döndürülmesi konularında Yönetim Kurulu’ndan yazılı taahhüt alınması kullanılacak DFİF kredisinin ön şartı olarak belirlenmiştir.”

Yeniden Yapılandırma Kurulu, özerk olan Tariş Üzüm Birliği’nin yönetim kuruluna nasıl bir fiyat ve alım politikası uygulayacağını emrediyor.Bunları yazılı olarak taahhüt edilmesini ancak o zaman kredi önerisinde bulunabileceğini bildiriyor.
Yazının sonunda ise birlik yöneticilerini,şu sözlerle tehdit ediyor: “Yukarıda belirtilen hususların taahhüt edildikleri halde yerine getirilmemesi durumunda gerek 6183 sayılı kanun hükümleri ile, T.C. Ziraat Bankası ile Birlik arasında imzalanan Sözleşme hükümlerinin de devreye sokulması söz konusu olacaktır.”
Yeniden Yapılandırma Kurulu’nun hatırlattığı 6183 Sayılı yasa daha önce Kayısıbirlik’e uygulandı. Alacakların icra ve haciz yoluyla tahsil edilmesini öngörüyor.
Özerk olduğu iddia edilen Tariş Üzüm Birliği’nin Yönetim Kurulu bu yazıyı aldıktan sonra toplanıyor ve taahhüt edilmesi istenen yukarıdaki 3 maddeyi tek tek yazarak altına da, “S.S. Tariş Üzüm Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Yönetim Kurulu üyesi sıfatıyla taahhüt ederiz” diye yazıyor ve Yeniden Yapılandırma Kurulu’na gönderiyor.
Ne kadar “özerk” bir yönetim anlayışı değil mi?
Konunun bir başka boyutu var. Birlikler kredi alabilmek için Yeniden Yapılandırma Kurulu’nun kapısında istenilen her emri yerine getirirken aslında aldıkları kredinin yine birlikler tarafından finanse edildiğinin farkında bile değiller.
Tariş Üzüm Birliği,4572 sayılı yasa çıktığından bu yana 135 milyon 299 bin YTL DFİF kredisi kullandı. Bu kredi için 66 milyon 680 bin YTL faiz tahakkuk etti. Birlik, faiz ve anapara olarak bugüne kadar 117.2 milyon YTL  ödedi ve 84.7 milyon YTL daha ödeyecek.
Diğer birliklerde de benzer bir tablo var.
Ortada bir havuz var. Birlikler bu havuzdan kredi kullanıyor. Aldığı krediyi faizi ile birlikte ödeyerek havuzu büyütüyor.Devletin veya Dünya Bankası’nın ne bir desteği ne bir katkısı var. Ama birlikler bu havuzdan kredi kullanabilmek için Dünya Bankası’nın güdümündeki Yeniden Yapılandırma Kurulu’nun her istediğini yapmak zorunda kalıyor.
Neden?
Çünkü, kooperatifleşme bilinci yok.Birliklerin yöneticileri koltuklarını koruma telaşında.Türkiye’nin en büyük birliklerinden Tariş Pamuk’ un genel kurulunda bile iftar yemeği için müzikholden alınan faturalar saatlerce konuşulurken, kooperatifleşme bilinci,birliklere kullandırılan kredilerin kaynağı gündeme dahi gelmiyorsa özerklik kimin umurunda.
(17.1.2007)
 

Tarımda siyaset ve küçük üreticiliğin tasfiyesi…

Bu yıl yaşamımızı derinden etkileyecek iki seçim yapılacak. Birisi Cumhurbaşkanlığı, diğeri milletvekilliği genel seçimi.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin tarım sektörü açısından önemli olmadığı söylenebilir. Fakat,Başbakan Tayyip Erdoğan bu göreve seçilirse,Türkiye’de ilk kez bir çiftçiye “artistlik yapma lan”, “hadi ananı da al git” diyen bir cumhurbaşkanı olacak.
Milletvekilliği genel seçimleri ise tarım sektörünü yakından ilgilendiriyor. Çok partili yaşama geçildikten sonra,seçim yıllarında tarıma verilen desteklerin arttığı, ürün fiyatlarının daha yüksek belirlendiği biliniyor.
Bugüne kadar iktidarlar seçim yıllarında kırsal kesimden daha fazla oy alabilmek ve bu kesime şirin görünmek için bu tür yollara başvurdu. Siyasi literatüre giren Süleyman Demirel’in “kim ne verirse 5 fazlasını veririm” sözü bu dönemi çok iyi özetliyor.
2000 yılından bu yana tarım politikalarının ipleri Dünya Bankası ve İMF’ nin elinde. Bu dönemde tarım sektöründe bir çok destek kaldırıldı. Destekleme kapsamındaki ürünlerin sayısı azaldı. Siyasetçinin elindeki oyuncak alınmış oldu.
İyi mi oldu?
Geçmiş yıllardaki uygulamalara bakarak “iyi oldu” diyebilirsiniz. Fakat, siyasetçinin elindeki oyuncağı bir tabancaya benzetirsek, bu oyuncak, Dünya Bankası ve İMF’ nin elinde gerçek silaha dönüştü.
Üretimle bağlantısı olmayan, tarımın kronikleşen sorunlarını çözmek bir yana yeni sorunlar yaratan, ülke tarımını dışa bağımlı hale getiren bir politika uygulanmaya başlandı.
Siyasetçi bu yeni döneme çok kısa zamanda ayak uydurdu. Muhalefette iken bu politikaları en ağır biçimde eleştiren, iktidara gelince en sadık savunucusu oldu.Tarıma ve tarımın sorunlarına oturduğu koltuğun konumuna göre bakan bir anlayış iyice yerleşti. Bu anlayış ile tarımdaki sorunları doğru tespit etmek ve çözüm üretmek mümkün değil.
Tarım Bakanlığı koltuğunda oturuyorsanız tarımda her attığınız adımı “devrim” olarak adlandırırsınız. Sektörde hiç bir sorun olmadığına kendinizi inandırır sonra da başkalarının da size inanmasını beklersiniz.
Fakat, Bakanlıktan çıkıp en yakınınızdaki herhangi bir köye gittiğinizde, bir çiftçi ile konuştuğunuzda gerçeklerin öyle olmadığını görürsünüz.
Tarım Bakanı koltuğunda oturuyorsanız, tarımın iki yıl üst üste büyüdüğünü(2004 ve 2005) söylersiniz.Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) verilerine göre,bu yılın 9 aylık döneminde küçülen tek sektörün tarım olduğunu ise görmezden gelirsiniz.
Fakat görmezden gelmeniz gerçeği değiştirmiyor.
‘Enflasyondaki düşüş sokaktaki insanın yaşamına yansımıyor’ görüşü ekonomide böyle bir gerçeğin yansımasıdır.
Bu yansıma tarımda kendisini başka biçimde gösteriyor.
Tarım, üst üste iki yıl büyüme kaydediyor, fakat bu büyüme çiftçiye,kırsal kesime yansımıyor. Aksine,kırsalda yoksulluk hızla artıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre,Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 21’i yoksulluk çekiyor. Yoksulluk çekenlerin yüzde 61’i kırsal kesimde yaşıyor. Daha çarpıcı bir veri, 2002-2005 döneminde kentlerde göreli yoksulluk azalırken, kırsal kesimde hızla artıyor.
Tarımda büyüme ile yoksulluk atbaşı gidiyor. Tarım büyüdükçe yoksulluk artıyor.
Burada ciddi bir çarpıklık yok mu?
Tarım gerçekten büyüyorsa, yoksulluğun azalması daha mantıklı değil mi?
Üstelik tarımın büyüdüğünü de, yoksulluğun arttığını da aynı kurum,Türkiye İstatistik Kurumu söylüyor.
Bu verilerin ikisi de doğru kabul edilirse, o zaman tarım gerçekten büyüyor.Fakat, tarımdan diğer sektörlere ciddi bir kaynak transferi var.
Kırsalda yoksulluğun bu kadar artması ise,tarımda geçimlik üretim yapanlar ile ticari üretim yapanların ayrışmasından kaynaklanıyor. Küçük üreticilik tasfiye oluyor. Üretim yapamaz duruma gelen küçük üreticiler ellerindeki varlıkları kaybediyor ve yoksullaşıyor.
Küçük üreticiliğin yerini yerli veya yabancı dev şirketler alıyor. Bunların yatırımlarıyla tarım büyüyor.Eğer gerçekten bir büyüme varsa.
Küçük üreticiliğin tasfiyesi Türkiye için doğru bir tercih olabilir mi?
Hiç bir önlem alınmadan, alternatif istihdam alanları yaratılmadan, kırsal politikalar üretilmeden yaşanan bu çözülme, tarıma ve ekonomiye büyük sorunlar yaratacaktır.Daha da önemlisi ağır sosyal sorunlara neden olacaktır.
Tarım sektöründe rekabet edebilmek için ölçek ekonomisine uygun işletme yapısının oluşturulması doğru bir tercih olabilir. Ancak, ölçek ekonomisine uygun işletmeler kurulurken, küçük üreticliğin ‘gözü kara’ bir biçimde yok edilmesinin topluma faturası çok ağır olacaktır.
Kaldı ki, Türkiye’nin tam üyelik hayali ile kapısında beklediği Avrupa Birliği, aile tipi küçük üreticiliği ayakta tutmak için özel koruma destekleri uyguluyor.
Türkiye’nin en şanslı olduğu alanlardan biri kabul edilen organik tarım ve sözleşmeli üretimin geleceği açısından küçük üreticiliğin korunması çok büyük önem taşıyor.
Bu nedenle, tarımda “reform yapıyoruz”, “devrim niteliğinde kararlar alıyoruz” bahanesi ile küçük üreticilik uluslararası tekellere yem edilmemeli.
     ****
Mustafa Taşar’ ın kaybı
Yeni yıla üzücü bir haberle girdik.Eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mustafa Taşar, trafik kazasında yaşamını yitirdi. Mustafa Taşar,Bakanlığı döneminde tarım için iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalıştı. Renkli bir kişiliğe sahipti. Aynı görüşleri paylaşmasak ta,her zaman uygarca konuştuğumuz,bilgilerimizi paylaştığımız bir Bakandı. Kendisine tanrıdan rahmet,yakınlarına ve tarım sektörüne başsağlığı dileriz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bizi Takip Edin!

12,911TakipçilerBeğen
12,981TakipçilerTakip Et
75TakipçilerTakip Et
17,140TakipçilerTakip Et
88,989TakipçilerTakip Et
1,330AboneAbone Ol
- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.