Tarım Blog Sayfa 220

Hükümet fındıkçıya "Yersen!" diyor…

0

Fındığa  AKP Hükümeti’nden beklenmeyecek bir fiyat verildi. Açıklanan fiyatla seçim öncesinde fındık üreticisinin gönlünün ve daha da önemlisi oyunun alınmak istendiği çok açık.
Hükümetin fındık üreticisine ve Fiskobirlik’e yönelik imha edici politikası geride mi kaldı?
Geçmiş çok çabuk unutuluyor. AKP, 4.5 yıllık iktidarı döneminde fındığı ve fındıkçıya yapmadığını bırakmadı.
Tarım Bakanı Mehdi Eker daha geçen yıl,  “fındık  fiyatı bizi ilgilendirmez” demişti.
Eski Dışişleri Bakanı AKP Düzce Milletvekili Yaşar Yakış,” Fiskobirlik’i bölmenin, parçalamanın görev  olduğunu” dile getirmişti.
AKP Giresun Milletvekili Hasan Aydın, Türkiye’den fındık alan ithalatçılara, “Sizin yerinizde olsam Türkiye’den birkaç ay fındık almam,  o zaman fiyatlar düşer, Fiskobirlik devreden çıkar,siz de istediğiniz fiyattan alırsınız” diye akıl vermişti.
Başbakan Erdoğan’ın Veri Koordinatörü ve Özel Asistanı Cüneyd Zapsu, “Tefeciler dışında kimsenin Fiskobirlik’e kredi vermeyeceğini” söyleyerek bankaların Fiskobirlik’e kredi vermesini engelleyerek üreticinin fındık parasını almasını engellememiş miydi?
Başbakan Tayyip Erdoğan, danışmanından ve partili arkadaşlarından daha sert,daha acımasızdı. Fiskobirlik’ i “hortumcu” olmakla suçluyordu. Fındık üreticilerine, “Ben sizin muhatabınız değilim, Fiskobirlik’e gidin” diye yol gösteriyordu. “Fındık fiyatını açıklamak bizim işimiz değil” diyordu..
Fakat seçim kapıya dayanınca söylemler değişti. Üretici ve Fiskobirlik ile dostluk köprüleri kurulmaya başlandı.  Karadeniz halkından  ve fındık üreticisinden oy almak için ne gerekiyorsa yapıldı.
22 Temmuz seçimi olmasaydı fındığa bu fiyat verilir miydi?
Açıklanan  fiyata gelince, 5,15 YTL , Giresun kalite fındığın fiyatıdır. Levant kalite fındık 5 YTL’ den alınacak. Bu yıl kuraklık nedeniyle kalitede ciddi bir bozulma var. Bu nedenle randıman düşük olacak. Ayrıca açıklanan fiyatın  brüt fiyat olduğu unutulmamalı. 
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’nin geçen yıl verdiği  4 YTL ‘lik fiyat ile karşılaştırıldığında yaklaşık yüzde 29 oranında artış var.
Fiskobirlik’ in geçen yıl açıkladığı 5 YTL’ lik fiyatına göre ise, sadece yüzde 3’lük artış var. Tabii ki, bir de piyasanın gerçekleri var. Geçen yıl TMO 4 YTL, Fiskobirlik 5 YTL fiyat açıklamasına rağmen, üretici fındığını ortalama 2.5 ile 3 YTL’ den satabildi.
Karadeniz’de dibe vuran AKP, 22 Temmuz’da fındıkçının oyunu almak için bu fiyatı verdiği biliniyor.
Hükümet fındık üreticisine, “yersen!” diyor.
Fındığın piyasaya girmesine daha en az bir ay var. Fındık piyasaya çıktığında seçim yapılmış olacak. 2002’de olduğu gibi AKP iktidara gelirse vay fındıkçının haline. Açıklanan fiyatın hiçbir önemi kalmaz. Ödemeler biraz geciktirildi mi fiyat 2-3 milyon liraya iner.
Kaldı ki, Tarım Bakanlığı, 2007 rekolte tahminini 498 bin ton olarak açıkladı. TMO’nun depolarında geçen yıldan 163 bin ton, Fiskobirlik depolarında ise 80 bin ton fındık var. Üreticide de  bir miktar olduğu dikkate alınırsa bu yıl 750 bin ton kabuklu fındık arzı olacak. Fiyatın 5 YTL’ de kalması mümkün mü?
Bu yıl ilk kez kademeli fiyat verildi. Bununla TMO ve Fiskobirlik’ e yığılmanın önlenmesi amaçlanıyor. Fındığı almak için para bulunmaya çalışılıyor. Tarım Bakanı’nın deyimi ile depolar yetiştirilmeye çalışılıyor. Fiskobirlik ve TMO bu yılda 250-300 bin ton fındık alırsa stokları  500 bin tonu aşacak. Ne yapacaklar bu fındığı doğrusu merak ediyoruz.
Fiyatın açıklandığı tarih de dikkat çekici değil mi?
İlk kez fındık fiyatı Temmuz’da  açıklandı. Seçim için erken açıklandığı çok açık. Fazla geriye gitmeye gerek yok. Son 7 yılda fındık fiyatının açıklandığı tarihlere bakılırsa seçim açıklaması olduğu daha iyi anlaşılır.
2000 yılından bu yana fındık fiyatının açıklandığı tarihler şöyle:
14 Ağustos 2000
17 Ağustos 2001
8 Ekim  2002 
21 Ağustos 2003
20 Ağustos 2004
15 Ağustos 2005
6 Eylül 2006
9 Temmuz  2007
Dikkat edilirse fındık fiyatı genellikle Ağustos’ta açıklanıyor. Eylül veya Ekim’e sarktığı yıllar var. Ama ilk kez Temmuz’da açıklandı.Çünkü ilk kez Temmuz’da seçim yapılıyor.
Fındıkta yaşanan bu tabloyu  tüm tarım ürünlerinde, tarım politikalarında görmek mümkün. Yıllardır oynanan siyaset oyunun bir parçası bu. Hükümetler tarım ürünlerinin fiyatını belirlerken üretici maliyetine, piyasa veya ekonomik gerçeklere değil, elde edeceği siyasi ranta bakıyor.
Öyle olmasaydı 18 Haziran 2006’da Giresun’da fındık parasını isteyen üreticilere :
”Karakterimin, inancımın gereği şudur… Bilsem ki her şeyi kaybedeceğim doğru ne ise bunu söylemeye mecburum. Ben milletime söz verdim. Ne aldanan olacağım,ne aldatan olacağım iktidara geldiğimde. Ben şimdi tüyü bitmemiş yetimin hakkını nasıl yedirir yedirtirim buna hakkım var mı? Buna hakkım yok. Bunu yapamam.” diyen Recep Tayyip Erdoğan, 22 Temmuz’da 5,15 YTL’lik fındık fiyatını açıklar mıydı?
Öyle olmasaydı ülke tarımı bugünkü çıkmazda  olur muydu.
Başlığa geri dönelim tarımdaki politikamızın özü, fındık reklamındaki sloganda gizli:
 “Yersen!”
 ****
Atıf Atilla’yı saygı ile anıyoruz
Ege’deki her köyde, her zeytinde, her bağda emeği olan, Karaburun’a nergizi armağan eden, sayısız tarımcı yetiştiren gerçek bir çiftçi dostu olan Yüksek Ziraat Mühendisi Atıf Atilla 87 yaşında  yaşama veda etti. Gerçek bir yurtsever olan Atilla’nın eserleri, Ege’nin bağlarında,zeytinliklerinde asırlarca yaşayacak. Saygı ile anıyoruz.

Fındıkçı Başbakan'a inanır mı?

0

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 5 yıl sonra fındık üreticisini hatırladı.Erdoğan, yaklaşık 5 yıl önce yine seçim öncesinde( 3 Kasım 2002 seçimi) Ordu ve Giresun’da yaptığı mitinglerde fındık üreticisinin oyunu almak için “fındığınızı satmayın biz iktidara geldiğimizde fındık 2 milyon lira olacak” dedi. Fındık üreticisi Erdoğan’a inandı ve Karadeniz Bölgesi’nde AKP’ ye yüzde 50’den fazla oy çıktı. AKP, tek başına iktidar oldu.
İktidara gelince en çok uğraştığı kesim fındık üreticileri ve onların kuruluşu Fiskobirlik oldu. AKP, Fiskobirlik yönetimini ele geçirmek için bölge milletvekillerini seferber etti. Fiskobirlik’ in her genel kurulunda liste çıkardı. Çok büyük vaatlere  ve AKP’ li milletvekillerinin tehditlerine rağmen Fiskobirlik’te bu dönemde yapılan 3 seçimden de yenik ayrıldı. Fiskobirlik’i ele geçiremeyince yenilginin faturasını fındık üreticisine kesti.
2003 ve 2004 yıllarında fındık üretimindeki düşüşü iyi değerlendiren Fiskobirlik yönetimi kabuklu fındığın fiyatını 7 milyon liranın üzerine çıkardı. Ülke tarihinde fındık ihracatı ilk kez 2 milyar dolara ulaştı.
Bundan memnun olması gereken Başbakan Erdoğan, Karadeniz Bölgesi’ne her gittiğinde fındık üreticisine ve Fiskobirlik’ e hakaretler yağdırdı. AKP’ nin engellemelerine rağmen 7 milyon liraya kadar çıkan fındık fiyatı 2006’da Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları ile 2 milyon liraya kadar düştü. Yurt dışındaki alıcılar Erdoğan’a “Onursal Altın Fındık Ödülü ” verdi.
Başbakanın açıklamalarıyla düşen fındık fiyatı nedeniyle fındık üreticisi dolayısıyla Karadeniz halkı çok büyük zarar gördü. Türkiye’nin fındık ihracatı 2 milyar dolardan 1 milyar dolar seviyesine geriledi. Üretici,esnaf ve Karadeniz halkı fındık mitingleri yaptı. AKP Hükümeti’nin fındık politikası defalarca protesto edildi. Öyle bir noktaya gelindi ki, AKP milletvekilleri seçim bölgelerine giremez oldu.
1938’den beri fındık piyasasında olan Fiskobirlik ilk kez AKP Hükümeti döneminde (2006’da) devre dışı bırakıldı. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), tarihinde ilk kez  fındık almakla görevlendirildi.
Yine bu dönemde Fiskobirlik’e kredi verilmesi engellendi. Başbakan Erdoğan’ın Özel Asistanı ve Veri Koordinatörü Cüneyd Zapsu, yaptığı yazılı açıklamada “tefeciler dışında kimsenin Fiskobirlik’e kredi vermeyeceğinin herkes tarafından  bilinmesi gerekir” dedi.
Başbakan Erdoğan, Zapsu’nun söylediklerini tekrarlayarak Fiskobirlik’i güvenilmez kurum olarak ilan etti. Bu açıklamalar üzerine Türkiye’de hiçbir banka Fiskobirlik’e kredi vermedi. 
Başbakan bununla da yetinmedi, Fiskobirlik’ i “hortumcu” olmakla suçladı. Yetim hakkı yemekle itham etti. 
Hükümetten destek isteyen üreticilere, “Ben sizin muhatabınız değilim, Fiskobirlik’e gidin” diye her seferinde hedef gösterdi.
Fiskobirlik yönetimini yıldırmak için sürekli müfettişler görevlendirildi. Yolsuzluk iddiası ile soruşturmalar açıldı.
Ancak bu baskıların hiç biri sonuç vermedi. AKP, Fiskobirlik yönetimini ele geçiremedi. Fındık üreticisi ve Fiskobirlik dimdik ayakta kalmayı başardı.
Seçimlere kısa bir zaman kala genel kanı, AKP’nin  fındık politikası nedeniyle Karadeniz Bölgesi’nde çok büyük oy kaybına uğrayacağı yönünde.
Fakat, seçim öncesinde iyi bir fiyat açıklayarak yeniden oy alacağını düşünenlerin sayısı da az değil.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Pazartesi Giresun’daydı. Miting meydanında fındık fiyatının geçen yılki fiyatın üzerinde olacağını söyledi. Cem Uzan’ın “fındık 8 YTL olacak” sözü ile dalga geçti. Ama yüksek fiyat vereceklerinin sinyalini verdi.
Başbakan Erdoğan, 5 yıl aradan sonra Giresun’da fındık üreticisini bir kez daha hatırladı. Bakalım fındık üreticisini 5 yılda bir hatırlayan Erdoğan’a ve vaatlerine inanan olacak mı?
2002 seçimlerinde olduğu gibi seçim meydanlarında yüksek fiyat vaadi ile oy alıp seçimden sonra iktidara geldiğinde yine fındık üreticisi ile uğraşacak mı?
 Başbakan Erdoğan, Giresun’da Fiskobirlik’i de ziyaret etti.
Geçen yıl, “hortumcu”, “yetim hakkı yiyen”, “güvenilmez” dediği Fiskobirlik’i ziyaretinde de önemli mesajlar verdi.
Erdoğan, Fiskobirlik yönetimine ve fındık üreticilerine “sizi spekülatörlerin kucağına atmayacağız” dedi.
Ankara’ya döndüğünde bu sözün hesabını Cüneyd Zapsu’ya nasıl verecek doğrusu merak ediyoruz. Bizim bildiğimiz ve tanıdığımız Zapsu, Erdoğan’a bu sözlerin hesabını sorar.
Başbakan, yanında bulunan TMO Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu’na da bölgede kalması ve Fiskobirlik ile birlikte fiyat belirlemesi için talimat verdi.
Pazartesi akşamı Fiskobirlik Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Pamuk, Genel Müdür Levent Ağca ve TMO Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu gecenin geç saatlerine kadar fındık fiyatı üzerinde çalıştılar. Yapılan bu çalışma hükümete sunulacak. Bakanlar Kurulu gerekli değerlendirmeyi yaparak fındık fiyatını seçim öncesinde açıklayacak.
Muhtemelen Fiskobirlik ile TMO birlikte hareket edecek. Geçen yıldan beri çok konuşulan lisanslı depoculuk yaşama geçirilemediği için TMO’nun Fiskobirlik depolarına, Fiskobirlik’in ise paraya ihtiyacı var.
Geçen yıl “tefeciden başka kimse kredi verilmez denilen Fiskobirlik’ e Başbakan talimatı ile kredi verilecek. Yoksa birileri tefeciliğe mi başladı?
Bu ülkenin kaderi bu. Seçime göre tarım politikası, seçime göre fındık politikası yine devam ediyor. Bu politikaların devam etmesi sadece siyasilerin suçu değil.Onlardan çok her seçim bu oyunlara alet olan seçmenlerin yani bizlerin suçu.
Son 5 yılda yaşananlardan sonra fındıkçı, Başbakan’a inanır mı?
Bu sorunun yanıtını 23 Temmuz’da öğreneceğiz.

İltidarı mazot mu belirleyecek?

Mazot, tarım sektörü için  en az su kadar önemli. Çiftçinin traktörüne koyacak mazotu yoksa tarlaya giremez.Tarlanın sürülmesinden hasadın  sonuna kadar her aşamada mazot kullanılır.
Pamuk, pancar, buğday, mısır, ayçiçeği ve bir çok üründe mazot kullanımı daha çoktur. Fındık, meyve ve sebze gibi bazı ürünlerde ise daha az kullanılan bir girdi.
2002 seçiminde kırsal kesimde yüzde 50 civarında oy alan AKP’ nin en önemli kozu “ucuz mazot” olmuştu.  Seçim meydanlarında “mazotu ucuzlatacağız” diyen Tayip Erdoğan, üreticinin gönlünü de , oyunu da almıştı.
Bu seçimde de mazot en çok konuşulan konuların başında geliyor. Genç Parti’ nin “mazot 1 YTL olacak” sloganı daha şimdiden seçime damgasını vurdu. Siyasi partiler, medya, aydınlar, sivil toplum kuruluşları “mazot 1 YTL olur mu?” sorusunu  tartışıyor.
Geçen seçimde “ucuz mazot” sloganı ile iktidara gelen AKP ise,  muhalefet partilerinin ucuz mazot sözüne inanılmaz bir tepki gösteriyor.
Başbakan Tayip Erdoğan, “petrol kuyusu mu buldunuz da mazotu ucuza vereceksiniz” diyor.
Maliye Bakanı  Kemal Unakıtan ise, ucuz mazotun enflasyonu artıracağını söyledikten sonra, “ucuz mazot ülkeyi karanlığa götürür” diye tehdit ediyor.
Bu açıklamaları başkası yapsa inandırıcı olabilirdi. Fakat, Türkiye’de ucuz mazot uygulamasını ilk kez Tayip Erdoğan,Kemal Unakıtan ikilisi başlattı.
AKP, 2002 seçimlerinde “ucuz mazot” vaadi ile kırsal kesimde yüzde 50 oranında oy alarak tek başına iktidara geldi.  Zafer sarhoşluğu ile tarımda verdiği bir çok söz gibi bunu da unutturmak istediyse de üreticinin tepkisi ve ısrarlı takipçiliği sonucu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez  AKP tarafından çiftçiye mazot desteği verildi. Üstelik, mazot kullanmayanlar bile  bu destekten yararlandı. Çünkü, mazot desteği üretim yapsın veya yapmasın tapusu olan herkese ödenen doğrudan gelir desteği kayıtları esas alınarak yapıldı. Çiftçinin ne kadar mazot aldığına bakılmaksızın yıllık dekar başına 3 milyon 900 bin lira mazot desteği verilmeye başlandı. Bu destek iki taksitte ödendi. Daha sonra tepkiler üzerine ödemelerde farklılaşmaya gidildi. Mazotun daha çok kullanıldığı sanayi bitkilerine daha çok destek, az kullanılan sebze ve meyvelere daha az destek verildi. Fakat, bu destek yine tapuya bağlı olarak verildi. Bu nedenle mazot desteğinden yararlananların bir kısmı gerçekte mazot almadı, görmedi,kullanmadı. Mazotu kullanan üretici ile hiç üretim yapmayan çiftçi aynı parayı aldı.
Daha da komik olanı mazot desteği çiftçi parası ile yapıldı. Mazot desteği için bütçeye kaynak konulmamıştı. Üreticiye ödenmesi gereken doğrudan gelir desteğinden kesinti yapılarak yine üreticiye mazot desteği diye verildi. Mazot desteği ilk olarak üreticiye seçimden 2 yıl sonra ödenebildi.
AKP döneminde 2003,  2004 ve 2005 üretim yılları için çiftçiye toplam 1 katrilyon 50 trilyon lira mazot desteği verildi. 2006 için planlanan ve 2007’de ödenecek mazot desteği 492 trilyon lira. Böylece AKP Hükümeti dönemindeki mazot desteği uygulamasının faturası 1 katrilyon 452 trilyon lira oldu. .Verilen destek üreticiyi memnun etmediği gibi amacına uygun verilmediği için tam anlamıyla kaynak israfı oldu. Balıkçılık,denizcilik,yat sektörü ve uluslar arası taşımacılıkta mazot desteği yerine vergi istisnası getirildiği için bu sektörler gerçekten ucuz mazot kullanıyor. Fakat çiftçiye aynı uygulama getirilmedi.
AKP Hükümeti döneminde mazot fiyatı yüzde 100’den daha fazla arttı. AKP, hükümete geldiğinde mazotun litresi  1 YTL’ nin altındaydı. Bugün 2,26 YTL.
Türkiye’deki çiftçi dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor. Vergi uzmanı Şükrü Kızılot’un hesaplamalarına göre rafineri çıkış fiyatı litresi 74 kuruş civarında olan mazotun sadece Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) 83 kuruş. Bunun üzerinden bir de Katma Değer Vergisi(KDV) alınıyor. Pompa çıkış fiyatı 74 kuruş olan mazot çiftçinin traktörüne 2, 26 YTL’ den satılıyor.
Muhalefet partileri bu vergilerin bir kısmını kaldırarak üreticiye daha ucuz mazot vereceklerini söylüyor. Kimisi hiç vergi almayacağını söylüyor. Cumhuriyet Halk Partisi 83 kuruşluk ÖTV’ nin ve buna bağlı olarak ÖTV’ den alınan KDV’nin çiftçiden alınmayacağını söylüyor. Bu yapılmayacak, yerine getirilmeyecek bir söz değil.
Yapılan hesaplamalara göre CHP’nin verdiği bu sözün maliyeti 2 milyar YTL seviyesinde. Bu gerçekten ve bilinçli olarak yapılabilirse, hem ekonomiye fazla yük getirmeyecek, hem de üreticiye çok ciddi bir katkı sağlayacaktır. Kaldı ki, böyle bir destek ile hem üretim artacağı için, hem de çiftçi daha fazla kayıt altına alınacağı için ülke ekonomisi zarar değil yarar görür.
AKP’ nin verdiği ve üretime, üreticiye katkısı tartışmalı olan 1 katrilyon 452 trilyon liralık mazot desteği amacına uygun kullanılmadığı için çiftçiye yarar sağlamadığı gibi ülke ekonomisine de zarar verdi. Belki de Başbakan Erdoğan ile Maliye Bakanı Unakıtan, bu nedenle mazot desteğine bu kadar karşı çıkıyorlar.
Geçmiş hatalardan ders alınarak yapılacak mazot desteği çiftçiye de ekonomiye de katkı sağlar. Bu nedenle CHP ve diğer partiler iktidara gelirken AKP’ nin gösterdiği acemiliği yaşamamak için şimdiden mazot desteğinin nasıl uygulanacağının altyapısını hazırlamalı. Üretim yapmayan, mazotu tarımda kullanmayanların mazot desteğinden yararlanması engellenmeli.
Mazot desteği gerçek çiftçiye ve amacına uygun ve her yıl düzenli olarak  verilecek bir yapının oluşturulması şart. Ancak o zaman mazot desteği seçim malzemesi olmaktan çıkar. Yoksa iktidarı mazot belirlemeye devam edecek.

Tarımda çözülmenin Van sokaklarına yansıması…

Türkiye İstatistik Kurumu 2007 Mart dönemi işsizlik rakamlarını açıkladı. Hürriyet Gazetesi, açıklamanın ayrıntılarını, “Gençlerde ve tarlada işsizlik arttı” başlığı ile verdi.
Hürriyet’in haberini Van’da okumanın çarpıcı bir yanı var. Sokağa çıktığınızda gençlerde ve tarlada artan işsizliğin istatistiği yaşamın acı gerçeği olarak yüzünüze çarpıyor. Rakamlar yüzlerce, binlerce insana dönüşüyor. Cumhuriyet Caddesi’nde bir aşağı bir yukarı gidip geliyor.
Her gün yenileri katılıyor, bu işsizler ordusuna. Çoğu köyünden,tarlasından koparak iş umudu ile Van’a gelmiş . Hepsi de genç.Yaşları 15 ile 35 arasında. Kiminin parası yetmemiş İstanbul’a, İzmir’e ulaşmaya, kiminin umudu.
En verimli, en üretken çağlarını sokakları arşınlayarak geçiriyorlar. Her biri adeta canlı bir bomba. Patladı, patlayacak. Ne kapısını çalacakları bir fabrika var, ne de köye dönüş umutları.
Tarım nüfusunun çözülmesi böyle bir şey. Hani şu “Avrupa’da tarım nüfusu yüzde 5, bizde yüzde 35 diyerek, bu nüfusu azaltmamız gerekir” diyenlerin dayattığı çözülme bu işte.
Tarım yapmayı, hayvancılık yapmayı “utanılacak iş” haline getiren zihniyetin Van sokaklarına yansıması.
İMF ve Dünya Bankası’nın  “tarımı köylülerden kurtararak çok uluslu şirketlere bırakın” politikasının sonucu bu.
 Hiçbir alternatif iş alanı yaratmadan, plansızca, akılsızca tarım nüfusunu azaltmanın  Van’daki fotoğrafı bu.
Oysa, 1980 öncesinde Van, Türkiye canlı hayvan ihtiyacının yüzde 17’sini karşılıyordu. İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya işsiz değil, canlı hayvan ve et gönderiyordu. Ortadoğu’nun canlı hayvan merkeziydi. Et ihracatı yaparak ülkeye döviz getiriyordu.
Sonra birileri geldi, “dışa açılacağız” diyerek kontrolsüz bir şekilde ithalatı serbest bıraktı. Tarım ve hayvancılığı ithalat ile terbiye etme yolunu seçti. Ülkeye tonlarca süt tozu, peynir, et ve et ürünleri, sebze, meyve, her türlü gıda ürünü girmeye başladı. İstanbul, Ankara, İzmir’deki tüketici Van’da üretilen ürünler yerine ithal ürünlerle beslenmeye başlandı. Tarım ve hayvancılık büyük vurgun yedi.
Sonra terör belası çıktı, çıkarıldı. Hayvancılıkla geçimini sağlayanlar köylerini, yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Hayvancılık ve tarım çökertildi. Van gibi bir çok kent işsizler ordusu ile doldu.
Kuşaklar boyu hayvancılıktan geçimini sağlayan, soyadını yaptığı işten alan Koyuncu ailesinden İbrahim Koyuncu, 1980’de Van’da 30’a yakın ihracatçı firma olduğunu söyledikten sonra bugünkü acı tabloyu anlatıyor: “ Ortadoğu pazarı bizim elimizdeydi. Yanlış politikalar sonucu ihracatçı firmaların hepsi battı. Bir tek ben kaldım. Ben de başka iş bilmiyorum. Dedemizden kalan bu işi yapmaya çalışıyorum. İhracatımız yok ama iç piyasaya çalışıyoruz. Nereye kadar sürdürebiliriz bilemiyorum. Van’da hayvancılık sıfır noktasında. Doğrusu umudumuz yok. Ama direnebildiğimiz kadar direneceğiz. Başka çaremiz de yok”
Türkiye’de et ve süt pahalı diyenlere ise İbrahim Koyuncu ’nun yanıtı kısa ve net: “Avrupa’nın verdiği desteği bize versinler, eti 3 milyon liraya yediririz.”
Akıntıya karşı mücadele ederek neslini sürdüren ve dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalı gibi Van’da tarım yapanlar da akıntıya karşı inatla üretmeye devam ediyorlar. İnci kefalının mücadelesini görsel bir şölen olarak izlememiz için sabahın 5’inde bizi yollara düşüren Feridun Irak ve arkadaşlarının mücadelesi de kutlanmaya değer.
Feridun Irak’ın başkanlığındaki Van Ticaret Borsası, kentteki işsizlere iş kapısı olur diye seracılık yapıyor. Taşlık ve ot bitmez denilen bir alanda sera kurmak için, Mersin Kumluca’ da seracılık yapan Ahmet Can’ı Van’a getirip ondan seracılığı öğreniyorlar.
Seraları gezerken, üretilen ilk ürün salatalıklar İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan gelen konuklara ikram edildi. Verilen mesaj çarpıcı: “Bu taşlık alanda seracılık yapılıyorsa, Van’ın her yerinde yapılır.
Van’ın kalkınması hayvancılık ve turizmle olacağına inanan Feridun Irak ve arkadaşlarının bir başka büyük projesi Organize Hayvancılık Bölgesi. Organize bölge denilince yan yana işletmeler akla gelir. Van’da kurulan Hayvancılık Organize Bölgesi bu tür bir organize bölge değil.  Türkiye’de hayvancılık yapan veya yapmak isteyen herkesin örnek alacağı bir proje. Yaklaşık 10 milyon metrekare ( 9 milyon  611 bin ) alana sahip. Tamamı birinci sınıf tarım arazisi. Arazinin altyapısı hazır.  Bu yıl  4 milyon metrekarelik bölümünde yonca ekili. Kurulacak 2 bin baş damızlık süt sığırı işletmesinin kaba yem ihtiyacının tamamı bu arazide üretilecek.
Van’ da en eski ve en büyük hayvancılık yatırımı olan Van Et  Entegre Et Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin Genel Müdürü Kaya Tokmakçıoğlu, bölgede yapılan çalışmalara başından beri destek veriyor. İnci kefalının akıntıya karşı mücadelesini izlemeye giderken yolda otobüsün içinde Van Et ile Organize Hayvancılık Bölgesi ortak iş yapmaya karar verdi. Organize Hayvancılık Bölgesi’nde kurban bayramına kadar 500 baş besi hayvanı beslenecek.
Van’ın bu tür işbirliklerine ve yatırımlara ihtiyacı var. Cumhuriyet Caddesi’ndeki işsizler ordusu, ancak bu yatırımlarla çalışanlar ordusuna dönüştürülebilir. Bunun için kamu, özel sektör herkes bir şeyler yapmalı.Yarın çok geç olabilir.

Ekolojik ürünleri zenginler mi tüketir?

Türkiye, ekolojik(organik) tarımla 21 yıl önce tanıştı. İlk üretim kuru meyvelerle başladı. Türkiye’den kuru meyve ithalatı yapan firmalar, ülkelerindeki tüketicilerin istekleri doğrultusunda ekolojik ürünler talep edince, onlara ürün temin eden firmalar ekolojik üretimi organize etti. Çiftçiler bulundu ve gerekli eğitimler verildikten sonra ilk üretim başladı.
Dünyada özellikle Avrupa’da ekolojik ürünlere olan talep artışına paralel olarak Türkiye’de de hem ürün çeşidi hem de üretim miktarı hızla arttı. Başlangıçta sadece 8 ürün ekolojik olarak üretilirken bugün, kuru meyveden mobilyaya, tekstilden bakliyata 220 çeşit ürün üretiliyor. Ekolojik ürün ihracatından yılda 32 milyon dolar döviz girdisi sağlanıyor. Bu ürünlerin ihracatını yapan firmaların ve denetleme kuruluşlarının da çoğu İzmir’de. Bu nedenle ekolojik tarım İzmir merkezli gelişerek ülkenin diğer bölgelerine yayıldı.

Birlikler yolun sonuna geldi mi?

0

Tarımda Reform Uygulama Projesi (TRUP) ülke tarımını iflasın eşiğine getirdi. IMF ve Dünya Bankası’nın  Türkiye’ye dayattığı bu projenin en önemli ayaklarından birisi Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerinin 4 yılda yeniden yapılandırılmasını öngörüyordu. Bu amaçla 16 Haziran 2000’de “ 4572 Sayılı  Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Yasası” çıkarıldı. Yasa’ ya göre birlikler 4 yılda yeniden yapılandırılacak ve özerk bir yapıda yollarına devam edecekti.
Yasanın çıkmasından bu yana tam 7 yıl geçti. Birliklerin yeniden yapılanması, özerk bir yapıya kavuşması bir yana bir çoğu büyük bir çıkmazda.
Bazı birliklerin bugün yarın kapısına kilit vurulacak.
Bir çok birlik, yaklaşan hasat döneminde ürün alamayacak, ürün alsa parasını ödeyemeyecek durumda.
Peki bundan sonra ne olacak?
Bu yılın sonunda yeniden yapılanma süreci tamamlanıyor. Yeniden yapılanma sürecini yönetmek üzere oluşturulan Yeniden Yapılandırma Kurulu’nun görev süresi bitiyor. Buna yönelik yasal düzenleme yapıldı. Fakat 2007 sonrası ne olacağı konusunda hiçbir düzenleme yapılmadı.
Türkiye’deki 16 birlik bundan sonra hangi kurumla muhatap olacak? Bütün birlik yöneticilerinin kafasında sayısız soru ve sorun var.
Yeniden yapılanma süreci tamamlanacağına göre bundan sonra ne olacağını kimse bilmiyor. Yasal bir düzenleme yapılmadı.
Birlikler yasasında “birliklere devlet kaynaklarından mali destek sağlanamaz” maddesi var. Bu nedenle devletin birliklere kredi açması, mali destek sağlaması yasak.
Birliklerin ürün finansmanında kullanması için 2000’de oluşturulan 250 milyon YTL( 250 trilyon liralık) döner fon (Destekleme Fiyat İstikrar Fonu) bundan sonra nasıl çalıştırılacağını da  kimse bilmiyor. Birlikler, bu güne kadar bu fondan kredi kullanarak ürün aldılar, aldıkları ürünü sattıktan sonra krediyi faizi ile birlikte ödediler ve fon 800 milyon YTL’ ye çıktı. Bu 800 milyon YTL’ nin büyük kısmı birliklere yeniden ürün almak için 2005 ve  2006 ürününü almak için kredi olarak kullandırıldı. Bazı birlikler bu krediden yararlanamazken bazıları  pastanın büyük bölümünü aldı. Aldıkları krediyi ve faizini geriye ödemeyen birlikler var. Ödenmeyen bu  krediler ve faizleri bundan sonra kim tahsil edecek, nasıl tahsil edilecek ?
Bir çok üründe 2007 hasadı yaklaşırken birlikler ürün almak için hangi kaynaktan kredi kullanacağı belli değil. Birlikler ürün alamazsa, pamuk, üzüm, incir, ayçiçeği, fındık, zeytin ve zeytinyağı gibi 20’den fazla üründe piyasayı kim  düzenleyecek?
Gelinen noktada, IMF ve Dünya Bankası’nın “reform” diye sunduğu projenin birlikleri dolayısıyla ülke tarımını tam bir çıkmaza sürüklediği gerçeğidir. Bu gerçeği baştan beri bazı birlik yöneticileri, bu satırların yazarı ve duyarlı insanlar gündeme getirdi. Ancak, başta birliklerin bir çok yöneticisi olmak üzere tarımın geniş bir kesimi bu gerçeği görmezden geldi. Hükümet, bu görüşlere aldırış etmedi. Herkes Dünya bankası ve İMF’ nin reform yapacağını sandı. Oysa Dünya Bankası ve IMF’ nin program uyguladığı hiçbir ülkede tarımda reform olmadı hep çöküş yaşandı.
 Bundan  sonra ne olacak?
Seçim sürecinden sonra kurulacak hükümetin bu konuya acil olarak çözüm üretmesi ve doğan yasal boşluğa çare bulması gerekiyor.
AKP’ nin bunu yapması mümkün mü? Bugüne kadar ki 4.5 yıllık iktidarı döneminde birliklere yönelik olumlu bir tek adım atmayan AKP’ nin çözüm üretmesi çok zor. Fiskobirlik yönetimini ele geçirmek için çalışan, başaramayınca Fiskobirlik’i ve fındık üreticisini cezalandıran  bu hükümet fındıkta ilk kez Fiskobirlik’ i devre dışı bırakarak Toprak mahsulleri Ofisi’ne fındık aldırdı.
Diğer birliklere de yaklaşımı farklı olmadı.  Başbakan Erdoğan, Kayısıbirlik’ e  kredi sözü vermesine rağmen yerine getirmedi ve Kayısıbirlik kapanma noktasına geldi.
Nevşehir’de üreticinin üzümünü değerlendirmek için çaba gösteren Taskobirlik haciz kıskacı altında. İki kez ürün kredisi için başvurdu. Yeniden Yapılandırma Kurulu incelemelerini yaptı. Taskobirlik’ e 593 milyar liralık kredi kullandırılmasına karar verildi. Gerekli yazışmalar yapıldı. Son sözü Hazine Müsteşarlığı verecekti. Ancak, Hazine’ den sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan bu krediyi imzalamadı. Ali Babacan, imza vermedi ama birlik yöneticilerine “kapatın bu birliği, yenisini kurun.Sat birliği, öde borcunu.” Türünde akıl verdi. Oysa onların akla değil, paraya ihtiyacı vardı.
İddialara göre, Taskobirlik, şarap ürettiği için kredisi onaylanmadı.  Hükümetin şarap konusundaki tutumu bu görüşü doğrular nitelikte.
Bu zihniyetle birliklerin sorunları çözülebilir mi?
Taskobirlik konusunda bir hatırlatma yapalım.Dünya Bankası’nın birliklerle ilgili bir raporunda Taskobirlik için “en başarılı birlik ve kendi ayakları üzerinde durabilir” deniliyordu.
Yeniden yapılandırma Kurulu’nda ve çok önemli bir birlikte genel müdürlük yapan, yani masanın iki tarafında da oturmuş bir yöneticinin birlikler konusunda söylediği şu:“ Eğer bu şekilde gidilirse 2 ile 3 yılda birliklerin kapısına kilit vurulur.”
 Birlikler için yolun sonu göründü gibi.IMF ve Dünya Bankası’nın “reform” diye sunduğu tarımda yeniden yapılanmanın birlikleri getirdiği yer burası. Üreticilerin, birlik yöneticilerinin bunu artık çok iyi görmesi gerekiyor. 

Fındığa siyasi müdahale olur mu?

0

Karadeniz’in en önemli tarımsal ürünü olan fındıkta seçim öncesinde kafalar karışık. Herkesin merak ettiği soru şu: fındığa siyasi müdahale olur mu?
Son 50 yıla bakıldığında siyasetçinin en fazla müdahale ettiği ürünlerin başında fındık var. Hangi parti, hangi görüşten olursa olsun hiçbir siyasetçinin fındığa kayıtsız kalmadığını görüyoruz. Karadeniz halkının tamamını ilgilendirmesi siyasetçi için fındığı cazip hale getiriyor. Bu nedenle seçim yıllarında daha yüksek fiyat açıklayarak bölgenin oylarını toplamak her siyasetçinin, hükümetin başvurduğu bir yol. Ayrıca,  Fiskobirlik yönetiminde söz sahibi olmak ve yandaşlarını bu kurumda istihdam etmek geçmişten bu güne kadar siyasetin temel hedeflerinden biri oldu.  Bu yüzden yıllardan beri fındıkta bir adım ileri gidilemedi..
Dışarıdan birisi sadece fındık fiyatlarındaki dalgalanmaya baksa, Türkiye’nin dünyanın en büyük fındık üreticisi ve ihracatçısı değil, dışarıdan fındık alan bir ülke olduğunu düşünecektir.
Sadece son 6 yılın fiyatlarına bakarak fındıktaki istikrarsızlığı, siyasetin etkisini görmek mümkün. Aynı hükümet döneminde bile büyük bir istikrarsızlık var. 2000 ürünü fındık için açıklanan başlangıç fiyatı 1,73 dolar. 2001 ve 2002’de aynı hükümet iş başında  fakat fındık fiyatı 1 dolara kadar geriliyor. Bundan sonraki 3 yılda fındık fiyatını siyasetçi değil, üreticinin kuruluşu olan Fiskobirlik açıkladı. Fiyat, 2003’te 1,8 dolar, 2004’te 3,43 dolar ve 2005’te 5, 28 dolara yükseldi. Bu dönemde fındık ihracatından sağlanan gelir birkaç kat arttı. Fındık ihracatından sağlanan 500-600 milyon dolarlık gelir,  2 milyar dolara ulaştı. Fakat siyasetçi üreticinin arkasında durmadı. Dışarıdaki birkaç alıcının çıkarlarına hizmet edecek bir politikayı benimsedi. 2006 fındık fiyatı yeniden hükümet tarafından açıklandı. Açıklanan fiyat 2,72 dolar oldu.
Dünya fındık üretimine ve ihracatında yüzde 80 paya sahip olan Türkiye’deki bu istikrarsızlık üreticiyi,sanayiciyi,ihracatçıyı her kesimi olumsuz etkiliyor. Bu tablo, ülkenin istikrarlı ve uzun vadeli bir fındık politikasının olmadığının somut göstergesi. Bu kadar istikrarsız bir ortamda fındık ile ilgili her söz, her hareket büyük spekülasyona neden oluyor.
2007- 2008 sezonu için dünyadaki gelişmeler, iç piyasadaki beklentiler değerlendirildiğinde fındıkta Türkiye’nin lehine bir gelişme söz konusu. Ancak siyasi müdahale endişesi bu olumlu havayı bozuyor. Yakın geçmişte siyasetin ve siyasetçinin fındık piyasasını nasıl bozduğunu bir örnek ile açıklayalım.
Hatırlarsanız 2002 seçimlerinin arifesinde de fındık konusu çok yoğun olarak tartışılıyordu. O günün hükümeti (DSP-MHP-ANAP Koalisyonu) IMF’ ye tarımsal ürün fiyatlarının piyasada oluşacağına ve siyasi müdahale olmayacağına dair söz vermişti. Buğday fiyatı bile Şikago Borsası’ na endekslenmişti. Bir anlamda hükümetin eli kolu bağlanmıştı. Ancak seçim öncesinde Ecevit Hükümeti, bir kararname ile son defa fındık fiyatını açıklamak için İMF’ ye verilen sözü bir yana bıraktı. O günün şartlarına göre, kabuklu fındığın fiyatı 1 milyon 600 bin lira açıklandı. Seçim meydanlarının en önemli malzemesi fındık oldu. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ordu’da,Giresun’da,Trabzon’da meydanlarda halka “fındığınızı satmayın biz iktidara geldiğimizde fındık 2 milyon lira olacak” dedi. Karadeniz halkı Erdoğan’a inandı. AKP bölgeden yüzde 50 oranında oy aldı.
Seçim bitti. AKP Hükümeti’nin en çok uğraştığı ürün fındık oldu. Fiskobirlik yönetimini ele geçirmek için her türlü oyuna başvurdu. Başaramayınca, faturayı üreticiye kesti.Başbakan Erdoğan, bölgeye her gidişinde fındıkçılarla kavga etti. Bu kavgaların yarattığı spekülatif ortamda fındık fiyatı  7 YTL’ den 2..5 YTL’ ye kadar düştü. Ülke 1.5 milyar dolar kaybetti.
1938’den beri fındık piyasasında olan Fiskobirlik ilk kez 2006’da devre dışı bırakıldı. Toprak Mahsulleri Ofisi fındık almak için görevlendirildi.
Siyasi beceriksizliğin faturasını üretici,sanayici,ihracatçı ve tabii ki ülke ödedi. Kazanan dışarıdaki birkaç alıcı oldu.
Şimdi yine bir seçim arifesindeyiz. Seçimden önce fındık fiyatının açıklanacağı yönünde beklenti var. Beklentiden de öte bir baskı var. Hükümet, 4.5 yıllık döneminde fındık konusunda yaşananları unutturmak istiyor. Çünkü, fındık politikası nedeniyle AKP’ nin Karadeniz’den oy alması çok zor. Bu nedenle seçimden önce  fiyat açıklayarak üreticinin gönlünü ve daha da önemlisi oyunu alacağını düşünenler az değil. Yılların klasik oyunu bir kez daha sahnelenecek. “Seçim yılında yüksek fiyat, seçim sonrasında ne halin varsa gör” politikası yeniden uygulanacak endişesi var.
Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan’ın  “fındık 8 YTL olacak” sözünü de yabana atmamalı. Tayyip Erdoğan’da “fındık 2 YTL olacak” diye yüzde 50 oy almıştı.
Çözüm bu mu?
Elbette değil. Çözüm, seçimden seçime değil uzun vadeli ve istikrarlı bir fındık politikasının olması ile mümkün.
Çözüm, fındık alım ve satımlarının spekülatif ortamdan arındırılarak ülkeye yarar sağlayacak bir borsa sisteminin kurulmasında.
Çözüm, siyasetçinin oy için değil, ülkeye en yüksek yararı sağlayacak bir politikanın oluşması için çaba göstermesinde.
Çözüm, bölgenin tek ürüne olan bağımlılığını seçimden seçime istismar etmek değil, fındık üreticisinin, bölge halkının refahını artıracak bir destekleme politikası uygulamaktır.
Özetle,uzun vadeli ve ülke yararına uygulanacak bir fındık politikası her siyasetçinin temel hedefi olmalı. Ancak o zaman, bütün dünyayı Türkiye’nin, fındık üretiminin ve ihracatının yüzde 80’nine sahip ülke olduğuna inandırabiliriz.

Sebze ve meyveye hal vergisi

0

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde son bir ayda çok önemli yasal değişiklikler, çalışmalar yapıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Fakat Cumhurbaşkanı seçilemedi. Erken seçim kararı alındı. Anayasa paketi ile Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kabul edildi. Bu paket  Çankaya’da.
TBMM’de adeta anayasal düzeni değiştirecek bu köklü değişiklikler arasında bir düzenleme daha yapıldı. AKP Bursa Milletvekili Faruk Çelik tarafından hazırlanan 80 Sayılı Hal  Kanunu  ve  552 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik yapılmasına ilişkin yasa teklifi kabul edildi.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın uzun süreden beri üzerinde çalıştığı, kapsamlı bir Hal Yasası Tasarısı olduğu biliniyor. Fakat, AKP  bu tasarıyı bir yana bırakarak seçim öncesinde sadece birkaç maddelik değişiklik teklifini meclisten geçirdi.
Cumhurbaşkanlığı seçimi,anayasa paketi,erken seçim kararlarının yoğun olarak tartışıldığı siyasi ortamda, Hal Yasası ile ilgili değişikliklerle ilgilenen olmadı. Oysa, yapılan değişiklikler milyonlarca üreticiyi ve tüketici olarak toplumun tamamını yakından ilgilendiriyor.
Ülke genelinde faaliyet gösteren 120’ye yakın toptancı hali var. Yılda 40 milyon tonun üzerinde yaş meyve, sebze üreten Türkiye için, toptancı hallerinin çok büyük önemi var. Yapılan yasal değişiklikle mevcut haller özelleştiriliyor. Ayrıca özel sektörün toptancı hal açmasına olanak sağlanıyor.
Yapılan yasal değişikliklere üretici,sanayici karşı çıkıyor. Tüketici henüz konunun farkında değil. Değişimden yarar sağlayacak kesimler ise , bazı belediyeler ve az sayıdaki rantçı olacak.
 Belediye sınırları içerisinde çok değerli araziler üzerinde kurulu toptancı halleri yapılan bu yasal düzenleme ile satılması, devredilmesi olanağı getiriliyor.
Bir başka önemli düzenleme ise, üretilen yaş meyve sebzenin satışa sunulduğu ilin toptancı halinden geçmesi zorunluluğu.
Üreticiler ve komisyoncuları en çok endişelendiren değişiklik bu.
Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Ali Rıza Akıncı,  sektörün bu konudaki endişelerini ve tüketiciye yansımasını şu sözlerle ifade ediyor:
“Yapılan yasal değişiklikle; ‘mallar, üretildiği il veya ilçeden, satışa sunulacağı yerin haline girecek ve o yerin belediyesi malın satışından pay alacaktır’ hükmü getiriliyor.
Burada ifade edilen yeni uygulama aslında üzeri örtülerek, tüketici hallerinde (büyük kent halleri) faaliyet gösteren komisyonculara ve Büyükşehir Belediyeleri’ne hak etmedikleri bir rant sağlama faaliyetidir. Şu anda uygulamada olan 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ ye göre düzenlenen hallerin ve yaş meyve – sebze ticaretinin düzenlenmesine göre malların herhangi bir halden geçmiş olması şartı yeterli idi.  Şu anda ilave edilen bu madde ile yaş meyve ve sebzeler birde tüketildikleri illerin haline girmek mecburiyetindedir.  Bu ise ikinci kez aynı mallardan  yüzde 8 komisyon bedeli, yüzde 2 belediye rüsumu ve yüzde 8 komisyon bedelinin KDV’si olan yüzde 1.44’ün toplamı olan  yüzde 11.44’lük bir bedelin alınması demektir. Buda tüketicilerin ürünleri üretici bölgelerindeki fiyata nazaran çok daha pahalı tükettikleri anlamına gelmektedir.”
Antalya’da üreticiden kilosu 200 kuruşa alınan domates, İstanbul, İzmir’de 1 YTL’ nin üzerinde tüketiciye satılmasından şikayet edilirken, yapılan yasal değişiklikle bu fiyat farkı daha da açılacak. Üretici ucuza satacak, tüketici daha pahalıya satın alacak.
Ali Rıza Akıncı’nın dikkat çektiği çok önemli bir nokta daha var. Akıncı’ ya göre, yapılan değişiklik sebze meyve işleme,paketleme tesisi kuranlar ve modern seracılık yapanlar da bu yasal değişiklikten olumsuz etkilenecek.
Çoğunlukla, Antalya, Mersin, Adana, Bursa, İzmir, Muğla  gibi üretici bölgelerinde kurulu olan üretici ya da paketleme tesisleri, bölge halinden satın aldıkları ürünleri kendi tesislerinde işleyip, paketleyip, mevzuata uygun etiketleyip Gıda Sicil Numarası ile tüketici bölgelerindeki müşterilerine sevk ediyorlar. Bu mallar halden alındığı için, bir kez o bölgenin halinden geçmiş olmaktadır. Dolayısıyla  ürünü alan, yüzde 8 komisyon + KDV,  yüzde 2 belediye rüsumu, ayrıca gerçek usulde vergiye tabi olmayan üreticiler için yüzde 2 stopaj ve  yüzde 1 Bağ-kur kesintisi olmak üzere toplamı yüzde 14.44 oranında ödeme yapıyor. Yapılan yeni düzenleme aynı ürünlerin birde tüketileceği ildeki halle sokulmasını zorunlu kıldığı için  yüzde 14.44 oranında bir ödeme de oraya yapılacak. Dolayısıyla ürün tüketiciye en az yüzde 30 daha pahalıya ulaşacak.
Bunu ödemek istemeyen tüccar veya aracı ürünü hale sokmadan satmaya çalışacak. Dolayısıyla bu yasal düzenleme sektörde kaçağı önlemek bir yana daha da artıracak.
AKP’nin giderayak yaptığı düzenleme Milyonlarca üretici ve tüketicinin haklarını sadece tüketim bölgelerindeki komisyoncuların çıkarlarına ve yerel yönetimlere kaynak sağlama yöntemlerine kurban ediyor.
Yaş meyve ve sebze üreticileri,sanayicilerinin umudu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’ de. AKP’ nin giderayak yaptığı bu düzenlemeyi, Sezer’ in veto etmesini istiyorlar.
—————
İlk kitap
 “Kitabınız var mı?” veya “Kitap yazmayı düşünmüyor musunuz?” sorularınıza nihayet yanıt verebildiğim için mutluyum. İlk kitabım, “RTE’nin Öfkesi/ Ananı da al git” , Güncel Yayıncılık’ tan çıktı. Tarım yazarı olmamı sağlayan Rahmetli Nezih Demirkent’ in bu kitabı görmesini, okumasını çok isterdim.

Japon çiftçilerin yardımı TZOB'un seçim malzemesi…

0

Türkiye’nin en büyük tarım örgütü Türkiye Ziraat Odaları Birliği(TZOB)’ nin seçimleri 18-19 Mayıs’ta Ankara’da yapılacak. Seçim öncesinde ülkenin tarımsal sorunları, hedefler,beklentiler, TZOB’ un çalışmaları konuşulmuyor.
Dünyanın en pahalı girdileri ile üretim yapan bunun karşılığında ürettiği ürünü yok pahasına satan çiftçi gündemde yok.
Verimlilik, rekabet, küçük üreticinin tasfiye edilmesi, damızlık hayvan ithalatı, desteklerin zamanında ödenmemesi gibi konular tartışılmıyor.
Birlik seçiminde yarışacak adaylar, listeleri de konuşulmuyor,tartışılmıyor.  Gündemdeki tek konu TZOB Yönetiminin ele geçirilmesi. Bunun için TZOB Yönetimi ile Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker arasında kıyasıya bir mücadele yaşanıyor.
El altından dosyalar medyaya sızdırılıyor. TZOB Yönetimi hakkında soruşturma açılacağı ifade ediliyor. AKP, Fiskobirlik seçimlerindeki oyunları ile yeniden sahnede.
TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar ve yönetimi koltuğu AKP’ ye kaptırmamak için mücadele veriyor.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile TZOB yönetimi arasındaki bu iktidar mücadelesinin malzemesi ise, yardımsever Japon çiftçilerin 623 bin 607 doları.
Türkiye’yi  sarsan 1999 Marmara depreminden sonra Japonya Çiftçi Birliği, Türkiye’deki çiftçilerin yardımına koştu. Koşmakla kalmadı 623 bin 607 dolar yardım gönderdi. Aradan 8 yıl geçti, Japon çiftçilerin yardımı ne yazık ki seçim malzemesi olarak tartışılıyor.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın  TZOB seçimleri öncesinde el altından medyaya uçurduğu habere göre, bu para amacına uygun kullanılmamış. Bu nedenle, Bakanlık müfettişlerinin denetim raporu doğrultusunda TZOB yönetimi hakkında suç duyurusunda bulunuyor.
Tarım Bakanlığının bu iddiasına TZOB Yönetim Kurulu Başkanı Şemsi Bayraktar, Dedeman Oteli’nde basın toplantısı yaparak yanıt verdi.
Bayraktar, Marmara depremi sonrasında Japonya Çiftçi Birliği tarafından depremden zarar gören çiftçilere ve ziraat odalarına  yardım amacıyla TZOB’ a 623 bin 607 dolar hibe edildiğini söyledikten sonra bu parayı çiftçilerin ihtiyaçlarını karşılamak yerine, faize yatırarak iki katına çıkardıklarını anlattı. Bayraktar’ ın anlattığına göre, Japon çiftçilerin Türk çiftçilerine yardım diye gönderdiği paradan 215 bin 385 YTL’si,  Ordu, Sivas, Hakkari, Edirne, Batman, Şanlıurfa ve Diyarbakır il  ve ilçelerinde 2005 ve 2006 yıllarında başta sel felaketi olmak üzere, heyelan, yangın ve depremden zarar gören çiftçilere yardım amacıyla gönderilmiş. Geri kalanı faiz işletilerek Mayıs 2007 itibariyle 1 milyon 310 bin dolara çıkarılmış.  Yanlış okumadınız,Japon çiftçilerin depremde zarar gören çiftçilerimizin yaralarını sarmak için gönderdiği para faize yatırılarak iki katına çıkarılmış.
Bakanlık, “bu parayı madem harcamadınız, Japonya’ya geri gönderin” diyor. TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar ise, “biz  parayı faize yatırarak iki katına çıkardık, enayi miyiz niye Japonlara verelim” diyor.
Bütün bu olanlardan ne yardımı yapan Japon çiftçilerin ne de yardım alamayan bizim çiftçilerin haberi var. Bakanlık  ile TZOB Başkanı’nın koltuk kavgası olmasa bu para hiç gündeme gelmeyecekti.
Bakanlığın bir başka iddiasına göre, 22 Eylül 2005’te Manisa’da yapılan  çiftçi mitinginden sonra  TZOB Başkanı’nın o mitingdeki fotoğrafı çoğaltılarak çerçevelenmiş ve ziraat odalarına asılmak üzere kargo ile gönderilmiş. Bu iş için 29 bin YTL yani 29 milyar lira harcanmış. (Anlaşılan çok değerli ve bulunmaz bir poz.) Bakanlık, “bu şahsi reklama girer, 29 bin 129 YTL tutarındaki  poster baskı,çerçeveleme ve postalama giderini TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar kendi cebinden ödesin’ diyor.
Şemsi Bayraktar’ da buna yanıt olarak, belediye başkanları,parti genel başkanları, başbakan ve bakanların fotoğraflarının da çerçevelenip asıldığını ve parasının kurumlar tarafından karşılandığını söylüyor.
Bakanlık, Ordu’da yapılan fındık mitingi içinde  bilet, trafik cezası vs. toplam  7 bin 160 YTL’ lik harcamanın da TZOB yönetim kurulu üyelerinden tahsil edilmesini istiyor.
Anlaşılan, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Manisa ve Ordu çiftçi mitinglerini unutamamış. Bu mitinglerin bıraktığı derin izleri, denetim elemanları aracılığıyla hafifletmeye çalışıyor. Bu mitingler yapıldığında, çiftçileri siyaset yapmakla suçlayan Bakan, tam da TZOB seçimleri öncesinde konuyu gündeme getirerek hem siyaset yapıyor hem de kurumu ele geçirmek için kafaları karıştırıyor.
Bakanlık, soruşturma açma tehdidinin yanı sıra, TZOB’ un gelirlerini tırpanlamak ve üyeleri ile bağını koparmak için desteklerin alınmasında  zorunlu olarak istenen  “çiftçilik belgesi”ni de kaldırmak için yasa tasarısını da yine bu seçim öncesinde gündeme getirdi.
Bakanlık, gerçekten 1999’daki deprem parasının hesabını mı sormak istiyor?
Çiftçilik belgesinin çiftçiye külfet olduğu için mi kaldırmak istiyor, yoksa TZOB seçimlerinde kendi görüşleri doğrultusunda bir yönetimin seçilmesi için siyaset mi yapıyor?
Bu sorulara herkesin açık ve net yanıtlar vermesi gerekiyor. Ancak, yıllarca TZOB’ u siyasete alet edenler ülke tarımına en büyük zararı verdiler. “Kim ne verirse 5 fazlasını veririm” sözüyle özetlenecek bu siyaset oyunundan artık herkes vazgeçmeli.
Özetle, TZOB seçimleri öncesinde ne Tarım Bakanı ne de TZOB Başkanı’nın umurunda değil çiftçi sorunları. Onların derdi koltuk kavgası. Birisi oturduğu koltuğu koruma telaşında, diğeri  o koltuğu ele geçirmenin hesabını yapıyor. Üzücü olanı bütün bunların çiftçiler üzerinden yapılması.
(16.5.2007)

Pamuk çiftçisine verimlilik cezası

Tarımsal Üretimi Geliştirme Genel Müdürü Dr. Hüseyin Velioğlu’nun imzası ile 1 Mayıs’ta 81 il valiliğine bir yazı gönderildi. Tarım ve Köyişleri Bakanı adına imzalanarak gönderilen yazıda, 2006 ürünü kütlü pamuk destekleme primi ödemelerinde “kütlü pamuk ortalama veriminin üst sınırının dekar başına 407 kilo” olarak belirlendiği ve destekleme priminin buna göre ödeneceği bildiriliyordu.
Bu yazının anlamı şu: Pamuk üreticisi dekara 600- 700 kilo kütlü pamuk üretimi yapsa bile, bunun sadece 407 kiloluk bölümü için destekleme primi alacak.
Her fırsatta “Türk tarımının asıl sorunu verimliliktir. Verimliliği sağlamadıkça, tarımda bir yere gidemeyiz” diyen Tarım ve Köyişleri Bakanı pamukta verimliliği sağlayan üreticileri cezalandırmak istiyor. Demek ki takiye sadece siyasette olmuyor, tarımda da olabiliyor.
Verimliliği cezalandırmaya yönelik bu yazı valilikler aracılığıyla tarım il müdürlüklerine ve çiftçilere ulaşınca deyim yerindeyse kıyamet koptu. Pamukçular çok büyük tepki gösterdi. Bu tepkiler işe de yaradı. Bakanlık, geri adım atmak zorunda kaldı. Geçmiş yıllarda olduğu gibi dekar başına verimlilik üst sınırı 600 kilo olarak uygulanacak.
Ege Çiftçiler Derneği Başkanı Hulusi Tanman, geri adım atılmasında yaklaşan seçimin etkili olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Seçim olmasaydı bu karardan vazgeçmezlerdi.”
Pamuk primi konusundaki bu şok gelişme Ulusal Pamuk Konseyi’nin önemini bir kez daha gösterdi. Üreticinin konsey konusunda da ciddi endişeleri var.
Ulusal Pamuk Konseyi’nin kurulması konusunda ilk günden beri tüm çalışmalarda yer alan Ege Çiftçiler Derneği Başkanı Hulusi Tanman, gönderdiği mektupta bu endişelerini dile getiriyor. Hulusi Tanman’ın mektubunu okuyunca siz de hak vereceksiniz. İşte o mektup:
” Değerli Dostum,
Ürün konseyleri ile ilgili 02. 05.2007 tarihli yazınızı okudum. Ulusal Pamuk Konseyi (UPK) ile geldiğimiz son noktayı bilginize sunmak istiyorum.
Beraberce başlattığımız çabaları kısaca özetlersek; Fikir doğduktan sonra düşüncelerimizi pamuk bölgelerine ilettik ve aldığımız çok olumlu tepkilerden sonra ülke gerçeklerine uygun bir taslak hazırlığına giriştik. Bu çalışmalar esnasında hem diğer ülkelerin konsey tasarılarını göz önüne aldık, hem de pamukla ilgili tüm kuruluşların görüşlerini değerlendirdik. İzmir’ de 120 kuruluşun katılımı ile bir genel kurul toplandı ve taslak tartışıldı. İstekler doğrultusunda yeniden çalışmalar başladı ve Genel kurulda Kurucu İcra Kurulu seçildi. Beni de başkan seçtiler. Son taslak ile 4 defa Anadolu’yu ve İstanbul’u turladık. 6 sene sonra tüm görüşlerin yer aldığı bir yönetmelik meydana çıktı.
Konseyin yasalaşması sorunu, Tarım Kanunu’nun 11. Maddesi’ndeki “Ürün bazında konseyler kurulur” ibaresi ile çözüldü.
Mutabık kalınan yönetmelik, Tarım Bakanlığı’na sunulduktan sonra 1,5 yıl üzerinde konuşuldu. Ancak önemli bir değişiklik yapılmadı ve Başbakanlığa gönderildi. Bundan sonra işin yönü değişti ve yönetmelik tanınmaz bir hale getirildikten sonra Bakanlar Kurulu’nca onandı.
Kısaca özetlemek istiyorum;
Bütün kuruluşlar 4 görüş etrafında birleşmişlerdi:
1-UPK tam bir sivil toplum örgütü olmalıdır. Bir başka ifadeyle “eli taşın altında olanlar” ülke pamuk politikalarına yön vermelidir. Uygulayıp uygulamama hükümete aittir.
2-Üç ana sektör (üretici, sanayici, tüccar) eşit şekilde temsil edilmeli, kararlar yönetim kurulunda 7/9 oranında alınmalıdır. Veya en az 7 olumlu oyla alınmalıdır.
3-Genel Kurul bütün sektörlerin temsilcilerine açık olmalı ve bir Meclis seçmelidir. Meclis her altı ayda bir toplanmalı ve ayrıca Yönetim Kurulu’nu seçmelidir. (Her 3 sektörden 3 kişi, yani 9 kişi) Kamu sektörü temsilcileri (ilgili bakanlık temsilcileri) yalnızca danışma ve denetim (mali) görevi üstlenmelidir.
4-UPK maddi açıdan kuvvetli olmalıdır. Dolayısı ile katılan üç sektörden muayyen oranlarda kesinti yapılmalıdır.
Yukarıda ifade edilen 4 ana görüş, hükümetin çıkarttığı yönetmelikle ortadan kaldırılmıştır.
Çıkarılan yönetmelikte, 3 ana sektör yanına kamu sektörü de dahil edilmiş (Tarım, Maliye, Sanayi Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı v.s.) ve karar organına, yani Yönetim Kurulu’na girmiştir. Ayrıca kimi temsil ettiği bilinmeyen “gerçek” kişilerin de Yönetim Kurulu’na girmesi öngörülmüştür.
Yeni Yönetim Kurulu şöyle teşekkül etmektedir: 2 üretici temsilcisi, 2 sanayici temsilcisi, 2 tüccar temsilcisi, 2 kamu temsilcisi ve 1 gerçek kişi olmak üzere toplam 9 kişi.
Bu 9 kişi, yeni yönetmeliğe göre “oyçokluğu” ile karar alabileceklerdir. Örneklersek; 2 sanayici, 2 kamu temsilcisi, 1 gerçek (5 kişi) birleşip memleketin âli menfaatleri (!!!) için ihracata kota koyabilirler.
Meclis tamamen kaldırılmış, Yönetim Kurulu, Genel Kurul tarafından seçilmektedir. Ayrıca Genel Kurul’un her sene toplanması öngörülmüştür. Bu kadar geniş bir kitlenin her sene nasıl toplanacağı, bunun maddi yönünün nasıl karşılanacağı belli değildir.
UPK’ nın gelirleri aidat ve bağışlarla sınırlandırılmıştır. UPK’ya katılım mecburiyeti de getirilmediğinden aidat ve bağışlarla böyle bir kuruluşun nasıl çalışabileceği meçhuldür.
Değerli dostum, gördüğünüz gibi, UPK’da gelinen nokta başta ben olmak üzere tüm bu işe gönül vermiş, mesai ve zaman harcamış, kendi cebinden masraf etmiş ve 8 yıl uğraşmış arkadaşlar için tam bir hayal kırıklığı olmuştur.
Kurucu üye olabilmek için (halen bizi girişimci olarak tanımlıyorlar) başvurularımızı yaptık. Şayet Tarım Bakanlığı tarafından uygun görülürsek yanlışları düzeltmek için uğraşacağız. Olmazsa belki başkaları düzeltir. O da olmazsa ölü doğan bir çocuğumuz daha olmuş olacak.
Bu vesile ile en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.
Hulusi Tanman. ”
9.5.2007

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bizi Takip Edin!

12,133TakipçilerBeğen
10,223TakipçilerTakip Et
65TakipçilerTakip Et
17,140TakipçilerTakip Et
80,217TakipçilerTakip Et
1,330AboneAbone Ol
- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.