Tarım Blog Sayfa 219

Destekleme priminde radikal değişiklik…

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası ile 2000 yılından beri uygulanan ekonomik program çerçevesinde tarımdaki bir çok destek ya kaldırıldı ya da kuşa çevrildi. Tarımsal destekler içerisinde üreticiye nefes aldıran bir tek destekleme primi kalmıştı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, şimdi destekleme primini de kuşa çevirecek, üretimle bağını koparacak bir çalışma yürütüyor.
Bu çalışmanın ayrıntılarına girmeden destekleme primi konusunda genel bazı bilgileri paylaşmakta yarar var.
Destekleme primi, Avrupa Birliği, Amerika ve bir çok ülkede yaygın olarak uygulanıyor. Bu ülkeler en basit anlatım ile, üreticisini korumak için, üretim maliyeti ile dünya fiyatı arasındaki farkı prim olarak çiftçisine ödüyor. Amaç, söz konusu ürünlerde üretimin devamını sağlamak ve uluslararası piyasada rekabet edebilmek.
Türkiye’de ise, destekleme primi uygulaması 1993’te başladı. Ağırlıklı olarak arz açığı olan yağlı tohumlu bitkilerde uygulanıyor. 
Destekleme primi uygulamasından bu yana tarımda kayıt sistemi yerleşti. Daha önce vergilendirilemeyen tarım kesimi bu sistem sayesinde vergi ödeyen sektör konumuna geldi.

Zeytin ve zeytinyağı sektör stratejisi…

Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı, zeytin ve zeytinyağı sektör stratejisini belirlemek üzere bir çalışma başlattı. Çalışmanın amacı, zeytin ve zeytinyağı ihracatını artıracak yol haritasını belirlemek.
Bu kapsamda, Marmarabirlik, Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, Ege İhracatçılar Birliği, Ege Bölgesi Sanayi Odası, Aydın Ticaret Odası, Balıkesir Sanayi Odası, Aydın, İzmir ve Balıkesir Ziraat Odası gibi bazı kuruluşlardan yazılı görüş istendi. Bu kuruluşlar şimdi ders çalışıyorlar ve 31 Ağustos’a kadar görüşlerini bildirecekler.
Yeni sezon öncesinde böyle bir çalışmanın yapılması sektör açısından son derece sevindiricidir. Zeytin ve zeytinyağı sektörünün gerçekten bir yol haritasına ihtiyacı var. Fakat, adı üzerinde “yol haritası”. Eğer, doğru verilerle, doğru bilgilerle haritayı çizemezseniz, çıkmaz sokaklarla dolu bir yol haritası ortaya çıkar.

Yeni Şakran'da Atatürk zeytinliği…

Festival mevsimindeyiz. Ülkenin hemen her ilçesinde, beldesinde festivaller düzenleniyor.  Bu festivallerde genellikle yörenin bir ürünü öne çıkarılıyor. Ayrıca, yöre halkının televizyonlarda izlediği bir iki popüler  müzisyenin katıldığı  halk konserleri yapılıyor. Festivaller ciddi bir ekonomik hareketlilik yaratıyor. Bu nedenle özellikle küçük yerlerde, beldelerde bu tür etkinlikler çok önemseniyor. Festival yapmayan belediye başkanı halk tarafından eleştiriliyor. Halk belediyeden su, yol, temizlik ve diğer hizmetlerin yanı sıra, yılda bir kez sevdiği müzisyenin de ayağına getirilmesini istiyor.
Geçen hafta sonu İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Yeni Şakran Beldesi’nde “2. Zeytin ve Deniz Festivali” yapıldı. Belediye Başkanı Zeki Şen’in daveti ile “Zeytinciliğin Güncel Durumu ve Hedefleri” konulu panele, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Başkanı Dr. Mustafa Tan ve Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır ile birlikte konuşmacı olarak katıldık. Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği’nin düzenlediği panelde konuşulanlar DÜNYA Gazetesi’nde (20.8.2007) detaylı olarak yer aldı.

Zeytinci de kuraklık desteği istiyor

Yeni Şakran’da zeytincilik paneline konuşmacı olarak katıldım

Yeni Şakran’da düzenlenen 2. Deniz ve Zeytin Festivali kapsamında yapılan “Zeytinciliğin Güncel Durumu ve hedefi” konulu panelde konuşmacılar ve katılımcılar zeytin ağaçlarının kuraklıktan olumsuz etkilendiğini bazı bölgelerde yüzde 50’den fazla zarar oluştuğunu belirterek zeytinciye kuraklık desteği verilmesini istedi.

İzmir’in Aliağa İlçesinin Yeni Şakran Beldesinde düzenlenen “2. Deniz Ve Zeytin Festivali” kapsamında yapılan “Zeytinciliğin Güncel Durumu ve Hedefi” konulu panelde konuşmacılar bir çok tarım ürününde olduğu gibi zeytinde de kuraklığın büyük zarara yol açtığını belirterek üreticiye kuraklık desteği verilmesini istedi. Zeytin ve zeytinyağında tutarlı bir politika uygulanmadığını dile getiren konuşmacılar, kuraklık nedeniyle zeytinde bazı bölgelerde yüzde 50’nin üzerinde zarar oluştuğunu dile getirdiler.

Pamukta tehlike çanları çalıyor…

Ali Ekber Yıldırım

Tekstil, yağ ve hayvancılık başta olmak üzere bir çok sektörün hammadde gereksinimini karşılayan pamuk, yarattığı istihdam ve katma değer ile ülke ekonomisine çok büyük katkılar sağlıyor. Türkiye’de pamuk sektörü, yaklaşık 10 milyon insanı ilgilendiriyor.Yüksek üretim maliyeti, düşük fiyat ve yetersiz destekleme primi, dışa bağımlılık derken pamuk sektörüne bir darbeyi de kuraklık vurdu. Dünyanın en kaliteli pamuğunun yetiştiği Söke Ovası’nda pamuk üretiminin yüzde 50’ye kadar düşebileceği ifade ediliyor. Benzer sorunlar diğer üretim bölgelerinde de yaşanıyor. Sektör temsilcileri en iyimser tahminlerle pamuk üretiminin geçen yıla göre en az yüzde 20 daha az olacağını ifade ediyor.
Üretim düşüşü özellikle tekstil sektörünü daha fazla dışa bağımlı hale getirecek. Bu yıl ilk kez Türkiye, ürettiğinden daha fazla pamuk ithal etmek zorunda kalabilir. Üstelik geçmiş yıllara göre daha fazla döviz ödeyerek. Çünkü kuraklık diğer üretici ülkeleri de olumsuz etkilediği için dünya fiyatlarının yükselmesi bekleniyor.

Organik tarım Konya için fırsat olabilir mi?

3

Konya, “tarımın başkenti” olarak adlandırılıyor. Son günlerde ülkenin başkenti Ankara’nın yaşadığı su rezaletinin bir benzeri bu yıl Konya ve yöresinde yaşanıyor.
Kuraklık, Konya ve İç Anadolu’yu kasıp kavuruyor. Hububat başta olmak üzere bir çok tarımsal üründe büyük kayıplar yaşandı. Çiftçi çok büyük zarara uğradı. Borçlarını ödeyemez, ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda.
Böyle devam ederse ve gerekli önlemler alınamazsa yakın gelecekte  Konya, “tarımın başkenti” unvanını kaybedecek.
Önlem alması beklenen hükümetin gündeminde kuraklık ve su sorunu gibi yaşamsal konular yok. Pazartesi günü toplanan Bakanlar Kurulu’nda konu gündeme dahi gelmedi. Umarız ki, kurulacak yeni hükümet, üzerindeki bu ölü toprağından sıyrılır; kısa, orta ve uzun vadeli önlemler alır.
Bunun ilk adımı, uzmanların ısrarla dile getirdiği Su Bakanlığı’nın kurulması olabilir. Hükümeti kurmakla görevlendirilen Recep Tayyip Erdoğan, yarın yeni kabineyi Cumhurbaşkanı’na sunacak. Yeni kabinede Devlet Bakanları’ndan birisi, sudan sorumlu bakan olarak görevlendirilebilir. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na toprak ve su konusunda daha duyarlı birisi getirilebilir.
Önümüzdeki günlerde ve yıllarda da kuraklık, küresel ısınma  ve su sorunu dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de tehdit etmeyi sürdürecek. Bu nedenle, ciddi bir değişime ve akılcı politikalara ihtiyaç var. Çiftçilerin gelir kayıplarını önleyecek, suyun ve toprağın etkin kullanımını sağlayacak bir politika ülkenin geleceği açısından çok büyük önem taşıyor.
Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu ve  Doç. Dr. Sait Gezgin, İktisat Fakültesi’nden Doç. Dr. Şaban Çalış ve  Doç. Dr. Önder Kutlu  ile Konya Tarım İl Müdürlüğü’nden Orhan Ermetin’ in ortaklaşa hazırladığı “Küresel İklim Değişikliği ve AB Müzakere Sürecinde Organize Organik Tarım Bölgeleri: Konya Örneği”  bildirisi  “tarımın başkenti” Konya’nın tarımda yaşadığı acı gerçeği ortaya koyması ve çözüm sunması bakımından çok önemli..
Su ve toprak kaynaklarının verimli kullanılmasını, çiftçi gelirlerini artırmayı ve organik tarımı öne çıkaran bildirinin özeti şöyle:
“Son yıllarda Konya bölgesinde yıllık yağış miktarının azalması,yağışların mevsime göre dengesizleşmesi ve taban su seviyesinin azalması su sorununu ön plana çıkarmış bulunmaktadır.Küresel iklim değişiklikleri konusundaki tartışmalarla birlikte de bu konu gündemdeki en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.
Küresel iklim değişikliklerinden en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gösterilmektedir. Türkiye’de en çok etkilenen bölgelerin başında Konya gelmektedir. Konya bir taraftan kuraklık,bir taraftan tuzlu su havzalarının baskısı, öte taraftan da bilinçsiz su kullanımı  gibi nedenlerle bu konuda tam bir çıkmaza doğru sürüklenmektedir. Tahıl ambarı, tarımın başkenti gibi altı boş sloganlarla da yanlış bir kalkınma modeli ısrarı ile de tam bir felakete doğru sürüklenmektedir. Konya platosu özellikle de sulu tarım ısrarı ve buna bağlı ağır gübreleme uygulamaları ile geleceğini karartmaktadır.
Sulu tarım adı altında yerüstü suları yetmeyince yeraltına inmek zorunda kalan üreticiler de aslında üzerinde durduğumuz,doğduğumuz, yediğimiz toprağa ve onun hayat damarlarına saldırmaktadırlar. Felaket tellallığı yapmak istemiyoruz ama tutulan yol yol değildir.Mesela, Konya ovasında mevcut su kuyularının çoğunluğunun ruhsatsız olduğu bilinmektedir. Yüzey sulama amaçlı olarak ise en fazla Beyşehir Gölü’nden su çekilmektedir. Fakat bu gölde su seviyesinin düşmeye başladığı bildirilmektedir. Ayrıca kirlilik de görülmeye başlamıştır. Yatırımın artması, daha fazla alanın sulanması,su tüketimini ve enerji kullanımını da artıracaktır.
Bu nedenle Konya Ovası’nda etkin su kullanım modellerinin geliştirilmesi( damla sulama,suyu az tüketen bitkilere geçiş,ekim ve dikim tekniklerinde revizyon vb.) kısa vade tedbirleri olarak düşünülebilir. Bunlardan en önemlisi su tasarrufçu bir üretim şekli olan organik tarımdır. Organik tarımda vahşi sulamaya genellikle müsaade edilmemekte, damlama sulama çok yaygın olarak kullanılmaktadır.
Ülkemizde konvansiyonel tarım yapılan alanlarda iyi tarım tekniklerinin uygulanmasına, suyun etkin kullanan teknikler ve bitkilerin yetiştirilmesine ve bölge içi ve bölgeler arası üretim planlamasının yapılarak rekabeti azaltıp, gelir seviyesinin yükseltilmesine ihtiyaç vardır. Bu amaçla öncelikle çevresel olarak çok fazla kirlenmemiş alanların bölgesel veya alt bölgesel olarak organize organik tarım geçilmesine şiddetle ihtiyaç var.”
Konya’da organik tarım 10 yıldan beri yapılıyor. Konya Tarım İl Müdürlüğü’nün 2006 verilerine göre, ilde sertifikalı 779 üretici tarafından 3 bin 614 dekar alanda organik tarım yapılıyor. En fazla üretilen ürünler çilek,nohut,vişne,kiraz,ceviz,domates ve elma. Mucize bitkiler arasında sayılan rezeneyi organik olarak üreten Konyalı çiftçiler bu ürünü Japonya’ya ihraç ediyorlar.
Uzmanların verdiği bilgiye göre, Konya’da ekili 1.5 milyon hektar alanın sadece binde 36’lık bölümünde organik tarım yapılıyor. Konya’da organik ürün işleyen, paketleyen, ambalajlayan ve satışını yapan işletme yok. Organik ürünler başta İzmir olmak üzere diğer illere gönderiliyor. Üretim arttıkça Konya’da işleme, paketleme,ambalajlama tesisi kurulacak ve ihracatçı firmaların ilgisini çekecektir.
“Organize Organik Tarım Bölgeleri Projesi” sadece Konya için değil, Türkiye için de bir çıkış yolu olabilir mi? Bunun çok yönlü olarak tartışılmasında yarar var.

Su ve toprak…

1

Küresel ısınma, insanoğluna suyun ve toprağın önemini gösterdi. Öyle görünüyor ki, geleceğin dünyasını su ve toprak şekillendirecek.
Toprak ve su kaynaklarını koruyan,geliştiren ve verimli kullanan ülkeler zenginliğin sahibi olacak.
Türkiye, ne yazık ki, henüz bunun farkında değil. Geçmişten gelen alışkanlıklar devam ediyor. Son günlerde kuraklığın etkisi ile başlayan su kesintisi, sebze ve meyve fiyatlarının birkaç kat artması toplumda paniğe neden olsa da, suyun ve toprağın değeri yeterince bilinmiyor.
TEMA Vakfı, Doğal Hayatı Koruma Vakfı ve diğer sivil toplum kuruluşlarının yıllardır süren çabalarına toplum ilgisiz. Medya da düne kadar ilgisizdi. Ankara ve İstanbul’da su kesintileri başlayınca yoğun ilgi göstermeye başladı. Umarız, su kesintileri bitince medyanın da konuya ilgisi bitmez. Çünkü, su ve toprak sorunu dünyanın gelecekte en çok tartışacağı konuların başında geliyor. Yeni stratejiler, yeni politikalar oluşturulması gerekiyor.
Türkiye’de toprak ve su konusunda politika oluşturacak, strateji belirleyecek bir kurum var mı?
Ne yazık ki yok. 1970’te kurulan Topraksu Genel Müdürlüğü, 1985’te rahmetli Turgut Özal tarafından kapatıldı. Topraksu kapatıldıktan sonra bu görev, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne verildi. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü  ise, tam 20 yıl sonra, 2005’te Tayyip Erdoğan tarafından kapatıldı. Köy Hizmetleri’nin görevini üstlenen bir kurum yok. Toprak ve suyun yönetimi Allah’a emanet.
Susuzluk başlayınca, eller şemsiye biçiminde yere doğru çevrilerek su duası okunuyor. Bu çağda bu anlayışla su sorunu çözülebilir mi? Su ve toprak kaynakları verimli kullanılabilir mi?
Toprak konusunda da saptanmış bir politika yok. Tarım toprağının amaç dışı kullanımında dünyada bir sıralama yapılsa, Türkiye, birinciliği kimseye kaptırmaz.
Tarım topraklarının talanı için memlekette yıllardan beri büyük bir yarış var. Turizmciler, madenciler, müteahhitler, kooperatifler, sanayiciler, yerel yönetimler, bakanlar, bürokratlar, başbakanlar her kes bu yarışın içinde.
Toprağı korumak için hiçbir çaba yok. Fakat, “patates ekilen tarlada şimdi otomobil üretiliyor” diye övünen zihniyetle, birinci sınıf tarım arazisini çok uluslu şirketlere peşkeş çeken zihniyet arasındaki yarış sürüyor.
Tarım arazisine sanayi tesisi yapmayı marifet sayan zihniyet ile milletvekili, bürokrat, müteahhit, işadamı el ele verip tarım toprağına villa konduran zihniyet arasındaki yarış da devam ediyor.
Bu yarışa dur demek için onurlu mücadele verenler ise, ya vatan haini ya da küreselleşme karşıtı diye dışlanıyor,suçlanıyor.
Fakat, bu gün yaşananlar  çevrecileri haklı çıkardı. Ülkenin doğal yaşam alanları, suyu ve toprağı tehlikede. Bunu sadece bu ülkenin aydınları, bilim insanları söylemiyor, ülkeyi yönetenlerin çokça itibar ettiği Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) de söylüyor.
NASA’nın son raporuna göre, Türkiye’nin büyük bir bölümü 2040 yılında çöl olacak. Neden çöl olacak? Çünkü, Türkiye’de son 40 yılda Van Gölü’nün 3 katı kadar sulak alan yok oldu. Kara yüzeyinin yüzde 90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon görülüyor. En verimli topraklar büyük bir hızla kaybediliyor.
Erozyon nedeniyle kaybedilen topraklar baraj göllerinin dibine yığılarak, barajların doğal ömrünü yarı yarıya azaltıyor.  Bu nedenle ciddi oranda enerji ve su kaybı meydana geliyor. Milyarlarca dolar ödenerek yapılan barajlar verimsiz hale geliyor. Türkiye’nin prestij projelerinden ve can damarı olan Keban, Karakaya ve Atatürk barajı da bu tehlike ile karşı karşıya.
Kaybedilen verimli toprağın geri kazanımı neredeyse olanaksız. Tarım yapılabilmesi için gereken minimum 40 santimetrelik toprağın oluşması ortalama 20 bin yılda gerçekleşiyor.
Suyun ve toprağın hoyratça, bilinçsizce kullanılmasının elbette bir faturası olacaktı. Bu faturayı  toplumun her kesimi ödemeye başladı. Gelecekte daha büyük faturalar ödememek, gelecek kuşaklara iyi bir miras bırakmak için bugünden başlayarak herkes üzerine düşen görevi samimiyetle yapmak zorunda. Çünkü, musluklardan su akmıyorsa, toprakla su buluşamıyorsa, ülke toprakları ülke insanını beslemeye yetmiyorsa bunda herkesin sorumluluğu var.
Geçmişten ders çıkararak geleceğe bakmanın zamanı.
Sadece kentlerde değil, suyu kullanan toprağı işleyen köylerde büyük bir eğitim seferberliği başlatılmalı. Suyun ve toprağın korunması, verimli kullanılması için öncelikle çiftçiler bilinçlendirilmeli. Suyun en çok kullanıldığı tarımda, vahşi sulamadan vazgeçilerek damla sulamaya geçilmeli.
Toprak ve su konusunda ülke politikalarını oluşturacak, yeni stratejiler belirleyecek kurumsal bir yapı oluşturulmalı.
Sivil toplum kuruluşlarının çabaları desteklenerek toprak ve su kaynaklarının korunması sağlanmalı.
Özetle, suya ve toprağa çok ihtiyacımız olacak. Bunun için yapılacak çok iş, alınacak çok yol var.
                                                           ****
TEŞEKKÜR..

Türkiye Ziraatçılar Derneği, 2008 Sadullah Usumi Basın Ödüllerini açıkladı. Sadullah Usumi’nin adını yaşattıkları için ve bizi de bu anlamlı ödüle değer gördükleri için Dernek Başkanı İbrahim Yetkin ve arkadaşlarına teşekkür ederiz.
 

Tarımda ithalat hovardalığı sona mı eriyor?

“Şeker üretmeye gerek yok, dünyada daha ucuzu var, veririz parasını getiririz” denilerek kotalarla çiftçi pancar üretiminden vazgeçirildi.
“Pamuk üretmeyelim, dünyada daha ucuzu var, ithal ederiz” diye diye pamuk üreticisi üretimden kaçırıldı.
Daha bir çok tarım ürününde üretim değil, ithalat teşvik edildi. Türkiye pamuktan mercimeğe, nohuttan meyve ve sebzeye kadar akla gelebilecek her türlü tarım ürününü ithal etmeye başladı. Bunun faturası ülkeye çok ağır oldu. Bundan sonra fatura daha da kabaracak. İthalat zor ve pahalı hale geldi. Bu sütunda yerli üretim azalınca ithalatın eskisi gibi kolay ve ucuz olmayacağını defalarca yazdık. Dikkate alan olmadı. Fakat ithalatın çözüm yol olmadığı bu yıl daha iyi görülmeye başlandı. Tabi görmek isteyen çıkarsa.
Bugünlere nasıl geldiğimizi kısaca özetlemekte yarar var.
Türkiye, 1980 sonrasında tarım ve hayvancılık sektörünü kontrolsüz bir şekilde dış rekabete açtı. Hiçbir önlem almadan, doğru dürüst bir politika belirlemeden çiftçiye denildi ki, Amerika’nın ve Avrupa’nın milyarlarca dolar devlet destekli çiftçisi ile rekabet edeceksiniz.
Yapılmak istenen eşyanın tabiatına aykırıydı. Bir tarafta ucuz girdi, düşük maliyet, teknoloji yoğun üretim yapan ve devletten milyarlarca dolar destek alan Avrupa ve Amerikan çiftçisi, diğer tarafta en pahalı girdiyi kullanan, son derece yüksek maliyetlerle, ilkel şartlarda üretim yapan ve devletten doğru dürüst destek alamayan Türk çiftçisi. Bu şartlarda  adil bir rekabet mümkün mü?
Mümkün olmadığı yıllar sonra görüldü. 1980 başında Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatı 2 milyar dolar seviyesinde iken, ithalatı sadece 50 milyon dolardı. 2000’li yıllara gelindiğinde tarım ürünleri ithalatı ihracatın üzerine çıktı. Üretim büyük oranda geriledi. Çiftçi, üretim yapamaz hale geldi. Türkiye bir çok tarım ürünü için “ithalat cenneti” oldu.
Türkiye, ithalat hovardalığının bir gün sona ereceğinin farkına bile varmazken , dünyayı kasıp kavuran küresel ısınma bu gerçeği açıkça  gösteriyor. Bir çok üründe üretim düşüşü yaşanıyor.
İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı(OECD) ile Dünya Gıda Örgütü (FAO)’nün tahminine göre önümüzdeki 10 yılda tarım ürünlerindeki üretim artışı geçmiş yıllara göre daha yavaş olacak. Buna karşılık artan tüketim talebi ve tarım ürünlerinin enerji üretiminde kullanılması sektörün önemini artıracak.
Tarımsal üretim gücüne sahip ülkeler, dünyanın en stratejik ülkeleri olacak.
Toprağı ve suyu olan ülkeler zenginliği üretecek güce sahip olacak.
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’ in, “palavra” diye nitelediği “kendi kendine yeterlilik” yeni dönemde dünya tarımının ana ilkesi olacak.
İthalat eskisi gibi kolay ve ucuz olmayacak. Ülkeler ellerindeki tarımsal ürünü öncelikle kendi yurttaşlarının ihtiyacı için değerlendirecek. Nitekim bunun ilk sinyalleri verildi. Hindistan, bakliyat ihracatını yasakladı. Suriye ve Ukrayna ise, buğday ihracatını durdurdu. Amerika, petrol bağımlılığını azaltmak için buğday ve mısırı ihraç etmek yerine enerji üretmeye yöneldi. Brezilya şeker kamışından enerji üretiyor.
Dünya piyasalarını yakından izleyen, Kanada’da  bakliyat sektörüne ciddi yatırım yapan ve bu ülkenin kırmızı mercimek ihracatının yarısını gerçekleştiren  Dünya  Bakliyat ve Hububat Birliği Başkan Yardımcısı Mahmut Arslan dostumuz ,Türkiye’nin dünyadaki gelişmelere kayıtsız kalmasına isyan ediyor. Türkiye’nin hızla iç piyasada üretime dönmesini ve ithalat kolaycılığından vazgeçmesini istiyor.
Amerika’nın buğday ve mısırdan etanol üretimine yönelmesinin çok iyi okunmasını isteyen Mahmut Arslan, bu ülkeden ithalat şansının azaldığına dikkat çekiyor. Arslan’ ın yatırımcılara da bir uyarısı var. Döviz, hisse senedi, gayrimenkul gibi tarım toprağı da geleceğin en büyük yatırım araçlarından biri olacak.
İthalat endişesini derinden yaşayan bir başka sektör, bitkisel yağ sektörü. Bir zamanlar 1 milyon 200 bin ton ayçiçeği tohumu üreten Türkiye, yanlış politikalar sonucu üretimini yarı yarıya azalttı. İhtiyacını ithalatla karşılıyor.Son yıllarda üretimde kıpırdanma olmasına rağmen dışa bağımlılık sürüyor.
 2006’da  950 bin ton ayçiçeği üreten Türkiye, 370 bin ton ayçiçeği tohumu ve 400 bin ton ham ayçiçek yağı ithal etti. Bu yıl yaşanan kuraklık nedeniyle ayçiçeği üretiminde yüzde 40-50 oranında düşüş bekleniyor. İthalat yapılamazsa tüketilecek yağ bulunamayacak. İthalat yapılan diğer üretici ülkelerde de kuraklık nedeniyle üretim az. Fiyatlar yükseliyor. Dolayısıyla, ithalat yapmak hem zor hem de pahalı olacak.
 Bitkisel yağ sektöründe dengeler bir kez daha alt üst olacak gibi. İthalat vergi oranları yeniden düzenlenecek. Fakat bu sektörün sorununu çözmeye yetmiyor. Kuraklık nedeniyle zarar gören çiftçi nasıl korunacak? Gelecek yıl yeniden üretim yapması nasıl sağlanacak?
Özetle, tarımda ithalatın çözüm yol olmadığı çok açık. Tarımda yeni bir dönem başlıyor. Yeni dönem, ithalata değil üretime dayalı bir modeli zorunlu kılıyor.

                     ***
11.Yılın ilk yazısı
Okuduğunuz bu yazı tarım yazarlığında 11. yılın ilk yazısı. Bu köşede ilk yazı 31 Temmuz 1996’da yayınlandı. Geleceği çok iyi görerek 11 yıl önce tarım konusunda yazı yazmamı isteyen ve aynı zamanda bu köşenin isim babası olan rahmetli Nezih Demirkent’i ve ustam rahmetli Sadullah Usumi’yi saygı ile anarken, siz değerli okurlarımızla daha nice yıllarda bilgilerimizi paylaşarak çoğaltmayı diliyorum.

Bilmeceyi çözebilir miyim?

Hikmet Çetinkaya/ Cumhuriyet

Toplumumuz unutkandır…
Neleri unutmadı ki!
Faili meçhul cinayetleri, devlet içindeki örgütlü çeteleri, kanlı 1 Mayısları , Madımak yangınını, Kahramanmaraş katliamını…
Melih Aşık dostum Milliyet’teki köşesinde “sosyolojik muammayı” yani “22 Temmuz bilmecesi ” ni çözmeye çalışıyor…
” Ordu ‘da, Giresun ‘da binlerce fındık üreticisi yol kesti… AKP Ordu’da yüzde 55.8 , Giresun’da yüzde 51.2 oy aldı…
Çiftçiye ‘Ananı da al git’dediği Mersin ‘de yüzde 27.3 oyla 4 milletvekili çıkardı.
‘Askerlik yan gelip yatma yeri değildir’dediği Balıkesir’de yüzde 41.7 oyla 5 milletvekili çıkardı.

Çiftçi ne aldı

Melih Aşık/Milliyet

Tarım dünyasını yakından izleyen gazeteci Ali Ekber Yıldırım, AKP’nin tarım kesiminden neden beklenenin üzerinde oy aldığını soranlara anlatıyor:”Bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak, diyen Tayyip Erdoğan, seçim yaklaşınca iktidarın tüm gücüyle çiftçiye çalıştı. 2007 için tarımsal desteklere ayrılan 5.3 milyar YTL’nin 5 milyar YTL’si seçimden önce ödendi.

Doğrudan gelir desteği, mazot ve gübre desteği kapsamında çiftçiye toplam 1.6 milyar YTL ödeme yapıldı.Sonbaharda 175 bin çay üreticisine ödenecek 45 milyon YTL çay budama tazminatı seçimden önce ödendi.

Bizi Takip Edin!

12,159TakipçilerBeğen
10,380TakipçilerTakip Et
65TakipçilerTakip Et
17,140TakipçilerTakip Et
80,521TakipçilerTakip Et
1,330AboneAbone Ol
- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.