Tarım Blog Sayfa 2

Buğday fiyatı açıklanıyor

Hasat öncesi buğday alım fiyatının bugün açıklanması bekleniyor. Saat 15.00’te başlaması beklenen Bakanlar Kurulu toplantısında 2020 ürünü buğday alım fiyatı ve destekleme priminin ele alınarak karara bağlanması öngörülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında buğday alım fiyatını ve çiftçiye verilecek primi açıklaması bekleniyor.

Mayıs ayı sonunda ilk olarak Çukurova’da başlayacak buğday hasadı öncesinde Toprak Mahsulleri Ofisi(TMO), üretim maliyetini, enflasyon verilerini, dünya piyasalarındaki fiyatları ve gelişmeleri dikkate alarak fiyat belirleme çalışmasını tamamladı. Belirlenen fiyat bugün Bakanlar Kurulu’nda ele alındıktan sonra son sözü Cumhurbaşkanı Erdoğan söyleyecek. Toplantıdan sonra buğdayın yanı sıra arpa, yulaf, çavdar fiyatının da açıklanması öngörülüyor.

Fiyat ne olacak?

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, geçen yıl olduğu gibi buğday alım fiyatının dünya fiyatlarının üzerinde olacağını açıklamıştı. Dünya fiyatının ton başına 230-240 dolar olduğu dikkate alındığında, 2020 ürünü buğday alım fiyatının ton başına 1650 ile 1700 lira olması gerekiyor. Bunun üzerine destekleme primi de eklenecek.
Geçen sene 2019 ürünü buğday alım fiyatı açıklanırken yüzde 29 artış yapılmıştı. 2018 yılında ton başına 1.050 lira olan Kırmızı/Beyaz Sert Ekmeklik Buğday alım fiyatı 2019 yılında 1.350 lira olarak açıklanmıştı. Makarnalık buğday alım fiyatı ise 1.100 liradan yüzde 32 artışla ton başına 1.450 lira açıklanmıştı.

Destekleme primi ise geçen sene yıllar sonra kilo başına 5 kuruştan 10 kuruşa çıkarıldı. Bu sene üreticilerin beklentisi 20 kuruşa çıkarılması yönünde.

TMO’nun satış fiyatı

Toprak Mahsulleri Ofisi, yakın zamana kadar açtığı ithalat ihalesinde ton başına 225-230 dolara bağlantı yapıldı. Ofis, 1 Mayıs -31 Mayıs 2020 tarihleri arasında ekmeklik buğdayın Katma Değer Vergisi(KDV) hariç tonunu 1450-1525 lira arasında fiyatla satışa çıkardığını ilan etti. İthal ekmeklik buğdayın tonunu ise 1525 liradan satıyor. Yerli ve ithal makarnalık buğdayın tonunu KDV hariç 1825 liradan satışa arz eden Toprak Mahsulleri Ofisi arpanın tonunu KDV hariç 1275 liradan satıyor.

Koronavirüs fiyatları artırdı

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs buğday dahil bir çok ürüne talebi ve dolayısıyla fiyatların da artmasına neden oldu. Koronavirüsün ne kadar devam edeceği bilinmediği için Rusya başta olmak üzere bazı ülkeler ihracata kısıtlamalar getirdi. Buğday ve diğer tahıl ürünlerine getirilen kısıtlamalar dikkate alındığında önümüzdeki dönemde buğdayın çok değerli bir emtia olacağı söylenebilir. Bu nedenle açıklanacak fiyat aynı zamanda gelecek yılın buğday ekimini de belirleyecektir. Çiftçi para kazanırsa üretime devam eder. Üreticinin ürünü değerinde alınmalı. Üreticiye verilmeyen fiyat ve destek, yarın ithalatla başka ülke çiftçilerine verilmek zorunda kalınır.

Sezona stoksuz giriliyor

Son yıllarda ilk kez,Toprak Mahsulleri Ofisi ve özel sektörün yeni alım sezonuna stoksuz girmesi beklenirken üretimde yüzde 5 artış olacağı tahmin ediliyor. Ulusal Hububat Konseyi’nin sahadan yaptığı değerlendirmelere göre geçen yıl 19 milyon ton olan buğday üretiminin bu yıl 20 milyon tonun üzerine çıkması bekleniyor. Konsey, son yıllarda buğday ekim alanlarındaki daralmaya dikkat çekerek özellikle destekleme priminin kilo başına 20-25 kuruşa çıkarılarak üretimin cazip hale getirilmesini istiyor.

Tarımda yeni dönem, yeni politikalar ve fırsatlar

Gıda ve Tarım Örgütü(FAO) yaşanan koronavirüs salgınının açlık krizine dönüşebileceğine dair ciddi uyarılarda bulunuyor. Gıda krizinin yaşanabilecek en az 55 ülke olduğu iddia ediliyor. Dünya Ticaret Örgütü, tarım ve gıdada kısıtlamaların yoksulların gıdaya erişimini engelleyeceğini dile getiriyor. Bu uyarılara rağmen atılan adımlar, kısıtlamalar, uygulamalar gıda milliyetçiliğini körüklüyor. Bir çok ülke koronavirüsün yarattığı belirsizliği öngöremediği için “elimdeki gıda ya bana yetmezse” diye düşünerek gıdayı, tarım ürünlerini satmak istemiyor. İhtiyacının çok üzerindeyse ihraç ediyor.

Bu gelişmeler, gezegeni esir alan koronavirüs ile mücadele edilirken bir yandan da tarımda yeni bir dönemin temellerinin atıldığını gösteriyor. Özellikle tarım ve gıda konusunda ulusal, bölgesel ve küresel boyutta önemli bir değişim öngörülüyor. Bu değişimin ana eksenini, kendine yeterlilik, belli ürünlerde uzmanlaşma, dış ticarette korumacılık ve gıda milliyetçiliği oluşturacak.

Dünyada neler oluyor?

Mart ve Nisan aylarındaki gelişmeler bu yeni döneme ilişkin bir çok ipucu veriyor. Virüsün ilk ortaya çıktığı Çin ile virüsün en çok etkili olduğu Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nin yanı sıra, Kanada, İngiltere, Japonya, Brezilya,Ukrayna’nın da aralarında olduğu Dünya Ticaret Örgütü üyesi 24 ülke tarımda ticaret kısıtlamalarının ve aşırı stok yapmanın gıda güvenliğini tehdit edeceği uyarısında bulundu.

Küresel tarım ve tarımsal gıda ürünleri ihracatının yüzde 63’ünü, ithalatının ise yüzde 55’ini kontrol eden bu ülkeler aynı zamanda kısıtlamalara en çok başvuran ülkeler olması şaşırtıcı değil mi?

Yapılan ortak açıklamada özellikle tahıl stoklarının bu sezon rekor düzeyde olduğu, buğday, mısır, pirinç, ve soya fasulyesinde beklenen talebin fazlasıyla karşılanabileceğine vurgu yapılıyor. Kısıtlamaların yoksulların gıdaya erişimini zora sokacağını ve fiyatları artacağını özellikle belirtiyorlar. Aslında koronavirüs öncesinde olduğu gibi sonrasında da yoksullar hep gıdaya erişimde sıkıntı yaşayacak.

Gıda ticaretini engellemeyelim diyen ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri, koronavirüs önlemleri kapsamında tarıma 19 milyar dolarlık ek destek paketi açıkladı.

Toplam yüzölçümünün sadece yüzde 12’si tarıma elverişli olan Japonya, en çok tarım ve gıda ürünleri ithal eden ülkelerinden birisi. Koronavirüs önlemleri kapsamında tarım ve gıda için 545 milyar yen(5 milyar dolar) ek destek paketi uyguluyor.

Ortak Tarım Politikası çatırdadı

Avrupa Birliği, 1950’lerde gündemine aldığı Ortak Tarım Politikası çerçevesinde ilk ortak piyasa düzenini 1962’de tahılda faaliyete geçirdi. O günden bu yana bir çok reformlarla revize edilen Ortak Tarım Politikası’na aykırı olacak bir çok uygulama bugünlerde yaşama geçiriliyor. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde başlayan “yerli malı tüket” kampanyaları yapılıyor. Birlik üyesi ülkeler birbirlerine karşı kısıtlamalar uyguluyor.

Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan, kendi çiftçisini korumak için bakanlar kurulu kararı ile marketlerde yerel ürünlerin satışını zorunlu hale getirdi. Satışı zorunlu ürünler arasında süt ve süt ürünleri, balık ve balık ürünleri, taze et, yumurta, arı balı,taze meyve ve sebzeler var. Yerel üretici seralarından alım yapan perakende gıda ticaret şirketlerine domates için ton başına 600 leva, salatalık için 400 leva ve biber için 800 leva ödeme yapılıyor.

Avrupa Birliği üyesi Romanya, ayçiçeği tohumu ve ham yağ ihracatına yasak getirdi. Ancak, Avrupa Birliği karşı çıkarak tek taraflı böyle bir karar alamayacağını bildirdi ve Romanya yasağı kaldırmak zorunda kaldı.

Türkiye’de neler oluyor?

Türkiye, uzun yıllardan bu yana ithalata dayalı bir tarım politikası uyguladı. Gıda enflasyonu ile mücadele kapsamında üretici fiyatları baskı altında tutuldu. Girdi fiyatları artarken çiftçinin ürettiği ürünün fiyatı baskılandı. Çiftçi üretimden vazgeçmek zorunda kalınca arz azaldı ve fiyat yükseldi. Fiyatı artan her ürün ithal edilerek bu fiyat artışı önlenmeye çalışıldı. Üretim yerine ithalat desteklendi. Son dönemde ayçiçeği, hububat, çeltik(pirinç) konusunda ithalatı kolaylaştırıcı adımlar atıldı.

2020 üretim dönemine bakıldığında Bir çok üründe üretimde az da olsa artış var. Fakat, bu artışlar Türkiye’ye yine yetmeyecek. Özellikle hem gıda hem de yem sektöründe hammadde olarak kullanılan soya, mısır, ayçiçeği,bakliyatta mercimek,fasulye, tekstil için pamuk ve daha bir çok ürün ithal etmek zorunda kalacak. Buğdayda kendine yeterli olsa da, un ve makarna ihracatı için buğday ithalatı yapılması gerekiyor.

Önlemler yetersiz

Koronavirüs önlemleri kapsamında bugüne kadar tarımla ilgili dişe dokunur bir destek açıklanmadı. Yaklaşık 4 milyon hektar ekilmeyen tarım toprağı dururken, 14 hektarlık hazine arazisinin tarıma kazandırılması öngörülüyor.

Çiftçi yıllardır mazot,gübre,tohum,ilaç ve son yıllarda elektrik fiyatının çok yüksek olması nedeniyle üretim yapmakta zorlanırken, girdilerin ucuzlatılması,desteklenmesi konusunda somut hiç bir adım atılmadı. Sadece yazlık ekim yapılmak üzere 6 bin 700 ton tohum desteği verileceği açıklandı. Hububat,bakliyat ve yağlı tohumlarda 3 milyon tondan fazla tohum kullanılırken öngörülen destek 6 bin 700 ton. Bu destek de belli illerle sınırlı.

Çiftçinin üretime dönmesini sağlayacak,üretimi artırmasını ve dışa bağımlılığı ortadan kaldıracak somut bir adım ne yazık ki yok.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın açıkladığı Türkiye Şeker Fabrikalarının sözleşmeli üretim yaptığı çiftçilere hububat ve yağlı tohumlar ekmeleri halinde tohum,gübre ve nakit avans desteği sağlanması bölgesel olarak çiftçiye yarar sağlayacak bir adım. Bunun mutlaka genişletilmesi gerekir.

Yerel yönetimler daha aktif olacak

Ankara, İstanbul,İzmir,Aydın, Antalya, Muğla, Mersin, Adana, Eskişehir gibi bazı büyükşehir belediyelerinin tarıma yönelik destekleri gelecekte de yerel yönetimlerin bu alanda daha aktif olmaları gerektiğini gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği “bir karış tarım arazisi boş kalmayacak” sözünün içinin doldurulması için öncelikle girdilerde destekler sağlanarak çiftçinin üretim yapması sağlanmalı.

Çiftçi para kazanırsa üretim yapar, bir karış toprağı boş bırakmaz. Para kazanamazsa üretimden çekilir. Yeni tarım düzeninde üretmeyen ülkelerin, toplumların işi çok zor olacak. Türkiye’nin ciddi bir potansiyeli var. Bunu harekete geçirecek üretim odaklı yeni politikalara ihtiyacı var.

Türkiye için çok fırsat var

Hep diyoruz ya zengin toprakların yoksul insanları olmayı hak etmiyoruz. Türkiye’nin kendisine yeterli olduğu ve dünyada ihracatta söz sahibi olduğu çok sayıda ürün var. İlk akla gelenler, fındık, üzüm, kayısı, incir, limon, mandalina, nar, portakal, mandalina, elma, şeftali, greyfurt, havuç, domates, kabak, biber, hıyar, bezelye, ıspanak, pırasa, lahana, marul, patlıcan.

Sahip olduğu tarımsal potansiyel üretim odaklı politikalarla değerlendirebilse yeni tarım düzeninde Türkiye avantajlı ülkelerden birisi olacaktır. İklimi, biyoçeşitliliği, tarım alanları, ürün deseni ile büyük zenginliğe sahip olan Türkiye, hem kendi ihtiyacını üretebilir hem de başka ülkeleri de besleyebilir. Bunun için tarımsal girdilerin temininde,tarımsal desteklemelerde, araştırma,geliştirme, teknoloji kullanımında üretimi ve çiftçiyi destekleyici politikalar uygulanması gerekir.

Türkiye’nin en sorunlu alanlarından hayvancılıkta üretim odaklı orta ve uzun vadeli yeni politika uygulamak zorunda.

Bu dönem artıları ile eksileri masaya koyup tartışmanın ve karar vermenin zamanı. Türkiye günü kurtarmak yerine orta ve uzun vadeli plan yapmak zorunda. Hangi ürünlerin üretimini artıracağını, hangi ürünlerin ekiminden vazgeçeceğini, boş tarım arazilerini nasıl değerlendireceğini hesaplamak ve karar vermek zorunda.

Özetle, tarımda yeni bir dönem başlıyor. Potansiyelimizi değerlendirmek ve fırsata dönüştürmek için tarıma bakışımızı değiştirmemiz şart. Tarım, ekonomide yaşanan büyük sıkıntılar karşısında çıkış yolu olabilir.

Soğan ihracatına izin çıktı

Ocak ayından bu yana fiili olarak yasaklanan soğan ihracatı yeniden kontrollü olarak açılıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı soğan ihracatına izin verileceğini açıkladı.Yeni ürün hasadı ile birlikte üreticide kuru soğanın kilosunun 1 liranın altına düşmesi ve oluşan arz fazlasını önlemek için ihracatçı başına 250 tonu geçmeyecek şekilde ihracata izin verileceği bildirildi.

İhracatçı birliklerine resmi yazı gönderen Tarım ve Orman Bakanlığı, patates ve kuru soğan ihracatının 07.01.2020 tarih ve 31001 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “İhracatı Yasak ve Ön İzne Bağlı Mallara İlişkin Tebliğ (İhracat 96/31)de Değişiklik yapılmasına Dair Tebliğ (İhracat 2020/1) ile ön izne bağlandığı belirtilerek, soğan hasadının başlamış olması nedeniyle oluşacak arz fazlasının bir kısmının ihracat ile değerlendirilmesi amacıyla Bakanlık Makamının 29.04.2020 tarih ve E.1241203 sayılı Olur’una istinaden sınırlı bir miktar soğan için ihracat ön izin verilmesinin kararlaştırıldığı bildirildi.

Firma başına en çok 250 ton izin verilecek

Tarım ve Orman Bakanlığının ihracatçı birliklerine gönderdiği yazıda soğan ihracatı ile ilgili şartlar şöyle belirtildi:
1- Müracaatların firma başına toplamda 250 tonu geçmemek üzere alınması,
2- İhracat ön izin belgesinin ihraç edilecek her bir parti için ve 20 gün geçerli olduğu konusunda başvuru sahiplerinin bilgilendirilerek müracaatlarının alınması,
3- Alınan müracaatların değerlendirilmek üzere Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğüne bildirilmesi,
4- Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü onayına istinaden İl Müdürlüklerince düzenlenecek Ön İzin Belgesinin belgede belirtilen çıkış gümrüğüne ve Bitki Sağlık Sertifikası düzenleyecek olan Zirai Karantina Müdürlüğüne bildirilmesi gerekiyor.

Üreticide 90 kuruş tüketici de 5 lira

Antakya ve Adana’da soğan hasadının başlamasından sonra üreticide soğan fiyatı tarla teslimi kilosu 1 lira civarındaydı. Bugünlerde 90 kuruştan alıcı buluyor. Tüketicide ise kuru soğan 5-6 liraya satılıyor. İhracat izni ile üreticinin rahatlaması bekleniyor. Ancak tüketici fiyatının daha da artmaması için bakanlığın gerekli denetimleri yapması gerekiyor.

Buğday fiyatı ve destekleme primi ne kadar olmalı?

Buğday hasadına yaklaşık bir ay kaldı.Geçen yıl olduğu gibi hasat başlamadan buğday alım fiyatı açıklanacak. Toprak Mahsulleri Ofisi(TMO), üretim maliyetini, enflasyon verilerini, dünya piyasalarındaki fiyatları ve gelişmeleri dikkate alarak fiyat belirleme çalışmasını tamamladı. Bu çalışma, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulacak. Hububat alım fiyatları ile verilecek destekleme priminin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması bekleniyor.

Uluslararası Hububat Konseyi, bu sezon küresel buğday üretiminin yüzde 6.5 oranında artarken, tüketimin yüzde 9.2 artacağını öngörüyor.

Stratejik ürün olarak kabul edilen buğdayda sadece üretim ve tüketim değil, ticaret ve stok miktarı da artıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü’nün Nisan ayı Buğday Raporu’na göre, 2020-2021 sezonunda dünya buğday üretiminin 768 milyon ton, tüketimin 760 milyon ton, ticaretin 180 milyon ton ve stokların ise 283 milyon ton olması bekleniyor. Bu verilere göre üretim,tüketim,ticaret ve stok miktarı son 5 yılın en yüksek seviyesinde olması öngörülüyor.

Türkiye’nin üretimi yüzde 5 artacak

Türkiye’de ise , Ulusal Hububat Konseyi ve Toprak Mahsulleri Ofisi’nin yaptığı son değerlendirmelere göre buğday üretiminin geçen yıla göre yüzde 5 oranında artması bekleniyor. Geçen yıl buğday üretimi 19 milyon tondu. Bu yıl 20 milyon tonun üzerine çıkması ve 20 milyon 500 bin tona ulaşabileceği öngörülüyor.

Son yıllarda ilk kez,Toprak Mahsulleri Ofisi ve özel sektör yeni alım sezonuna stoksuz girecek. Bu nedenle buğday alım talebinin yüksek olması bekleniyor.

Prim desteği 25 kuruş olmalı

Ulusal Hububat Konseyi, 2019-2020 Değerlendirme Raporu’nda buğday ile ilgili özetle şu bilgilere yer verildi: “Pandemi süreci, daha önceki birçok krizde olduğu gibi üretimin ve gıdada kendimize yeterliliğin önemini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Paranız olsa da istediğiniz ürünleri bu dönemlerde satın alamama riski daima göz önünde bulundurulmalı ve özellikle buğday gibi stratejik ürünlerde tercih ve politikalar daima üretimden yana olmalıdır. TMO’ nun piyasayı regüle edici fonksiyonu yanında buğday gibi stratejik ürünlerde özellikle sıklıkla yaşanan krizleri de göz önünde bulundurarak, yeterli stok yapması hayati öneme haizdir. Buğdaya verilen ve yıllardır aynı kalan 5 kuruşluk prim desteğinin geçen yıl 10 kuruşa çıkarılması çok olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirilmiş ve takdirle karşılanmıştır. Ancak bu artışın yıllardır yapılmadığı gerçeğinden hareketle hissedilir bir etki oluşturması için bu rakamın en az 20-25 kuruşa yükseltilmesi önerilmektedir. Hastalığın yayılmasının tedarik zincirinin sınırlanması, finansmana ulaşmadaki kısıtlar nedeni ile maliyetler yükselmektedir. Ayrıca, artan döviz kurlarına bağlı olarak tarımsal üretim maliyetlerindeki ilave yükseliş de dikkate alınmalıdır. Tarımsal girdilere uygulanan KDV ve ithalat vergileri geçici olarak düşürülmelidir. Üretimde en büyük payı enerji maliyetleri almakta olduğundan, tarımsal motorinde ÖTV’nin düşürülmesinin gündeme alınması, elektrik enerjisinin tarıma çok daha düşük fiyatla arz edilmesi önerilmektedir.”

Dünya fiyatından yüksek olacak sözü

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, geçen yıl olduğu gibi buğday alım fiyatının dünya fiyatlarının üzerinde olacağını söyledi. Geçen seneki artış oranlarını hatırlatalım. 2018 yılında ton başına 1.050 lira olan Kırmızı/Beyaz Sert Ekmeklik Buğday alım fiyatı 2019 yılında yüzde 29 artışla ton başına 1.350 lira olarak açıklandı. Geçen yıl 1.100 lira olarak açıklanan makarnalık buğday alım fiyatı 2019 yılında yüzde 32 artırılarak ton başına 1.450 liraya çıkarıldı.

Hasat döneminde üretici buğdayını açıklanan fiyatın altında satmak zorunda kalırken, sonraki aylarda açıklanan bu fiyatların çok üzerine çıkıldı. Makarnalık buğday fiyatı ton başına 2 bin lirayı gördü.Toprak Mahsulleri Ofisi piyasaya müdahale etti.

Toprak Mahsulleri Ofisi, Nisan ayında ekmeklik buğdayın tonunu Katma Değer Vergisi(KDV) hariç tonunu 1450-1525 lira arasında satışa çıkardı. İthal ekmeklik buğdayın tonunu ise 1525 liradan satışa sundu. Yerli ve ithal makarnalık buğdayın tonunu KDV hariç 1825 liradan satışa arz etti.

Bakan Pakdemirli’nin buğday alım fiyatını dünya fiyatının üzerinde olacağı açıklaması ve dünya fiyatının ton başına 230-240 dolar olduğu dikkate alındığında, 2020 ürünü buğday alım fiyatının ton başına 1650 ile 1700 lira civarında açıklanması beklenebilir. Bunun üzerine destekleme primi de eklenecek.

Rusya yakından izlenmeli

Dünya buğday ticaretinde Karadeniz ülkeleri olarak adlandırılan, Rusya,Ukrayna ve Kazakistan etkili. Buna Romanya’yı da eklemek gerekir. Özellikle Ukrayna ve Romanya’da kuraklığın etkisi ile üretimde düşüş bekleniyor.

Dünyanın en büyük buğday ihracatçısı ülke konumuna gelen Rusya’nın dış ticaret politikası çok önemli. Özellikle de Türkiye açısından. Çünkü, Türkiye 2019’da 19 milyon ton buğday üretirken 9.8 milyon ton buğday ithal etti. Bunun yaklaşık yüzde 80’ini Rusya’dan aldı. Bu buğdayın büyük bölümü işlenerek un ve makarna olarak ihraç edildi. Bu yıl aynı rahatlıkla ithalat yapılabilir mi? Rusya’nın,Ukrayna ve Kazakistan’ın hem üretim hem dış ticaret politikası bunu belirleyecek. Daha önce hep söylediğimiz gibi, Türkiye’nin ithal buğdaya dayalı un ve makarna ihracatı kendi çinde risk taşıyor. Sanayicilerin de desteği ile yerli üretime dayalı ihracat politikasına geçilmesi gerekiyor. Kolay ithalat dönemi bitti.

Rusya Federasyonu, koronavirüsün ülkede görülmesi ile birlikte tahıl ihracatını önce durdurdu. Sonra bu karardan vazgeçerek Haziran’ a kadar 7 milyon ton ihracat yapılacağını ilan etti. Belirlenen bu kota doldu ve 1 Temmuz 2020’ye kadar ihracat yasaklandı. Böylesine dalgalı bir politika Türkiye’ yi doğrudan etkileyecektir.

Özetle, üretimi sürdürülebilir kılacak bir fiyat ve destekleme primi açıklanmalı. Bugün verilen fiyat ve destek primi gelecek yılların üretimini yönlendirecek.

Çiftçinin kredi borcuna 6 ay erteleme neyi kapsıyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında çiftçilerin Mayıs ve Haziran’da vadesi dolacak hazine destekli Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan kredi borçlarının 6 ay ertelendiğini söyledi.

Erteleme ile ilgili detaylar henüz açıklanmadı. Edindiğimiz bilgilere göre uygulama şöyle olacak.

1- Çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden aldığı sübvansiyonlu (hazine destekli) kredilerin Mayıs ve Haziran’da ödenmesi gereken taksitleri faizsiz olarak 6 ay ertelenecek.

2- Çiftçi sübvansiyonlu kredisinin iki aylık taksidini 6 ay sonra Kasım-Aralık döneminde ödeyecek.

3- Mayıs ve Haziran’da ödenmesi gereken ve 6 ay ötelenen kredi taksitleri için herhangi bir faiz uygulanmayacak.

4- İki aylık taksit ertelemesi için çiftçilerin banka şubesine gitmelerine gerek olmadan otomatik olarak ötelenmesi veya dijital ortamda işlemin yapılması öngörülüyor. Ancak, henüz net bir açıklama yok.

5- Sübvansiyonlu yani hazine destekli olmayan normal tarım kredilerine ilişkin bir erteleme, öteleme yok.

6- Sübvansiyonsuz tarım kredileri için çiftçiler Ziraat Bankası’na başvurduğunda faizi ile yeniden yapılandırılıyor.

7- Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın sosyal medyada yaptığı paylaşıma göre çiftçilerin ötelenecek kredi toplamı 6 milyar lira civarında olacak.

Beklentilerini karşılamaktan uzak

Koronavirüs önlemleri kapsamında bir çok sektöre yönelik tedbirler açıklanırken, çiftçiler kullandıkları tarımsal kredilerin en az bir yıl süreyle faizsiz ertelenmesini istiyordu. 2020 yılında ödenecek kredi borçlarının veya faizinin tümüyle silinmesini isteyen çiftçiler de var. Sadece ki aylık taksidin ötelenmesi çiftçilerin beklentilerini karşılamaktan çok uzak kaldı.

Çernobil’den bu yana çay hasadı

Çernobil faciasının yaşandığı 1986 yılından bu yana ilk kez çay hasadı ile ilgili ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Koronavirüs salgını nedeniyle çay hasadı tehlikede. Üretici, işçi, esnaf, sanayici, tüccar ve bölgede yaşayan hemen herkes endişeli. Mayıs ayı ortasında başlayacak çay hasadının nasıl yapılacağı tartışılıyor. Hasat mutlaka yapılacak. Ama nasıl ve kim tarafından yapılacak? Şimdilik bu soruya yanıt aranıyor.

Türkiye için çay neden önemli?

Her şeyden önce kişi başına yıllık ortalama 3.5 kilogram ile en çok çay tüketen ülkeyiz. Türkiye’den sonra,Afganistan kişi başına 2.5 kilo ile ikinci sırada. Libya’da kişi başına yılda 2.1, Katar’da 1.8 ve İngiltere’de 1.7 kilo çay tüketiliyor. Çay, sudan sonra en çok tüketilen içecek olarak bilinir.

Türkiye, aynı zamanda dünyanın önemli çay üreticilerinden birisi. Çay alanları bakımında 7. sırada yer alan Türkiye, kuru çay üretiminde Çin, Hindistan, Kenya, Srilanka ve Vietnam’dan sonra 6.sırada.

Türkiye’nin yaş çay üretimi yıllık 1 milyon 200 bin ton ile 1 milyon 500 bin ton arasında değişiyor. Üretilen yaş çaydan yıllara göre 230 ile 250 bin ton kuru çay elde ediliyor. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü(ÇAYKUR) 2018 verilerine göre, çay üretim alanlarının yüzde 67.32’si Rize’de, yüzde 19.06’sı Trabzon, yüzde 11.56’sı Artvin, yüzde 2’si Giresun ve Ordu’da. Toplam çay üretici cüzdan sayısı ise 197 bin 169′ dur.

Yılda 3 kez hasat edilir

Çay hasadı birinci,ikinci ve üçüncü sürgün olmak üzere yılda 3 kez yapılır. Genellikle, birinci sürgün Nisan sonuna doğru başlar, Haziran ortasına kadar devam eder. İkinci sürgün Haziran ortası başlar, Ağustos ortası sona erer ve son sürgün ise Ağustos ortası başlar ve 15 Ekim’de biter. Bu yıl olduğu gibi hava durumuna göre bu tarihlerde değişiklik olabiliyor. Bu yıl birinci sürgün hasadın 15 Mayıs’ta başlaması bekleniyor.

Birinci sürgün yapılmadan ikinci, ikinci sürgün yapılmadan üçüncü sürgün hasadı yapılamıyor. Bu nedenle başta yaşanan bir sorun veya yapılan hata bütün üretim sürecini olumsuz etkiliyor. Hasadın zamanında ve doğru yapılması bu nedenle çok önemli.

Hasat edilerek toplanan yaş çay, Çaykur İşletmeleri Genel Müdürlüğüne ait 46 çay fabrikasına veya özel sektöre ait 151 fabrikaya satılıyor. Yaş çayın ortalama yüzde 50-55’ini Çaykur kalanı özel sektör satın alıyor. Devlet her sene yaş çay alım fiyatını ve destekleme primi açıklıyor.

Geçen sene yaş çay alım fiyatı 16 Mayıs 2019’da Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli tarafından açıklandı. Yaş çay alım fiyatı kilo başına 2 lira 90 kuruş ve kilo başına 13 kuruşluk destekleme primi ile 3 lira 3 kuruş olarak ilan edildi. Bu sene üreticinin beklentisi primle birlikte 4 liranın üzerinde bir fiyat açıklanması.

Fındıkla birlikte Karadeniz Bölgesi’nin en önemli geçim kaynağı olan çay, sadece üreticisine değil, bölge esnafına, sanayicisine, çalışanlara ve yarattığı katma değer ile ülke ekonomisine önemli katkılar sağlıyor.

Hasat ile ilgili sorun neden kaynaklanıyor?

Çay üretici cüzdanına sahip olanların önemli bir bölümü Rize,Trabzon,Artvin,Giresun ve Ordu’da yaşıyor. Bir bölümü ise İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde yaşıyor. Bölge dışında yaşayanlar her sene hasat zamanı gelir, hasadını yaptırır çayı teslim eder ve yaşadığı kente geri döner.

Son 10 yıldan bu yana Karadeniz’in çayını çoğunluğu Gürcistan’dan, bir bölümü de Azerbaycan’dan gelen işçiler hasat ediyor. Ancak, bu yıl koronavirüs nedeniyle Gürcistan ve Azerbaycan’dan işçi getirilemiyor.

İşçiler getirilemediği gibi, İstanbul’dan gelecek çay üreticilerine de izin verilmiyor. İstanbul’da salgının çok yaygın olması ve bulaşma riskinin yüksek olması nedeniyle çay bahçesi sahiplerinin Rize’ye, Trabzon’a gelmelerine izin verilmiyor. Onlar adına bir temsilci hasadı yaptırması isteniyor. Üretici buna şiddetle karşı çıkıyor. Hasadı kendisi yapmak veya yaptırmak istiyor.

Hasadın yapılması için bölgeden işçi bulunması gerekiyor. İşçi ile ilgili önemli sıkıntılar var. Çay hasadı yıllardır Gürcistan’dan gelen işçilere yaptırıldığı için gençler hasat yapmayı bile bilmiyor. Hasadı bilen orta yaş ve üzeri olanlar ise yetersiz kalıyor.

Ucuz iş gücü bölge insanını tembelleştirdi

Gürcistan’dan işçi getirilmesi bölgedekileri tembelliğe ittiği iddia ediliyor. Bölgeyi en iyi bilen gazeteci dostumuz Murat Taşkın’ın da belirttiği gibi 500 kilo çayı olan bile kendisi toplamak yerine başkasına toplatıyor. Rize’de yüzde 20 işsizlik olmasına rağmen çay toplamak için yeterli işçi bulunamıyor. Bu dönemde üniversiteler kapalı. Üniversite öğrencileri bile çayı toplayabilir. Fakat gençler hem toplamayı bilmiyor hem de işin zorluğunu düşünerek çalışmak istemiyor.

Bir üretici sosyal medyada yaptığı paylaşımda “bize Tunceli’deki belediye başkanı gibi bir kooperatifçi lazım” diyor.

Gürcistan’dan işçi getirilmesinin bir önemli nedeni ucuz işçilik olması. Yani Gürcüler daha ucuza çalışıyor. Bugünlerde işçiler günlük 300 lira istiyor. Bazı üreticiler toplanacak çayın üçte birini, dörtte birini toplayana vererek yarıcılık usulü ile toplatmak istiyor. Bu da çok tartışılan bir yöntem.

Makinalı hasat çözüm olur mu?

Of Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Saral, çay toplama makinası ile iki işçinin bir günde toplayacağı çayın bir günde toplanabileceğini ve işçi ihtiyacının yarı yarıya azaltılabileceğini söylüyor. Böylece 10 bin işçi yerine 5 bin işçiyle sorunun çözülebileceğini ifade ediyor.

Rize İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisi 15 Nisan’da yaptığı toplantıda, il dışından gelecek çay üreticilerinin 30 Nisan’a kadar başvuruda bulunmaları ve gelecek üreticilerin 14 gün karantina altında tutulduktan sonra hasada katılmalarına izin verilmesi yönünde bir karar aldı. Bu herkesi memnun etti. Fakat, salgın riski dikkate alınarak bundan vazgeçildi.

Geçen hafta 21 Nisan’da Rize, Trabzon,Artvin ve Giresun valisi ortak bir toplantı yaptı. Toplantıda İstanbul’dan gelenlere izin verilmemesi, işçi ihtiyacının bölgeden sağlanması kararı alındı. Samsun’dan Artvin’e kadar olan bölgeden işçiler, üreticiler çay hasadına katılabilecek fakat İstanbul’dan geleceklere izin yok.

Özetle, 1986 yılında dünyayı sarsan Çernobil Nükleer Santrali’nin patlamasıyla ortaya çıkan felaketten en çok etkilenen Karadeniz’de, 34 yıl sonra bu kez koronavirüs nedeniyle çay hasadında sorun yaşanıyor. Görünen o ki, hasatta yaşanan sorunun çözümü için Rizeli ve çay üreticisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ne derse o olacak.

Tarımda kısıtlamalar gıda güvenliğini tehdit ediyor

Kanada,Avrupa Birliği,İngiltere,Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’ nin de aralarında olduğu Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ) üyesi 24 ülke ortak açıklama yaparak tarımda ticaret kısıtlamalarının ve aşırı stok yapmanın gıda güvenliğini tehdit edeceği uyarısında bulundu.

Dünya Ticaret Örgütü Üyesi 24 ülkenin “COVID-19 Salgınına Açık ve Öngörülebilir Ticaretle Yanıt Vermek” başlığıyla yaptığı ortak açıklamada, tarım ürünlerinin ticaretiyle ilgili kısıtlamaların ve yerel stoklama politikalarının gıda güvenliği üzerindeki negatif etkilerine dikkat çekiliyor. Dünya Ticaret Örgütü üyesi ülkelere, COVID-19 salgınıyla mücadele ederken, tarımsal ürünlerin ticaretini olumsuz yönde etkileyecek tedbirler almaktan kaçınmaları ve bu süreçte piyasaya erişimin devamını sağlamaları konusunda çağrıda bulunulan açıklamada gıda tedariki ve güvenliğiyle ilgili sıkıntı yaşanmaması, uluslararası piyasaların işlemeye devam ederek tarımsal ürünler ile girdilerin dolaşımını sürdürmesi için tedarik zincirlerinin açık ve bağlantı halinde kalmasının sağlanması isteniyor.

Uluslararası işbirliğinin önemi

Açıklamada, COVID-19 salgınını küresel bir sorun olduğu ve buna eşgüdümlü küresel yanıt verilmesi gerektiğine dikkat çekilerek, Dünya Ticaret Örgütü üyelerinin pandemiye karşı aldıkları önlemlerin tarım ve tarımsal gıda ticaretini olumsuz yönde etkilememesi gerektiği ifade ediliyor. Kısıtlamaların ve aşırı stok yapmanın gıda güvenliği, beslenme ve sağlık üzerinde olumsuz etkileri olacağı vurgulanan ortak açıklamada, 31 Mart’ta Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ), Gıda ve Tarım Örgütü(FAO) ve Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) Genel Direktörleri tarafından yapılan COVID-19 salgınının tarım ticareti ve gıda güvenliği üzerindeki etkisini azaltma çağrısına tam destek verildi.

Ticaretin kolaylaştırılması teşvik edilmeli

Bildiriye imza atan ülkelerin, küresel tarım ve tarımsal gıda ürünleri ihracatının yüzde 63’ünü ve küresel tarım ve tarımsal gıda ürünleri ithalatının yüzde 55’ini oluşturduğuna dikkat çekilen ortak açıklamada tarım tedarik zincirlerini korumanın ve üyelerin yerli ihtiyaçlarını karşılamak için tarım ve tarımsal gıda ürünlerini ithal etme ihtiyacını korumanın önemine dikkat çekiliyor.

Nakliye ve lojistik hizmetlerinin etkin olarak sürdürülmesi, gıda tedarik zincirinin düzgün işlemesi için çok önemli olduğu vurgulanan açıklamada, yetkili makamlar tarafından orijinal belgelerin doğrulanması durumunda, orijinal belge, sertifikaların sunulması mümkün olmadığı durumlarda ticareti kolaylaştırmak için taranmış kopyalara veya orijinal sertifikaların elektronik kopyalarına izin verilmesi gibi geçici çalışma çözümleri uygulamasının teşvik edilmesi isteniyor.

İhracat engelleri fiyat artışına neden oluyor

Dünya Ticaret Örgütü üyesi 24 ülkenin ortak açıklamasında tarım ve tarımsal gıda ürünlerine yönelik ihracat kısıtlamalarına da dikkat çekilerek bu tür kısıtlamaların gıda bulunabilirliğini olumsuz etkileyeceği ve fiyat artışlarına neden olacağına dikkat çekiliyor. Açıklamada, artan fiyatların ve fiyat dalgalanmalarının gıda ürünlerinde öngörülemez bir ticaret ortamı yaratacağı belirtilerek, birçok üye ülkenin kendi gıda güvenliğini sağlamak için birbirini izleyen ihracat kısıtlayıcı tedbirleri benimsemesi, küresel tarım ticaret tedarik zincirlerindeki aksama nedeniyle yaygın bir gıda güvensizliği krizine yol açacağı iddia ediliyor. Gıda güvenliği risklerini ve ekonomik zararı arttırabilecek tedarik zinciri aksaklıklarından kaynaklanan gıda kaybını ve israfı önlemenin de önemine değinilen açıklamada ayrıca, mevcut üretim seviyelerinin korunmasına yardımcı olmak için önemli tarım girdileri için tedarik zincirlerinin açık kalması gerektiği de dile getirildi.

Stoklar yeterli,kısıtlamalar yoksullara zarar erir

Küresel emtia piyasalarının krize karşı güçlü bir pozisyonda olduğu, tahıl stoklarının bu sezon rekor düzeyde olduğu, özellikle buğday, mısır, pirinç, ve soya fasulyesinde beklenen talebin fazlasıyla karşılanabileceğine vurgu yapılan ortak açıklamada özetle şu bilgilere yer verildi: ” Ne olursa olsun, ülkelerin COVID-19’a cevaben kendi gıda güvenliğini yeniden değerlendirdiklerini ve bazı ülkelerin ihracat kısıtlamaları getirdiğini görüyoruz. Önceki krizlerden çıkarılan dersler, ihracat kısıtlamalarının savunmasız nüfus için gıda güvensizliğini artırdığını gösterdi. Tarım işçileri de dahil olmak üzere dünyanın yoksulları, artan ihracat kısıtlamalarının yükünü taşıyacaktır.Tarım ve tarımsal gıda ile ilgili ticaret önlemleri, üretim, tüketim ve stok seviyeleri ile fiyatlar hakkında zamanında ve doğru bilgi sağlanması belirsizliği azaltır ve hükümetlerin, tüccarların, tüketicilerin, üreticilerin bilinçli kararlar vermesini sağlar.”

Alınan kararlar

Türkiye’nin Ottava Ticaret Müşavirliği tarafından bildirilen ve Ticaret Bakanlığının internet sayfasında da yayınlanan Dünya Ticaret Örgütü üyesi 24 ülkenin ortak açıklamasında alınan kararlar ise özetle şöyle:

1- Gıda tedariki ve güvenliğiyle ilgili sıkıntı yaşanmaması, uluslararası piyasaların işlemeye devam ederek tarımsal ürünler ile girdilerin dolaşımını sürdürmesi için tedarik zincirlerinin açık ve bağlantı halinde kalmasının sağlanması,

2- Uluslararası ticarette sıkıntı ve aksaklık yaşanmaması amacıyla geleneksel olarak ihracata yönelik olan tarımsal ürünlerin yerelde stoklanmasına kısıtlama getirilmesi,

3- Tarımsal ürünlerin ihracatına yönelik kısıtlamalar ile tarımsal ürünler ve temel girdilere yönelik haksız ticari engeller koyulmasından kaçınılması

4- COVİD -19 salgınıyle mücadele etmek üzere alınan olağanüstü tedbirlerin amacına uygun, saydam, geçici ve DTÖ kurallarıyla uyumlu olması, küresel tarım gıda tedarik zincirinde gereksiz engeller ve aksaklıklar yaratılmaması,

5- DTÖ’nün, tarım ürünleri ticaretine yönelik yeni Covid-19 tedbirleri hakkında, en makul sürede bilgilendirilmesi, DTÖ anlaşmaları uyarınca, saydamlık açısından, gerektiği takdirde, bilimsel kanıtların sunulması ve DTÖ üyelerine yeni tedbirlerin değerlendirilmesi için fırsat verilmesi,

6- Gıda üretim, tüketim, stok düzeyleri ile gıda fiyatlarına ilişkin güncellenmiş ve doğru bilgilerin, mevcut uluslararası mekanizmaların da kanalıyla geniş ölçekli yayılımının sağlanması,

7- DTÖ’nün ve diğer uluslararası kuruluşların, Covid-19 etkisinin küresel tarım gıda ticareti ve üretimi üzerindeki etkisini inceleme yönündeki gayretlerinin desteklenmesi,

8- Özellikle DTÖ bünyesinde olmak üzere, tarım ürünlerinin ihracatına yönelik haksız kısıtlamaları sınırlandırmak için çok taraflı eşgüdüm gayretleri yürütülerek, bölgesel ve uluslararası salgınlara karşı hazırlık ve yanıt konusunda daha iyi bir düzeye gelebilmek amacıyla diyalog içinde olunması.

Açıklamada imzası olan ülkeler

Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Avustralya, Brezilya, Kanada, Şili, Kolombiya, Kostarica,Avrupa Birliği, Hong Kong, Çin, Japonya, Güney Kore; Malavi,Meksika, Yeni Zelanda, Paraguay,Peru, Katar, Singapur, İsviçre,Tayvan, Ukrayna, Uruguay

Veteriner hekimsiz sağlık ve refah olmaz

Tam 20 yıldan bu yana Nisan ayının son Cumartesi günü Dünya Veteriner Hekimler Günü olarak kutlanıyor. Dünya Veteriner Hekimleri Birliği (WVA) ile Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE) her yıl farklı bir tema ile bu anlamlı günü kutluyor. 2020 yılının teması çok anlamlı; “İnsan ve Hayvan Sağlığı İçin Çevreyi Korumak”.

Dünyayı esir alan ve eve hapseden koronavirüs salgını (COVİD-19) sadece tarım ve gıdanın değil, insan sağlığı,hayvan sağlığı ve sağlıklı bir çevrenin önemini bir kez daha gösterdi. Bu aynı zamanda veteriner hekimliğin toplum yaşamındaki önemini ortaya koymaktadır.

Günümüzde bir çok hastalığın,virüsün hayvanlardan bulaştığı dikkate alındığında veteriner hekimliğe değer veren toplumların insan, hayvan ve çevre sağlığı konusunda çok daha başarılı sonuçlar alacağı açıktır.

Dünya Veteriner Hekimler Günü nedeniyle Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu bir açıklama yaptı. Açıklamayı özetleyerek paylaşıyoruz.
******

“İnsan ve Hayvan Sağlığı İçin Çevreyi Korumak”

Dünya Veteriner Hekimler Günü; Dünya Veteriner Hekimleri Birliği (WVA) ile Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün (OIE) girişimleri sonucunda her yıl Nisan ayının son Cumartesi günü, o yıl için belirlenen bir tema çerçevesinde kutlanmaktadır.2020 yılının teması; “İNSAN VE HAYVAN SAĞLIĞI İÇİN ÇEVREYİ KORUMAK.” Olarak belirlenmiştir.

Belirlenen tema ile, veteriner hekimlerin bu alanlardaki çalışmalarına kamuoyunun dikkatinin çekilmesi amaçlanmaktadır.

Altı kıtada sayıları 500 bini geçen veteriner hekim tarafından 20’inci kez kutlanacak olan Dünya Veteriner Hekimler Günü, veteriner hekimler için onur kaynağı, gurur kaynağı ve mutluluk kaynağı olmuştur.

Dünya Veteriner Hekimler Günü sebebiyle bir kez daha belirtmek isteriz ki; sağlıklı hayvan, sağlıklı gıda, sağlıklı insan ve sağlıklı toplum ile çevre sağlığı ve biyogüvenlik konularında veteriner hekimler çok önemli çalışmalara imza atmaktadır. Tüm dünyada yaşanan Covid-19 salgını da bir kez daha, veteriner hekimsiz insan sağlığının ve refahının olamayacağını göstermiştir.

Hak ettiği değer verilmiyor

Türk Veteriner Hekimleri Birliği’nin her zeminde gündeme getirdiği konu şudur; ülkemizde kadim bir sağlık meslek grubundan olan veteriner hekimler; özellikle son 150 yılda tarihe mal olan hizmetlerine, başarılarına, özellikle viral ve bakteriyel salgınların kontrol ve eradikasyonlarındaki engin deneyimlerine, koruyucu hekimlik, epidemiyoloji ve karantina önlemleri konusundaki faaliyetlerine, teşhis ve aşı üretimindeki bilgi birikimlerine ve Covid-19 ile mücadele ettiğimiz bugünlerde ülkemize has virüsün izolasyonu ve söz konusu virüsün genetik haritasını ortaya koyan bilim insanlarımızın veteriner hekim olmalarına rağmen, ülkemizde halen hak ettiği değeri alamayan ve özellikle son zamanlarda sağlık meslek grubuna yönelik bir kısım yasal düzenlemelere dahil edilmeyen meslek mensuplarıdır.

Sağlıkta şiddet düzenlemesinde yer verilmedi

Veteriner hekimler olarak sağlığa verdiğimiz bunca emek ve katkının yanı sıra ve veteriner hekimlere yönelik onlarca şiddet fiili ortada iken ve her şeyin ötesinde ulusal ve uluslararası kabullerde sağlık sınıfında olmasına rağmen, kısa bir süre önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen sağlıkta şiddet yasasında veteriner hekimlere yer verilmemesi tarafımızca anlaşılamamış ve meslek mensuplarımızı büyük bir üzüntüye sevk etmiştir.

Covid-19’a karşı mücadele

Başta insan sağlığı olmak üzere, çevre sağlığını, biyogüvenliği, sosyal hayatı, ekonomiyi, ticareti ve değerlerimizi ciddi oranda tehdit ve tahrip ederek, bütün dünyayı kuşatan Covid-19 sebebiyle tüm veteriner hekimler, mücadele kapsamında sahada olup ülkemizin en büyük metropolünden, ülkenin en ücra köşesindeki köy ve mezrasına kadar ayaktadır. Bir taraftan laboratuvarlara kapanarak hayatları kurtaracak aşı ve serum üretmek için olağan üstü gayret gösterilirken, diğer taraftan sahada, salgın ve zoonotik hastalıklara karşı koruyucu aşılamalar, hastalık mihraklarına müdahale, tedavi hizmetlerinin kesintisiz olarak sürdürülmesi, insanımızın gıda güvenliğinin sağlanması ve sahipsiz sokak hayvanlarının yaşam koşullarının iyileştirilmesi gibi hizmetler onlarca riske rağmen gece gündüz demeden devam ettirilmektedir.

Dünyanın bundan sonraki hayatının, ekosisteminin farklı olacağı, gerek ulusal, gerekse uluslararası bir kabul olarak deklare edilirken, ülkesel ve küresel planlamaların önemine dikkat çekilerek, sebeplerin üzerinde durulması gereken bir stratejiden bahsedilmektedir. TVHB olarak bizde buna katılıyoruz.

Covid-19 ile; “Tek Sağlık” konseptini tanımlayan, hayvan sağlığı, insan sağlığı ve çevre sağlığının ayrılamayacağı, önlemenin tedaviden daha önemli ve öncelikli olduğu ve yeni bir yaklaşımla küresel iş birliğinin kaçınılmazlığı daha iyi anlaşılmaktadır.

Koruyucu hekimlik hizmetleri kapsamındaki tüm veteriner hekimlik faaliyetleri hem daha ekonomik, hem de insan sağlığı ve çevre sağlığının korunmasını sağlamak adına çok daha etkindir. Çevreyi ve doğal yaşamı korumaya dair her eksiğimizin dünyada doğal dengenin bozulmasına neden olacağını unutmamamız gerektiği hususu bu yıl da Covid- 19 pandemisi ile bir kez daha yaşanarak görülmüştür.

Tek Sağlık Yasası çıkarılmalı

Tüm dünyada sağlık meslek sınıfları hızla ve güçlü bir organizasyonla “Tek Sağlık” konsepti altında birleşirken, ülkemizin de bu konuda ilerleme kaydetmesi bugün ve gelecekte meydana gelmesi olası pandemiler ile milli ve yerli etkin mücadele etme gücüne kavuşmasını sağlayacaktır.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak diyoruz ki, Tek Sağlık uygulamaları için yasal ve yapısal düzenlemelere bir an önce başlanmalıdır. Tek Sağlık Yasası çıkarılmalı, ülkesel ve küresel olayları değerlendiren Zoonotik Hastalıklar Kontrol ve Araştırma Merkezi, Sağlık Bakanlığında Veteriner Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ile Tarım ve Orman Bakanlığında Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü ve taşra teşkilatları kurulmalıdır.

Dünyanın bundan sonra zoonoz karakterli salgınlar ile daha çok uğraşacağı düşünüldüğünde, Veteriner fakültelerinin fiziki ve eğitim altyapıları güçlendirilerek müfredatına milli savunma amaçlı biyogüvenlik, biyolojik mücadele konularının yer aldığı dersler konulmalı, araştırma geliştirme çalışmalarına daha fazla yatırım yapılmalı ve stratejik konumları itibariyle Veteriner Kontrol Enstitüleri her yönü ile güçlendirilmelidir.

Bu kapsamda Türk Veteriner Hekimleri Birliği her türlü desteği ve hizmeti vermeye hazırdır.

Stratejik önemi bir defa daha ortaya çıkan mesleğimiz ile ilgili; fiili hizmet, sağlıkta şiddet, fiziki altyapıdan ve eğitim kalitesinden yoksun çok sayıda fakülte sayısı, kaliteli eğitim ve kaliteli mesleki uygulamalar ile tüm mesleki haklarımız için olumlu katkılarının ve yasal düzenlemelerin olacağı ümidiyle tüm meslektaşlarımıza olağanüstü gayretleri için teşekkür ediyor, Dünya Veteriner Hekimler Gününü kutluyor, selam ve saygılar sunuyorum.”

*****
Veteriner hekim dostlarımızın Dünya Veteriner Hekimler Gününü kutlar, sağlıklı günler dilerim.

Tarım ve gıdada kritik ürünler

Koronavirüsün tarıma etkileri konusunda ülke adeta ikiye bölündü. Hükümet, Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerine bakılırsa her üründe yeterli stok var. Endişe edilecek bir durum yok. Hükümet karşıtlarına göre ise, tarımda hemen her ürün ithal ediliyor, ithalat yapılamazsa kıtlık kapıda, Türkiye aç kalacak. Aslında iki tarafın da söyleminde doğruluk payı olduğu gibi eksiklikler de var.

Tarımla ilgili yeni bir düzen kurulurken geçmişe takılıp kalmak yerine geçmişten ders alarak neler yapmamız gerektiği konusunda herkesin fikirlerini paylaşması ve ülke için doğru bir tarım politikası oluşturmakta yarar var.

Yaklaşık çeyrek asırdır tarım yazan bir gazeteci olarak, hep söylediğimizi bir kez daha tekrarlayalım. Sahip olduğu tarımsal potansiyeli doğru değerlendirirse, üretim odaklı politika uygulanırsa, Türkiye, kendi kendine yeterli olacağı gibi, başka ülkelerdeki insanların da en azından bir bölümünü besleyebilir.

Üretmezsen dışa bağımlı olursun

Burada anahtar sözcük üretimdir. Üretmezsen dışa bağımlı olursun. Üretmezsen kıtlık da olur,yoksulluk da olur.

Hep diyoruz ya zengin toprakların yoksul insanları olmayı hak etmiyoruz. Potansiyel ayrı, onu değerlendirmek ve üretimle ortaya çıkarmak ayrı. Üretmez, ithal edersen gün gelir paran olsa bile ithal edemezsin. İşte o zaman kıtlık da olur,açlık da.

Yıllardır tarımdan uzaklaştırılan,üretimden koparılan çiftçiyi bir günde tarıma kazandırmak mümkün değil. Ayrıca çiftçinin üretim yapması için para kazanması gerekiyor. Bunun için tarımsal girdilerin temininde,tarımsal desteklemelerde, araştırma,geliştirme, teknoloji kullanımında üretimi ve çiftçiyi destekleyici politikalar uygulanması gerekir.

Tarım ve gıdada Türkiye’nin kendine yeterli olduğu bir çok ürün var. Ama yanlış politikalar sonucunda soğan, patates bile ithal edildi. Miktarı önemli değil ama, saman ithal edildi. Bunlardan ders alarak geleceğe bakmakta yarar var. Çünkü, koronavirüs ile mücadele mutlaka başarıya ulaşacaktır. Fakat, yarın başka virüsler çıkacak. Tarım ve gıdada üretimin ve kendine yeterliliğin önemi her geçen gün daha da artacaktır.

İşte o kritik ürünler!

Bu çerçeveden bakılınca bugün tarım ve gıda için kritik ürünler var. Türkiye’nin kendine yeterli olamadığı ürünler. Bu konuda neler yapılabilir? sorusuna yanıt bulmak için o ürünlere bakmakta yarar var.

SOYA: En kritik ürünlerden birisi soya. Hayvancılıkta yem hammaddesi ve gıdada kullanılan soyada Türkiye’nin yıllık ortalama tüketimi 3 milyon tonun üzerinde. Bunun sadece 150 bin tonu üretiliyor. Kalan yüzde 95’i ithal ediliyor. İthalatın da neredeyse tamamı genetiği değiştirilmiş (GDO) soya. Türkiye’nin soya ihtiyacını kısa vadede üretmesi mümkün görünmüyor. Yem sanayi için önemli bir ürün olan soyaya alternatif ürün bulunabilir mi bunu araştırmak gerekiyor.

MISIR: Hem yem sektöründe hem de gıda sektöründe kullanımı yaygın olan mısır ve türevlerinde Türkiye’nin kendine yeterliliği yüzde 70 civarında. 2019 yılında 3 milyon 588 bin ton mısır ithal eden Türkiye, yaklaşık 6 milyon ton üretim yapıyor. Mısır da bir kaç yıl öncesine kadar Türkiye büyük oranda kendine yeterliydi. Ancak, mısıra verilen desteğin azaltılması üretimin azalmasına neden oldu. İthalat arttı. Mısır üretiminin artırılmasındaki en büyük engel su sorunu. Çok su tüketen mısır için doğru karar vermek önemli.

AYÇİÇEĞİ: Ayçiçeğinde Türkiye’nin üretimi 1.9 milyon ton. İthalatı ise 1.2 milyon ton ihtiyacın yüzde 66’sı üretiliyor.Yüzde 34’ü ithal ediliyor. İthalat yapılamadığında ayçiçeği yağı, yem için ithal edilen ayçiçeği küspesi fiyatları artıyor ve ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Bu nedenle ithalatta sürekli vergi oranları değiştiriliyor. Türkiye, ihtiyacı olan ayçiçeğinin tamamını üretebilir. Bunun için üretimin desteklenmesi gerekiyor.

BUĞDAY: Bazı yıllar 21, bazı yıllar 19 milyon ton olmak üzere ortalama 20 milyon ton buğday üretimi olan Türkiye, kendine yeterli. Ancak, buğday ithal ederek un, makarna ve diğer mamuller ihraç ediliyor. Dünya un ihracatında birinci, makarna ihracatında ikinci olan Türkiye, ithalata bağımlı olarak bu ihracatı sürdürmesi her zaman sorun olacak. Bu nedenle yerli üretime dayalı ihracatın benimsenmesi için buğday üretiminin artırılması gerekiyor.

PİRİNÇ: Yeterlilik oranı yüzde 69.2. Türkiye, pirinç ihtiyacının yaklaşık yüzde 30’unu ithalatla karşılıyor. Dolayısıyla dünya pirinç fiyatlarının artması,ithalatta sorun yaşanması iç piyasada her zaman sorun olacaktır. Çeltik üretiminde önemli başarılara imza atan Türkiye, verimliliği artırarak, çeltik üretiminden vazgeçen bölgelerde üretimi yeniden canlandırarak kendi ihtiyacını karşılayabilir.

BAKLİYAT ÜRÜNLERİ: Kuru Fasulye ve mercimekte Türkiye kendine yeterli değil. Kuru fasulye üretiminde ihtiyacın yüzde 72’sini, kırmızı mercimekte yüzde 74.9’unu, yeşil mercimekte yüzde 86.8’ini karşılayan Türkiye, bu ürünlerde de ithalat yapmak zorunda. Nohutta ise kendine yeterli. Son yıllarda nohutta sağlanan üretim artışı mercimek ve fasulyede de sağlanırsa bu ürünlerde ithalata gerek kalmaz.

Daha az kritik öneme sahip ürünler

Yeterlilik oranları bakımından daha az kritik öneme sahip ürünler var. Cevizde yeterlilik oranı yüzde 74, bademde yüzde 82, arpada yüzde 94.7, taze soğanda yüzde 94.2, kuru soğanda 97.4, sarımsakta 99, çayda 96.8, muzda 79.3 ve başka ürünler de var.

En sorunlu alanlardan birisi hayvancılık

Türkiye’nin en kritik alanlarından birisi hayvancılık. Hayvancılığın ana girdilerinden yemde yüzde 50’nin üzerinde dışa bağımlıyız. Karma yem üretiminde kullanılan soya, mısır, ayçiçeği, kepek, küspe ve daha bir çok ürün ithalatla karşılanıyor. Türkiye Yem Sanayicileri Birliği kayıtlarına göre, ayçiçeği, soya, mısır ve bunların türevleri dahil Türkiye’nin yem hammaddeleri ithalatı 2019 yılında 13 milyon 123 bin ton oldu. Ödediğimiz döviz 4 milyar 818 milyon dolar.

Ayrıca besilik, damızlık ve bazı durumlarda kasaplık canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı yapılıyor. Bu dönemde ithalata kısıtlama getirilse de üretim artırılmazsa ithalat yine kaçınılmaz olacak.

Yeterlilik oranı yüksek ürünler

Türkiye’nin kendisine yeterli olduğu ve dünyada ihracatta söz sahibi olduğu çok sayıda ürün var. İlk akla gelenler, fındık, üzüm, kayısı, incir, limon, mandalina, nar, portakal, mandalina, elma, şeftali, greyfurt, havuç, domates, kabak, biber, hıyar, bezelye, ıspanak, pırasa, lahana, marul, patlıcan.

Ne yapmalı?

Bu dönem artıları ile eksileri masaya koyup tartışmanın ve karar vermenin zamanı. Türkiye günü kurtarmak yerine orta ve uzun vadeli plan yapmak zorunda. Hangi ürünlerin üretimini artıracağını, hangi ürünlerin ekiminden vazgeçeceğini, boş tarım arazilerini nasıl değerlendireceğini hesaplamak ve karar vermek zorunda.

Dışa bağımlılıktan kurtulmak için tohumdan başlanarak ıslah çalışmalarının, çeşit geliştirmenin, hayvancılıkta ıslahın önemi dikkate alınarak araştırma- geliştirme çalışmalarına,verimliliğe odaklanmak gerekir. Üretmezsek aç kalırız, üretirsek dünyayı besleriz. Türkiye böyle bir ülke.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 100 yıl önceden armağanı olan, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı kutlar, çocuklar gibi temiz,sağlıklı, önyargısız,barış içinde bir gelecek diliyorum.

Bulgaristan ve Amerika’dan örnek alınacak tarım desteği

Dünyayı esir alan koronavirüse (COVID-19) karşı mücadelede en az sağlık kadar önem kazanan tarım ve gıdada da ciddi önlemler alınıyor. Tarımsal üretimin devam etmesi, gıda temininde sorun yaşanmaması için bir çok ülke destekleri artırırken, ihracata yönelik yasaklar gıda milliyetçiliğinin yükselmesine yol açıyor.

Anlaşılan, koronavirüsle birlikte tarımda yeni bir dönem başlayacak. Bu dönemin ana eksenini “kendine yeterlilik” oluşturacak. Bu nedenle korumacı politikalar ön plana çıkacak ve ticarette kısıtlamalar artarak devam edecek. Ülkeler öncelikle kendi yurttaşının gıda ihtiyacını karşılayacak, arz fazlasını ihraç edecek. Gıda milliyetçiliği daha da yükselecek. Bunun zararını ise tarımsal potansiyeli düşük, teknolojiden yoksun, açlık yaşayan yoksul ülkeler çekecek. Hiç de adil olmayan bir durum.

Ülke bazında değerlendirildiğinde; ihracat yasakları, yerli ürüne yönlendirme, yerli malı tüketiminin teşvik edilmesi, desteklerin artırılması, korumacılığın ön plana çıkması yeni döneme ilişkin güçlü ipuçları veriyor.

Bulgaristan, marketlere yerel ürün satma zorunluluğu getirdi

Komşumuz Bulgaristan, üreticilerini korumak amacıyla marketlerde yerel ürünlerin zorunlu olarak satılması için karar aldı. Buna göre en az 3 ayrı ilde satış noktası olan market zincirleri reyonlarında yerel ürünleri satmak zorunda.
Türkiye’nin Sofya Ticaret Müşavirliği’nden Ekonomi Bakanlığına ve İhracatçı Birlikleri’ne gönderilen yazıda, Bulgaristan’da  Bakanlar Kurulu’nun 14 Nisan 2020 tarihinde aldığı karar doğrultusunda ülkedeki perakende gıda zincirlerinde yerel üretici tarım ürünlerinin satılmasının zorunlu hale getirildiği ifade ediliyor.

Bakanlar Kurulu Kararı ile, Bulgaristan’ın en az üç ayrı ilinde satış noktaları bulunan perakende gıda zincirleri yerel üretici tarım ürünlerinin satılacağı özel reyonlar oluşturması zorunluluğu getirildi. Bu özel reyonlar yeterli büyüklüğe sahip olması ve müşteri tarafından kolay bir şekilde bulunacak şekilde işaretlenmiş olması gerekiyor.

Satışı zorunlu ürünler ve satış koşulları

Bulgaristan’da Bakanlar Kurulu Kararı ile marketlerde satılması zorunlu olan yerel üretici tarım ürünleri ise şöyle belirlendi; taze Bulgar sütünden elde edilmiş süt ve süt ürünleri, balık ve balık ürünleri, taze et, yumurta, arı balı, taze meyve ve sebzeler.

Karar ile “yerel üretici” olarak kastedilen, perakende gıda ticaret satış noktasının bulunduğu ilde veya komşu ilde faaliyet gösteren üreticiler olduğu belirtiliyor.

Bakanlar Kurulu Kararı’na göre yerel üreticiden alınan ürünlerin satışına ilişkin koşullar ise şöyle:

1- Perakende gıda zincirleri, belirtilen ürünleri yerel üreticilerden direkt olarak satın almak zorunda.

2- Perakende gıda zincirleri, yerel üreticilerin ürünlerini satmaları için yerel üreticilerden herhangi bir ücret talep etme hakkına sahip değil.

3- Perakende gıda zincirleri, yerel üreticilerden almış oldukları ürünlere ilişkin ödemeleri en geç 14 gün içinde yapması gerekiyor.

4- Belirlenen ürünler dışında yerel üreticiler tarafından üretilen diğer tarım ürünleri de market zincirlerinin yerel ürünler reyonunda satılması mümkün olacak.

5- Perakende gıda zincirlerinde satılan tamamıyla taze Bulgar sütünden elde edilmiş süt ve süt ürünleri toplam satılan süt ve süt ürünlerinin yüzde 90’ını oluşturması zorunlu.

Üreticiden domates, biber, salatalık alana hibe desteği

Bulgaristan, market zincirlerine yerel ürün satma zorunluluğunun yanı sıra üretici seralarından domates, biber, salatalık satın alan perakende şirketlere de hibe desteği sağlayacağını açıkladı.

Bulgaristan Devlet Tarım Fonu İcra Müdürü Vasil Grudev,13 Nisan 2020’de alınan kararla, yerel üretici seralarından domates, salatalık ve biber alan perakende gıda ticaret şirketlerine hibe desteği verileceğini duyurdu.

Açıklamaya göre, 2020 yılında yerel üretici seralarından satın alınan domates, salatalık ve biberlerin getirdiği ulaştırma, lojistik, sınıflandırma, temizlenme, paketleme vs. gibi giderlerin telafi edilmesi amacıyla perakende gıda ticareti şirketlerine hibe desteği sağlanacak.

Hibe desteğinden yararlanmak için, Bulgaristan Tarım, Gıdalar ve Ormancılık Bakanlığının hazırlamış olduğu listede yer alan yerel üreticilerden domates, salatalık ve biber satın alınması gerekiyor.

Hibe destek bütçesi 5 milyon leva ( 2.5 milyon euro) olarak belirlendi. Şirket başına azami hibe desteği 200 bin euro olacak. Hibe destek miktarı hesaplanırken yerel üretici seralarından alım yapan perakende gıda ticaret şirketlerine domates için ton başına 600 leva, salatalık için 400 leva ve biber için 800 leva ödeme yapılacak.

Amerika’dan tarıma 19 milyar dolar ek destek

Amerika Birleşik Devletleri(ABD) Başkanı Donald Trump, çiftçilere, çiftlik sahipleri ve tüketicilere destek olmak amacıyla 19 milyar dolarlık ek destek paketi açıkladı. Trump, paketi açıklarken çiftçilere kritik dönemde destek sağlamak, gıda tedarik zincirinin bütünlüğünü korumak ve her Amerikalının ihtiyacı olan gıdaya ulaşmaya devam etmesini sağlamak için 19 milyar dolarlık acil yardım programını uygulayacaklarını söyledi.

Amerika Tarım Bakanı Sonny Perdue’nün ayrıntılarını açıkladığı “Coronavirus Gıda Yardım Programı (CFAP)” kapsamında 19 milyar dolarlık bütçenin 16 milyar doları COVID-19′ dan dolayı zarar gören çiftçilere ve çiftlik sahiplerine doğrudan ödenecek. Kaynağın 3 milyar dolarlık bölümü ile üreticilerden ürün satın alınacak. Restoranlara,otellere ve diğer alıcılara gıda tedariki sağlayan bölgesel-yerel distribütörlerle işbirliği yapılarak 3 milyar dolarlık taze ürün, süt ürünleri ve et satın alınacak.

Türkiye’den üretim desteği yerine ithalata destek

Bulgaristan ve Amerika sadece iki örnek. Diğer bir çok ülke tarımsal üretime ve gıda tedarik zincirinde sorun yaşanmaması için önemli destekler sağlıyor. Türkiye’de ise çok sınırlı miktarda tohum desteğinden başka koronavirüs önlemleri kapsamında üreticiye sağlanan doğrudan bir destek yok. 2019 ürününe ait rutin destek ödemeleri yapılıyor.

Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ayçiçeği çekirdeğinde, ayçiçeği yağında vergi oranları düşürülerek ithalat kolaylaştırıldı. Yani üretime değil ithalata destek sürüyor.

Özetle, dünyada yeni bir tarım düzenine geçilirken, Türkiye, sahip olduğu yüksek potansiyeli değerlendirmek yerine ithalata destek politikasını sürdürürse hiç hak etmediğimiz halde tarım ve gıdada zor günler yaşayabiliriz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bizi Takip Edin!

12,916TakipçilerBeğen
12,982TakipçilerTakip Et
75TakipçilerTakip Et
17,140TakipçilerTakip Et
89,001TakipçilerTakip Et
1,330AboneAbone Ol
- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.