Tarım Blog Sayfa 2

Üretim için arabasını sattı, tüketiciyi sağlıklı sütle buluşturdu

Üretim için arabasını sattı, tüketiciyi sağlıklı sütle buluşturdu

Türkiye, canlı hayvan ve et ithalatına milyarlarca dolar harcarken, büyük olanaksızlıklar ve engellere rağmen hayvancılık yaparak süt üretimi için zorlu bir mücadele veren Veteriner Sağlık Teknisyeni Güner Özer’in başarı öyküsünün ilk bölümünü dün yazdık.

Süt üretimini ve kalitesini artırmak, üreticinin sütünü tüketiciyle buluşturmak için verdiği mücadele ile başarıya ulaşan Güner Özer’i dinlemeye devam ediyoruz:

“Dönemin Tarım Bakanı Mehdi Eker’in talimatı ile 3 tane süt soğutma tankı aldık.Diğer desteklerin sözünü de verdi. Mahmudiye Belediyesi’nden atıl bir bina aldık. Annem,babam ve yönetimdeki arkadaşlarla oranın betonunu fayansını yaptık. Para hala yok. Farklı yerlerden tankları getireceğiz, vinç ve nakliye parası lazım.

Artık bıçak kemiğe dayanınca, hanımla görüştüm. Dedim ben bu arabayı satacağım. Giderse de memleket için gitti diyeceğim. Sonra aramızda tartışma konusu olmasın dedim. Baştan kavga edeceksek ben kafaya koydum satacağım. O da beni tanır,sağ olsun destekledi.

Aracımı 32 bin liraya sattım. Bir kuruş kalmayacak şekilde birlik için memleket için parayı harcadım. Süt soğutma merkezini hayata geçirdik. Bizim bölgede süt müteahhitler, özel şahıslar aracılığıyla toplanırdı. Müteahhitleri birliğimizin bünyesinde topladık. Onlar firmadan ne nakliye ücreti alıyorsa onu ödemeyi taahhüt ettik. 1 Ocak 2015 itibariyle günlük 27 ton sütle ticarete başladık. Akabinde hemen 4. ayda da bölgede veteriner hizmetleri özel klinikler vasıtasıyla yapıldığından ve biraz tekelleşme olduğundan hayvan ilaç ve uygulamalar çok yüksek fiyatlardaydı. Hemen bir ilan verdik veteriner hekim getirdik. Mahmudiye’de bir klinik açmasını sağladık, hizmet alım sözleşmesi yaptık. Piyasanın yarı fiyatına veterinerlik hizmetleri sunmaya başladık. Süt parasından tahsil ederek veteriner arkadaşa ödedik. Onun da üreticimizin de işine geldi.

Sütte kaliteyi artırınca para kazandı

Maksimum seviyede kaliteli spermalar kullanarak gelecek sığır neslini inşa ettik. Devamında da sütün kalitesi konusunda firmalara taahhütte bulunduk. Çünkü ticaret başlarken firma bize şunu söyledi.O günün fiyatlarıyla söylüyorum. “Özel şahıstan sütün tonunu 110 liraya alıyorum . Senden de o fiyata alırım. Gerisine karışmam aynı süt çünkü.”

Tamam dedim ve kabul ettim. Aldım o 110 lirayı da nakliyeciye verdim. Sonra kısa bir süre içinde sütü biz kaliteli hale getirerek bu sefer firmadan 30 lira fark talep ettik.Aynı süt değil artık dedik. Çünkü bölgedeki müteahhitler birbirlerine rakiplerdi. Kömür,yem,beyaz eşya da satıyorlardı. Üretici süte su katıyor,antibiyotikli süt veriyor. Onun ona beyaz eşya borcu var,kömür borcu var, yem alacağı var. Ceza kesemiyor üreticiye. Sütte bir türlü kaliteli hale gelemiyor.

Süt toplayan 17 araç var. Her gün bir araca binerek, sıkıntılı sütleri bırakınca 17 günde “kötü adam” ilan edildim. Ama, sütü de kaliteli hale getirdim. Firmadan da ton başına 30 lira fark aldım.Kısa süre içinde de o parayı biriktirmeye başladık. Devamında havalar ısınmaya başlayınca bizim sütler fabrikadan red olmaya başladı. Ben de ilk kez böyle bir durumla karşılaşıyordum.

Haziran’da süt parası ödeyeceğiz 22 bin lira açık çıktı.Bende de yok. Üreticiye 22 bin lira ödenmesi lazım. Sebebi şu,açık çıkmasının. Biz sütü üreticiden alıyoruz, soğutuyoruz tankere yüklüyoruz fabrikaya gidiyor .Fabrika diyor ki ben 3.gözü almıyorum. PH’tan, asitlikten dolayı almıyor. Biz de onu farklı bir kuruluşa yarı fiyatına satmak zorunda kalıyoruz. Üreticiye tam para ödemek zorundayız. Fark bundan kaynaklanıyor.

Ağabeyden alınan borçla çiftçiye ödeme yaptı

İki kardeşiz. Abim Türk Hava Yolları’nda çalışıyor. Ondan borç aldım. Abime 6 ay sonra borcumuzu ödeyebildik. Ya abimde de olmasaydı ne yapacaktık?

Bu sefer üreticiye ciddi bir yaptırıma gittik. Şu anda her kapıdan her sütten numune alırız. Sıkıntı çıktığında yarım saat içinde sorunu buluruz. İki yıldır böyle bir problem yaşamadık.

Akabinde 2016’nın ortasında Ziraat Bankası’ndan hayvancılık kredisi almak için başvurdum. Herhangi bir devlet memuru ve benzeri güvencem olmadığı için 70 bin lira hayvan kredisi için benden 105 bin lira teminat istediler.Talep edilen rakamın yüzde 50 fazlasına teminat istiyorlar.Ama benim arsam,evim yok. Babam emekli memur. O şubeden maaş alıyor. Peki babamın adına olsa olur mu dedim.Olur dediler. Babana maaş karşılığı teminatsız verebiliriz dediler. O arada bende bir fikir uyandı.

Arkadaşlarla 15 gün gece gündüz çalıştık. Ziraat Bankası’na bir protokol örneği sunduk. Üreticilerimize her ay 2 milyon liraya yakın parayı elden ödüyoruz. Oturuyoruz iki gün bozuk paraları zarflara dolduruyoruz, üreticilere öyle veriyoruz. Biz bu parayı memur maaşı gibi herkesin hesabına ödemeyi taahhüt edelim bankaya. Siz de bunu memur maaşı kabul edin, teminatsız kredi verin. Süt parasından ödesinler.

Ziraat Bankası’na önerdiği finansman modeli ile üretimi arttırdı

Tam 9 ay sürdü yazışmalar. Ziraat Bankası şubesi genel merkeze, genel merkez bizim süt üreticileri birliği genel merkezine, onlar bana, ben onlara 9 ay süren yazışmaların sonunda bankayı ikna ettik. Türkiye genelinde bir protokol yayınladılar. Biraz onların istediği şekle çevrildi.Tarsim sigortası şartı vs.eklendi. Nihayetinde 2017’nin başında bu protokolü imzalayarak 105 üreticimize teminatsız 2 yıl ödemesiz 5 yıl ödemeli hayvan kredisi çıkardık.Yılda tek taksit.

Trakya’dan 805 hayvanı tek tek seçerek 3 ay gebe olmaları şartı ile üreticilerimize getirdim. Toplam 27 ton olan sütümüz 43 tona çıktı. Dolayısıyla gelirimiz de arttı. İş bunu çevirme noktasına gelince Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük’ü ziyaret ederek fikir alışverişinde bulunduk. Tire Süt’ten uygun fiyatla aldığımız makinalarla günlük süt işleme tesisi kurduk. Mahmudiye’de pastörize süt üretiyoruz.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile işbirliği

Buradan yola çıkarak Eskişehir Büyükşehir Belediyemize gittik.Dedik ki Halk Ekmek büfeleri var. Bu büfelere buzdolabı koyalım biz ürettiğimiz sütleri getirip buzdolabına teslim edelim. Satılmayanı da geri alım garantisi ile bizim sütümüzü satar mısınız dedik?

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen destek verdi

Belediye bununla ilgili altyapı çalışmalarını gerçekleştirdi. Karşılıklı fikir alışverişleri yaptık. Aşağı yukarı 5 ay proje aşaması sürdü. Akabinde 2018’in Aralık ayında Eskişehir Büyükşehir Belediyesi adına “Halk Süt” olarak üretime başladık. Eskişehir’de sokak sütü satışı yüzde 30’a düştü.

Sokak sütü dediğimiz noktada kontrol olmadığı için çok tehlikeli boyutlara ulaşılabilirliği var. Hepsi öyledir diyemeyeceğim ama nihayetinde ben de süt üreticisiyim.

Ama maalesef sokakta süt satan arkadaşların yüzde 90’ı süt üreticisi değil. Bunlar bir tüccar. Gidip üreticiden alıyorlar sütü, benim gibi. İçine bazı katkılar koyarak, koymak zorundalar. Ağustos sıcağında o süt kamyonetin arkasında güğümlerde sokak sokak saatlerce gezmesinin imkanı yok.Yarım saat içinde süt bozulur. Dolayısıyla içinde kimyasallar, bir çok şeyler var ki sütü bozmuyor. Biz de bunu alıp çocuklarımıza yaşlı büyüklerimize yararlı diye zehir içirmiş oluyoruz.

Süt ve yumurtadan sonra sırada et var

Biz bunu da projelendirdik Eskişehir’de.Bunu da başarmış olduk. Devamında da yine bu halk büfelerinde “Halk Yumurta” satışına başladık. Halk yumurta için ciddi bir üreticimizin bahçesinde paketleme tesisi kurduk. Yine yumurtalar üreticilerden toplanıyor,kontrollerden geçiyor, deneysel analizler yapılıyor. Bu da halk yumurta olarak Eskişehir’de gezen tavuk yumurtası olarak Halk Ekmek ve Halk Süt ile birlikte satılıyor. İnşallah “Halk Et” ile bu çalışmalarımızı taçlandırırız.

Yasal hakkı olan asgari ücreti bile bağışladı

Biz birliği kurduğumuzda 150 lira olan kiramızı ödeyemez haldeydik. 1 Ocak’ta süte başladık üreticiyle olan mahsuplaşmayı bitirdik. Kalite farkını da firmadan aldık. İlk ayda birliğimize kalan rakam tam 32 bin liraydı. Arabamı sattığım fiyat.

Ben alacağımı aldım mı? Aldım. İki sene sonra aldım. Çünkü, veteriner kliniği de o parayla açtık. İki yıl birlikten 1 lira maaş almadım. Bizim genel kurullara gelen devlet komiserleri “almak zorundasın” diye bana genel kurul tutanağına yazdırdılar. Bir asgari ücret almak zorunda olduğum için tutanağa yazdırırlar. Muhasebesel boyutta ben almış gösterdim. Geri bağış gösterdim. Birliğin ayakta kalması gerekiyordu.

Şeffaf, başkana değil sisteme dayalı yönetim anlayışı

Ben şahsi bir gelir,etiket elde etmek için bu yola çıkmamıştım.Tamamen şeffaf bir yönetim anlayışım var. Başkana dayalı değil,sisteme dayalı bir anlayış. Birlik adına bir toplu iğne dahi alsam nakit parayla almam. Birliğimizin ve iktisadi işletmemizin banka kartları var. Faturası kesilir,kartla parası çekilip slip eklenir. Bire bir banka faturalarımızla gelir gider faturalarımız eşittir. Asla ekstra masrafları birliğe yazmadım.Bunların karşılığında da cenabı Allah bize yardım etti,bugünlere geldik.”

Müthiş bir başarı hikayesi. 2014 yılında süt birliğini sıfırdan kurarak işe başlayan Güner Özer, kapılar yüzüne kapatılsa da, inatla mücadeleye devam etti. Maddi imkansızlıklar nedeniyle arabasını sattı, babası üzerine kredi çekti, abisinden borç aldı dişiyle, tırnağıyla mücadele etti. Gelinen 5 yılın sonunda Türkiye’de 302 süt üreticileri birliğinden süt işleme tesisi olan tek birlik oldu.

Şöyle bir etrafınıza bakın,üye olduğunuz birliklere,kooperatiflere,ziraat odalarına, diğer örgütlere, kimler hangi arabalara biniyor? Hangi sırça köşklerde yaşıyor? Çiftçinin sırtından nasıl bir yaşam sürüyor?

Bir de Güner Özer’in verdiği mücadeleye bakın. Bu başarı hikayesinden alınması gereken ne kadar çok ders var değil mi?

Keçi peynirine “tağşiş” iddiası mahkemelik oldu

Keçi peynirine “tağşiş” iddiası mahkemelik oldu

Tarım ve Orman Bakanlığı, 2020 yılına ait ilk tağşiş listesini açıkladı. Listede yer alan yüzde 100 keçi sütü ve keçi peyniri üreten İzmir Seferihisar’daki Baltalı Çiftliği mahkemeye başvurdu. Çiftliğin Kurucusu Funda Özer Baltalı, analiz yönteminin yanlış olduğunu, DNA analizi ile bulaşıklık tespiti yapıldığını, haksız kazanç elde edildiğinin tespiti için miktar tespiti yapılması gerektiğini söyledi. Baltalı, ürünlerinin yüzde 100 keçi sütünden olduğunu devletin laboratuarında kanıtlı olduğunu ve bunu mahkemede tekrar kanıtlayacaklarını söyledi.

Bakanlık büyük bölümü zeytinyağı, et ve et ürünleri, süt ürünleri, gazlı içecekler, bal ve çikolata ürünleri olmak üzere taklit, tağşiş veya ilaç etken maddesi tespit edilen toplam 229 firmaya ait 386 parti ürünü teşhir etti. Teşhir edilen ürünler arasında İzmir Seferihisar’da faaliyet gösteren ve yüzde 100 keçi sütünden peynir üreten Baltalı Çiftliği(Baltalı Gıda Hayvancılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi)’ nin tam yağlı keçi peyniri de var. Peynirde inek sütü tespit edildiği açıklandı.

DNA analizi yerine, miktar analizi yapılmalı

Telefonla görüştüğümüz Baltalı Çiftliği’nin Kurucusu ve aynı zamanda hukukçu olan Funda Özer Baltalı, analiz yönteminin yanlış olduğunu DNA analizle her türlü bulaşıklığın tespit edilebildiğini belirterek şu bilgileri verdi: ” Ankara’da bakanlıktayım. DNA analiz yönteminin yanlış olduğunu, miktar tespiti yapılması gerektiğini söylüyorum. Konuştuğum herkes “haklısınız” diyor. Ama yüzde 100 emin olduğumuz ürünümüz için haksız kazanç elde etmiş gibi teşhir ettiler. DNA analizinde bulaşıklık her zaman çıkabilir. Analizi yapan görevli, iyi temizlik yapmadıysa bulaşıklık çıkabilir. Hatta sabah kahvaltıda inek peyniri yediyse onun parmağından bile bulaşıklık riski yüksek. Yani ürünün içinde ne miktarda olduğuna değil, DNA’sına bakarsanız bulaşıklık çıkabilir. Biz miktar tespiti ile analiz yapılmasını istiyoruz. Dünyada da böyle yapılır. Yöntem yanlış. Bu nedenle maddi,manevi tazminat davası açmak için mahkemeye başvurdum. Ürünümüzün yüzde 100 keçi sütünden olduğu tüm analizlerde görüldü. Bunu mahkemede de kanıtlayacağız.”

Çiftliğe gelen sütler yüzde 1 hassasiyetle analiz ediliyor

Tarım Bakanlığı’nın taklit tağşiş listesinde adlarının yayınlanmasını büyük bir üzüntü ile öğrendiklerini belirten Baltalı :” Bizler yaptığımız işten emin hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Baltalı Gıda Şirketi olarak 11 yıl önce bir keçi çiftliği kurarak ardından bir mandıra yatırımı yaparak yüzde 100 keçi sütünden ürünler üretmeye başladık. İlerleyen yıllarda Antalya’dan Uşak’a kadar keçi çiftlikleri ile sözleşme yaparak kendi çiftliğimiz ile birlikte sütümüzü tedarik ediyoruz. İşletmeye kendi çiftliğimiz dahil gelen her süt yüzde 1 hassasiyetle analiz yapan Fransa’dan getirdiğimiz ve orada da kullanılan bir kit ile inek ve koyun sütüne karşı test edilerek üretime alınıyor. Her hafta cuma günü hafta boyu gelen sütler paçal yapılarak, İstanbul’da devlete ait gıda kontrol laboratuarına tür tayinine yolluyoruz. Geçtiğimiz yıllarda defalarca inek koyun sütü bulaşıklığı iddiası ile bakanlık inceleme yaptı ve biz çapraz kontrol ile yüzde 100 keçi sütü olduğunu ispatladık. Devlet, DNA yöntemi ile analiz yaptığı için çalışanın dikkatsizliği, ortamı yeterli sterilize etmemesi gibi durumlar bulaşmaya neden olabiliyor. 2019’da 20’nin üzerinde numunemiz araştırmaya tabii tutuldu. Bunlardan 3 tanesinde bakanlık analiz sonuçlarında ısrar etti. Bu durum karsısında bizde yasal mücadelemizi başlattık. İlkeli düzgün üretim yapmaya çalışan küçük bir şirket olarak bu haksız durumu protesto ediyor,tüketici nezdinde bize güvenen, ürünlerimizi kullanan her bir kişinin bizi iyi tanıdığını biliyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Taklit ve tağşiş “haksız kazanç” yasasıdır

Kendisinin hukukçu olduğunu ve taklit,tağşiş ile ilgili yasal düzenlemelerin haksız kazancı kapsadığına dikkat çeken Baltalı sözlerini şöyle sürdürdü: ” Bizim haksız kazanç elde ettiğimizi iddia dahi edemezler. O kadar titiz çalışıyoruz ki, kullandığımız kültür mayasının üreticilerine bile sorduk. Buradan bir gen bulaşıklığı olabilir mi? diye. Güldüler, “böyle bir şey olmaz” dediler. Bizim ürünümüz devlete ait İstanbul Gıda Laboratuarı’nda analiz edildi. Yüzde 100 keçi sütü diye analiz sonucu var elimizde. DNA analiz yerine miktar analizi yapıldığında haklı olduğumuz çıkıyor zaten. Yüzde 100 keçi sütünden elde ettiğimiz üründe ne kadar inek sütü var? Bunu bize söylemeleri gerekir ki. Böyle bir miktar yok. Bir miktar olursa bizim buradan haksız kazanç elde ettiğimizi söyleyebilirler. Bu da yok. Yüzde 100 dana deniliyor içinden kanatlı eti çıkıyor.Miktar olarak belli. Zeytinyağı diye satılan yağın içinde başka yağlar çıkıyor, yine miktar belli. Bunda bir haksız kazanç var. Bizi bunlarla aynı listede teşhir ediyorlar. Bizde devletin laboratuarı yüzde 100 keçi sütü diyor. Bir haksız kazanç söz konusu değil.Ben bakanlığa da söyledim etiketimi değiştirip keçi sütü yerine süt diye yazabilirim. Aman yapmayın yılların emeği dediler. Bizden başka yüzde 100 keçi sütünden üreten de kalmadı.”

Bakanlık “haklısınız” diyor

Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü, Kodeks ile ilgili birim ve ilgili herkesle konuştuğunu ve herkesin de kendisine “haklısınız” dediğini anımsatan Funda Özer Baltalı:” Ben ürünümü biliyorum. Asla bir sorun yok. DNA analiz yöntemi uygulandığı için bulaşıklık her zaman çıkabilir. Miktar analizinde yüzde 100 keçi sütü olduğu kanıtlı olarak elimizde var. Şimdi maddi ve manevi tazminat davası açtım. Mahkemede de bunu kanıtlayacağım. Ama bizi üzen böyle haksız bir durumla itham edilmek. Avrupalı üretici bunlarla uğraşmıyor. Biz nelerle uğraşıyoruz. Bizi kim koruyacak? dedi.

Tarım Bakanlığı’nın açıklaması

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Gıdada taklit ve tağşiş ile ilgili yaptığı açıklama özetle şöyle:

“Gazlı içecekten, bala, çaydan zeytin yağına, çikolatadan ete kadar taklit, tağşiş veya ilaç etken maddesi tespit edilen toplam 229 firmaya ait 386 parti ürün belirlendi.

Ülkemizde gıda güvenilirliğinin sağlanması, gıdalarda taklit ve tağşişin önlenmesi, kişilerin sağlığının ve tüketici menfaatlerinin korunması ile sektörde haksız rekabetin engellenmesi amacıyla gıda ve gıda ile temas eden madde ve malzemelerin üretim, işleme ve dağıtımının tüm aşamalarında resmi kontrol faaliyetleri Bakanlığımızca büyük bir titizlikle yürütülmektedir.
 
5996 sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu” ve bu Kanun kapsamında hazırlanan, “Gıda ve Yemin Resmi Kontrollerine Dair Yönetmelik” gereğince; laboratuvar sonucuyla taklit veya tağşiş yapıldığı kesinleşen gıdaları üreten/ithal eden; kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürecek şekilde bozulmuş, değiştirilmiş gıdaları üreten ve/veya satan firmanın adı, ürün adı, markası, parti ve/veya seri numarasını içeren bilgiler kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.
 
Bakanlığımızın yürüttüğü resmi kontroller ve firmaların otokontrol sistemlerine ek olarak bu uygulamamız ile;
*Tüketici sağlığının ve menfaatinin korunması,
*Sektörde haksız rekabetin önlenmesi,
*Tüketiciler aracılığıyla firmalar üzerinde bir denetim mekanizması oluşturulması ve
*Firmaların “güvenilir gıda üretimi”nin teşvik edilmesi amaçlanmaktadır.
 
Söz konusu uygunsuzlukların tespit edilmesinde; Bakanlığımızca yürütülen denetimlerin yanında, tüketiciler tarafından yapılan ihbar, şikâyet, CİMER ve Alo 174 Gıda Hattı başvuruları neticesinde gerçekleştirilen denetimlerin de büyük payı olduğu açıktır. Bu bakımdan tüketicilerin bu başvurularını sürdürmeleri, halkımızın sağlığının korunması yönündeki çalışmalarımız için büyük önem taşımaktadır.

Taklit, tağşiş yapıldığı veya ilaç etken maddesi ilave edildiği tespit edilen toplam 229 firmaya ait 386 parti ürün Bakanlığımız internet sitesinde kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

Böylece ilk kamuoyu duyurusunun yapıldığı 2012 yılından bu yana 1443 firmaya ait 3202 parti ürün tüketicilerin bilgisine arz edilmiştir.”

Cezalar ağırlaştırılacak

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli yaptığı açıklamada, taklit ve tağşiş suçlarını işleyenlere yönelik yasal düzenlemeyi en kısa sürede Meclise getirme konusunda gayretlerinin sürdüğünü belirterek, “Benim gönlüm hapis cezasını ister. Bu hapis cezası veya ticaretten men olabilir.” dedi.

Taklit ve tağşiş yapılan ürün ve bu suçu işleyen firmaların ifşasının devam edeceğini vurgulayan Bakan Pakdemirli, söz konusu listelerin herhangi bir gecikme olmadan kısa aralıklarla açıklanacağını kaydetti.

Bakan Bekir Pakdemirli, buna ilişkin yasal düzenleme hazırlıklarının sürdürüldüğüne dikkati çekerek, “Şu an hem Meclis hem de Külliye ile irtibatımız devam ediyor. En yakın zamanda Meclise getirme konusunda gayretimiz sürüyor. Buradaki ana amaç hem caydırıcılığın hem de müeyyidelerin artırılması olacak.” diye konuştu.

Adalet Bakanlığı ve diğer bakanlıkların kurum görüşlerinin alındığını belirten Bakan Pakdemirli “Burada bizim istediğimiz, gönlümüzdeki olmayabilir ama şundan emin olabilirsiniz, cezalar bugünküne oranla çok daha ağır olacak” açıklamasını yaptı.

Taklit tağşiş listesine ulaşmak için bağlantıya tıklayabilirsiniz.

https://bit.ly/2RdzW5g

Hayvancılığı ithalat değil, Güner Özer’lerin mücadelesi kurtaracak

Hayvancılığı ithalat değil, Güner Özer’lerin mücadelesi kurtaracak

Son 10 yılda hayvancılığa milyarlarca lira kredi verildi. Dev çiftlikler kuruldu. Sektör dışından yatırım yapanlardan bir bölümü kapandı. Kaynaklar heba edildi.

Her yıl 4-5 milyar lira hayvancılığa destek veriliyor. İthalat için milyar dolarlar harcandı. Brezilya,Uruguay,Amerika,Polonya ve daha bir çok ülke çiftçisine milyar dolarlar ödendi. Hayvancılık ve kırmızı ette ithalata bağımlı bir yapı oluştu. İthalat o kadar abartıldı ki elde stoklar oluştu. Şimdilik kırmızı et ve besilik hayvan ithalatı durduruldu. Fakat,hayvancılıktaki sorunlar bitmedi.

Bir tarafta milyar dolarlar havada uçuşurken, diğer tarafta Eskişehir’in Mahmudiye ilçesinde genç bir Veteriner Sağlık Teknisyeni Güner Özer, kurduğu süt birliğini yaşatmak için 32 bin liraya arabasını satarak, memur emeklisi babası üzerinden kredi alarak müthiş bir başarı öyküsüne imza attı.

Geçen hafta Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Antalya Tarım Konseyi’nin ortaklaşa düzenlediği “Yerel Yönetimler ve Kooperatifçilik” toplantısında dinlediğimiz Eskişehir Mahmudiye Çifteler Han İlçeleri Süt Üreticileri Birliği Başkanı Güner Özer’in Kurtuluş Savaşı günlerini anımsatan mücadelesini paylaşacağız. Örnek alınacak başarı öyküsünü Güner Özer’den dinleyelim:

Yüzde 50 hibeli proje hazırladı, “olmaz” dediler

Veteriner sağlık teknisyenim ben. Selimiye Veteriner Sağlık Meslek Lisesi mezunuyum. Yıllarca, kooperatiflerde,birliklerde bu tarz örgütlerde veteriner sağlık teknisyeni olarak çalıştım. Farklı illerde. En son memleket hasreti ile Kütahya’dan Eskişehir’e geldim.

Geldiğimde 5-6 bin liralık geliri Kütahya’da bırakıp, tamamen memleket aşkı ile Eskişehir Mahmudiye’ye döndüm. Benim memleketim aşık olunacak bir memleket sayılmaz aslında, 5 bin nüfuslu küçük bir ilçe. Ben yatılı okuduğum için, benim için hep bir özlemdi. Bir şeyler beni oraya çekti. Veteriner sağlık teknisyeni olarak Eskişehir Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği’nde işe başladım.

Büyükbaş hayvanlara suni tohumlama yapıyorum. Uzmanlık alanım o. Bu şekilde devam ederken, Tarım Bakanlığımız, Mehdi Eker bey döneminde yüzde 50 hibeli süt işleme tesisi için, sorgusuz sualsiz hibe vereceğini duyurdu.

Çalıştığım kurumun da ciddi bir bütçesi vardı.Hali hazırda duran,yatan bir parası vardı. Tabiri caizse. Bende hemen güzel bir proje hazırladım bakanlığa vermek üzere. Tabii çalıştığım birlik yöneticilerinin henüz haberi yoktu. Ben istekle,şevkle bu tesisi Eskişehir’e kazandıralım. Hazır yüzde 50 hibe de varken şeklinde. Hemen çalışmaları yaptım, projeyi hazırladım. Daha sonra da Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde bir hazır bina buldum. Organize Sanayi Bölgesi yöneticileriyle görüştüm. Bizim örgütümüzü anlattım. Bir protokolle cüzi bir fiyatla verip veremeyeceklerini sordum. Biz normalde o gün için 5 kişi çalıştıracaktık, dediler ki 10 kişi çalıştırmayı garanti ederseniz cüzi bir parayla size veririz, bir protokol yaparız dediler. Bina işini de çözdüm.

Haftalık toplantılarımız olurdu bizim. Dosyamı hazırladım ve hevesle koşa koşa bu yönetimin mutlu bir şekilde kabul edeceğini düşünerek. Ama hiç öyle olmadı. Tam tersi oldu.

Dediler ki biz burada 5-6 kişiyle küpeleme faaliyetini yürütemiyoruz, sen bir de bize fabrika çıkartıyorsun. Sen böyle şeytan icatları yapıyorsun, bir daha toplantılara gelme dediler, arkadaşlarımın önünde.

Süt Birliğini 6 günde kurdu

Tamam dedim ben de, 6 gün içinde, bu da Türkiye’de ilktir. Mahmudiye Çifteler Han İlçeleri Süt Üreticileri Birliği’ni kurdum. Bu tarz kuruluşlarda maddi imkansızlıklar hep vardır. Biz de aynı imkansızlıklarla kurduk.

Kapasite raporu gerekiyor. Yıllık belli bir miktarda üretim yapanların bir araya gelmesi gerekiyor.Mahmudiye yeterli değil, yan ilçemiz Çifteler’i ekledik.Yeterli değil, yan ilçemiz Han’ı ekledik. Ancak yeterli hale geldi. Üç ilçeyi birleştirdim. Birliği kurdum.

Kurucu üyelerin giriş aidatı ödemesi gerekiyor.Hiçbiri ödemiyor. Tamam biz sana güvendik, imza atalım ama bizden para isteme dediler. Tamam dedik yeter ki birlik kurulsun. Kurduk ve tabelayı astık.Ama ben de de para bitti. Ondan sonra, artık bir şeyler olması lazım. Tabeladan ibaret olmaması lazım. 22 Mayıs 2014’te biz birliğe bir açılış töreni düzenledik. Tamamen imkansızlıklarla. Organizasyondaki balonları benle eşim şişirerek şekil yaptık. O derece manüel bir açılış yaptık.

Bakan Eker’e: “Başaramazsam yüzüme tükürün”

Şansımıza 2014 yerel seçimlerinde Türkiye’de 6 tane ilçenin yerel seçimi iptal oldu.Mahmudiye Belediyesini 1 oy farkla CHP kazanmıştı. Yüksek Seçim Kurulu Mahmudiye Belediye seçimini iptal etti. Dolayısıyla 1 Haziran’da seçimler tekrarlanacaktı.

Mahmudiye’ye bakan,bürokrat,milletvekili yağmuru başladı.Mahmudiye küçük bir yer. Bizim de çarşı merkezinde küçük bir ofisimiz var. Tabelayı gören bürokrat milletvekili,bakan bize geldi. Oturduğum yerde bütün bakanlar tabiri caizse ayağımıza geldi.Hepsiyle fotoğraf koleksiyonum oluştu.

Biz 22 Mayıs 2014’te açılış yaptık. 25 Mayıs’ta Mehdi Eker geldi Mahmudiye’ye. Ben bir fırsat yaratıp kendisinden süt soğutma tankı istedim. Kendisi de bana dedi ki “gittiğim her yerde hep benden süt soğutma tankı isterler, ben veririm daha sonra atıl vaziyette kaldığını görür ve üzülürüm. Başkan başka bir şey iste,para iste, süt soğutma tankı isteme” dedi.

Yeni başkanım, gücendim,gurur yaptım.Başka bir şey istemeden dışarı çıktım. Sonra dedim bu fırsat bir daha gelmez ve içeri geri döndüm. Dedim sayın bakanım ben veteriner sağlık teknisyeniyim. Ne yapacağımı biliyorum. Lütfen bu tankları bize verin. Biz sizden balık istemiyoruz. Ben balık tutmayı iyi biliyorum. Bu tankları verin sizden rica ediyorum. Bir sene sonra müfettişlerinizi gönderin eğer atılsa Mahmudiye halkı önünde suratıma tükürün dedim.

Tabii böyle deyince bakan şaşırdı.İl müdürünü çağırdı, “ne gerekiyorsa yapın” dedi. Ertesi sabah iki minibüs görevli bizim birliğe geldi.

Güner Özer’in mücadeleyle geçen başarı öyküsüne yarın devam edeceğiz.

Aynı tarlaya 3 yıl aynı ürünü eken üreticiye destek yok

Aynı tarlaya 3 yıl aynı ürünü eken üreticiye destek yok

Bitkisel üretimde dikkat edilmezse ekim nöbeti uygulaması çiftçileri desteksiz bırakabilir. Tarım ve Orman Bakanlığının 2018 üretim yılı baz alınarak aynı parsele üst üste aynı ürünün ekimini önlemeye yönelik ekim nöbetinin 3. yılı olan 2020’de çiftçiler dikkat etmezse tarımsal destek alamaz.

Üreticilerin bu yıl bitkisel üretimde dikkat etmeleri gereken çok önemli bir uygulama var. Ekim nöbeti (münavebe) uygulaması kapsamında, 2018 üretim yılından başlamak üzere aynı tarlaya aynı tek yıllık bitkiyi 3 yıl üst üste ekenlere o tarladaki ürün için destek verilmeyecek.

Tarım ürünlerinin yeterli, kaliteli ve uygun maliyetlerde üretimi, tarımsal üretim yapılan arazinin,çiftçilerin,  çevrenin  ve  doğal  tarım  kaynaklarının  korunması  ile  sürdürülebilir  tarım için ekim nöbeti uygulaması başlatıldı. Ekim nöbetinin 3. yılı olan 2020’de çiftçiler dikkat etmezse desteklerden mahrum kalabilir.

Üretici dikkat etmeli

Resmi Gazete’nin 27 Mart 2018 tarihli sayısında yayınlanan “2018/17 Sayılı Bitkisel Üretime Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ” ile 2017’de başlayacağı duyurulan ancak daha sonra 2018’e ertelenen uygulama kapsamında, örtüaltı üretimler ve çeltik hariç olmak üzere bir parsele aynı tek yıllık bitki arka arkaya üç kez ekilirse, üçüncü üretim için mazot,gübre, ve diğer bitkisel üretim destekleri ödenmeyecek. Üçüncü yıl 2020 üretim yılı olması nedeniyle üreticilerin bu yıl üretim yaparken ekim nöbeti kuralına uymaları gerekiyor.

Uygulama nasıl olacak?

Üreticiler 2020 ürünü ekimlerini yaparken, destek alabilmek için geçmiş iki yılda ürettikleri ürüne göre üretim kararı vermeleri gerekiyor. Örneğin, çiftçi, aynı parsele(tarlaya) 2018’de ve 2019’da buğday ekmişse 2020’de aynı parsele yine buğday ekerse o parseldeki 2020 ürünü buğday için destek alamaz. İki yıl üst üste buğday ektiği bu tarlaya buğday dışında bir ürün, nohut,mercimek,arpa,mısır veya başka bir ürün ekerse destek alabilir.

İki ürün alınan parseller

Bazı bölgelerde birden fazla ürün ekimi yapılıyor. Birinci ürün ekiliyor hasat edildikten sonra ikinci ürün ekimi yapılır. Bu durumda destek alabilmesi için; 2018’de ve 2019’da 1. ürün olarak örneğin pamuk eken bir çiftçi 2020’de de 1.ürün pamuk ekerse 2020 ürününe destek alamaz. Fakat, 2018’de 1. ürün pamuk,2019’da 1.ürün pamuk eken bir çiftçi pamuk hasadından sonra yem bitkileri,hububat ürünlerinden birini eker ve Çiftçi Kayıt Sistemine kaydını yaptırırsa 2020 yılında pamuk ekse bile destek alabilir. Amaç aynı tarlaya üst üste 3 yıl aynı ürünün ekimini engellemek. Arada başka bir ürünle ekim nöbeti yapılarak toprağın korunması, verimliliğin artırılması isteniyor.

Ekim nöbeti uygulama örneği

Tarım ve Orman Bakanlığı, ekim nöbeti uygulama, usul ve esasları şöyle:

1- Örtüaltı üretimler ve çeltik hariç olmak üzere bir parsele aynı tek yıllık bitki arka arkaya üç kez ekilirse 3 üncü ekiliş için destekleme ödemesi yapılmayacaktır.

2- Münavebe de ürünlerin kontrolü,

a- Parsellerde kayıtlı tek yıllık ürün türleri sistem (Çiftçi Kayıt Sistemi-ÇKS) tarafından kontrol edilecek.

b- ÇKS’de kayıtlı tek yıllık ürünlerin kullanım şekillerine bakılmayacak.

c- Tek yıllık ürün türlerinde aynı ürün türü arka arkaya 3 kez gelmiyorsa destekleme ödemesi yapılacaktır.

d- Aynı tek yıllık tür 3 kez arka arkaya geliyorsa üçüncü ekiliş için destekleme ödemesi yapılmayacaktır.

3- ÇKS’ de kayıtlı bir parselin; bölünmek suretiyle farklı tek yıllık ürünlerin ekilmesi halinde bu parsellerde münavebe uygulaması yapıldığı kabul edilerek destekleme ödemesi yapılacaktır.

4- Kira veya malik değişikliği suretiyle kullanım haklarının başka çiftçilere geçmesi halinde bu parsellerin 2018-2019 üretim yılları ürün kayıtları sistem (ÇKS) tarafından kontrol edilerek arka arkaya aynı tek yıllık ürün 3. kez ekilmişse üçüncü ekiliş için destekleme ödemesi yapılmayacaktır.

5- Hisseli arazilerde aynı parsel için hissedarların hisseleri oranında ayrı ayrı başvurularında; bu parseller başvuru sahibi çiftçi adına değerlendirilecektir. Bu durumdaki parseller çiftçi ile ilişkilendirilerek başvurduğu parsel için münavebe sorgusu sistem (ÇKS) tarafından yapılacak olup aynı tek yıllık tür 3 kez arka arkaya geliyorsa üçüncü ekiliş için destekleme ödemesi yapılmayacaktır.

6- Aynı çiftçide aynı parselde aynı üretim yılında birinci, ikinci ve üçüncü üretim olması durumunda; ÇKS ‘de kayıtlı ürünlerin arka arkaya ekilişlerine sistem (ÇKS) tarafından bakılacak ve aynı tek yıllık ürün üçüncü kez arka arkaya ekilmiş ise üçüncü ekiliş için destekleme ödemesi yapılmayacaktır.

7- Aynı çiftçide aynı parselde aynı üretim yılında birinci, ikinci ve üçüncü üretim olması ve bu üretimlerin aynı tek yıllık ürün olmaması durumunda destekleme ödemesi yapılacaktır.

8- Aynı ürün grubundaki bitkilerin (Hububat, Baklagil vb.) birbiri ardına ekilmesi durumunda; Parsellerde kayıtlı ürün türleri sistem (ÇKS) tarafından kontrol edilecek, ekilişi yapılan tek yıllık ürün türleri değiştiği durumlarda münavebe kabul edilecek ve destekleme ödemesi yapılacaktır.

9- Doğal çayır alanları ve çok yıllık bitki türleri ile ekili/dikili araziler; Mevzuat gereği münavebe şartı çok yıllık bitkilerde uygulanmayacaktır.

10- Kadastro yenileme çalışmaları nedeniyle ada-parsel numaraları değişen alanlar sistem (ÇKS) tarafından Zemin ID ( Zemin Ref) numaralarından kontroller sağlanacak ve yukarıda belirtilen esaslara göre işlem yapılacaktır.

11- Toplulaştırma nedeniyle değişen parsellerin takibi; Toplulaştırma yapılan alanlarda parsellerin yerleri, alanları ve ada parsel numaraları değiştiği için toplulaştırma sonrasında değişen bilgileri ile ilk kez kaydı yapılan parsellerin önceki yıllar kayıtları dikkate alınmayacaktır. Bu parsellerde münavebe uygulaması yukarıdaki prensipler doğrultusunda yapılacaktır.

Tarım kredilerinin yapılandırılması, ertelenmesi

Tarım kredilerinin yapılandırılması,ertelenmesi

Çiftçiler uzun zamandan beri ödeyemedikleri tarımsal kredilerin ertelenmesini istiyordu. Ziraat Bankası zor durumda olan çiftçini kredi borcunu 5 yıla kadar vadelendirerek yeniden yapılandırıyor. Resmi Gazete’nin 3 Ocak 2020 tarihli sayısında yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararı’nda da yapılandırma ile ilgili detaylı bilgiler yer alıyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 9 Ocak’ta Sivas’ta yaptığı konuşmada doğal afetlerden etkilenen veya ekonomik sebeplerden dolayı kredi geri ödemelerinde sorun yaşayan tüm tarımsal faaliyetleri devam eden üreticilerin Ziraat Bankası’ndan aldıkları tarım kredilerine yapılandırma olanağı getireceklerini açıkladı. Albayrak’ın açıklamasına göre yapılandırma yıllık yüzde 9 faiz ile yapılacak. Vade ise en fazla 5 yıl olacak.

Vade 5 yıl faiz yüzde 9

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın açıklaması özetle şöyle: “Doğal afetlerden etkilenen veya ekonomik sebeplerden dolayı kredi geri ödemelerinde sorun yaşayan, tüm tarımsal faaliyetleri devam eden üreticilerimize yapılandırma imkanı getiriyoruz. Çiftçilerimizin Ziraat Bankası’ndan kullandığı kredilerin tümü için önemli bir müjde. Yüzde 9 faiz oranıyla 5 yıla kadar uzun vade istiyorlardı bizden, yeniden vadelendirebilecekler artık. Ziraat Bankası burada önemli bir yük almış olacak ve üreticilerimizin mevcut borçlarının sadece bir tek sezonda elde edilecek tarımsal gelirlerle ödenmesindeki tüm bu zorluklar göze alınarak, ürün, zamanlama, iklim şartları borçları en az 5 yıllık bir süreçte piyasanın çok çok altında, çok daha düşük bir faiz oranıyla geri ödenmesiyle hepsini rahatlatacak yeni bir yapılanmanın önünü açıyoruz.”

İlave kredi alabilecek

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak yapılandırma ile üreticilerin faaliyetlerine devam edebileceğini, sonraki dönemde de arazisini yeniden ekime hazır hale getirip, ihtiyaç duyduğu ilave işletme kredilerini de kullanabileceğini sözlerine ekledi.

Ziraat Bankası 2016’dan beri uyguluyor

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın açıkladığı 5 yıl vade ile yapılandırmayı Ziraat Bankası bildiğimiz kadarıyla 2016 yılından bu yana zaten uyguluyor. Sadece faiz oranları ile ilgili değişiklik olacaktır. Çiftçi yıllık yüzde 9 faizle kredisini 5 yıla kadar vadelendirebilecek.

Ayrıntılar daha sonra netleşecek

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın açıkladığı tarımsal kredilerin vadelendirilmesi ile ilgili ayrıntılar daha sonra netleşmesi bekleniyor. Ziraat Bankası’nın halen uyguladığı 5 yıl vadeli yapılandırmadan faiz dışında ne gibi farklılıklar olacağı çiftçilere net olarak açıklanmalı.

Cumhurbaşkanlığı Kararı’na göre kredilerin ertelenmesi ve taksitlendirilmesi

Resmi Gazete’nin 3 Ocak 2020 tarihli sayısında yayınlanan ve 2020-2022 döneminde uygulanacak “T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin” Cumhurbaşkanı Kararı’nda tarımsal kredilerin ertelenmesi veya taksitlendirilmesi ile ilgili şu bilgilere yer verildi:

Doğal afetler nedeniyle kredilerin ertelenmesi/taksitlendirilmesi;

1- Bu Karar ve önceki yıllarda yayımlanan Bakanlar Kurulu kararları kapsamında kullandırılan tarım kredileri, krediye konu ürünlerin/varlıkların 01.01.2020-31.12.2022 tarihleri arasında meydana gelebilecek doğal afetlerden etkilendiğinin tespit edilmesi halinde, aşağıdaki esas ve usuller kapsamında kalmak kaydıyla, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ nin kendi esas, usul ve mevzuatları çerçevesinde, vade tarihinden/hesap devresinden/taksit tarihinden itibaren ertelenebilir ya da taksitlendirilebilir. Bu Karar ile taksitlendirilen tutarlar erteleme kapsamında yer almaz.

2- Kredilerin bu madde kapsamına alınabilmesi için, doğal afetler nedeniyle oluşacak hasarın kredi vadesinden/taksit tarihinden/hesap devresinden önce (vade/taksit tarihi/hesap devresi tarihi dâhil) meydana gelmiş olması gereklidir.

3- Bu madde hükümlerinden, birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen koşullan sağlamak kaydıyla, kredilerinin vadesi/taksit tarihi/hesap devresi henüz gelmemiş olmakla birlikte bir yıl içerisinde dolacak olan gerçek ve tüzel kişi-üreticiler faydalanabilir.

4- Bu madde kapsamından yararlanmak isteyen gerçek veya tüzel kişi üreticiler, TARSİM hasar raporu ya da il/ilçe hasar tespit komisyonu karar tarihinden itibaren bir aylık süre içerisinde ilgisine göre Ziraat Bankası veya Tarım Kredi Kooperatifi’ne yazılı olarak müracaat ederler.

5- Mücbir sebeplerle hasar tespitinde ve/veya müracaat süresinde gecikme olması ve bu nedenle kredi vadesinin/taksit tarihinin/hesap devresinin geçmesi halinde, mücbir sebebin sona ermesini takip eden 15 gün içerisinde üreticilerin gerekli bilgi ve belgelerle birlikte başvurusu üzerine, ilgisine göre Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifi tarafından gerekli değerlendirme yapılarak, krediler vadesinden/taksit tarihinden/hesap devresinden itibaren bu madde kapsamında ertelenebilir/taksitlendirilebilir.

6-Ertelenen krediler nedeniyle müracaat süresi sonuna kadar; borcun ertelenmesi halinde ise erteleme süresi sonuna kadar takip işlemi başlatılmaz.

7- Erteleme işlemi borcun maddi ve şahsi teminatının sükutunu icap ettirmediği gibi borçlunun müşterek borçlu ve müteselsil kefillerine de kefaletten çekilme hakkını vermez.

8- Hasar tespitlerinin ve hasar oranlarının üretici bazında belirlenmesi zorunludur. Doğal afetler nedeniyle oluşan hasarların tespitinde TARSİM tarafından hazırlanan raporlar esas alınır. TARSİM’e konu olamayan durumlarda bu tespitler il/ilçe hasar tespit komisyonları tarafından yapılır.

9- İl/ilçe hasar tespit komisyonlarında kimlerin yer alacağı, hasar tespitlerinin hangi esaslara göre yapılacağı, hangi doğal afetlerin bu kapsamda değerlendirileceği ve uygulamaya yönelik diğer hususlar Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 1 inci maddenin onuncu fıkrası kapsamında yayımlanacak tebliğ ile belirlenir.

10- Ertelenecek kredi tutarı, hasar oranına %10 oranında risk primi eklenmek suretiyle hesaplanacak oranı aşmamak kaydıyla, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından belirlenir. Yalnızca hasardan etkilenen ürünlere/faaliyete ilişkin krediler bu madde kapsamına alınır. Hasar nedeniyle oluşan sigorta tazminatları ilgili üreticinin kredi borcundan düşülür (mahsup/tahsil edilir). Ertelenecek kredi tutarı, kalan anapara tutan üzerinden hesaplanır. Anapara ödemesi dışındaki borç ve ferileri ödenmeden erteleme/taksitlendirme yapılmaz.

11- Yatırım kredilerinde, yalnızca ilgili yılda ödenmesi gereken taksit/kredi tutarı bu madde kapsamında ertelenebilir ya da taksitlendirilebilir.

12- Bu madde kapsamında değerlendirilecek kredilerin ilgili yılda ödenecek kısmı (işletme kredilerinin üçüncü fıkraya göre belirlenecek anapara tutarı; yatının kredilerinde ise yine üçüncü fıkraya göre belirlenecek ilgili yıldaki taksit tutarı) vade tarihinden/hesap devresinden/taksit tarihinden itibaren bir yıl süreyle ertelenebilir ya da azami beş yıla kadar taksitlendirilebilir.

13- Bu madde kapsamındaki kredilere, bu Karar çerçevesinde; üretim konusuna bakılmaksızın bir yıl süreyle ertelenmesi halinde %25, taksitlendirilmesi durumunda ise %20 oranında faiz indirimi uygulanır.

14- Bir gerçek ya da tüzel kişi bu madde hükümlerinden aynı üretim konusuyla ilgili olarak ardarda en fazla üç kez yararlandırılabilir.

15- Sözleşmeli üretim yaptıran gerçek ve tüzel kişiler bu madde hükümlerinden yararlanamaz.

TMO, Suriye’den arpa alıyor

TMO, Suriye’den arpa alıyor

Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü Ahmet Güldal, Suriye’den arpa getirdiklerini, buğday almayacaklarını söyledi. Türkiye’nin kontrolünde olan yerlerden zeytinyağı alımı için Tarım Kredi Kooperatifleri’ne, hububat ürünleri için Toprak Mahsulleri Ofisi’ne yetki verildiğini belirten Güldal şunları söyledi: ” Biz orada arz fazlası olan ürünleri alıyoruz. Bölgede yaşayanların ihtiyacını karşıladıktan sonra artan ürünü alıyoruz. Bizden başka da kimse alamaz. Tüccar gidip alsa ithalat işlemi yapılacak ve vergi ödemek zorunda. Bize verilen yetki çerçevesinde biz vergisiz alıyoruz.” dedi.

Taşıma ihalesi 20 bin ton

Yapılan taşıma ihalesinin 20 bin ton olmasının 20 bin ton ürün getirileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Güldal: “İhale yapılırken maksimum bir miktar belirtilerek ihale yapılıyor. Biz 20 bin ton arpa almayacağız. Bu 5 bin ton olabilir, 10 bin ton olur. Ama taşıma ihalesi 20 bin ton için. Şimdiye kadar 60 ton arpa aldık. Ayrıca orada arz fazlası varsa alıyoruz. Buğdayda orada un tesisi var. Un yaparak kendileri tüketiyor. Bu nedenle buğday almamız söz konusu değil” dedi.

Suriye’den getirilen zeytinyağı ve arpa üretime zarar verir

Miktar olarak çok yüksek olmasa bile Suriye’den getirilen zeytinyağı ve arpa içerdeki üreticinin moralini bozuyor. Zeytinyağı ve arpa üreticisi ithalat yerine üretimin desteklenmesini istiyor. Afrin’den ihraç kaydıyla da olsa getirilen zeytinyağı iç piyasada fiyatın düşmesine neden olurken, üreticiye karşı bir baskı unsuru olarak kullanılıyor. Türkiye arpa üretiminde kendine yeterli değil. Her yıl belli oranlarda ithalat yapılıyor. 2018 yılında toplam 656 bin ton arpa ithalatı yapıldı. 2019’un ilk 10 aylık döneminde ithalat 278 bin ton oldu. Ekim ayı ise ithalatın en yüksek olduğu ay oldu. 2018’de Ekim ayında 3 bin ton ithalat yapılmışken 2019’da Ekim ayında 90 bin ton arpa ithal edildi. Suriye’den getirilen arpa miktarı az olsa da üreticinin tepkisine neden oluyor. Üretici haklı olarak, “Savaşın sürdüğü Suriye kendi ihtiyacı olan arpayı,zeytinyağını,buğdayı üretiyor ve ihraç ediyor. Tarım potansiyeli yüksek Türkiye, neden kendi, ihtiyacı olan bu ürünleri üretemiyor,İthal ediyor?” diye soruyor.

Bakan Pakdemirli: “Soğan,patates ithal etmemek için ihracat izne bağlandı”

Bakan Pakdemirli:”Soğan,patates ithal etmemek için ihracat izne bağlandı”

Yıllardır yapılamayan üretim planlaması nedeniyle soğan ve patateste yaşanan fiyat istikrarsızlığına bu kez ihracata sınırlama getirilerek çözüm aranıyor. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, geçen sezon yaşanan sıkıntıları tekrar yaşamamak için soğan ve patates ihracatının izne bağlandığını söyledi.

Soğan ve patates ihracatı izne bağlandı. İthalatın serbest ihracatın ise Tarım ve Orman Bakanlığı iznine bağlanmasına patates sektörü sert tepki gösterdi. Tarım ve Orman bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye’nin kendi üretiminin tüketime yeterli olduğunu, hasat dönemine kadar ithalat yapmamak için ihracatın izne bağlandığını söyledi.

Ticaret Bakanlığı’nın 7 Ocak 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan tebliği ile kuru soğan, taze veya soğutulmuş (tohumluk hariç) patates ihracatı izne bağlandı. Kuru soğan ve patates ihraç edecekler önceden Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan izin almaları gerekiyor.

Patates ve soğan üreticileri ve tüccarlar alınan bu kararın depolardaki ürünü çürüteceğini ve fiyatların düşmesi nedeniyle önümüzdeki ekim döneminde soğan ve patates üretiminin azalacağını iddia ediyor. İthalatın serbest yapılırken ihracatın izine bağlanarak dolaylı olarak yasaklandığını vurgulayan sektör temsilcileri, ihracatın sadece Suriye ve Irak’a yapılabildiğini ifade ediyor.

İthalat yapmamak için ihracata sınırlama

Patates ve kuru soğanın ihracatının bakanlık iznine bağlanmasını DÜNYA’ya değerlendiren Tarım ve Orman bakanı Bekir Pakdemirli, geçen sene yaşananlardan ders alarak önlem aldıklarını söyledi. Pakdemirli: ” Son 5 yıla bakıldığında patateste fiyat krizleri yaşıyoruz. Üreticilerden fiyat düşük ihracat yapalım talepleri var. Bunun için siyasetçileri de devreye sokarak Ticaret Bakanlığı’ndan ihracat teşviki almak için girişimlerde bulunuyorlar. Siyasetçiler de yardımcı oluyor ve ihracat için teşvik de alıyorlar. Fakat geçen yıl yaşananları biliyoruz ve bundan ders çıkardık. Şimdi önümüzdeki Mayıs ayına kadar patates hasadı yok. Mevcut üretim bizim ihtiyacımızı karşılıyor. Biz bunu ihraç edersek geçen sene olduğu gibi stoklar eriyince astronomik rakamlar görebiliriz. Bu nedenle elimizde yerli ve milli ürünümüz varken onu satıp sonra daha pahallıya ithalat yapmak doğru değil. Bu nedenle hasat öncesi ithalat yapmamak için ihracata yönelik böyle bir önlem aldık” dedi.

Yasak değil,tedbir getirdik

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli alınan kararın bir yasaklama olmadığını belirterek : ” Bu yasaklama değil,sadece bir tedbir. Bize başvuracaklar ve değerlendirdikten sonra karar vereceğiz. Biz de piyasanın durumuna, yapılmak istenen ihracat miktarına göre karar vereceğiz. Kontrollü bir ihracat olabilir. Bu tamamen stok durumuna,piyasanın, fiyatların seviyesine göre olacak. Biz bakanlık olarak üreticiyi de tüketiciyi de koruyan bir sistem olsun istiyoruz. Elimizdekini ucuza ihraç edip sonra daha pahallıya ithaş etmek istemiyoruz.” yorumunu yaptı.

Üretim bir miktar etkilenebilir

Fiyatların düşmesi ile gelecek üretim döneminde çiftçinin patates üretiminden vazgeçmesini de değerlendiren Pakdemirli sözlerini şöyle sürdürdü: ” Şu anda mal üreticide değil. Büyük üreticilerin depoları varsa bir miktar ellerinde olabilir. Fakat büyük bölümü tacirlerin elinde. Genelde üretici tarlada alım satımı bitiriyor. Bu nedenle bu karar üreticiyi doğrudan etkilemez. Üretici harmanda oluşan fiyatla ürününü sattı. Sözleşmeli üretim yapan zaten sözleşmeye göre fiyat alıyor. Şu anda mal tacirde ve fiyat artış veya düşüş riski onları daha çok ilgilendiriyor. Üretici ancak dolaylı bir miktar etkilenebilir. Fiyat düşük olunca acaba patates eksem mi ekmesem mi diye düşünür. Fakat bu karar büyük ölçüde verilmiştir. Yani ihracat kararı üreticiye dolaylı bir etkisi olabilir.”

Üretici ve tüccar tedirgin

Patates üreticileri ve tüccarlar ise alınan karardan tedirgin olduklarını belirterek, depolardaki 1.5 milyon ton patatesin çürüyeceğini iddia ediyor.Geçen yıl fiyatın yüksek oluşması nedeniyle üretimde yüzde 10’a varan oranda artış olduğunu vurgulayan patates tüccarları, Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri ile görüştüklerini ancak olumlu sonuç alamadıklarını söyledi. Tüccarların anlattıkları özetle şöyle: ” Bakanlık yetkilileri patates soğan işini bilmiyor. Üretimde planlama yapmak yerine alınan kararlarla fiyatta istikrarsızlık oluşuyor. Hem üretici hem de tüketici zarar görüyor. Bakanlık yetkilileri 100 bin ton patates çürüse ne olur? diyecek kadar konuya yabancılar. Ayrıca geçen sene Cumhurbaşkanından fırça yedikleri için bu sene aynı olay yaşanmasın diye böyle bir önlem aldılar.”

“İthal patatesler ekildi hastalık yayıldı” iddiası

Patates sektörü temsilcilerinin iddiasına göre geçen yıl patates fiyatının artması ile ithal edilen patateslerin bir bölümü kayıt dışı olarak ekildi..Tohumluk olamayan bu patatesler hastalıkların yayılmasına neden oldu. Ayrıca şu anda piyasada bu patatesler çok ucuz fiyata satılıyor. Toptan piyasasında kilosu 50 kuruşa da patates var,1.3 liraya da patates var. Makas hiç bu kadar açılmamıştı. Normalde kaliteye göre yüzde 10-15 fiyat farkı olur. Hiç bir zaman 2-3 kat fiyat farkı olmaz. İthal patates ekilerek elde edilenlerin kalitesi çok bozuk olduğu için ucuza satılıyor. Bakanlığın buna müdahale etmesi gerekir.

Planlı üretim olmayınca dış ticaret önlemleri devreye giriyor

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ve sektör temsilcilerinin anlattıkları dikkate alındığında patates ve soğanda üretim planlaması yapılamayınca bazı yıllar ithalatla bazı yıllar ihracatla piyasa dengelenmeye çalışılıyor. Yani tarım politikası ile çözülmesi gereken sorunlar dış ticaret politikasıyla çözülmeye çalışılıyor. Bu da her iki üründe de istikrarsızlığa neden oluyor. patates ve soğan üreticileri genellikle fiyata bakarak üretim kararı verir. Fiyat istikrarsızlığı beraberinde üretim ve dış ticarette de istikrarsızlık getiriyor. Yapılması gereken soğan ve patates üretiminin tohumdan başlanarak planlanması.

Kuru soğan üretim ve dış ticareti

Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim verilerine göre, 2018 yılında 1 milyon 930 bin ton olan kuru soğan üretimi 2019’da yüzde 13.9 artışla 2 milyon 200 bin tona yükseldi.

Türkiye soğan üretimi

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’nin kuru soğan üretimi tüketimi karşılayacak nitelikte . İthalatta 2018 yılı ekstrem bir yıl oldu. Kuru soğan ihracatı ise yıllık ortalama 100 bin ton civarında. Kuru Soğan ithalatında gümrük vergisi oranı yüzde 49.5 seviyesinde..

Kuru soğan ihracatının büyük bölümü Irak’a yapılıyor. 2018 yılında ihracatın yüzde 51’i Irak’a gerçekleştirildi.

Türkiye soğan dış ticareti

Kuru soğan ithalatı ise 2019 yılı Ekim ayı itibari yüzde 50’si Mısır’dan ve yüzde 33’ü Özbekistan’dan yapıldı.

Patates üretim ve dış ticareti

Patates üretimi 2000’li yıllara kadar önemli bir gelişme gösterdi. Üretim 1999 yılında 6 milyon tona, ekilen alan 220 bin hektara kadar çıktı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2018’de 4 milyon 550 bin ton olan patates üretimi 2019’da yüzde 9.4 artışla 4 milyon 979 bin ton oldu. Yıllık ihtiyacın ise 4 milyon 700 bin ton olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye patates üretimi

Patateste Türkiye kendine yeterli ve ortalama yıllık 200 bin ton ihracat yapılıyor. Ancak 2018 üretim yılında kuru soğanda olduğu gibi fiyatların yükselmesi ile ithalat yapıldı.Tarım Bakanlığı verilerine göre, 2018 yılında patates ithalatı toplam 22 bin ton olurken bunun yüzde 86’sı tohumluk olarak ithal edildi. İhracat ise 260 bin ton olarak gerçekleşti. Patates ithalatında gümrük vergi oranı yüzde 19.3’tür.

Türkiye patates dış ticareti

Taze patates ihracatının yüzde 55’i Irak’a, yüzde 29’u Suriye’ye yapıldı.

2018 yılı toplam 13 bin 856 ton tohumluk patates ihracatının yaklaşık 13 bin tonu Azerbaycan’a gerçekleştirildi.

En çok patates tohum ithalatı yapılan ülkeler; Hollanda, Fransa ve Almanya’dır. Tohum ithalatının yüzde 87’si bu üç ülkeden sağlanıyor

Bergama tulum peyniri Bergama’da üretilmiyor

Bergama tulum peyniri Bergama’da üretilmiyor

Türkiye’de 200’den fazla peynir çeşidi olduğu tahmin ediliyor. Ancak, bu çeşitlilikten yeterince yararlanıldığını, ekonomik değer sağlandığını söylemek zor.

Kars kaşarı,Erzincan tulumu,Ezine peyniri, Edirne beyaz peyniri gibi bazı çeşitler için coğrafi işaret tescili yapıldı. Fakat, etkin denetim olmadığı için ne yazık ki coğrafi işaret diğer tescilli ürünlerde olduğu gibi bu peynirleri de korumuyor. Peynirler her yerde üretiliyor ve pazarlanıyor.

Peynir denildiğinde akla gelen bir çeşidimiz daha var; Bergama tulum peyniri. En çok bilinen,aranan peynirlerinden birisi olan Bergama tulum peyniri ilk olarak Bergama’nın Yörük köylerinde üretildi. Daha sonra İzmir’in diğer ilçelerine ve Ege’ye yayılan Bergama tulumu adını aldığı Bergama’da artık üretilmiyor.

Bergama Belediyesi ile Bergama Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin düzenlediği “Bergama’da Süt Kooperatifçiliği” toplantısı için gittiğimiz ilçede en çok bu acı gerçek dile getirildi.

Bergama Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mesut Kayalı’nın verdiği bilgiye göre, bir çok markette Bergama tulum peyniri satılıyor. Fakat, Bergama’da Bergama tulum peynirini üreten yok.

Bergama’da neden üretilmiyor?

Bundan 20 yıl öncesini hatırlayanlar bilir. Bergama tulum peynirini marka yapan, ülkeye tanıtan, aranan bir peynir haline getiren Çamavlu Tarımsal Kalkınma Kooperatifi vardı.

Çam fıstıklarıyla ünlü Kozak Yaylası’ndaki Çamavlu Köyü’nde 1978 yılında kurulan ve peynir üretimi yapan Çamavlu Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, “Çamavlu” markası ile Bergama tulum peynirini marka yaptı. 1980’li yıllarda günlük 5 ton süt işleme kapasitesi olan Çamavlu Kooperatifi, 2000 yılına gelindiğinde günlük 20 ton süt işleyen bir peynir üretim tesisine kavuştu.

Orman köylerine yönelik destek kapsamında hem üreticilere hem de kooperatife sağlanan mali destekle Çamavlu Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, 2000 yılında modern peynir üretim tesisini hizmete açtı.

Çamavlu Kooperatifi battı,üretim bitti

Peynir üretiminde çok başarılı bir kooperatif olan Çamavlu, bir kaç yıl sonra kooperatif yönetimi konusunda çıkan anlaşmazlık üzerine seçim yapıldı.Göreve gelen yönetimin iş bilmezliğinden kooperatif sıkıntıya girdi ve icralık oldu. Yönetim zafiyeti kooperatifi de peynir üretiminin de sonunu getirdi.

Çamavlu Tarımsal Kalkınma Kooperatifi icralık olduğunda deposundaki ürün borcunu karşılayacak düzeydeydi. Ancak, yönetimin beceriksizliği ve devletin ilgisizliği kooperatifin icraya düşmesine ve kapanmasına neden oldu. Sonraki yıllarda Bergama’da altın madenciliği yapan Koza Altın şirketi kooperatifin peynir üretim tesisini icradan satın aldı. Üreticilerin altın madenine olan tepkisini azaltmak için süt üreticilerine destek olacağını,üretimin yeniden başlayacağını açıkladı. Medyada da geniş yer alan haberler yapıldı. Ancak, gelinen noktada Bergama’da Bergama tulumu üreten bir işletme yok.

Bergama tulumu Ankara’da İzmir’i temsil etmişti

Bergama’daki toplantıya konuşmacı olarak birlikte katıldığımız Melih Ülgen uzun yıllar İzmir’de Tarım İl Müdürlüğü’nde Destekleme Şube Müdürlüğü yaptı. Emekli olduktan sonra kırsalda çalışmalarını sürdürüyor. Çiftçilere, kooperatiflere yol gösteriyor.

2000 yılında İzmir’de göreve başladığında Çamavlu Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin peynir üretim tesisinin açılışının yapıldığını hatırlatan Melih Ülgen o günleri şöyle anlattı: “Sanırım 2001 yılıydı. Ankara’dan bakanlıktan bize bir yazı geldi. Ankara Altınpark’ta düzenlenecek tarım fuarına İzmir’den kooperatif ürünleri ile katılmamız isteniyordu. O yıllarda kooperatiflerin bugünkü gibi ürünleri yoktu. Fuara ambalajlı ürün götürmek için zorlandık. Bir tek, Çamavlu Kooperatifi’nin ambalajlı Bergama tulum peyniri vardı. Fuar’da Çamavlu markalı peynir ile İzmir’i temsil ettik. Çok büyük ilgi gördü. Götürdüğümüz peynirin hepsi satıldı”

Çamavlu peynir markası olmuştu

Bergama tulum peynirini marka yapan Çamavlu Kooperatifi çok başarılıydı. Ulusal marketlerde peyniri satılır, herkes bu marka peyniri arardı.Bu başarı kooperatif yöneticiliğini cazip hale getirdi. Çamavlu Kooperatifi’nin Mustafa Dinçel başkanlığında çok başarılı bir yönetimi vardı. Fakat, ortaklar ikiye bölündü. İşi bilen,yatırım yapan mevcut yönetim haksız ithamlarla karşı karşıya kaldı. Başkan Mustafa Dinçel buna çok üzüldü ve aday bile olmadı. Yeni yönetim ise işi bilmediği için kooperatif ne yazık ki kısa sürede sıkıntıya düştü. Sonrasında icralık oldu ve kapandı.Kooperatifin ticaret sicil kaydı 2014 yılında silindi.

Kooperatifçilikte yönetiminin önemi

Çamavlu Kooperatifi, Bergama tulumu ile büyük başarılara imza atarken o yıllarda 10 ton süt alan Tire Süt Kooperatifi yeterince bilinmiyor,tanınmıyordu.

Bergama Çamavlu Kooperatifi yanlış yönetimle kapanırken, Tire Süt Kooperatifi Mahmut Eskiyörük başkanlığında doğru yönetim ile bugün süt ve et ürünleri ile,Türkiye’nin her yerinde tüketiciye ulaşan örnek bir kooperatif oldu.

Bergama’daki toplantıya konuşmacı olarak katılan Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, ” Başkaları adına süt toplamak kooperatifçilik değil. Peynir üretimini başlatın, 2 yıllık üretiminizi kooperatif olarak almaya söz veriyorum” diyerek Bergama’daki üreticilere destek sözü verdi.

Bergama tulumu Bergama’da üretilecek

Bergama Belediyesi’nin desteği ile Bergama Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 1.5 milyon lira yatırımla peynir üretim tesisi kurmaya hazırlanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de desteği ile tesis faaliyete geçerse Bergama’da yeniden Bergama tulumu üretilecek. İki yıllık üretimini de Tire Süt Kooperatifi alacak.

Bergama’nın önceki Belediye Başkanı Mehmet Gönenç zamanında Bergama tulumu için coğrafi işaret başvurusu yapılmıştı. Üretim başlarsa ve coğrafi işaret alınırsa Bergama tulumu hak ettiği yeri alacaktır. Bunun için herkesin elini taşın altına sokması gerekiyor.

Tohumcuların “döner sermaye” isyanı

Tohumcuların “döner sermaye” isyanı

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2020 yılı için belirlediği döner sermaye ücretleri tohumcuların sert tepkisine neden oldu. Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) ve Ekonomik İş Birliği Teşkilatı Ülkeleri Tohumcular Birliği (ECOSA) Yönetim Kurulu Başkanı Savaş Akcan, Hazine ve Maliye Bakanlığının belirlediği ve Tarım ve Orman Bakanlığının açıkladığı döner sermaye ücretlerini yüzde 25 artıran kararın,tohumculuk sektörünün üretim maliyetlerini daha da yükselteceğini,ancak tüm engellere karşın milli tohumculuğun gelişmesinin durdurulamayacağını ifade etti.

Enflasyonun iki katı artış

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yayınlanan Tohum Sertifikasyon Test Müdürlükleri Döner Sermaye İşletmeleri 2020 Yılı Fiyat Listesi’ndeki artış oranlarını değerlendiren Akcan:”Tohumculuk sektörünün en önemli girdi maliyetleri arasında Tohum Sertifikasyon Test Müdürlükleri tarafından tescil denemesine alınan çeşit adayları ile tohumlukların tarla ve depo kontrolleri için tahsil edilen ücretler çok önemli bir yer tutmaktadır. Tarımsal değerleri ölçme, teknolojik analiz, teknik inceleme, test, yıllık işlem, kontrol, etiket, sertifikasyon, çeşit tespiti gibi çok farklı kalemde alınan bu bedellerin 2020 yılında bir önceki yıla oranla ortalama yüzde 25 oranında artırıldığını görüyoruz.Geçtiğimiz yıl da aynı oranda artan bu ücretler sektörümüzü çok zor durumda bırakmıştı. Hazine ve Maliye Bakanlığı başta olmak üzere tüm ekonomi yönetiminin enflasyonun tek haneye inmesini hedeflediği bir ortamda resmi enflasyonun iki katı oranındaki bu artışı biz kendimize izah edemiyoruz.”dedi.

Destek yerine engel görüyoruz

Tohumculuk sektörü olarak konuyu başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm kurumlar nezdinde defalarca gündeme getirdiklerini hatırlatan Akcan sözlerini şöyle sürdürdü: ” Rapor ve görüş belgelerimizde döner sermeye ücretlerinin düşürülmesini tavsiye ettik. Hatta 2020 yılı için artış olmayacağı yönünde söz bile almıştık. Her fırsatta özel sektörümüzün daha çok milli çeşit geliştirmesini ve araştırma – geliştirme (AR-GE) faaliyetlerine daha fazla kaynak ayırmasını tavsiye eden ve kendilerinin de bu amaçla çalıştıklarını ifade eden yetkililerin, bu artış oranlarını onaylayarak sektörün önünü tıkadıklarının farkında olmadıklarını düşünüyoruz.”

Başarı cezalandırılmasın

Tohumluk üretiminin de diğer tarımsal ürünler gibi mazot, elektrik, gübre, işçilik gibi maliyetlerin artışından aynı oranda etkilendiğini söyleyen Akcan: “Biz tohumculuk sektörü olarak yaklaşık 2 yıldır çok yüksek oranlarda artan bu maliyetleri tohumluk fiyatlarına yansıtmamak için elimizden geleni yaptık. Devletimizin Enflasyonla Topyekûn Mücadele Kampanyasına destek verdik. Milli ve yerli tohumculuğun gelişmesi, sertifikalı tohum üretiminin ve kullanımının artması için çalışan, Tarım ve Orman Bakanımız Sayın Bekir Pakdemirli’nin de açıkladığı gibi üretim ve ihracatını her yıl artıran, 2018 yılında ilk kez ihracatı ithalatını geçen, dünyada söz sahibi olmaya gayret gösteren tohumculuk sektörümüzün bu çabaları karşılıksız kalıyor hatta cezalandırılıyor. ” bilgisini verdi.

Çeşit tescili 12-30 bin lira

Son artışlarla birlikte tek bir çeşidin sadece tescil edilmesi için12 bin lira ile 30 bin lira arasında döner sermeye ücreti ödemek zorunda kalacaklarını anlatan Akcan, milli tohumculuğun önünde hiçbir engelin duramayacağını söyledi.

Akcan, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararını da değerlendirerek: ” Kararda, yurt içi sertifikalı tohum, fide, fidan üretiminde kullanılacak kredinin üst limitinin 10 milyon liradan 20 milyon liraya yükseltildi. Bu konuda hem Ziraat Bankası hem de ilgili bakanlıkların yetkileriyle birlikte yoğun çaba harcadık. Sonuç vermesinden dolayı çok memnunuz ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu kredileri işletme ve yatırım için kullanmayı düşünüyorduk ancak sanırım bir bölümünü Tarım ver Orman Bakanlığının döner sermayesine aktarmak zorunda kalacağız.’’ dedi.

Enflasyonda şaşırtan gelişme; fiyatı en çok artan 20 ürünün hepsi tarım ürünü

Enflasyonda şaşırtan gelişme fiyatı en çok artan 20 ürünün hepsi tarım ürünü

Türkiye istatistik kurumu Aralık 2019 enflasyon verilerini açıkladı. Enflasyon yıllık 11.84 olurken, 12 aylık ortalamaya göre ise %15.18 olarak gerçekleşti. Gıda ve alkolsüz içecekler de ise 12 aylık ortalama fiyat artış hızı %19.54 olarak enflasyonun üzerinde gerçekleşti.

Fiyatı en çok artan ürünler

Enflasyon verilerinde en ilginç olanı ise tarım ve gıda ürünlerinde yaşandı. Aralık’ta fiyatı en çok artan 20 ürünün tamamı tarım ve gıda ürünü olması dikkat çekti.

Patlıcan zam şampiyonu

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Aralık ayında fiyatı en çok artan ürün yüzde 30.76 ile patlıcan oldu. İkinci sıradaki kuru soğanın fiyat artışı da yüzde 25.07, domateste yüzde 17.33, salatalıkta yüzde 14.80, kabakta yüzde 14.40, narda yüzde 13.28, sivri biberde yüzde 12.40, mercimekte yüzde 9.50, yumurta da yüzde 9.34 mandalina da yüzde 9.18 ve kaşar peynirde yüzde 9.14 oranında artış oldu.

Aralık ayında sütte yüzde 8.35, yoğurt fiyatı yüzde 8.34, Antep fıstığında yüzde 6.79, ayran da yüzde 6.32, beyaz peynirde yüzde 6.1, tereyağında yüzde 5.29, tavuk etinde yüzde 3.83, bulgur fiyatında yüzde 3.41 ve elmada yüzde 3.30 oranında artış gerçekleşti.

Fiyatı en çok azalan 20 üründen 9’u tarım ürünü

Türkiye istatistik kurumu verilerine göre Aralık ayında fiyatı en çok düşen ilk üç ürün yine tarım ürünü oldu. Portakal yüzde yüzde 18.58 ile fiyatı en çok düşen ürün oldu. Kivi yüzde 8.81 ile ikinci, pırasa yüzde 8.43 ile üçüncü sırada yer aldı. Limon,beyaz lahana, ıspanak, salça, muz ve havuç fiyatı en çok düşen 20 ürün arasında yer aldı.

Üretici de ucuz tüketicide pahallı

Daha önce de defalarca yazdığımız gibi tarım ürünleri genelde üreticide ucuz tüketicide pahallı. Üretici para kazanamamakdan şikayet ederken tüketici de yüksek fiyat nedeniyle ürün alamamaktan şikayetçi. Türkiye’deki tarımsal üretimden başlayarak tarım ve gıda sektöründe yaşanan en temel sorunlardan birisi bu. Üretici para kazanamıyor. Girdi fiyatları çok yüksek, çiftçi ürettiği ürün ile üretim maliyetini karşılayamıyor. Tüketici bu ürünleri satın alamıyor çünkü üreticiden tüketiciye ulaşıncaya kadar üzerine ciddi bir maliyet ve fiyat biniyor. Tüketici de alım gücü yeterli olmadığı için bu ürünleri satın almakta zorlanıyor. Tarım ülkesi Türkiye bunu hak etmiyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bizi Takip Edin!

11,915TakipçilerBeğen
9,608TakipçilerTakip Et
3,915TakipçilerTakip Et
74,521TakipçilerTakip Et
1,330AboneAbone Ol
- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.