Damızlık ve kasaplık hayvan ithalatı artarak devam ediyor

Tarım Haberleri

·

05 Haziran 2026

·
Damızlık ve kasaplık hayvan ithalatı artarak devam ediyor

05 Haziran 2026

·

Ali Ekber Yıldırım

·

Haber

Güncelleme: Haz 4, 2026

TİGEM'in "2025 Yılı Hayvancılık Sektör Raporu"na göre, 2000 yılında sadece 2 bin 695 baş olan damızlık sığır ithalatı 2024 yılında 123 bin 141 baş ile en yüksek seviyeye yükseldi. 2025 yılında ise 68 bin 707 baş damızlık sığır ithalatı gerçekleştirildi.

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü(TİGEM) her yıl hayvancılıkla ilgili kapsamlı bir rapor yayınlıyor. Raporda, Türkiye ve dünyada hayvancılık sektörü detaylı olarak ele alınıyor. Ayrıca TİGEM’in çalışmalarına yer veriliyor.

TİGEM’in “2025 Yılı Hayvancılık Sektör Raporu’na göre, damızlık ve kasaplık sığır ithalatı artarak devam ediyor.
Raporda yer verilen tabloya göre, 2020-2025 döneminde 348 bin 117 baş damızlık sığır ithalatı karşılığında 855 milyon 955 bin 970 dolar ödendi. İhracat ise aynı dönemde 11 bin 952 baş ile sınırlı kaldı. İhracattan elde edilen gelir 26 milyon 18 bin 184 dolar oldu.

Rapora göre, 2000 yılında sadece 2 bin 695 baş olan damızlık sığır ithalatı 2024 yılında 123 bin 141 baş ile en yüksek seviyeye yükseldi. 2025 yılında ise 68 bin 707 baş damızlık sığır ithalatı gerçekleştirildi.

Damızlık sığır ihracatı ise, 2000, 2005, 2010 yıllında sıfır(0) olarak kayıtlara geçerken, 2015 yılında sadece 9 baş, 2020 yılında 1481 baş 2022 yılında ise 4 bin 434 baş ile en yüksek seviyeye ulaştı. 2024 ve 2025 yılında ise damızlık sığır ihracatı yapılamadı.

Kasaplık sığır ithalatına 3 yılda 482 milyon dolar

TİGEM’in raporuna göre, kasaplık sığır ithalatı ise son 3 yılda 262 bin 417 baş oldu. Bunun için ödenen döviz ise 482 milyon 353 bin 129 bin dolar olarak kayıtlara geçti. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2020 ve 2022 yılı kasaplık sığır ithalatı ve ihracatı ile ilgili verileri yayınlamadığı notuna da yer verilen rapora göre, 2023-2024 ve 2025 yılında kasaplık hayvan ihracatı yapılmadı. İhracat kayıtlara sıfır(0) olarak geçti.

Rapora göre, 2023 yılında 39 bin 587 baş, 2024 yılında 25 bin 303 baş ve 2025 yılında 66 bin 269 baş kasaplık sığır ithalatı gerçekleştirildi.

Dünyada hayvancılığın önemi artıyor

Rapora göre, dünyada hayvancılık sektörünün görünümü özetle şöyle ifade ediliyor: “Başta et, süt ve yumurta gibi gıda maddeleri olmak üzere insanların önemli ihtiyaçlarını karşılayan hayvancılık, tarımın önemli alt sektörlerinden biridir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre 2024 yılında tarım sektörü dünya gayri safi hâsılasının yüzde 4,7’ sini oluşturmakta, hayvancılık sektörü ise tarımsal gayri safi hâsılanın yüzde 30’unu oluştur maktadır. İçerdiği proteinler ve doyuruculuğu açısından insanların dengeli beslenmesinde et, ön sırada yer alan bir besin maddesidir.

2024 yılında dünyada her yıl kişi başına 45,8 kilogram et tedarikinin olduğu görülmektedir (FAO 2024). Bu et tedarikinin 15,4 kilogramını domuz, 17,8 kilogramını kanatlı, 9,5 kilogramını sığır ve manda, 2,3 kilogramını koyun ve keçi, 0,8 kilogramını ise diğerleri oluşturmaktadır. 2024 yılında dünyada 1,6 milyar baş sığır, 2,6 milyar baş koyun ve keçi, 212 milyon baş manda, 44 milyon baş deve, 962 milyon baş domuz ve 29,6 milyar adet kanatlı hayvan varlığı bulunmaktadır.

Geçmiş yıllara bakılarak bir değerlendirme yapıldığında dünyada 1970 yılına göre 2024 yılında hayvan varlıklarında sığır-mandada yüzde 50,6, koyun ve keçide yüzde 77 ve domuzda yüzde76’lık artış sağlanmıştır. Kanatlılarda ise bu artış yüzde 419 olmuştur. (FAO)”

Türkiye her türlü hayvancılığa uygun

Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün 2025 Hayvancılık Raporu’nun “Türkiye’de Hayvancılık Sektörünün Görünümü” başlıklı bölümde Cumhuriyetten günümüze hayvancılıkla ilgili şu değerlendirmeye yer veriliyor: “Türkiye hayvan varlığı, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze önemli değişim göstermiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarından İkinci Dünya Savaşına kadar önemli bir sayısal artış yaşanmış, savaş yıllarında artış hızı düşmüş, hatta bazı türlerde azalma meydana gelmiştir. Savaşın bitmesini takip eden dönemde sayısal artış tekrar hızlanmış, türlere bağlı olarak en yüksek sayısal değerlere 1960-1980 yılları arasında ulaşılmıştır. 1980’li yıllarda ise bütün türlerde hayvan sayısı hızla azalmaya başlamıştır.

Ülkemiz coğrafi özellikleri bakımından her türlü hayvan yetiştiriciliği için uygun ortam ve potansiyele sahiptir. Ülkemizde, 1970’li yıllara kadar hem büyükbaş ve hem de küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin tamamına yakını, yerli ırk hayvan varlıkları ile mera hayvancılığı şeklinde sürdürülmüştür. Hayvanlar, kış aylarında kuru ot, saman ve kısıtlı kesif yem ile yaşam payı oranında beslenmiş, diğer zamanlarda ise doğal meralarda otlatılmıştır. 1980’li yıllara kadar Türkiye bu potansiyeli çok iyi değerlendirmiş ve hayvan varlığı sürekli artış göstermiştir. 2000 yılından itibaren ise yapılan devlet desteklemeleri ve teşvikler sayesinde büyük ölçekli hayvancılık tesis sayılarında önemli ölçüde artış olmuştur.”

Sütün yüzde 81’i, etin yüzde 19’u sığırdan elde ediliyor

Ülkemizde büyükbaş hayvan yetiştiriciliği denildiğinde sığır ve manda yetiştiriciliği anlaşıldığı belirtilen raporda: “Gerek Türkiye gerekse Dünya için üretim değeri bakımından sığırın önemi daha farklı bir yerde bulunmaktadır. Ülkemiz de sayısı oldukça azalan manda yetiştiriciliğine son dönemde önem verilmeye başlanmıştır.

Türkiye’de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren sığırcılık önemli bir üretim kolu olarak algılanmış ve hemen hemen her zaman diğer hayvansal üretim kollarına göre daha fazla ilgi görmüştür. Öyle ki, özellikle son yıllarda, hayvancılık denildiğinde sığır yetiştiriciliği anlaşılır hale gelmiştir. Bunda sığırcılığın sağladığı avantajlar kadar sığır ticaretinin gelişmiş ülkeler için de daha önemli olmasının büyük payı olmuştur. FAO verilerine göre 2024 yılında dünya süt üretiminin yüzde 81’ini ve et üretiminin yüzde 19’unu tek başına sağlayan sığırcılık, hayvansal besin maddesi üretiminde büyük paya sahiptir. Bu durum sığırcılığın biyolojik avantajlarından kaynaklanmaktadır.

Sığırcılığı önemli kılan avantajlar,

Sığırın;
– Kaba ve kesif yemleri et ve süte dönüştürme yeteneklerinin yüksek olması,

– Süt veriminin yüksek olması,

– Sağılma süresinin uzun olması ile yılın her ayında süt üretimi imkânı sağlaması,

– Çok farklı iklim kuşaklarında yetiştirilme imkânının bulunması,

– Genetik ıslah ve üremenin denetimine yönelik uygulamalara yüksek düzeyde reaksiyon göstermesi ve farklı koşullara uyum sağlayabilecek çok sayıda sığır ırkının bulunmasıdır.” bilgisine yer veriliyor.

Sığırcılıkta 1980 milat oldu

TİGEM’in 2025 Yılı Hayvancılık Sektör Raporu’nda sığır yetiştiriciliğinde 1980 öncesi ve sonrasındaki gelişmelere de yer verilerek şu değerlendirme yapılıyor: “Ülkemiz sığır yetiştiriciliği 1980’li yıllara kadar ağırlıklı olarak aile işletmeciliği şeklinde yürütülmüş, 1980 yılından itibaren ekonomik büyüklüğe sahip sığırcılık işletmeleri kurulmaya başlamıştır. Son yıllarda da sağlanan devlet desteklerinin artması sonucu büyük kapasiteli modern sığırcılık işletmelerinin sayısı hızla artmıştır.

Ülkemiz sığır yetiştiriciliğinde sütçü özelliği ile tercih edilen Siyah-Alaca ırkını Simmental, Esmer ve Jersey ırkları takip etmekte olup son yıllarda etçi özelliği ile ön plana çıkan Hereford ve Angus ırklarında da önemli artış olduğu görülmektedir.

Yerli ırkların ise önemli bir kısmını Yerli Kara, Boz, Doğu Anadolu Kırmızısı ve Güneydoğu Sarı-Kırmızısı ırkları oluşturmaktadır. Melez genotipler ise genel itibariyle, kültür ırklarının yerli ırklar ile melezlenmesi sonucu elde edilmektedir. Bu melezlemeler çoğunlukla kasaplık hayvan (dana) elde edilmesi için yapılmaktadır. “

Yerli ırk sığır oranı yüzde 56’dan yüzde 5’e düştü

Raporda sığır ırkındaki değişime dikkat çekilerek kültür ırklarında büyük bir artış olurken yerli ırklardaki düşüşe dikkat çekiliyor: “Türkiye’nin 1991 yılında toplam 11 milyon 973 bin baş olan sığır varlığının yüzde 10’u kültür ırkı, yüzde 34’ü melez ırkı, yüzde 56’sını da yerli ırklar oluştururken 2025 yılında toplam 17 milyon 544 bin baş sığır varlığının yüzde 49’unu kültür ırkı, yüzde 46’sını melez ırkı ve yüzde 5’ini yerli ırk oluşturmaktadır.

Ülkemizde, TÜİK verilerine göre 1991 yılında toplam 8,6 milyon ton olan sığır süt üretimi 2025 yılında ise 21,4 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Ülkemiz sığırlarının ıslahı konusunda yapılan çalışmaların yanında, hayvan besleme ve işletmecilik alanın da sağlanan gelişmeler 1991 yılında ortalama 143 kg/ baş olan karkas ağırlığını 2025 yılında 297 kg/baş’ a ulaştırmıştır. “

Koyun varlığı 15 yılda yüzde 102 arttı

TİGEM’in raporunda “Küçükbaş Hayvancılık Faaliyetleri” başlığı altında koyunculuktaki gelişmelere ayrıntılı olarak yer veriliyor. Koyunculuğun ülkemiz çiftçisinin tarih boyunca uğraştığı en önemli hayvan yetiştiriciliği dallarından biri olduğu belirtilerek: “Koyun yetiştiriciliği et, süt, yün ve deri üretimi açısından ülkemiz ekonomisinde önemli yer tutmaktadır. Koyunculuk özellikle Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde yaşayan halkımızın önemli bir geçim kaynağını oluşturmuştur. Ancak, 1980 yılından sonra koyun sayısında önemli bir azalma görülmüştür. 2010 yılından itibaren ise koyunculuğa sağlanan devlet destekleri sayesinde koyun yetiştiriciliği tekrar önem kazanmış ve koyun sayısı 2025 yılında 2010 yılına oranla yüzde 102 artış göstermiştir.

Ülkemizde Akkaraman, Morkaraman, Dağlıç, Kıvırcık, Sakız, Merinos, Karayaka, Karagül, İvesi, Hemşin, Tuj, Malya, Türktahirova, Herik, Acıpayam, Bafra, Sönmez ve Polatlı koyun ırkları bulunmaktadır. Bu ırkların pek çoğu yapılan ıslah ve seleksiyon çalışmaları neticesinde elde edilen önemli gen kaynaklarımızı oluşturmaktadır.

Toplum olarak koyun eti tüketim alışkanlığımız ve kuzu eti talebindeki sürekli artış koyunculuğun önemini ortaya koymaktadır. Ayrıca Kurban Bayramların da her yıl yaklaşık 3 milyon baş kurbanlık koyun kesimi de koyunculuğun önemini daha da arttırmaktadır.” bilgisine yer veriliyor.

Keçi varlığında 1990’ların seviyesine ancak 2025’te ulaşıldı

Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere tüm ülkelerde koyun ve keçi yetiştiriciliğinde önemli gelişmeler gözlendiği, hayvan sayılarında artışlar görüldüğüne vurgu yapılan raporda: “ FAO verilerine göre dünyada 1961 yılında 994 milyon baş koyun, 349 milyon baş keçi varken, 2024 yılında ortalama yüzde 37’lik bir artışla 1,36 milyar baş koyun ve yüzde 240 ’lık bir artışla 1,19 milyar baş keçi varlığına ulaşılmıştır.

Ülkemizde geçmiş yıllarda pek çok kesimin geçimini sağlayan keçicilik faaliyeti 1991-2010 yılları arasında önemini kaybetmiş, keçi sayısı 1991 yılında 10,7 milyon baş iken 2010 yılında 6,3 milyon başa düşmüş, 2010 yılından itibaren ise son yıllarda keçi sütü ve ürünlerine olan talebin artması sonucu kademeli olarak 2025 yılında keçi varlığı tekrar 1990 yılı rakamlarına ulaşmıştır”deniliyor.

Kanatlı etine talep arttı

Kanatlı hayvan yetiştiriciliğinin, küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinden sonra, hayvancılığınn en önemli uğraş alanlarından biri olduğu belirtilen raporda özellikle son yıllarda, kent nüfusunun artması, birim fiyatının görece düşük olması ve beyaz etin sağlıklı olmasından dolayı tüketimin arttığı ifade ediliyor. Talebin artması sonucu sektörde çok büyük gelişmelere yol açtığı belirtilerek: “Kanatlı hayvan yetiştiriciliği en çok Marmara Bölgesi’nde yapılmakta olup, bunu Ege ve İç Anadolu bölgeleri izlemektedir. Ülkemizde 2025 yılında toplam 1 milyar 502 milyon 494 bin 314 adet tavuk kesilmiş olup toplam 2 milyon 797 bin ton tavuk eti ve 4 milyon 981 bin 853 adet hindi kesilmiş olup toplam 51 bin 521 ton hindi eti üretimi gerçekleştirilmiştir.” bilgisine yer veriliyor.

Cumhuriyetin ilk yıllarında büyük başarıya imza atıldı

Cumhuriyetin ilanının hemen ardından ekonomik, sosyal, kültürel ve sınaî alanlarda başlatılan kalkınma seferberliğinde hayvancılık sektörünün önemli yeri olduğu belirtilen raporda şu bilgilere yer verildi: “Balkan, Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşlarının olağanüstü zor koşulları karşısında milyonlarca insanını ve hesap edilemeyecek büyüklükteki ekonomik değerlerini kaybeden ülkemizin toplam hayvan varlığının 17 milyona gerilemiş olduğu tahmin edilmektedir. Atatürk dönemi hükümetleri daha Milli Mücadele’nin ilk yıllarından itibaren bir yandan ülke hayvancılığın da büyük telefata neden olan bulaşıcı hayvan hastalıklarıyla mücadele ederken, diğer yandan hayvancılığı geliştirmek için ıslah ve çoğaltma çalışmalarını da yürütmüştür. Ekonomisi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayanan bir ülkede alınması gereken önlemlerin başında, hayvancılığın geliştirilmesine yönelik teşvik uygulamaları gelmektedir. Bu nedenle, daha savaş devam ederken uygulanmaya başlanan teşvik politikaları, İzmir İktisat Kongresi’nde kabul edilen hayvancılığın korunması ve geliştirilmesine ilişkin kararların ardından hızlanarak ve kapsamı genişletilerek sürdürülmüştür.

Yaklaşık 15 yıllık inançlı ve azimli bir mücadele sürecinin ardından 1938 yılına gelindiğinde Milli Mücadele’nin başlarında yüzde 40’lara ulaşan telefata neden olan bulaşıcı hayvan hastalık vakaları minimum düzeye inmiştir. 1923 yılında yaklaşık 17 milyon 210 bin baş olan toplam hayvan varlığı 1937 yılı sonu itibariyle 50 milyon 352 bin başa ulaşmıştır.”

Bu haber ile ilgili yapılan yorumlar

En Son Yayınlanan Haberler

En Son Yayınlanan Makaleler