Tarsus, Çukurova’nın tarım, turizm ve sanayi merkezi

Bu makalede ele alınan konular hakkında hızlı bir genel bakış.

Tarsus, Çukurova’nın tarım, turizm ve sanayi merkezi

05 Aralık 2025

·

Ali Ekber Yıldırım

·

Köşe Yazısı

Güncelleme: Ara 5, 2025

Tarsus’ta; meyve-sebze, tahıllar her tür bitkisel ürün ve süs bitkileri olmak üzere toplamda 90 çeşit tarım ürünü yetiştiriliyor. Tarsus’un coğrafi işaretli 9 ürünü var. Beyaz üzüm, biberiye, fındık lahmacunu, humus, Tarsus kebabı, Sarıulak zeytini ve zeytinyağı, Tarsus şalgamı, yayla bandırması.

Türkiye’de, havalimanı, 3 organize sanayi bölgesi, Agroparkı, yanı başındaki uluslararası Mersin Limanı, serbest bölgesi, geniş tarım alanları ve 90’ı aşkın ürün çeşitliliği ile tarih ve kültür turizminin bir arada olduğu kaç ilçe var?

Bildiğim kadarıyla bütün bu özelliklere sahip Tarsus’tan başka bir ilçe yok. Ayrıca ilçe dediğimiz Tarsus, 350 bini aşkın nüfusu ve yüzölçümü ile 50’den fazla ilden daha büyük.

Yıllardır Çukurova’yı yakından izliyorum. Adana’da, Mersin’de çok sayıda toplantıya katıldım. Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası’nda da bir toplantıya katılmak için Oda’nın Genel Sekreteri Nermin Ateş ile birkaç kez görüştük. Zamanı ancak 20 Kasım’da denk getirebildik. Tarsus’un tarımsal potansiyelini ve gıda ile ilgili fırsatlarını konuştuğumuz çok verimli bir toplantı oldu. Özellikle gösterdikleri ilgi için teşekkür ederim. İtiraf etmeliyim ki Tarsus’a gelmekte çok geç kalmışım.

Tarsus’un tarım potansiyeli çok yüksek

Toplantının açılışında ve gün boyu yaptığımız sohbetlerde Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Ruhi Koçak tarımın stratejik önemine vurgu yaptı. Tarsus’un bu konuda çok büyük potansiyele sahip olduğunu ve 90 çeşit ürünün yetiştirildiğini söyledi. Tarımda küresel iklim krizi ve buna bağlı olarak su sorununun yarattığı risklere değinen Koçak: “Tarsus sahip olduğu ürün çeşitliliği ve üretim kapasitesiyle gıda arz güvenliğinde ülkemiz açısından kritik bir rol üstlenmektedir. Bu potansiyelin korunması ve güçlendirilmesi için kaynakların etkin kullanılması, modern üretim tekniklerine geçiş ve iklim risklerine karşı bütüncül önlemler alınmasıyla mümkündür. Bölgesel kalkınmada tarımın taşıdığı stratejik değer doğrultusunda üreticimizi güçlendirmek ve sürdürülebilirliği esas almak temel önceliğimizdir.”

Ruhi Koçak’ın da değindiği gibi, geçmişten bugüne Çukurova; Adana, Mersin, Tarsus tarım potansiyeli en yüksek havzalardan birisi. Çok önemli altyapı avantajları var. Liman, havalimanı, Agropark, organize sanayi bölgeleri, üniversite, güçlü sivil toplum kuruluşları.

Tarsus’ta; meyve-sebze, tahıllar her tür bitkisel ürün ve süs bitkileri olmak üzere toplamda 90 çeşit tarım ürünü yetiştiriliyor. Tarsus’un coğrafi işaretli 9 ürünü var. Beyaz üzüm, biberiye, fındık lahmacunu, humus, Tarsus kebabı, Sarıulak zeytini ve zeytinyağı, Tarsus şalgamı, yayla bandırması.

Çiftçilik, meyvecilik yapılmaz iş haline geliyor

Toplantı öncesinde ve sonrasında konuştuğumuz çiftçiler Tarsus’un ürün deseninin zamanla değiştiğini belirterek üretime ilişkin özetle şu bilgileri verdi: “ Eskiden pamuk vardı, şimdi hiç kalmadı. Pamuk olmayınca çırçır işletmeleri de kalmadı. Pamuğun bitmesi su sorunu nedeniyle olmadı, fiyatla ilgili sıkıntı var. Maliyetler yüksek, fiyat düşük olunca çiftçi bıraktı.

Ağırlıklı olarak tarla ziraatı yapıyoruz. Buğday, ikinci ürün olarak soya ekiyoruz. Pamuk ekiyorduk ama artık ekmiyoruz. Mısır daha çok ekiyoruz. Bahçe tarımında narenciye ağırlıklı. Mandalina, portakal, limonda bütün cinsler var. Sert çekirdekliler var. Nar, şeftali, nektarin bahçelerimiz var. Trabzon hurmasına geçenler var. Ama genel ağırlığımız narenciye.

Mandalina’da da büyük problem var. Narenciye çok ucuz. Dalında 1,5 -2 liraya alıcı yok. Fiyat çok kötü. Toplamalar durdu diyebiliriz. Bu fiyata toplamaya değmez. Bir ara işçi sorunu oldu ama şu anda işçi sorunundan değil, fiyattan dolayı ürün toplanmıyor. Çiftçilik, meyvecilik artık yapılmaz bir iş haline gelmeye başlıyor.

Tarımda en önemli sorunlardan birisi kalifiye işçi bulamamak. Çok ciddi bir problem. Bahçede budama yaptırıyoruz. Bahçede 26 kişiden budamayı bilen 4-5 kişi. Yaşlılar daha iyi, gençler hiç bilmiyor. Neyi kestiğini de bilmiyor. “

Tarsus’ta çiftçi, tüccar, sanayici ne istiyor?

Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki toplantıda söz alan üretici, çiftçi, tüccar, sanayici ve diğer katılımcılar hem görüşlerini dile getirdi hem de soru sordular. Dile getirilen konulardan bazıları özetle şöyle:

1- Döviz iki senedir baskı altında tutuluyor. Son 4 yılda girdilerin fiyatı yüzde 1000 ile 2000 arası arttı. Şu an kim ne ekerse zarar ediyor. Üreticinin onda yedisi bankalara ipotekli. Çiftçi bitmiş durumda. Önce bunu devlet yetkililerine izah etmemiz lazım. Tarsus’un çok büyük potansiyeli var, doğru. Hakikaten 90 ürünün yetiştiği Tarsus’ta neredeyse 40-45 ürünü işlenip Avrupa’ya, dünya pazarlarına sunulabilecek bir potansiyel var. Ama bunu kim yapacak? Üretim yapacak çiftçiler yok oluyor.

Avrupa, üreticisini destekliyor, Türkiye köstekliyor

2- Bundan 4-5 yıl önce Dubai Fuarı’na gittim. O yıl da ürünlerimiz çok kaliteliydi. Zeytinyağlarımız 0.2, 0.3, 0.4, 0.7 asit ve bol miktarda vardı. Satacak yer arıyorduk. Fuarda Suudi Arabistan, Kuveyt, Dubai’den alıcılar bizden yağ istediler. Türkiye’deki fiyatları verdiğimiz zaman bize gülerek ve alay edercesine “biz şu fiyata İspanya’dan alıyoruz, bu fiyata Yunanistan’dan, İtalya’dan alıyoruz” dediler. Araştırdığımız zaman Avrupa’da zeytinyağının litresi 4 Avro. Yunanlılara sorduğumda, ‘biz diyor Avrupa Birliği’nden kilo başı 2 euro destek alıyoruz.’ Biz destek değil, köstek alıyoruz ve ihracat şansımız hiç olmadı. Adamlar yağımızı çok beğendi ama ihraç edemedik. Avrupa’da zeytinyağının litre fiyatı 4 euro. Türkiye’de üreticiden zeytinyağını 300 liradan daha aşağıya alamam. O da 6 euro. Üreticilerden 6 euroya alıp da 4 euroya nasıl ihraç edeceğim? Bunları lütfen çok göz önüne alın. Dile getirin.

Hayvancılık kabusa döndü

3- Ben de sizi takip ediyorum. Geçenlerde Türkiye’de hayvancılık ve şap ile ilgili bir yazınız vardı. Tebrik ediyorum. Çok güzel tespitlerde bulunmuşsunuz. Ülke hayvancılığı konusunda güzel tespitlerde bulunuyorsunuz. Fakat çözüm önlemleri konusunda bence biraz daha teşvik edici, yol gösterici olmak lazım. Türk – Vet sisteminde Türkiye’de 15 milyon sığır gözüküyor. Daha doğrusu 17-18 milyon deniliyor ama gerçeği yansıtmıyor. Biz 15 diyelim. Türkiye, her yıl yurt dışından 1 milyon sığır ithal ediyor. Bunun yanında et de ithal ediyor. Bunu da hep et fiyatlarının yüksekliğini bahane ederek ithal ediyor. Düşününce biz 15 yılda bir, sığır popülasyonumuzun tamamını yurt dışından yenilemiş oluyoruz. Şu anda Avrupa’da, Macaristan’da, Çek Cumhuriyeti’nde artık ihraç edecek sığır bulamıyorlar. Çünkü hepsini Türkiye ithal ediyor. Üstelik hep 3. sınıf, 2. sınıf ıskarta inekleri getiriyoruz buraya. Sonra markete gidiyoruz bakıyoruz süt satış fiyatı 30-35 lira işlenmiş çiğ süt fiyatı 18.5 lira . Bir kola 50 lira. Süt koladan ucuz. Ülke kan kaybediyor. Tarım Bakanlığı yıllardır hayvancılıkta şöyle yaptık, böyle yaptık diyor ama Türkiye’de gerçekten hayvancılıkta bir başarı hikayesi de yok. Çok küçük bir örnek vereceğim. Urfa’da Koç Ata Çiftliği kuruldu. Koç Grubu hayvancılığı götüremedi, 5 sefer el değiştirdi. Aytaç’ı çok büyük bir reklamla açtılar. Dört sefer el değiştirdi. Yine çok popüler olan Bursa’daki Sencer Solakoğlu çok başarılı işler yaptı. Ama şu anda bakıyoruz, hayvancılığın nasıl kötü olduğunu, nasıl dibe vurduğu konusunda söyleşiler yapıyor, raporlar yayınlıyor. Yani hayvancılık artık kara bir hikayeye, kabusa dönüştü.

Kanal İstanbul’a para var, çiftçinin suyuna yok

4- Su ve kuraklık en önemli sorunumuz. Bugün Aydın’da uygulanan su kısıtlaması birkaç yıl içinde Çukurova’da da uygulanırsa kimse şaşırmasın. Tarımda su verimliliği yüzde 51 olduğuna göre su kayıplarını önlemek için kapalı sistemin kurulması gerekiyor. Yakın zamanda Tarsus’ta 18 köyde arazi toplulaştırması yapıldı. Devlet Su İşleri ve gelen yetkililere dedik ki, bu toplulaştırmayı yaptınız, bir de kapalı basınçlı sulama sistemi kurulursa, suyu tasarruflu kullanmış oluruz. Bizimle alay edercesine o kadar paramız yok dediler. Kanal İstanbul’a para bulunuyor da çiftçinin suyuna para bulunamıyor. Bu bizim tarımımızın nereye geldiğinin göstergesidir.

Yazılımcılar tarımcıların sıkıntılarını çözebilir

5- Türkiye’de savunma sanayimiz, insansız hava araçları ve diğer teknolojik konularda oldukça ilerideyiz. Özellikle son 10 yıldır bu konuda çalışmalar çok iyi. Yazılımcı arkadaşların tarıma da el atması gerekiyor. Üniversitedeki öğrenciler Türkiye’deki tarımın sıkıntılarını çözebilecek kabiliyetteler. Sadece planlama olmadığı için tarımda ve hayvancılıkta sorunlar yaşanıyor. Bu konuyu yazılarınızda değinirseniz yazılımcı arkadaşlar planlama yaparak mısır ve soyadaki açığı, mandalinadaki fazlalığı çözebilirler. Önceden Devlet Planlama Teşkilatı vardı. O yok edildi. Ama her üniversite bir Devlet Planlama Teşkilatı gibi kullanılabilir. O yüzden buradaki yazılımcı arkadaşlar Türkiye tarımını 5 yıl içinde çok iyi hale getireceğini inanıyorum ben. Yeter ki bakanlıktan buna destek çıksın. Üniversitedeki zeki öğrenciler bu işi çözer.

Ceyhan ve Seyhan kirleniyor

6- Çiftçilerin sorduğu sorular arasında iklim değişikliğinin tarıma etkileri, üretim deseninde nasıl bir değişiklik olacağı, Avrupa’dan bölgeye çöp ithal edilmesinin yarattığı kirlilik, Seyhan ve Ceyhan’dan çok ciddi miktarda mikroplastik bulunması, bunun bölgedeki tarımsal üretimin sağlığına, ürün kalitesine ve ihracat süreçlerine etkileri de vardı. Ayrıca gıdada markalaşma ve tanıtım, pazarlama konusu da dile getirildi.

Özetle, Tarsus’ta geçirdiğim bir günde çok kişiyle tanıştım, çok önemli bilgiler edindim. Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ruhi Koçak, Tarsus Organize Sanayi Bölgesi Müdür Yardımcısı Tuğçe Topaloğlu, Meclis üyeleri Barış Gürbüz (üretici, zeytinyağı işletmesi sahibi) ve Temuçin Karmutoğlu (Meclis üyesi, çiftçi) ile Tarsus Organize Sanayi Bölgesi’ndeki işletmeleri, Mersin Agropark’ı ziyaret ederek bilgiler aldık. Meclis Başkanı Hüsnü Yağcı, yönetim kurulu üyeleri, tarım ve gıda ile ilgili meclis üyeleri ile sohbet ettik. Tarsus Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tuğba Yağcı, Tarsus Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Teke toplantıyı katılanlar arasındaydı.

Ayrıca Ekonomi Gazetesi Mersin Temsilcimiz Ahmet Yiğit, Tarsus Medya Mensupları Derneği Başkanı Okan Çalışkan ile Tarsus Müzesi’ni de gezdik. Sadece tarım ve gıdayı değil kültür ve turizmi de konuştuk.

Girit’ten Tarsus’a 5 asırlık zeytinciliğin hikayesi

Tarsus Organize Sanayi Bölgesi’nde ziyaret ettiğimiz fabrikalardan birisi 5 kuşaktır zeytinyağı üretimi yapan Boltaç Zeytinyağı Fabrikası. 1924’te Girit Adası’ndan mübadele ile Mersin’e gelen zeytinyağcı bir ailenin öyküsü bu. Kuşaklar boyu Girit Adası’nda zeytinyağı üretimi yapan aile büyüklerinden Politali (İstanbullu Ali) anayurda yerleştikten sonra bakmış ki çevrede zeytinyağını bilen yok fakat her yer yabani zeytin ağaçlarıyla dolu.

Çevre zeytin dolu ve Politali’nin oğlu Sadık Ağa ise zeytin ağacını aşılamada tek. Sadık Ağa, köy köy dolaşıp Girit’ten getirdiği kalem aşılarla ağaçları aşılamaya başlar. 1928’de Kösebalcı Köyü yakınlarından büyük taşlar çıkartır ve ailenin tek bildiği iş olan zeytinyağı üretimi için kendi elleriyle gece gündüz demeden değirmen taşları yontar. Zeytini ezmek için atla çevrilen 4 taşlı bir değirmen yaparken, İzmir’den de zeytini sıkmak için asma makaralı bir mengene getirtir. 1928 yılında, 40 metrekarelik bir alanda ailemizin ve diğer Giritlilerin zeytinyağı ihtiyacını karşılamak üzere yeniden zeytinyağı üretimine başlar baba oğul. Derken, Yörük kökenli yerli halk da zeytinyağına alışır ve iş büyür.

Eski usul yağcılık 1955’e kadar sürer. Sadık Ağa’nın oğlu 3. kuşak Ali Boltaç üretimin başına geçtiğinde atlı değirmen ve asma makaralı mengene dönemini kapatır. İzmir’den hidrolik pres alarak günlük kapasitesini 1-2 tondan, 10 tona çıkartır. 1981’de ise ikinci makinasını alarak üretim kapasitesini 20-25 tona ulaştırır. 1995’te Ali Boltaç’ın oğlu 4. kuşak Sadık ise işi genişletmek için “Continue Integral System” diye adlandırılan modern İtalyan sistemine geçer ve kuşaklar boyu artan günlük zeytin işleme kapasitesini 35-40 tona yükseltir. Uzun yıllar Türkiye’nin büyük firmalarına zeytinyağı tedariki yapan aile, 1995 yılında zaten marka olmuş soyadları “Boltaç” için resmi adımlar atarak markalaşma yolunda ilerler ve perakendeciliğe ağırlık verirler.

Ailenin 5. kuşağı olan Sadık’ın çocukları Deniz ve Ali Boltaç, ailenin sürekli üretimde kendini yenileme ve sürdürülebilir arzusu ve misyonuyla 2010 senesinde ikinci tesislerini kurup, bugün 2 fabrika 5 üretim hattı ile daha modern ve hijyenik bir ortamda tüketiciye zeytinyağı üretimi aile misyonunu bir sonraki kuşaklara devretmek üzere yollarına devam ediyorlar.

Zeytinde verim az, işçilik pahalı

Fabrikada görüştüğümüz Sadık Boltaç, dünya piyasası İspanya’da şu anda 4 euro civarında seyrediyor. Türkiye’deki fiyatlar maalesef dünya piyasalarının üstünde. Bunun en büyük nedenlerinden biri de işçilik maliyeti. Bir an önce makinalı tarıma geçmemiz için devlete mi, hükümete mi? Kime öneri yapacaksak makineli tarıma geçmemiz şart.

Zeytin ve zeytinyağının en büyük gideri, ki bu toplam maliyetin yüzde 50’sini bulan işçiliktir. Bir işçi ortalama 40-50 kilo zeytin topluyor.En kabadayı işçi 70-80 kilo toplasa bile bir işçinin maliyeti bugün 1.200- 1.300 lira. Yani bana zeytini sıkmak için getiren üretici bana ödediği sıkım parası ile işçiye ödediği işçilik parasından sonra kendisine bir şey kalmıyor. Üstelikte yağı alan evine götürüyor, eşine dostuna pazarlıyor. Çünkü yüksek fiyattan dolayı ihracat şansımız yok.

En büyük problem, sadece bu bölgenin değil genel olarak rekolteyi çok yüksek açıklıyorlar. Benim gördüğüm kadarıyla Türkiye’de rekolte 150 – 160 bin tonu geçmiyor. Nerede 310 bin ton? Bende 4 hat var. Sadece bir tanesi günde 3 – 4 saat çalışıyor. İş bitiyor. Bugün size gösteri yapacağım diye dünden ben zeytinleri biriktirdim. Bugüne erteledim ki yani boş görmeyin diye.

Zeytinini sıkmaya getiren çiftçilerle konuştuğumda geçen senenin 12’de 1’i oranında zeytin alabildiklerini söyledi.

Bitki Vadisi’nde meyve ve sebzeler dondurularak kurutuluyor

Tarsus Organize Sanayi Bölgesi’nde ziyaret ettiğimiz Bitki Vadisi Fabrikası, Coşkun Doğmuş tarafından 2020 yılında kurulmuş. Tıbbi ve aromatik yağ üretmek amacıyla kurulan tesiste 2024 yılında yapılan yatırımla dondurularak kurutulan meyve ve sebze üretimi öne çıkıyor. Üretimin tamamını da ihraç ediyor.

Coşkun Doğmuş ve Bitki Vadisi A.Ş. Genel Koordinatörü Ziraat Mühendisi Alper Daniş Çankaya ile yaptıkları çalışmaları uzun uzadıya konuştuk

2024 yılında yapılan yatırımla Healacks markası ile başlayan dondurularak kurutulan meyve, sebze, peynir, balık,et ve diğer ürünler tamamen ihraç ediliyor.

Alper Daniş Çankaya, sebze ve meyvede kurutma işleminin üç yolla yapıldığını belirterek şunları söyledi: “ Natürel kurutma yani ürünlerin güneş altında kurutulması. Konvansiyonel kurutmada ürün fırınlarda kurutuluyor. Üçüncüsü de son zamanlarda çok yaygınlaşan teknoloji yoğun bir yöntem olan dondurarak kurutma, freze dry.

Bu iş, geleceğin işi. Sanayileşen, ilk tesis burası. Şu anda 8 ürün çeşidimiz var. Karpuz, kaypa biber, kavun, çilek, ananas, peynir, balık ve et. Ar-ge çalışmalarımız devam ediyor. Katma değeri çok yüksek ürünler. Karpuzun kilosunu 3 liraya aldık bu sene. Karpuzun dondurularak kurutulmuş 20 gramını 170 liraya satıyoruz. Bu ürünü özellikle Amerikan piyasası çılgınlar gibi istiyor. 2026 ile ilgili bütün satışları yaptık.2026’da üreteceğimizi şimdiden sattık.

Hammadde konusunda bazı sorunlarımız var. Çilek bizde 160 liradan aşağı mal olmuyor. Mısır’da alıp, temizleyip, doğrayıp, paketleyip buraya getirmek 153 liraya mal oluyor. En önemlisi ilaç kalıntısız ürün. Bizde çiftçi söz dinlemiyor. Atma dediğiniz ilacı gece atıyor.

Agropark’ta 15 firma, 17 proje var

Türkiye’nin ilk “Tarım ve Gıda İhtisas Teknoparkı” olan Mersin Agropark, Tarsus’a bağlı Alifakı ve Reşadiye Mahallesi’nde yaklaşık 800 dekar arazi üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Bu arazinin 100 dekarlık bölümünde ofis ve araştırma geliştirme çalışmaları yapılırken, 700 dekarı da uygulama alanı olarak kullanılıyor. Agropark’ın yönetim kurulu başkanlığını Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hakan Sefa Çakır, başkan yardımcılığını Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Ruhi Koçak yapıyor. Kuruluşundan bu yana yakından izlediğim ve birkaç kez ziyaret ettiğim Agropark’ta her defasında yeni çalışmaların filizlendiğini görmek umut veriyor.

Mersin Agropark Genel Müdürü M. Murat Hocagil bölge çalışmaları hakkında bize bir sunum yaptı. Hocagil, tarım ve gıda konularında Ar-Ge çalışmaları yapıldığını; kamu, üniversite ve özel sektör birlikteliği ile çalışıldığını, teknoloji üretim merkezi olarak Çukurova’nın teknoloji ve üretim üssü olacağını ifade etti.

Murat Hocagil’in anlattığına göre burada Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) yapacak olan firmalara yer veriliyor. Firmalara, önemli vergisel avantajlar, bir takım destekler, internet, altyapı, elektrik vb. konularda zemin sağlıyor.

Agropark, konum olarak Çukurova havalimanına, anayola ve birçok altyapı olanaklarına sahip. Yatırımcılar, araştırmacılar için büyük avantajlara sahip. Agropark’ta tarım ve gıdada aklınıza gelen her şeyin çalışılabildiğini hatırlatan Hocagil: “ Yüzde 80 tarım ve gıda, yüzde 20 ise serbest konularda çalışabiliyoruz. Bir ihtisas agroparkı olarak teknoloji geliştirme bölgesiyiz. Bize bir dijital platformdan müracaat ediyorsunuz. Bir proje yapıyorsunuz. Projenizi buradan zaten kendiniz yapabiliyorsunuz. Aşamaları var. Ondan sonra da kabul edildiği takdirde yönetim kuruluna sunuluyor. Yönetim kurulu kabul ederse sözleşme imzalıyoruz. Size yer ve ofis destekleri veriyoruz. Şu an burada devam eden projelerimiz var. Toplamda 15 firma 17 proje çalışıyor.”dedi.

Bu makale ile ilgili yapılan yorumlar

En Son Yayınlanan Makaleler