Gıdada artan fiyatlar, büyüyen vegan pazarı ve yenilikler

Yörex - Yöresel Ürünler Fuarı

İki yıl sonra yeniden, Köln’de düzenlenen ve dünyanın en büyük gıda fuarı olarak kabul edilen Anuga Gıda ve İçecek Fuarı’ndayım. Amacım, ilk kez koronavirüs şartlarında düzenlenen Fuar’da yeni döneme ilişkin çalışmaları, gıdada değişen tüketim alışkanlıklarını, geleceğe ilişkin trendler hakkında bilgiler edinmek ve sizlerle paylaşmak.

İki yıl önce yapılan fuar ile bu yılki fuar arasında öncelikle alan düzenlemesi, katılımcı ve ziyaretçi sayısı bakımından büyük fark hemen dikkat çekiyor. Fuar alanı pandemi koşullarına göre dizayn edildi. Fuarın düzenlendiği hollerde ziyaretçilerin rahat gezmesi, mesafenin korunması için koridorlar 5 metre genişlikte, katılımcılar kiraladıkları alana göre stantta eleman bulundurabiliyor. 2019 yılında 8 bin civarında katılımcı firma yer alırken bu yıl neredeyse yarı yarıya azalmış ve 4 bin 600 firma katıldı.

İstanbul Ticaret Odası’nın Milli Organizasyonu ile Türkiye’den yaklaşık 300 firma katılırken, bağımsız olarak katılan, Almanya’da faaliyet gösteren Türk firmalarının da fuarda yer aldığını belirtmekte yarar var.

Fuarın ilk günü değerli meslektaşım, Bloomberg’te tarım programları yapan İrfan Donat ile gezdik. Fuara ilişkin izlenimlerimi şöyle özetleyebilirim:

1- Dünyanın derdi yüksek gıda fiyatları: Fuarda hemen herkesin dile getirdiği en önemli sorun yüksek hammadde fiyatları. Navlun, taşıma ücretlerindeki büyük artış ve bunun gıda fiyatlarına yansıması. İklim değişikliğine bağlı üretim sorunları, kuraklık da dile getirilen konular arasındaydı. Geçmiş fuarlarda bu konular bu kadar çok konuşulmazdı.
Navlun fiyatları o kadar yüksek ki, bazı ürünlerde içinde taşınan ürün navlun fiyatından daha ucuz. En çok şikayet edilen ürünlerden birisi ayçiçeği yağı fiyatının çok yüksek olması. Fiyatların yüksek olmasında üretici ülkelerin pandemiyi bir fırsat olarak değerlendirmesinden de kaynaklanıyor. Talep yüksek ama üretim aynı oranda artmadığı için fiyatlar yükseliyor. Bu konuyu daha detaylı olarak başka bir yazıda yazacağım.

2- Et yerine bitki bazlı ürünler yaygınlaşıyor: İki yıl önceki fuarda da, et yerine bitkisel ürünlerden elde edilen hamburger, köfte ve benzeri ürünler vardı. Ancak, bu yıl bu ürünlerde hem üretici firma bazında hem de ürün çeşitliliği bakımından ciddi artış var. Bu ürünlerin organik olarak üretimi da artıyor. Türkiye’den de firmalar bitki bazlı “et” üretimine girmeye başladığını gördük. Örneğin Türkiye’nin ilk et entegre tesisini kuran Yaşar Holding, Pınar markası ile, yurt dışı pazara yönelik et kullanılmadan ürettiği bitki bazlı nohuttan üretilen “Planty Power Burger” ve bezelyeden üretilen köfteyi fuarda tanıttı.

3- Vegan pazarı büyüyor: Konvansiyonel üretimde ve organik üretimde vegan ürün pazarı büyüyor. Fuarın pek çok standında vegan ürünler görmek mümkün. Pandeminin de etkisi ile iklim değişikliği ile mücadele, doğaya, çevreye, hayvan haklarına yönelik duyarlılığın artması tüketim alışkanlıklarını da değiştiriyor. Son yıllarda hızla büyüyen vegan ürün pazarının yansımasını Anuga’da gördük. Hayvansal ürün tüketmek istemeyenler için yeni ürün arayışları artarak devam ediyor. Peynir, et, köfte, yoğurt gibi ürünler, hayvanlardan değil, bitkisel kaynaklardan elde edilerek üretiliyor. Bildiğimiz hayvansal ürünler hayvan eti, hayvan sütü kullanılmadan elde ediliyor. Sütsüz peynir, etsiz köfte ve diğer ürünlerin sayısında artış var.


En dikkat çekici olanlardan birisi kendisini “yüzde 100 bitki bazlı şirket” olarak tanımlayan Polonya merkezli Magda Yoğurt şirketi. Avrupa Birliği fonları ile desteklenen şirket, Hindistan cevizi sütü, badem, fındık, mango gibi ürünler, yani tamamen bitkisel ürünlerden yoğurt, tatlı, krema üretiyor. Şirket 1924 yılından bu yana yoğurt üretiyor. Üçüncü kuşak yönetime gelince radikal bir değişiklikle hayvan sütü yerine Hindistan cevizi sütü ve diğer bitkisel ürünleri kullanmaya başlıyor. Bunun için “Kırsal Kalkınma İçin Avrupa Tarım Fonu” tarafından finansman desteği sağlanıyor.

4- Organik ürünlere yönelme artıyor: Vegan pazarında olduğu gibi organik ürün pazarında da ciddi büyüme var. Fuarda organik ürünlerin tanıtıldığı, sergilendiği alan her fuarda daha da genişliyor. Sebze ve meyvelerden balık ürünlerine, et ve süt ürünlerinden ekmek ürünlerine, baharatlardan tıbbi ve aromatik bitkilere, sıvı yağlardan bakliyat ürünlerine kadar hemen her alanda organik ürünlerin ağırlığı hissediliyor. Ayrıca, pandemi ile birlikte organik ürün talebinin ve buna bağlı olarak üretimin de arttığı ifade ediliyor.

5- Gıdada dönüşüm: Fuarın ana teması “Dönüşüm”. Dünyanın en büyük gıda fuarı olan Anuga’da bir çok ülke standında, firmalarda, insanların bakış açısında bu dönüşüm görülüyor. İki yönlü dönüşüm var. Birisi teknolojik dönüşüm, diğeri ise öze dönüş. Gıda üretiminde teknoloji yoğun olarak kullanılıyor ve bu da önemli bir dönüşüm sağlıyor. Ama bir başka dönüşüm ise ürünün kendisine yönelik. Daha doğal, daha organik, vegan ürünler, yerele doğru bir dönüşüm var. Her ülke kendi özüne, kaynaklarına, biyoçeşitliliğine dönüyor. Tek tip gıda üretiminden uzaklaşılıyor. Çeşitlilik yeniden öne çıkıyor. Gıda ürünleri üretim yeri, geçmişi, kültürü, hikayesi ile birlikte tüketiciye sunuluyor.

6- Çin’in olmaması büyük eksiklik: Böylesine büyük bir fuarda Çin’in olmaması çok büyük eksiklik. Nüfusu, yaptığı ithalat ve aynı zamanda üretimi ile Çin pazarı herkes için vazgeçilmezdir. Pandemi nedeniyle Çin fuara katılmadı veya katılamadı demek daha doğru. Fuarın yapıldığı Almanya’ya en az iki aşı olmadan giremiyorsunuz. Çin’in sinovac aşısı ise geçerli aşı olarak kabul edilmiyor. Ayrıca yurtdışından Çin’e giriş yapanlara 21 gün karantina zorunluluğu da yine caydırıcı bir faktör. Sadece Çin değil birçok Afrika ülkesi de Çin aşısı kullandığı için fuara katılamadı. Afrika ülkelerinin katılmaması makarna başta olmak üzere bu ülkelere ihracat yapan Türk firmalarını da olumsuz etkiledi.

7- Gıda piyasasını ve endüstrisini İtalya yönlendiriyor: Mutfağı ile kültürü ile dünya gıda piyasasını ve endüstrisini yönlendiren İtalya, fuarın da yönlendiricisi, hakimi konumunda. Katılımcı sayısı en fazla olan İtalya, ürünlerini tanıtma, sunma bakımından dikkat çekiyor. Sadece zeytinyağı, pizza, makarna, şarap gibi klasik ürünleri ile değil son yıllarda yıldızı parlayan bakliyat ürünlerindeki konserve ürünleri, mantar çeşitlerini de fuarda ön plana çıkardı. Bir elmas gibi özel bölümlerde sergilenen trüf mantarının kilosu 5 bin euro seviyelerinde. Kilosu 300- 400 Euro olan mantarlar da var. Mantar konusunda Türkiye’nin de çok büyük potansiyeli var. Fakat bunu yeterince değerlendiremiyoruz.

8- Yenilikçi ürünler; alkolsüz şarap, yeşil domatesten ketçap: Gıdada sürekli yeni arayışlar var. Tüketici talepleri, ürünlerin daha fazla tüketilmesini, değerlendirilmesini sağlamak için araştırma-geliştirme çalışmaları yapılıyor. Yenilikçi ürün üretimi artıyor. Dikkatimizi çeken ürünlerden birisi Bulgaristan’da Deroni firması tarafından tümüyle yerli ürünlerden elde ettiği yeşil domates ketçabı. İçeriğinde yüzde 34 yeşil domates, acılı olanda jalapeno, şeker, elma sirkesi, hardal tohumu, taze fesleğen, taze sarımsak, taze maydanoz, koruyucu olarak potasyum sorbat ve eser miktarda baharat var.


Bir başka dikkat çekici ürün ise alkolsüz şarap, rom ve kokteyller. Danimarka merkezli ISH şirketi Almanya’dan ithal ettiği köpüklü şarabın içindeki alkolü alıyor, sıfırlıyor. Tadı şarapla aynı fakat içinde alkol yok. İnsanlar sosyalleşmek için içiyor ama sarhoş olmuyor. ISH Pazarlama Temsilcisi Emil Zohnesen ile sohbetimizde alkolsüz içki üretmelerinin nedenini şöyle açıkladı: “Şirketin kurucuları Amerika’da 100 gün alkolsüz yaşamayı denemiş ve sonunda bunun başarılamayacağını görünce alkolsüz ürünler üretmeye karar vermiş. Tadı aynı ama içinde alkol olmayan içecekler. Daha önce alkolsüz bira üretilmişti ama alkolsüz şarap, rom yeni üretiliyor. İsveç, Norveç, Finlandiya, Amerika, Almanya, Avustralya, Fransa’ya ihracat yapıyoruz. Herkesin sosyalleşmeye hakkı var. Ama içip dağıtanlar da var. Biz alkolü alarak dağıtmalarını engelliyoruz. Herkese şarap içme özgürlüğü tanıyoruz. Tat olarak, fiyat olarak normal şaraptan bir farkı yok.”

9- Türkiye potansiyelini değerlendiremiyor: Anuga Fuarı’na Türkiye’den de çok sayıda firma katılıyor. İstanbul Ticaret Odası Milli Organizasyonu ile firmalara her türlü hizmet sunuluyor. Devlet fuara katılım bedeli ve masrafların yüzde 50 ile 70’ini destek olarak katılımcılara ödüyor. Fakat, Türkiye tarımsal potansiyelini yeterince değerlendiremiyor. O potansiyeli bu tür fuarlara yansıtamıyor. Biz ağırlıklı olarak ürünleri hammadde olarak ihraç ediyoruz. Araştırma- geliştirme çalışmaları yeterli değil. Daha fazla katma değerli ürün ihracatı yapmamız gerekiyor. Türkiye için kuru meyveler, yaş meyve ve sebze, dondurulmuş gıdalar, makarna, bakliyat ürünleri, zeytinyağı ve diğer bitkisel yağlarda çok büyük fırsatlar var. Fakat biz daha tarımsal üretim boyutunu halledememişiz. Ürün çeşitliliği bakımından Avrupa’nın tümünden daha zengin olan Türkiye, bu zenginliğini değerlendirse Anuga Fuarı’nda en az İtalya, İspanya, Fransa kadar Türkiye de konuşulur, pazara hakim olur.

Özetle, tarımda ve gıdada yapılacak daha çok iş, alınacak çok yolumuz var. İstanbul Ticaret Odası Başkan Yardımcısı İsrafil Kuralay’ın dediği gibi tarımı da savunma sanayi gibi hatta ondan çok daha öncelikli olarak stratejik bir sektör olarak ele almak gerekir. Yarın izlenimlerimizi yazmaya devam edeceğim.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız