Ülkenin değişmez gündemlerinden birisi yüksek gıda fiyatları. Bazı dönemler daha çok ön plana çıkıyor. Koronavirüs nedeniyle başlayan kısıtlamaların tarım ve gıda üretimini olumsuz etkileyeceği, dünyada gıda fiyatlarının artacağı biliniyordu. Geçen yıldan bu yana bunları defalarca yazdık. Uyardık. Tarımsal üretimin önemine vurgu yaparak ürün bazında yaşanacak muhtemel gelişmeleri tek tek dile getirdik.

Ayçiçeği, buğday, bakliyat ürünleri, bitkisel yağ, hayvancılık, yem başta olmak üzere bir çok üründe üretim yapmayan ülkelerin zorlanacağını bilmeyen kalmadı. Koronavirüs ile birlikte iklime bağlı olarak değişen hava şartlarının da etkisi ile söylediklerimizin, yazdıklarımızın hepsi gerçekleşti.

Hükümet, tarım politikaları konusunda Tarım ve Orman Bakanlığı, dış ticaret politikalarından sorumlu Ticaret Bakanlığı, ekonomiden, finansmandan sorumlu Hazine ve Maliye Bakanlığı bu gelişmeler karısında gerekli önlemleri almadı. Pembe tablolarla “uçuyoruz, şahlanıyoruz, rekor kırıyoruz” sözleriyle sürekli algı yaratarak gerçekleri gizlemeye çalıştı. Fakat, gizlenen o gerçek gıda fiyatları ile patladı.

Tarım ve Orman Bakanlığı “pandemi sürecinde 106 tedbirle sorun yaşamadık” diye hala açıklamalar yapıyor. Bırakın 106 tedbiri, doğru dürüst 3-5 tedbir alınsa bugün çiftçi, gıda sektörü bu kadar büyük sorunlarla karşı karşıya kalmazdı.

Politikasızlık tarımı ve gıdayı çıkmaza sürükledi

Tarım politikaları ile ilgili yapılan yanlışları bir yazıya değil kitaba sığdırmak çok zor. “Üretme Tüket/ İthalat-Siyaset-Rant Kıskacında Tarım” kitabımda bunu bütün ayrıntıları ile yazdım.

Gıda fiyatlarını düşürmeye yönelik atılan adımları, bu adımların tarım ve gıda sektörünü nasıl etkilediğini satırbaşları ile aktarmaya çalışalım.

Et fiyatını düşürmek için 11 yıldır ithalat yapılıyor: Çok eskiye gitmeye gerek yok. Hatırlarsanız 2007-2008 yılları çok büyük kuraklık oldu. Sadece Türkiye’de değil, pek çok ülkede üretim azaldı, Gıda fiyatları fırladı. İthalat çok pahalı hale geldi. Bir çok ülke tarım desteklerini artırarak, çiftçiye, gıda sektörüne destekler sağlayarak bu gıda krizini atlatmaya çalıştı. Türkiye’de 2008 yılında tarımsal destekleme modeli değişti. Destekler azaltıldı. Çiftçi kaderiyle baş başa bırakıldı. Hayvancılıkta yem fiyatları yüzde 100 artarken çiğ süt fiyatı yüzde 50 oranında düştü. Çaresiz kalan çiftçi süt ineklerini kesti. Bir yıl sonra 2009’da et krizi patladı. Kırmızı et fiyatları yükseldi. Çare olarak 2010’da canlı hayvan ve et ithalatı yapılarak et fiyatları düşürülmeye çalışıldı. Aradan 11 yıl geçti, milyarca dolar ödendi, canlı hayvan ve et ithalatı fiyatları düşürmeye yetmedi. Devlet eliyle et ithal edilerek 3 market zincirine ucuza verildi. Yerli besici yok edildi.
Çiftçi sayısında ciddi düşüş oldu. Erzurum, Kars’ta hayvancılık yapanların bile bir bölümü hayvancılığı bıraktı, bazıları ihracatçıyken ithalatçı oldu. Bir bölümü de inadına üretime devam ediyor.

Hal Yasası çıkarıldı: Yaş meyve sebze fiyatlarını düşürebilmek için 2010 yılında kapsamlı bir Hal Yasası çıkarıldı, Yasa, 2012’de yürürlüğe girdi. Dönemin Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, yasayı anlatırken “yaş meyve ve sebze en az yüzde 25 ucuzlayacak” diye söze başlıyordu. Ucuzluk olmadı, bir kaç yıldır bu yasanın işe yaramadığı anlaşıldı, Yeni bir Hal Yasası çıkarılmaya çalışılıyor.

Gıda Komitesi kuruldu: 2014 yılına gelindiğinde yine en önemli sorun gıda fiyatlarıydı. Çözüm bulmak için kısa adıyla Gıda Komitesi olarak bilinen Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi kuruldu. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun imzası ile 9 Aralık 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan genelge ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Başkanlığında , Ekonomi, Gümrük ve Ticaret, Kalkınma, Maliye Bakanlığı Müsteşarları, Hazine Müsteşarı, Merkez Bankası Başkanı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı’ndan oluşan komite çalışmalarını Ekonomi Koordinasyon Kurulu’na sunacaktı.

Gıda Komitesi müsteşarlar düzeyinde gıda fiyatlarına çözüm bulamadı. Binali Yıldırım Başbakanlığı döneminde 20 Eylül 2016’da yapılan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda Gıda Komitesi’nin yapısı değiştirilmeye karar verildi. Başbakan Binali Yıldırım tarafından yayınlanan genelge ile bu kez Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısının başkanlığında; Ekonomi, Tarım, Gümrük ve Ticaret, Kalkınma ve Maliye Bakanları’nın katılımıyla komite yeniden oluşturuldu. Sekreteryası da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan alınarak Merkez Bankası’na verildi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçince bakanlıkların adı değişti, bazıları tamamen kaldırıldı. Bazıları birleştirildi. Gıda Komitesi’nde bakan sayısı 3’e düştü. Hazine ve Maliye Bakanı Başkanlığında, Tarım ve Orman Bakanı, Ticaret Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı ile diğer ilgili bürokratların katıldığı bir komite oldu.

Erken uyarı sistemi: Bu süreçte Gıda Komitesi toplantılarında iki konu öne çıktı.Erken uyarı sistemi ve ithalat kararları. Erken uyarı sistemi ile ilgili sunumlar yapıldı, ürün bazında çalışma grupları oluşturuldu. Dönemin Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, 21 Şubat 2017 tarihli toplantıdan sonra erken uyarı sisteminden alınan sinyallerin değerlendirildiğini, ürün bazında bazı önlemlerin devreye gireceğini söyledi.

Geçen hafta toplanan Gıda Komitesi toplantısı sonrasında erken uyarı sistemi ile ilgili sunum yapıldığı ve bu sistemin kurulacağı açıklandı. Hani 2017’de erken uyarı sisteminden sinyaller alınmaya başlanmıştı?

Bakan değiştikçe yeni bir erken uyarı sistemi mi kuruluyor? Yoksa, bazı bürokratların elinde erken uyarı sistemi sunumu var, her gelen bakana, bakanlara bunu sunuyor ve çalışmalar yeniden mi başlıyor?

İthalatta altın dönem yaşandı: Gıda Komitesi tarımsal üretimle fazla ilgilenmedi. Aldığı kararlar genellikle ithalatı destekleyen, artıran kararlar oldu. Hükümetin 27 Haziran 2017 tarihinde yani tam hasat yapılırken buğday, arpa, mısır ithalatında gümrük vergilerini düşürmesi çiftçiye en büyük darbeyi indirdi. Bu konuda Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ile Tarım Bakanı Faruk Çelik arasında sert tartışmalar yaşandı.

Bu dönemde ithalatta altın çağ yaşandı. Hangi ürünün fiyatı artarsa hemen vergiler sıfırlandı veya düşürüldü ithalat kapıları sonuna kadar açıldı. Yapılan her ithalat çiftçiyi tarımdan, üretimden biraz daha uzaklaştırdı. Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar, yem, saman, soğan, patates ve daha bir çok üründe vergiler düşürülerek veya sıfırlanarak ithalat yapıldı. Toprak Mahsulleri Ofisi, hububat ve bakliyatta, Et ve Süt Kurumu et ve canlı hayvanda, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü damızlık hayvan ithalatı ile görevlendirilerek ithalat ofisi gibi çalıştırıldı.

Sadece insanların değil, hayvanların gıdasını oluşturan yemde fiyatları düşürmek için

ilk kez 2012’de sonra 2015’te sonra 2017’de ve daha sonra da az da olsa saman ithalatı yapıldı.

Tanzim Satışlar kuruldu: 2019 seçimleri öncesinde Ankara,İstanbul ağırlıklı olmak üzere çadırlarda tanzim satış mağazaları kuruldu. Halk ucuz meyve sebze alabilmek için uzun kuyruklar oluşturdu. Yerel seçim geçince kapatıldı.

Depo baskınları: Soğan ve patates fiyatları 2018 sonu 2019 başında çok yükselince depolara baskınlar yapılarak soğan ve patatesçiler “terörist” ilan edildi.

Rekabet Kurumu devrede: Gıda fiyatlarını düşürmek için Rekabet Kurumu çalıştırıldı. Ülke genelinde faaliyet gösteren 23 market zincirine, piliç eti üreten 19 firmaya ve Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği’ne, gübre üreticisi 6 firmaya, son olarak da 34 un fabrikası ve un sanayici derneklerine soruşturmalar açıldı, milyonlarca lira ceza kesildi.

İhracat engellendi: Belli dönemlerde ihracat engellenerek fiyatlar düşürülmeye çalışıldı. Soğan, patates ve limonda ihracat belli dönemler ön izne bağlanarak fiili olarak yasaklandı. 2019’da domateste 2021 başında portakalda analiz bahanesiyle ihracat yavaşlatıldı, engellendi.

Enflasyonla Mücadele Programı: Enflasyonu ve gıda fiyatlarını düşürmek için Sera A.Ş. kuruldu. Hal Yasası üzerinde çalışıldı.

Süt fiyatı sabit tutuldu: Gıda Komitesi, enflasyon artmasın, peynir, tereyağı, yoğurt, ayran fiyatı artmasın diye çiğ süt fiyatlarını 13 ay sabit tuttu, artırmadı. Süt ürünleri fiyatı düşmedi. Çiftçi ineklerini kesmek zorunda kaldı.

Ette tavan fiyat uygulandı: Faruk Çelik’in tarım bakanlığı döneminde kırmızı ette tavan fiyat uygulandı. Fiyatlar yine düşürülemedi.

Sözleşmeli üretim: Fiyatları düşürmek için Tarım Kredi Kooperatifleri Sera A.Ş ve Türk Şeker üreticilerle sözleşmeli üretim yaptırdı. Fiyatlar üreticide baskı altında tutuldu ama tüketicide artış engellenemedi.

DİTAP kuruldu: Normal pazarlarda, marketlerde fiyatlar kontrol edilemeyince dijital pazar kuruldu. Tarım Bakanlığı Dijital Tarım Pazarı kurdu. Orada da fiyatlar kontrol edilemedi.

Özetle, bir çok şey yapıldı. Yapılanların hiç birisi gıda fiyatlarını kontrol etmeye yetmedi. Çünkü, işin temeline inilmedi. Tarımda üretim planlaması yapılmadı. Tarım alanları daraltıldı. Meralar talan edildi. Çiftçinin üretim yapmasını engelleyen yüksek girdi fiyatlarına çözüm bulunamadı. Tarladan sofraya kadar olan süreç yönetilemedi. Çiftçi yok sayıldı. Üretici fiyatı ile tüketici fiyatı arasındaki uçuruma çözüm bulunamadı. Üreten çiftçi tüketici oldu. Köylere kadar giren zincir marketlerle ithal ürünler çiftçinin sofrasına kadar girdi. Dünyada yüksek gıda fiyatlarından en son şikayetçi olması gereken bir ülke, dünyada gıda enflasyonu en yüksek ülkelerden biri haline getirildi. Tarımdan zenginlik üretmek yerine, ithalata dayalı politika uygulandı. Üretim olmadan, üretimden tüketime kadar olan süreç iyi yönetilmeden gıda fiyatlarını daha çooook konuşuruz.

Reklam Ver
Önceki İçerikMeksika GDO’lu mısırı ve glifosatı yasaklıyor
Sonraki İçerikDünya gıda fiyatlarındaki artışın Türkiye’ye yansıması
Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 33 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir, haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 25 yıldır tarım yazıyor. Tarım ,gıda, hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız