Tarım Blog

Tarım destekleri bugün ödeniyor

Çiftçinin 2019 üretim yılına ait 1.9 milyar lira tarım desteği bugün ödeniyor.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli dün yaptığı açıklamada çiftçiye 1 milyar 881 milyon 426 bin liralık ödeme yapılacağını duyurdu. Bugün yapılan ikinci açıklamada ilave olarak, 106 milyon 155 bin  lira daha destek ödemesi yapılacağı duyuruldu. Böylece 27 Mart 2020 itibariyle üreticilere toplam 1 milyar 987 milyon 581 bin lira ödeme yapılacak.

Üreticilere TC kimlik numarası son hanesine göre yapılacak destek miktarları şöyle

— Mazot Gübre: 21 il, 610 bin 502 üretici, 1 milyar 196 milyon TL

— Anaç Koyun Keçi: 80 il, 196 bin 116 yetiştirici, 580 milyon TL

— Hububat-Baklagil Desteği: 20 il, 46 bin 820 üretici, 164 milyon TL

— Dane Mısır Desteği: 7 il, 9 bin 799 üretici, 22 milyon TL

— Hayvan Hastalık Tazminatı: 68 il, 686 yetiştirici, 16,2 milyon TL

— Tiftik Keçilerine ilave destek: 3 il, 131 yetiştirici, 226 bin TL

 

Çiftçiye hem destek hem ithalat sopası olmaz

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli NTV’de katıldığı programda çiftçiye 1.8 milyar liralık desteğin 27 Mart itibariyle ödeneceğini açıkladı.

Çiftçinin 2019 üretim yılına ait desteklerin ödeneceğini açıklayan Pakdemirli, aynı zamanda buğday ve ette gerekirse ithalat yapılacağını belirterek çiftçiye İthalat sopasını da gösterdi. Böyle bir dönemde üretim için çalışan çiftçiyi ithalatla korkutmak doğru değil. İthalat değil üretim odaklı bir politika uygulanmalı.

Hangi destekler ödenecek?

Pakdemirli’nin açıklamasına göre, mazot ve gübre desteği 20 ilde 1 milyar 145 milyon lira, anaç koyun keçi desteği 80 ilde 580 milyon lira hububat, baklagil desteği 14 ilde 120 milyon lira, dane mısır isteye 6 ilde 20 milyon lira hayvan hastalıkları tazminatı 68 ilde 16 milyon 200 bin lira, tiftik için ilave desteği 3 ilde 226 bin lira 27 Mart itibari ile TC kimlik numarasına göre ödemelere başlayacak.

“Stoklar yeterli ama ithalat yapılabilir“

Tarım ve orman Bakanı Bekir Pakdemirli ayrıca Türkiye’nin buğday bakliyat ürünlerinde yeterli stok olduğunu ancak daha fazla ihtiyaç olursa İtalat için Cumhurbaşkanlığına gerekli başvurunun da yapıldığını anlattı. Pakdemirli çiftçilerin tarlasına ulaşabilmeleri için içişleri Bakanlığının bir genelgeyi yayınladığını ve üretimin devamlılığı açısından çalışmaları sürdürdüklerini belirtti.

“Depolar et dolu, fiyat artarsa gereği yapılacak“

Et ile ilgili de açıklamalarda bulunan Pakdemirli, ithalatı durdurduklarını, Et ve Süt Kurumu’nun depolarının etle dolu olduğunu o konuda bir sıkıntı yaşanmayacağını ancak fiyatlar arttığı taktirde ithalatı da gündeme alabileceklerini vurguladı.

İthalat kolay değil

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli yaptığı açıklamalarda özellikle et ve buğdayda ithalat seçeneğini dile getirmesi açıkçası böyle bir dönemde üreticinin moralini bozacak nitelikte. Bu zor şartlarda çiftçi üretim yapmaya çalışırken ithalat sopasını göstermek doğru değil. Kaldıki ithalat yapmak da kolay değil. Türkiye’nin en fazla buğday aldığı Rusya tahıl ihracatını 10 gün süreyle durdurdu. İthalat değil üretim odaklı çalışmalıyız.

Fabrikalar, AVM’ler kapanabilir, ineğin memesini kapatamazsınız

Fabrikalar, AVM’ler kapanabilir, ineğin memesini kapatamazsınız

Gezegeni esir alan yeni koronavirüs yaşamın her alanını olumsuz etkiliyor. Bu etkinin daha büyük yaralar açmaması için gıda üretiminin kesintisiz sürmesi gerekiyor. Bunun için tarımsal üretim çok çok önemli.Gerekli önlemler zamanında alınmazsa tarımdaki olumsuz etkiler gıda üretimini dolayısıyla yaşamı tehdit edecek boyutlara ulaşır.

Dün bitkisel üretim konusunda yaşananları ve neler yapılması gerektiğini sahadan aldığımız bilgilerle paylaştık.

Hayvancılıkta,et ve sütteki durum bitkisel üretimden farklı değil. Hatta özellikle sütte daha büyük sıkıntılar var.

Kırsalda yaşayanlar için hayvancılık vazgeçilmez bir faaliyet. Hayvanlar da insanlar gibi sürekli bakım,ilgi istiyor. Hastalığı,doğumu var. Kendi haline bırakamazsınız.

Süt hayvanlarının sağılması gerekiyor. Sağılan sütün zaman yitirilmeden soğuk zincire girmesi için alım merkezine ulaştırılması gerekiyor. Bunun için sağılan süt, köye gelen kooperatif veya süt alıcısına teslim ediliyor. Ancak bu işler her geçen gün zorlaşıyor.

Alınan son kararla köylerde de 65 yaş ve üzeri olanların sokağa çıkmaları kısıtlandı. Jandarma köylerde gerekli kontrolleri yapıyor ve 65 yaşın üzerindeki üreticilerin dışarı çıkmaması için uyarıyor.

Süt üretimi olmazsa yoğurt,peynir,yağ da olmaz

Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük’e süt toplamada sorun olup olmadığını sordum. Ciddi sorunlar yaşanmaya başlandığını söyledi. Köylerde süt alım merkezleri kurduklarını, ancak 65 yaş üzeri ortaklarının bu merkeze süt getirmelerinin yasaklandığını bunun büyük sıkıntılara neden olacağını anlattı.

Sokağa çıkma yasağı da olsa gıda üretiminin durmaması gerektiğini belirten Mahmut Eskiyörük durumu şöyle özetledi: ” Köylerde 65 üstü çok sayıda çiftçi var. Bizim ortaklarımız da var. Ortaklarımızdan günlük 150-200 litre sütü olan var. İnekleri sağmak zorundalar. Fabrikayı,işyerini kapatabilirsiniz ama ineğin memesini kapatamazsın. Sütü traktörün römorkuna koyup köydeki alım merkezimize getiriyor. Orada bir elemanımız tüm önlemleri alarak sütü teslim alıyor. Sabah 6.30’da başlayan süt teslimatı 9.30’a kadar sürüyor. Üreticiler aynı anda gelmiyor. Çoğu zaman karşılaşmıyorlar bile. Şehirde parka çıkmaları yasaklansın doğru. Ama köyde keyfi olarak dışarı çıkmıyorlar. Sütü teslim edip eve dönüyorlar. Ortağımız sütünü getirmezse nasıl geçinecek. Sağdığı sütü ne yapacak? Ayrıca onlardan aldığımız sütü işleyerek içme sütü, yoğurt, peynir, tereyağı yapıyoruz. Biz bunu yapmazsak tüketici ne yiyecek? Her şeyin üretimini durdurabilirsiniz, ama tarım ve gıdayı durduramazsınız. Yarın sokağa çıkma yasağı olursa ne olacak? İnsanlar açlıktan ölür. Buna bir çare bulunmalı.”

Besici ithalat istemiyor

Besicilik yapanlar, kırmızı et üretenler, süt üreticilerine göre işlerini daha rahat yapıyor. En azından günde iki kez sağım yapmıyorlar. Ancak, hayvanlarının bakımını,beslenmesini, kesime gelenleri alıcılara satmaları için onlar da dışarı çıkmak zorunda.Ayrıca bu süreç çok uzarsa yem temini konusunda sıkıntılar yaşanabilir. Dövizdeki artışa bağlı olarak yem fiyatları artabilir.

Besicilik yapanlar et temininde bir sorun olmadığını böyle bir dönemde fiyat artışını bahane ederek ithalatı gündeme getirmek isteyenler olduğunu ancak ithalatın kesinlikle yapılmamasını istiyor. Geçen hafta satışların yüksek olduğunu ancak bu hafta çok düştüğünü ifade eden besiciler uzun zamandan beri zaten zararına çalıştıklarını ifade ediyor.

Kurban döneminden daha fazla et satılınca fiyat yükseldi

Koronavirüs önlemleri kapsamında insanlar eve kapanınca sadece bakliyat ürünleri stoklamadı. Et satışlarında da ciddi artışlar oldu. Sektörü yakından izleyenler Kurban Bayramı döneminden daha fazla et alındığını söylüyor. Bu nedenle karkas et fiyatı 32 liradan 39 liraya kadar çıktı.

Et piyasasını yakından takip eden Hüseyin Özşenoğulları’nın verdiği bilgilere göre dana bıçak fiyatı bu dönemde 32 liradan 39 liraya, kuzu eti bıçak fiyatı 48 liradan 52 liraya çıktı. Ancak bu hafta satışlar büyük oranda azaldı. Gelecek hafta ne olur belli değil.

Türkiye’de et ile ilgili bir sınıflandırma olmadığı için büyük market zincirleri inek etini dana eti olarak satıyor. Bugünün konusu değil, ancak tüketicinin aldatılmaması için ette sınıflandırma olması lazım. Üreticiden alınırken hayvanın cinsine göre alınıyor. Güney Amerika danası karkas olarak kilosu 35-36 liradan alınıyor. Angus ve türleri 36-37 liradan, yerli danalar montafon,simentalin karkas kilosu 38-39 liradan, Şarole, Limozin ırkı hayvanların 1 kilo karkas eti 40 liraya alınıyor. Fakat markete giderseniz satılan etin hepsi dana eti. İnek eti de dana eti olarak satılıyor. Özellikle ucuz kıymaların çoğu inek eti.

Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü Osman Uzun yemek firmalarına ve şarküterilere 29 liradan karkas et teminine devam ettiklerini isteyen herkese et verebileceklerini söylüyor.

Genel olarak et temininde büyük bir sorun yaşanmıyor. Ancak, restoran, toplu tüketim yerlerinin, otellerin kapanması veya tüketimlerinin azalması nedeniyle fiyatlarda dalgalanma olabilir.

Beyaz et ve yumurta da olumsuz etkileniyor

Beyaz et sektöründe ise, üretimin çok büyük bölümü entegre işletmelerde yapılıyor. Geçen hafta kırmızı ette olduğu gibi yoğun bir talep oldu. Ancak, toplu tüketim yerleri, restoran, kurum yemekhanelerine yönelik satışlar büyük oranda durdu. Satışlar marketler üzerinden sürüyor. Evde kalma süreci daha fazla uzarsa, mangal sezonunda yapılması beklenen satışlarda düşüş olması bekleniyor.

Koronavirüs öncesinde yaklaşık 1 yıldır Irak pazarı kapalı olan yumurta sektöründe ise sorunlar katlanarak arttı. Irak’a yumurta ihracatı İran,Ürdün gibi ülkeler üzerinden yapılıyordu. Fakat, İran’da koronavirüs çıktıktan sonra sınırlar kapatıldı. Yumurta üreticileri zaten sıkıntıdayken şimdi daha büyük sorunlar yaşıyor.

Özetle, bitkisel üretimde olduğu gibi hayvancılıkta da üretimin devam etmesi gerekiyor. Üreticinin,yetiştiricinin et,süt,yumurta üretmesi için gerekli desteğin sağlanması şart. Markette,mandırada,bakkalda süt,yoğurt,peynir,tereyağı,et ve et ürünlerinin olması için hayvancılığa yönelik özel önlemlerin alınması gerekiyor. Bunun için Tarım ve Orman Bakanlığı acilen harekete geçmeli.

Gıdamızı üreten çiftçileri de ayakta alkışlamalıyız

Gıdamızı üreten çiftçileri de ayakta alkışlamalıyız

Sağlık çalışanlarının koronavirüse karşı ne kadar büyük fedakarlıklarla çalıştıklarını ve ne kadar büyük risklerle karşı karşıya kaldıklarını biliyoruz. Bu nedenle bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de her akşam alkışlarımızla onlara teşekkürlerimizi gönderiyoruz.

Bu alkışı sonuna kadar hak eden bir kesim daha var. Eve hapsolduğumuz bu günlerde bile raflarda, pazarlarda,manavlarda gıdalarımızı hiç eksiltmeden üreten çiftçilerimiz. Onlar da bütün zorluklara, risklere rağmen üretimi aksatmadan sürdürmeye çalışıyor.

Ancak bu günlerde çok zor günler yaşıyor çiftçilerimiz. Daha çok şehirde yaşayanlar gözetilerek alınan önlemler, açıklanan ekonomik önlem paketinde tarım ve tarımcılar yok sayılıyor.

Şehirde yaşayanlar evden çıktıklarında virüsün ölümcül riski ile karşı karşıya kalıyoruz. Köyde yaşayanlar ise tarlaya çıkamazsa kıtlık riski ile karşı karşıya kalabiliriz.

Sebzelerde ekim zamanı

Bu dönem sebze başta olmak üzere bir çok ürün için ekim zamanı. Market raflarında, pazarda,manavda aldığımız ürünlerde kıtlık olmaması için çiftçinin tarlasına gitmesi gerekiyor. Yani tarımsal üretim olmazsa bu kez gıda kıtlığı başlar.

Bazıları zannediyor ki, markete her gittiğinde raflar dolu olacak. Bu ürünler markette, AVM’lerde yetişmiyor. Bunları üreten çiftçiler var. Çiftçiler tarlaya girmezse yakın zamanda raflara koyacak ürün olmaz.

Bu nedenle gerekli önlemlerin alınarak çiftçinin üretim yapması sağlanmalı. Bu üretimi sağlayan çiftçilerimizi sağlıkçıları alkışladığımız gibi ayakta alkışlamalıyız. Onlar üretmezse virüsten olmasa da açlıktan ölürüz.

İki gündür ülkenin her yerinden çiftçiler arıyor. Hepsi endişeli.Hepsi korku içinde. Tarlaya gitmek zorunda olduklarını ama gidemediklerini söyleyen de var. Çocukları evde bırakıp tarlaya gittiğini söyleyen de var.

Üretim maliyeti katlanarak artıyor

Pazar sabahı ilk olarak Mersin’den Mehmet Ateş aradı. Uzun yıllar Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanlığı yapan Mehmet Ateş, milyonlarca fidenin toprakla buluşması gerektiğini belirterek, Mersin’deki üretenlerin bu fideleri üretim bölgelerine ulaştırmada büyük zorluklar yaşadığını söyledi. Sorun sadece fideleri üretim bölgesine göndermek de değil.

Doku kültürü ile fide üretenlerin en çok kullandıkları malzemeler, eldiven, maske ve dezenfektan ürünleri. Laboratuar gibi fide üretim merkezlerine her girişte ve 3 saatte bir bu malzemeler değiştirilerek kullanılıyor. Koronavirüsü nedeniyle bu malzemelerin hepsinin fiyatı bir kaç kat arttı. Fiyat artışı maliyetleri inanılmaz artırdı. Daha önce 5-10 lira olan maske,eldiven bugün 50 lira civarında. Üretilen fidelerin toprakla buluşturulması,dikilmesi gerekiyor.

Ekim yapacak çiftçiler, işçiler nasıl korunacak?

Öğleden sonra, hem çiftçilik yapan hem de bir çok ürünü ihraç eden Kemal Berişler aradı. Anlattıkları tarımda, kırsalda yaşananların ve alınması gereken önlemlerin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Kemal Berişler’in anlattıkları özetle şöyle.

“Kırsalda,tarımda tam ekim,dikim zamanı. Firmalardan büyük zorluklarla getirdiğimiz fideleri dikecek eleman bulamıyoruz. Çiftçinin 3 ayı daha olmayacak, 3 ay sonra ekip dikmek mümkün olmayacak. Bu fideleri dikemezsek iki üç ay sonra raflarda ürün olmayacak.

Biz hem kendimizin hem işçilerimizin sağlığını düşünerek ve toplumun gıda ihtiyacını karşılamak için tarımsal üretimi sürdürmek zorundayız. Şu anda tarımla ilgili neler yapılacağı, nasıl yapılacağı kimsenin umurunda değil. Tarımcılar şu anda yok sayılıyor. “Ben sadece alır tüketirim” mantığı var. Üretmezsek neyi alacaksınız?

Biz çalışanlarımızın da sağlığını düşünerek tarım işçilerimizi dolmuş yerine otobüslere 10’ar kişi ile taşıyalım. Onlar arasında sosyal mesafeyi koruyalım. Buna yönelik önlemler,çalışmalar yapılması gerekiyor. Ama kimsenin umurunda değil.

Yarın hasat için binlerce kişi Güneydoğu’dan, Konya’dan, Eskişehir, Kütahya’dan Ege’ye gelecek. Mevsimlik işçiler nasıl gelecekler? Gelmezlerse hasat olmayacak. Gelenler bir yaşında bebesi ile,80 yaşında dedesi ile gelecek. Onlar 10-15 kişi aynı çadırda nasıl kalacaklar? Bunun önleminin şimdiden alınması gerekir. Çünkü sözleşmeler yapılıyor.Yarın çok geç olacak. Bu insanların tamamı en düşük hijyen koşullarda yaşıyor.Buna çözüm bulmalıyız. Hasat edilen ürünlerin hepsi onların elinden geçiyor.

Sanayici şaşkın durumda, ne yapacağını bilmiyor. Hollanda bizden ürün istedi.Zar zor TIR’ı ayarladık. Mal yükleyeceğiz bir baktık şoför TIR’ı bırakıp kaçmış. Ailesi niye işe gidiyorsun diyor? Gönderemedik.Şimdi deniz yoluyla göndereceğiz. TIR şoförleri gittikleri yerde 14 gün karantinada kalıyor.Ülkeye dönünce 14 gün daha kalıyor, yani 28 gün karantinada .Ulaşımda da ciddi sorunlar var.

Mazot,gübre gibi hijyen desteği de olmalı

Yapılması gereken, Cumhurbaşkanı çıkıp “çiftçinin bir gram malı yerde kalmayacak,bunun için gerekli önlemler alınacak” demesi ve söylenenin de yapılması gerekir. Mevsimlik işçiler için hijyen ortam sağlanmalı ve çalışmalar yapılmalı. Mazot,gübre,tohum desteği gibi hijyen desteği sağlanmalı.

Şu günler domates,biber,patlıcan, soğan,patates ve diğer sebzelerin ekim zamanı. Türkiye dik durur ve ekimi yapabilirse, hem içerde hiç bir üründe sorun olmaz hem de ihracat yapabilir. Çünkü diğer ülkelerdeki durum çok daha vahim. Şu anda bunu yapmaları olanaksız. İtalya, İspanya, Hollanda, Mısır, Fas ve diğer üretici ülkeleri yakından izliyoruz. Çok büyük sorunları var. Güney İtalya domateste en büyük rakibimiz. Fas’tan başka ülkelerden işçi getirerek ekim yapabilir mi? Mümkün değil. Bu nedenle Türkiye iyi bir organizasyonla hem insanlarımızın sağlığı için önlemler alarak hem de tarımsal üretimi sürdürerek 2020’yi,2021 yılını şimdiden kurtarabilir.”

Hasat nasıl yapılacak,ürünü kim alacak?

Hasat sezonu yaklaşan kirazdaki durumu ise İzmir Kemalpaşa Bağyurdu Kiraz Üreticileri Kooperatifi Başkanı Ahmet Şeref Ergün ile konuştuk: “Üreticiler çok tedirgin. Ürünü bugüne kadar getirdik. Çok masraf yaptık. Dalında bırakamayız. Hasada 15-20 gün kaldı. İşçileri nasıl getireceğiz. Kirazı toplamak için yüzlerce işçi çocuklarıyla birlikte binlerce kişi gelecek. Onların sağlığını nasıl koruyacağız? Ürünü hasat ettikten sonra alıcı bulabilecek miyiz? İhracat nasıl olacak?”

Özetle, tarımı,kırsalı yok saymak,yakın gelecekte gıda krizine neden olabilir. Kırsalda yaşayanların sağlığını koruyacak, tarımsal üretimi devam ettirecek bir organizasyonun zaman yitirilmeden oluşturulması gerekiyor. Tarlada “sosyal mesafeyi” korumak kolay. Önemli olan çiftçinin, mevsimlik işçilerin,kırsalda yaşayan ve çalışanların sağlık koşullarının koronavirüs önlemleri kapsamında yeniden düzenlenmesi. Virüsle mücadele kadar, gıda üretimi de çok çok önemli. Virüsten korunurken açlıktan,kıtlıktan heba olmayalım.

Tarımsal desteklerde başvurular uzatıldı,ödemeler gecikecek

Tarımsal desteklerde başvurular uzatıldı,ödemeler gecikecek

Tarım ve Orman Bakanlığı, bitkisel üretim destekleri kapsamında yer alan fark ödemeleri, iyi tarım uygulamaları ve organik tarım desteklemelerinin son başvuru tarihlerini koronavirüs önlemleri kapsamında uzattı. Başvuru yapamayanlar açısından süre uzatımı avantaj sağlasa da desteklerin ödenmesi daha çok gecikecek. Çünkü genelde başvuruların tamamı alınmadan ödeme yapılmıyor.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu bilgileri verdi: “Dünya’da pandemi olan ve ülkemizde de etkisini gösteren COVİD-19 salgını, günlük yaşamı etkileyecek konuma gelmiştir. Bu doğrultuda hükümetimiz tarafından kamu sağlığını gözeten tedbirler ivedi olarak alınmakta ve uygulanmaktadır.

Bu çerçevede; kamu sağlığının korunması için alınan tedbirler nedeniyle, üreticilerimizin fark ödemesi desteğine başvuramaması ve neticesinde mağdur olmamaları amacıyla 2019 yılı ürünü olan;

– Yağlı Tohumlu Bitkiler ile Dane Zeytine yönelik fark ödemesi destekleri son başvuru tarihi 30 Nisan 2020’ye,

– Hububat, Baklagil ve Dane Mısır fark ödemesi destekleri son başvuru tarihi 29 Mayıs 2020’ye,

– İyi Tarım Uygulamaları ve Organik Tarım desteklemeleri son başvuru tarihi 30 Nisan 2020’ye uzatılmıştır.”

ÇKS başvuruları e-devlet üzerinden yapılacak

Pakdemirli, açıklamasında, Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) yapılan başvuruların, 30 Haziran 2020’ye kadar devam etmekle birlikte, çiftçilerin il/ilçe müdürlüklerine gitmeden ÇKS başvurularını (Çiftçi Kayıt Sistemi) e-devlet üzerinden de yapabileceklerini duyurdu.

Destekler daha geç ödenecek

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin açıklamasına bakılırsa başvuru süreleri uzatılan destek kalemlerinde uzatmaya bağlı olarak daha geç ödenmesi bekleniyor. Yapılması gereken, başvurusunu yapan çiftçilerin ödemelerinin yapılması,ancak bugüne kadarki uygulamalarda başvurular tamamlandıktan sonra ödeme yapılıyor.

Başvuru yapamayan çiftçiler için avantajlı olan süre uzatımı, başvurusunu yapan çiftçiler için dezavantaja dönüşmemeli.

e- Çiftçi portalı devrede

Türkiye’de kurum ve kuruluşlar yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı önlem alırken, vatandaşların daha çok online işlem yapması öneriliyor.Tarım ve Orman Bakanlığı da işlemlerin kolay yapılması için e-Çiftçi portalı oluşturdu.

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen e-Çiftçi portal, kayıtlı bulunan 2 milyon 132 bin 698 işletme, 33 milyon tarım parseli, 80 milyon 101 bin 846 baş (büyükbaş ve küçükbaş) hayvan varlığı ve ürün çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, dünyanın en geniş ve en kapsamlı tarım bilişim altyapılarından biri olma özelliğine sahip.

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, üreticilerin tarımsal desteklere ilişkin başvurularını e-Çiftçi portalı üzerinden online yapabileceklerini bildirdi. Pakdemirli, üreticilere çağrıda bulunarak, “Üreticilerimiz https://eciftci.tarbil.gov.tr adresinden mobil uygulamamızı indirerek ya da e-Devlet şifresiyle giriş yaparak tarım, hayvancılık, genel ve destek başvuruları gibi birçok işlemi online yapabilirler.” dedi.

Portalda neler yapılabilir?

Birçok desteklemeye ilişkin ön başvurunun yapılabildiği sistemde, tarımsal alanda faaliyet gösteren çiftçi işletmeleri ile ilgili bilgiler yer alıyor ve bunlara bilgisayar ve mobil cihazlar üzerinden erişilebiliyor. Bu portal üzerinden e-Çiftçi Sistemi’ne giriş yapan kullanıcı, işletmesinde kayıtlı tarım arazilerinin ada-parsel bilgilerine, bu parseller üzerinde kayıtlı ürün detaylarına, kulak küpesi ile kayıtlı hayvanların yaş, ırk, cinsiyet bilgilerine tek yerden ulaşıp işlem yapabiliyor.

Bildirimler anlık olarak bakanlığa iletiliyor

Kullanıcılar işletmelerinde yer alan büyükbaş ve küçükbaş hayvanları ile ilgili doğum, ölüm, hastalık, satış gibi durumlardaki bildirimlerini uygulama üzerinden yapabilirken, bu bildirim anlık bakanlığın ilgili birimine ulaşıyor.

Çiftçilerin zamandan da kazanmasına imkân sağlayan uygulamayla üreticiler sorunlarını ilçe müdürlüklerine gitmeden yetkililere iletebiliyor.

Sistemle çiftçiler, bitkisel ve hayvansal üretim faaliyetlerine yönelik birçok destekleme ön başvurusunu portal üzerinden yapabiliyor. Sistem sayesinde tüm tarımsal faaliyetler raporlanarak, geçmiş sezonlar karşılaştırılabiliyor.

e-Devlet üzerinden alınabilecek bazı hizmetler

— 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında, kurum alacaklarının takip ve tahsil işlerinin yürütülmesi.

– Alan Kılavuzluğu Başvurularının Alınması, Değerlendirilmesi, Belgelerin Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne Gönderilmesi Maksadıyla Bölge Müdürlüğüne Gönderilmesi

– Amatör Balıkçılık Turizm İzin Belgesinin İptal Edilmesi

– Amatör Balıkçılık Turizm İzni Verilmesi

– Anaç Koyun/Keçi Destekleme Listesine Yapılan İtirazların Değerlendirilmesi

– Anaç Manda Desteklemesi İçin Başvuruların Alınarak İcmal 1 Listelerinin Askıya Çıkarılması

– Araştırma Fidanlığı Faaliyetlerinin Yürütülmesi

– Arazi Toplulaştırma Çalışmalarında Uygulama Alanlarında Tarım Arazisi Nitelikli Taşınmazların. Satış, İpotek, Rızai Taksim Gibi Konular İçin Gerekli İzinlerin Verilmesi

– Arıcıların Arı Konaklama İşleri İçin Bal Ormanları Ve Ormanlık Alanlardan Faydalanma Taleplerinin Alınması

– Büyükbaş Hayvancılık İşletmesi İçin Karantina Yeri Ve İşletme Uygunluk Belgesi Verilmesi

Tarım sektörü de destek istiyor

Tarım sektörü de destek istiyor

Koronavirüs önlemleri kapsamında açıklanan ekonomi paketinde tarımla ilgili hiç bir desteğin yer almaması tepkiye neden oldu Tarım sektörü temsilcileri ilave destek yerine hak ettikleri 2019 yılı desteklerinin bile ödenmediğini belirterek bu desteklerin hemen ödenmesini istiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı Perakende, AVM, demir-çelik, otomotiv, lojistik-ulaşım, sinema tiyatro, konaklama, yiyecek-içecek, tekstil-konfeksiyon ve etkinlik organizasyon, ihracat, ticaret sektörlerine yönelik ekonomi paketinde tarım sektörü yer almadı. Esnaftan ihracatçıya, tüccardan imalatçıya kadar koronavirüsünden etkilenen hemen her kesime destek sağlanırken tarımın yer almaması tarımcıların tepkisine neden oldu.

Tarımcıların 3 isteği var

Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan 100 Milyar liralık ekonomik paket içinde tarım kesiminin olmadığını belirterek, tarımın ve dolayısıyla gıdanın da bu kapsama alınmasını istedi. Doğru, tarıma yönelik yapılması gereken 3 isteği ise şöyle sıraladı;

1- Amaç piyasaya likidite sürmek ve insanları harcamaya yönelterek ekonomiyi canlı tutmaksa en geniş sektör tarım. 2019 tarım destekleri hemen ödense piyasaya canlılık getirir. Özellikle de bu krizden en çok etkilenecek küçük esnafa çiftçinin yapacağı alışveriş can suyu olur.

2- Zirai kredilerin vadesi Mart Nisan Mayıs da olanların geri ödemesinin de en az 3 ay faizsiz ötelenmesi gerekir.

3- Krizden etkilenecek sektörlere hammadde temin eden tarım kesimi de nakit akışında aksama yaşayacağından açılacak KGF(Kredi Garanti Fonu) kredilerinde tarım işletmeleri de faydalanmalıdır.

En azından hak edilen destekler ödensin

Ekonomik önlem paketinin açıklanmasından sonra çok sayıda üretici, diğer sektörlere ilave destek sağlanırken, kendilerinin hak ettikleri destekleri bile alamadıklarını dile getirdi. Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan açıklamalarda çiftçilerin, mazot,gübre, prim, hayvancılık ve diğer desteklerinin en azından hemen ödenmesi dile getiriliyor. Açıklamalarda bu desteklerin 2019 üretim yılına ait olduğu da hatırlatılıyor.

Kırsalda koronavirüse karşı önlemler alınıyor mu?

Kırsalda koronavirüse karşı önlemler alınıyor mu?

Koronavirüse karşı önlemler, açıklamalar çoğunlukla şehirde yaşayanlar dikkate alınarak yapılıyor. Hastalık ve bulaşma riski şehirlerde çok yüksek olması bunda önemli bir etken. Ancak, şehirde yaşayanların kırsalla güçlü bir bağı olduğu da unutulmamalı.

Okullar tatil olduktan sonra yazlıklara gidenler olduğu kadar kırsala giden, köyüne dönenler de oldu. Tarla,bağ,bahçe işleri arttıkça, hasat zamanı yaklaşınca, önümüzdeki günlerde kırsala gidenlerin sayısında daha büyük artışlar olacaktır.

Türkiye’de şehirlerde yaşasa da herkesin bir ayağı kırsalda. Bu nedenle önlemler alınırken kırsalın da dikkate alınması şart. İletişim araçları en ücra köylere kadar girse de kırsala yönelik uyarıların yapılması ve bazı önlemlerin alınması gerekiyor. Ayrıca kırsalda yaşayanların yaş ortalamasının 55’in üzerinde olduğu unutulmamalı.

Köy yerinde, umreden dönen komşusunu ziyaret etmemek, tokalaşmadan selamlaşmak, hasta ziyaretine gitmemek “ayıp” sayılıyor. Tarlaya,bağa bahçeye genellikle hep birlikte gidiliyor. Mevsimlik işçiler toplu halde taşınıyor ve derme çatma yerlerde hep birlikte yaşıyorlar. Sağlık koşulları yetersiz. Koronavirüsüne karşı önlemlerin çoğu geçersiz kalıyor.

Barlar,cafeler kapatıldı,hayvan pazarları açık

Doğru bir kararla şehirlerde barlar,kahvehaneler, nargile salonları ve benzeri buluşma yerleri, insanların yoğun olarak bir araya geldikleri mekanlar kapatıldı. Fakat, kırsalda, şehirlerin kenarlarında hayvan alım satımının yapıldığı hayvan pazarları açık. Koronavirüs salgını öncesinde de zaten ciddi sıkıntılar,sorunlar yaşanan hayvan pazarları ile ilgili ciddi önlemler alınması gerekiyor.

Daha önce ziyaret ederek, yerinde görerek hayvan pazarlarının durumunu,yaşanan sorunları paylaşmıştım. Bugünlerde hayvan pazarlarının bir kez daha mercek altına alınması şart.

Adeta kendi haline terk edilmiş, denetim ve kontrollerin yapılmadığı hayvan pazarlarının bir çoğu gece yarısından sonra saat 2’de,3’te açılıyor. Bu işin neden gece yapıldığını kimse bilmiyor. Karanlıkta hayvanlar getiriliyor. Alıcı, cep telefonu ışığı ile hayvanı görmeye, bir kusuru olup olmadığını anlamaya çalışıyor.

Gecenin o saatinde hayvanını kapan pazara getiriyor. Girişlerde doğru dürüst bir denetim yok. Pazarın idari binasına asılan Tarım ve Orman Bakanlığı veya belediyenin talimatlarının yüzde 10’u bile uygulanmıyor.

Dezenfeksiyon parası alınıyor,ama yapılmıyor

Kontrolsüz olarak hayvan pazarlarına giriş çıkış yapılıyor. Bir çok pazarın karantina yeri yok,olanlar da pek kullanılmıyor. Dezenfeksiyon için ücret alınıyor,makbuz bile kesiliyor. Ancak dezenfeksiyon işlemi yapılmıyor.

Hayvanlarını pazara getiren, satıp para kazanmak istiyor. Bazıları sıkıntıda olduğu için hayvanını satmak zorunda. Bazıları ihtiyaçlarını karşılamak için hayvanını satıyor. Bu nedenle biran önce satmak istiyor.

Hayvan nakilleri konusunda da bir çok yasal düzenleme olmasına rağmen uygulanmıyor. Bir pazarda hayvanını satamayan bir başka pazara götürüyor. Hayvanlar oradan oraya dolaştırılıyor. Bu kadar denetimsiz ve kontrolsüz bir ortamda hayvanla birlikte hasatlıklar da taşınıyor. Bugünlerde yine şap hastalığı yaygın. Bazı pazarlar bu nedenle kapatıldı.

Hayvan sevklerinde zorunlu 2 şap ve 1 çiçek aşısı gerekiyor. Yani bir hayvanın sevki için 2 şap aşısının yapılması ve 1 çiçek aşısının yapılmış olması ve buna uygun olarak rapor verilmesi gerekiyor.Fakat bu yapılmıyor.

Tokalaşmadan hayvan alınıp satılabilir mi?

Hayvan alım ve satımında pazarlık yapılırken alıcı ve satıcı tokalaşarak ve bir ritüel şeklinde bazen dakikalarca eller üst üste sallanarak satış gerçekleştiriliyor. İnsanlar hayvanlarla iç içe, en az 200-300 kişi dar bir alanda hayvan alım satımı yapıyor. Bu kadar sağlıksız ve denetimsiz hayvan pazarları koronovirüsün yayılmasına neden olabilir

Haftanın her günü hayvan pazarları açık. Ege Bölgesi’nde Pazartesi günü Balıkesir, Salı günü Nazilli,Cuma günü Aydın, Cumartesi ise,Ödemiş ve Muğla Bayır hayvan pazarları var. Satıcı ile alıcı bir araya geliyor. Hayvanını bir pazarda satamayan diğerine götürüyor. Hayvan alım satımı yapanlar da pazara tedirgin gidiyor. Bu nedenle koronavirüs önlemleri kapsamında hayvan pazarlarının geçici olarak kapatılmasını istiyorlar.

Ramazan ve virüs fırsatçıları

Daha önce de yazdığımız gibi gıda ürünleri konusunda bir yokluktan, darlıktan söz edilemez. Ancak, koronavirüs önlemlerinin uygulanmaya başlanması ile gıda stoğu yapılmasını fırsat bilenler fiyatlara ciddi zam yaptılar. En çok satın alınan bakliyat, makarna ve diğer kuru gıdaların fiyatları bir anda ikiye üçe katlandı.

Virüsü fırsat bilen fırsatçılar şimdi de Ramazan öncesi zam yapmaya hazırlanıyor. Her yıl olduğu gibi Ramazan öncesi ürünler zamlanacak endişesi var. Virüsü ve Ramazan ayını fırsat bilerek zam yapanların mutlaka engellenmesi gerekiyor.

Türkiye tarımsal gücünü harekete geçirmeli

Koronavirüs nedeniyle bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de ekonomide sıkıntılı günler yaşanacaktır. Alınan önlemler çerçevesinde zorunlu olarak işyerleri kapanıyor, oteller, restoranlar, hizmet sektörü belli alanlarda devre dışı kalıyor. Fabrikalar, imalathaneler kapasitelerini düşürmek zorunda kalıyor,tamamen kapananlar var. Böyle bir ortamda tarımsal üretimin durması mümkün değil. Gıda ihtiyacının karşılanması için tarımsal üretimin devam etmesi gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında bugün yapılacak toplantıda esnafın, finans, hizmet ve sanayi sektörünün sorunları ve önlemler ele alınacak. Tarım sektörü unutulmamalı. Bir kez daha yinelemekte yarar var. koronavirüs, tarım ve gıdanın önemini ve Türkiye’nin bu alandaki güçlü potansiyelini bir kez daha gösterdi.

Özetle, koronavirüs konusunda alınacak önlemlerde, yapılacak çalışmalarda kırsalın unutulmaması gerekir.
*****
Şehitlerimizi saygıyla anıyoruz

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk,Çanakkale, Kurtuluş Savaşı ve teröre karşı mücadelede, yurt savunmasında şehit düşen tüm şehitlerimizi saygıyla ve minnetle anıyorum.

Koronavirüse karşı tarım ve gıdanın önemi

Koronavirüse karşı tarım ve gıdanın önemi

Koronavirüs dünyayı adeta esir almışken, bir yandan virüse ve ölümlere çare aranırken bir yandan da insanların yaşamını sürdürmesi için gerekli gıdaların temini için çalışmalar yapılıyor. Bir çok ülke tarım ve gıda üretiminin devamı için önlemler açıkladı.

Konunun iki boyutu var. Birincisi, koronavirüsün tarım ve gıda ürünleri ile bulaşıp bulaşmadığı. Diğer boyutu ise ülkelerin aldıkları önlemler çerçevesinde sınırların kapatılması, ulaşımın engellenmesi, bazı ülkelerde sokağa çıkma yasağına kadar varan önlemlerin tarım ve gıda üretimini, tüketimini nasıl etkileyeceğidir.

Salgının en etkili olduğu Avrupa Birliği ve Çin başta olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri ile Dünya Sağlık Örgütü kaynaklarının tamamı, gıda tüketimi ile koronavirüsünün bulaştığına dair bir kanıt olmadığı konusunda hemfikir.

Tarımsal üretim ve gıda güvenliği konusunda ise farklı görüşler var. Ancak gerçek olan şu ki, bu salgın bir kez daha tarım ve gıdanın önemini gösterdi. Daha da önemlisi kendi kendine yeterliliğin önemi bir kez daha kanıtlanmış oldu.

Koronavirüs gıda ile bulaşmıyor

Amerika Tarım Bakanlığı (USDA) internet sitesinde koronavirüs ve gıda ile ilgili bilgilendirmeler yapıyor. Koronavirüs ile ilgili en çok merak edilen sorulara yanıt verilirken besin güvenliği ile ilgili sorular için özetle şu değerlendirme yapılıyor: “COVID-19’un gıda veya gıda ambalajı ile bulaşabileceğini gösteren herhangi bir rapor, bir kanıt yok. Bununla birlikte, yiyecekleri tutarken veya hazırlarken hijyen kurallarına dikkat etmek gerekir. Ellerinizi ve yüzeyleri sık sık yıkamak, çiğ etleri diğer gıdalardan ayırmak, doğru sıcaklıkta pişirmek ve gıdaları hemen soğutmak her zaman önemlidir.

“Çin’den ve diğer ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri’ne ithal edilen gıdalar COVID-19’un yayılma riski altında. COVID-19’dan etkileniyor mu?” sorusuna ise; “Şu anda, ithal edilen mallarla ilişkili COVID-19 iletimini destekleyen hiçbir kanıt yoktur ve ABD’de ithal edilen mallarla ilişkili bildirilmiş COVID-19 vakası yoktur.” yanıtı veriliyor. Ayrıca ülkede üretilen gıdaların virüs bulaştırdığına dair kanıt olmadığı da vurgulanıyor.

Birleşmiş Milletler’den hijyen uyarısı

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü(FAO) koronavirüsün gıda kaynaklı olmadığını, gıdalardan bulaştığına dair bir kanıt olmamasına rağmen gıda hijyenine dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarılar yapıyor. FAO, hayvanların taşınması ve gıda zincirinde hijyene dikkat edilmesinin halk sağlığı için gerekli olduğunu ve bulaşıcı hastalıkların önlenmesine ve kontrolüne yardımcı olacağını duyurdu.

Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı (EFSA) yaptığı açıklamada yeni koronavirüsün (COVID-19) şu anda “gıdaların muhtemel bir kaynak veya bulaşma yolu olduğuna dair bir kanıt” olmadığını duyurdu.

Avrupa Birliği’nden çiftçilere destek

Koronavirüsünün en yaygın olduğu bölge konumuna gelen Avrupa Birliği’nde tarımsal üretim ve gıda ihtiyacının karşılanması için ek destekler gündemde. İtalya Tarım Bakanı Teresa Bellanova, Avrupa Komisyonu’ndan koronavirüs nedeniyle zor durumda kalan çiftçiler için Ortak Tarım Politikasının idari prosedürlerinin ertelenmesini istedi. Komisyon bu talebe olumlu yanıt verdi.

Türkiye nasıl etkilenecek?

Türkiye’nin genel olarak bugüne kadar süreci iyi yönettiği söylenebilir. Bilim Kurulu rehberliğinde alınan önlemler yerinde. Tarım ve gıda konusunda ise ,Türkiye’nin virüsün başladığı Çin’den tarım ve gıda ürünü ithalatı çok sınırlı. Bu nedenle Çin kaynaklı bir sorun yaşanması beklenmiyor. Avrupa Birliği ise, Türkiye’nin dış ticaretinde çok önemli bir pazar. Hem ithalat hem de ihracat açısından. Koronavirüsün şu anda en etkili olduğu İtalya ve İspanya bir çok üründe Türkiye’nin en ciddi rakipleri. İtalya ve İspanya’dan ürün tedariki yapamayan ülkeler Türkiye’ye yöneliyor. Fakat Türkiye’nin buna hazırlıklı olduğunu söylemek mümkün değil.

Türkiye,koronavirüs nedeniyle iş yapma bakımından şu anda bir çok Avrupa ülkesine göre daha güvenilir ve temiz. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’dan Amerika’ya seyahat yasağı uygularken Türkiye’yi bu kapsamın dışında tutması bile bunun önemli göstergelerinden birisi.

Koronavirüsten ölümlerin konuşulduğu bir dönemde bunu “fırsat” olarak değerlendirmek elbette insani değil. Fakat, bundan ders almak gerektiği de çok açık. Yıllardır söylediğimiz,yazdığımız gibi, Türkiye, sahip olduğu potansiyeli değerlendirebilse tarımda sadece kendi kendine yeterliliği değil, dünyayı da bir ölçüde doyuracak potansiyele sahip. İnsanların ilaca, tedaviye olduğu kadar sağlıklı ve güvenilir gıdaya da ihtiyacı var.

Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada da ifade edildiği gibi Türkiye’nin yeterli gıda stoğu var. Fakat, birilerinin koronavirüs endişesini fırsat bilerek ürünleri fahiş fiyatla satmasına kesinlikle izin verilmemeli.

Neler olabilir?

Sınırların kapatılması,seyahatlerin durdurulması insanların eve kapanması ile otel, restoran ve diğer işletmelerde gıda tüketiminin azalması nedeniyle ürün tedarik zincirinde değişiklikler olacak. Özellikle büyükşehirlerde marketten alışveriş yerine sanal market alışverişi yani adrese teslim öne çıkacak.

Tarımsal üretimde özellikle mevsimlik işçi çalıştıranlar büyük sorunlarla karşı karşıya kalabilir. İşçilerin ürün toplamak için toplu olarak taşınması,barınması salgın riskini artıracağı için kısıtlamalara gidildiğinde ürünlerin hasat edilmesi,toplanması sorun olabilir.

Türkiye’nin dışa bağımlı olduğu ve ithal etmek zorunda olduğu yem hammaddeleri,yağlı tohumlar ve diğer ürünlerde ithalatla ilgili sorunlar yaşanabilir. Ayrıca dövizdeki artışa bağlı olarak ithalata dayalı ürünlerde fiyat artışı olabilir.

Özetle, dünya büyük bir felaketle karşı karşıya. Bu felaketi atlatmak için bir çok ihtiyaçtan vazgeçebilir, ancak gıdadan vazgeçilemez. Bu bilinçle tarım ve gıdanın önemini daha iyi anlamamız ve buna uygun üretim ve tüketimi yönlendirmemiz gerekiyor. Dileğimiz tüm dünyanın en kısa sürede sağlıklı günlere ulaşması.

TÜSİAD’tan tarıma bütüncül politika önerisi

TÜSİAD’tan tarıma bütüncül politika önerisi

Dünkü yazıda Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği(TÜSİAD)’nin 2000 yılından bu yana yayınladığı tarım raporlarını çok kısa özetlemiştik. “Tarım ve Gıda 2020 / Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi Raporu” 5 Mart 2020’de açıklandı.

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Özertan’ın koordinatörlüğünde hazırlanan raporun her bölümü farklı uzmanlar tarafından hazırlandı.

Tarım ekonomisi konusunda hem özel sektörün hem de kamu kurumlarının sıklıkla görüşlerine başvurduğu Gökhan Özertan’ın rapora ilişkin sunumunu özetleyerek paylaşıyoruz:

“Tarımın ekonomi geneline etkileri ve katkıları düşünüldüğünde, ekonomik kalkınma, yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği, gıda güvencesi ve çevresel sürdürülebilirlik akla gelmektedir. Böylesine karmaşık bir yapı, sorunları iyileştirmeye yönelik olarak tasarlanacak politikaların kapsayıcı olmasının yanı sıra, aynı zamanda somut ve hayata geçirilebilir olmasını da gerektirmektedir.

Türkiye’nin tarım ve gıda sektörleri için hem üretim tarafında hem de küresel olarak rekabetçi bir sektörün oluşumunda önemli bir potansiyeli bulunmakta ancak bu potansiyel yeteri kadar değerlendirilememektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2023 yılına yönelik koymuş olduğu 150 milyar dolarlık üretim ve 40 milyar dolarlık ihracat boyutuna erişebilme yolunda Türkiye için temel hedef, ülke politikalarında stratejik olarak konumlandırılmış ve önceliklendirilmiş bir tarım ve gıda sektörü olmalıdır.

Yaşanan ekonomik, kurumsal, sosyal, hukuki, çevresel ve kültürel sorunların sonucu olarak değer zinciri boyunca üreticiden tüketiciye kadar yer alan paydaşların durumlarının iyileştirilmesine yönelik entegre ve bütüncül, kapsayıcı ve kalıcı çözümlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bunların gerçekleşmesi için de mikro-mezo-makro ölçekte ve kısa-orta-uzun vadeli yol haritalarının çıkartılması; Türkiye’nin coğrafi ve iklimsel avantajlarından yararlanma; yüksek teknoloji kullanımı; seçilen ürünlerde lider olup katma değerin ülke içinde yaratılması gerekmektedir.

Doğa ve iklim dostu üretime ihtiyaç var

Küresel olarak başdöndürücü gelişmelerin yaşandığı bu dönemde ülkeler arası yoğun rekabet de eklenince tarım ve gıda sektörleri gündemin üst sıralarına yerleşmektedir. Karşı karşıya kalınan sorunlar aslında hemen her ülke için geçerlidir. Küresel olarak tarımda nüfus yaşlanmakta; kırdan kente göç artmakta; gençleri sektöre çekmek zorlaşmakta; teknoloji şirketleri tarım ve gıda sektörlerine kayıtsız kalmasa da yatırım sermayesi aynı ilgiyi göstermemekte; iklim değişikliğinin etkileri bariz olarak ortaya çıkmakta; değişen tüketici profili, nüfus ve talep baskısı sebebiyle gıda arzının hem güvenliği hem de güvencesi ile ilgili sorunlar ön plana çıkmakta; doğa ve iklim dostu, sürdürülebilir tarımsal üretime ihtiyaç duyulmakta; üretim sistemlerinin değişmesi ile birlikte biyoçeşitlilik kaybı belirmekte ve hem üreticinin hem de tüketicinin gelir ve refah kaygıları hükümetler üzerinde baskı yaratmaktadır. İlave olarak, tüm sektörler iyi yetişmiş beşeri sermayeyi kendi bünyelerine çekmek istemekte ve özellikle tarım sektörü bu alanda zorlanmaktadır. Ülkeler bu sorunlara yönelik olarak tasarlamış ve uygulamış oldukları politikalar çerçevesinde kurumlarının etkin bir şekilde çalışmasını sağladıklarında rekabetçi bir tarım ve gıda sektörüne sahip olabilmektedirler.

Yapısal sorunları çözmede zayıf kalınıyor

Türkiye tarımsal üretimde yüksek bir potansiyele sahip olmakla beraber yapısal problemlerine somut çözümler getirmekte zayıf kalmaktadır. Özellikle ekonomi genelinde yaşanan kırılganlıklar tarım sektörüne de kuvvetli şekilde yansımakta ve uzun vadeli etkisi olacak kalıcı çözümlerin hayata geçirilmesi daha da önem kazanmaktadır.

Kısa vadeli ve palyatif politikaların maliyeti uzun vadeli planlardan daha fazla olmaktadır; nihayetinde, aksaklık olan parçalara yapılan yatırım uzun vadeli yapısal sorunları çözmede yetersiz kalmaktadır. Bu sebeplerle, Türkiye özelinde sektörde istikrarı sağlama amaçlı olarak kısa vadeden orta ve uzun vadeli planlamaya geçmek; sektördeki temel yapısal sorunları çözme amaçlı güncel veriye dayalı detaylı planları çalışmak; yapısal sorunlara çözüm getirmek ve fırsatları değerlendirmek çok daha verimli sonuçlar doğuracaktır.

Çok hızlı bir şekilde değişen ve gelişen küresel düzende ülkemizin bu değişimin hangi noktasında yer alacağına karar verilmesi ve sadece fiziksel ve rakamsal büyüklük olarak değil, rekabet açısından da üst sıralarda nasıl yer alacağının tasarlanması büyük önem taşımaktadır.

Hedeflere ulaşmak için kamunun liderliği gerekiyor

Unutulmaması gerekir ki, kötü kurgulanmış politikalar, önerilerin değer zincirinde yer alan paydaşlar tarafında benimsenme ve hayata geçirilme sürecini yavaşlatacaktır. Konulan hedeflere ulaşmada öncelikle kamu tarafında kuvvetli liderlik gerekmektedir. Kamu, politikaların hayata geçme sürecine yönelik kapasiteyi ve bunu sağlayacak organizasyonların ortaya çıkması için gerekli kurumsal çerçeveyi oluşturmalıdır. Ekonomik, politik, sosyal ve ekolojik olarak değişen bir dünyada tarım ve gıda sektörlerinin gelişmesi ve kalkınması için kamu, sanayi, akademi, üretici örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün de sürece katkıda bulunması gerekecektir. Sürdürülebilir bir tarımsal üretim için hem doğal kaynakların korunması hem de beşeri sermayeye sahip çıkılması ve yatırım yapılması zorunludur. Tarım-Gıda Sektörü değer zinciri içinde yer alan kurumların koordineli bir şekilde çalışması, hedeflere ulaşmada önemli bir araç olacaktır.”

Özetle, yüzlerce sayfalık raporu bir yazıya sığdırmak elbette mümkün değil. Tüm paydaşların özellikle politika belirleyicilerin ve uygulayıcıların bu raporu analiz ederek değerlendirmesinde yarar var. Raporun tamamını www.tusiad.org.tr sitesinden okuyabilirsiniz.

TÜSİAD’ın 20 yıllık tarım raporları

TÜSİAD’ın 20 yıllık tarım raporları

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği(TÜSİAD), 20 yıldan bu yana tarım konusunda iddialı raporlar hazırlıyor. Geçen hafta Tarım ve Gıda 2020 adıyla 5 ayrı bölümden-rapordan oluşan yeni bir çalışma kamuoyuna açıklandı.

TÜSİAD, tarım konusundaki ilk kapsamlı raporunu 2000 yılı başında yayınladı.Ülke tarımı için çok kritik kararların alındığı, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’nın Türkiye tarımına darbe üstüne darbe vurmaya başladığı bir dönemde, “Tarım Politikalarında Yeni Denge Arayışları ve Türkiye” başlıklı rapor yayınlandı.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Erol Çakmak ve Prof. Dr. Halis Akder tarafından hazırlanan raporda genel olarak Türkiye tarımının sorunları, Dünya Ticaret Örgütü Tarım Anlaşması, Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası’na uyum, ve alternatif tarım politikası önerileri ele alınıyordu.

O günlerde, Uluslararası Para Fonu(IMF) ile Dünya Bankası’nın tarımsal destekleri azaltmak ve çiftçiyi desteksiz bırakmak için dünyada pek de örneği olmayan, üretmeyen çiftçiye destek sağlayan Doğrudan Gelir Desteği sistemini öneriyordu. Tarımda Reform Uygulama Projesi ile Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri’nin “özerklik” adı altında tasfiyesi, Ziraat Bankası’nın tarımdan koparılması, buğday fiyatının bile IMF niyet mektubuna yazıldığı günlerdi.

TÜSİAD’ın o dönem yayınladığı rapor bu politikaların uygulanması için önemli bir “lobi” faaliyeti niteliğindeydi. O yıllarda TÜSİAD’ın etkinliği dikkate alındığında tarımda üretimden kopuşun ve ithalatın hızla artmasında önemli rol oynadığı söylenebilir.

Tarımda çözülme süreci

İkinci rapor, 5 yıl sonra Haziran 2005’te “Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Birliği’ndeki Gelişmeler Işığında 21.Yüzyılda Türkiye Tarımı” başlığı ile yayınlandı. Raporu aynı hocalar hazırladı.

İlk raporda olduğu gibi, TÜSİAD, yeni dönem tarım politikaların oluşmasında, uygulanmasında etkin bir rol üstlenmeyi amaçlıyordu. Raporda, Türkiye tarımında dönüşüm zorunlu hale geldiği,Türkiye istese de istemese de tarım ürünlerinde koruma düzeylerini aşağı çekmek zorunda kalacağı, kendi isteği ile yapmazsa Dünya Ticaret Örgütü’nün bunu zorla yapacağı ifade ediliyordu. Tarıma yapılan desteklerin 7 kat düşmesine karşın hala yüksek olduğu ve düşürülmesi gerektiği vurgulanan raporda, ithalatın artmasından endişe duyulmaması gerektiği, hayvancılıkta Türkiye’nin şansının hiç olmadığı, geleneksel işletmelerin bir kısmının tarım sektörünü terk edeceği, bir kısmı yeni yapıya uyum sağlamaya çalışacağı, terk edenlerin başka sektörlerde işgücü yada yatırımcı olarak geçecekleri anlatılıyordu.

Hayvancılıkta ithalata destek

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği(TÜSİAD) tarıma ilişkin 3.raporunu Mayıs 2008’de kamuoyuna açıkladı. “Türkiye’de Tarım ve Gıda; Gelişmeler,Politikalar ve Öneriler” başlıklı raporda, Türkiye ve dünyada tarım ve gıda sektöründeki gelişmelerin yanısıra, tahıllar, yağlı tohumlar, şeker, et ve süt ürünleri, hayvancılık politikalarını kapsıyordu.

Doğrudan gelir desteğinin ülke tarımına verdiği tahribat gözardı edilerek raporda bu sistem övülüyordu. TÜSİAD’ın bazı üyeleri hayvancılık sektörüne çok büyük yatırımlar yapması nedeniyle, raporda hayvancılığa da özel bir yer veriliyordu.

Raporla ilgili yazımızda:”Raporda öngörülenler yapılırsa, Türkiye et ve sütte ithalat cenneti olacak. Yerli üretime gerek kalmayacak. Örneğin, hayvansal ürünlere yönelik tüm korumaların kaldırılması, ithalatın tamamen serbest bırakılması isteniyor. Kapılar ithalata açılsa, raporu hazırlayanlara göre sektörün hiçbir sorunu kalmayacak.” diye yazmıştık. Söylediklerimiz büyük ölçüde gerçekleşti.

Hayvancılık sektörünün küçük büyük tüm işletmeleri, sektörün her kesimi hayvan başına destek modeline ısrarla karşı çıkarken, raporda, hayvancılıkta da doğrudan ödemeye geçilmesi öneriliyordu. Nitekim, AKP Hükümeti hayvancılıkta bir çok desteği kaldırarak hayvan başı ödemeye geçti. İthalat kapıları açıldı ve hayvancılık çöktü.

Kooperatifçilik vurgusu

TÜSİAD, 2014 yılı sonunda “Gıda,Tarım ve Hayvancılık Rekabet Gücü’ başlığıyla yeni bir tarım raporu yayınladı. Diğer tüm raporlarında olduğu gibi bu çalışmada da üreticilerin en önemli sorunu olan “yüksek girdi maliyetlerine” neredeyse hiç değinilmedi.

Raporda, kooperatifçiliğin önemine vurgu yapılması dikkat çekiciydi. Gıda konusundaki bilgi kirliliğine de dikkat çekilen raporda, araştırma-geliştirme ve inovasyonun önemine yer veriliyordu.

Gıda enflasyonuna farklı bakış

TÜSİAD, 2016 yılında ise “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Gıda Enflasyonu” başlıklı yeni bir raporla tarım sektörü üzerinden gıda enflasyonunu mercek altına aldı. Akdeniz Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Çağatay ve Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri Bölümü İstatistik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Mert tarafından kaleme alınan rapor ile gıda fiyatları enflasyonuna ilişkin bakış açısı makro ekonomi ve para politikası ekseninden çıkartılarak gıda, içecek ve tarım sektörlerinde yaşanan yapısal sorunlara odaklanan bir çalışma ve daha gerçekçi olduğu söylenebilir.

Bütüncül politika önerisi

Geçen hafta, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Özertan’ın koordinatörlüğünde TÜSİAD’ ın çok daha kapsayıcı bir raporlar dizisi kamuoyuna açıklandı. “Tarım ve Gıda 2020” üst başlığı ile “Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi” raporu 5 ayrı bölüm/rapordan oluşuyor.

Bugüne kadar hazırlanan TÜSİAD raporlarından en kapsamlı olanı ve belki de ilk kez bütüncül bir politika önerisi sunuyor. Tarımda mevcut durumun tespiti, piyasa yapısı, aracılık faaliyetleri ve örgütlenme, katma değerin artırılması, inovasyon ve dijital tarım, günümüzün ve geleceğin en önemli sorunu iklim değişikliği, tarımsal arzın sürdürülebilirliği, tarım ve gıda lojistiğinde iyileştirmeler, tarımsal destek ve teşvikler detaylı olarak ele alınıyor.

Eski etkinliği olmasa da tarım konusundaki raporları her zaman dikkate alınan TÜSİAD’ ın bu alandaki çalışmalarını özetledik. Yarın yeni raporun ayrıntılarını paylaşacağız.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bizi Takip Edin!

12,089TakipçilerBeğen
9,937TakipçilerTakip Et
17,140TakipçilerTakip Et
78,913TakipçilerTakip Et
1,330AboneAbone Ol
- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.