Tarım Blog

Tarımı virüs değil, iklim vurdu

Koronavirüs nedeniyle olağanüstü şartlarda tarımsal üretimi sürdürmeye çalışan çiftçiler virüsten değil, ani hava değişimi ve şiddetli yağışlardan darbe yedi. Sadece 10 günde yaşanan ani hava değişimi nedeniyle bazı bölgelerde aşırı sıcaktan, bazı bölgelerde aşırı soğuk, don, dolu ve fırtınadan tarım ürünleri büyük zarar gördü.

Özellikle 15-24 Mayıs tarihleri arasında yaşanan ani hava değişimi ve yağışlar bitkisel üretimde ciddi zararlara neden oldu. Önce 40 dereceleri gören aşırı sıcak hava ve hemen sonrasında -1 dereceye kadar düşen aşırı soğuk havanın yanı sıra dolu, don, fırtına bir çok bölgede bitkisel ürünlere büyük zarar verdi.

En çok zarar gören ürünler

Hemen her bölgede ürünler ani hava değişimi ve yağışlardan zarar görürken en çok etkilenen ürünler arasında erkenci portakal, erkenci mandalina çeşitleri, bazı limon çeşitleri, çiçeklenme dönemindeki zeytin ağaçları, Antep fıstığı, tarla bitkilerinden ise mısır, patates, ayçiçeği, domates, salatalık, biber, kabak, buğday ilk sıralarda yer aldı.

“İlk kez böyle bir felaket yaşıyoruz”

Finike’de üç kuşaktır portakal yetiştiriciliği yaptıklarını belirten Mete Apaydın, ilk kez böyle bir felaketle karşı karşıya kaldıklarını belirterek DÜNYA’ya şu bilgileri verdi: ” Ziraat odalarından bize haber geldi. Özellikle 14-21 Mayıs tarihleri arasındaki hava değişimine dikkat çekiliyordu. Antalya, Finike’de 40 dereceyi aşan sıcaklık oldu. Ağaçlarımıza bir iki gün öncesinden su vererek sıcağa karşı korumaya çalıştık. Fakat önce 40 dereceyi gördük sonra bayramın ilk günü akşam sıcaklık 8 dereceye düştü. Ağaçlar strese girdi. Meyve dökümü oldu. Normalde Haziran ayında ağaç yetiştiremeyeceği ürünü döker. Önce böyle bir şey zannettik. Fakat bahçeleri inceledikçe bunun Haziran dökümü değil, ani hava değişiminden olduğunu gördük. Bahçelerde yüzde 70-80 oranında meyve dökümü var. Üstelik dökülen meyve genelde koyu yeşil olurdu. Bu sefer sararmış, yanmış olarak döküldü. Finike, Türkiye portakal üretiminin yüzde 8’ini karşılıyor. Bu yıl yüzde 70-80 azalma olacak. Antalya, Adana, Mersin’deki üreticilerle konuştuk. Oralarda da zarar büyük. Zarar İzmir’e kadar ulaşmış durumda.”

Erkenci çeşitler zarar gördü

Çok büyük bir sorunla karşı karşıya olduklarını anlatan Mete Apaydın, özellikle erkenci çeşitlerde zararın çok büyük olduğunu söyledi. Apaydın: ” Bu yıl narenciye üretiminde ciddi sorunlar olacak. Hava şartları nedeniyle dalında kalan ürünlerde kalite sorunu olacak. Yani ticari değeri azalacak. Dünyada ve ülkemizde narenciye ürünlerine yoğun talep var. Sonbaharda koronavirüste ikinci dalga olursa bu ürünlerdeki eksiklik nedeniyle fiyatlar aşırı yükselecek ve tüketici daha pahalıya almak zorunda kalacak. Ürün bulmak da sıkıntılı olacak. Bu nedenle çiftçinin borcunu faizsiz erteleseniz bile iki yılda çiftçi kendini toparlayamaz. Bizler bilinçli üreticiler olarak sigorta yapıyoruz. Fakat, TARSİM(Tarım Sigortaları A.Ş.) aşırı sıcak ve aşırı soğuk zararlarını kapsamıyor. Bu zararların mutlaka poliçe kapsamına alınması gerekiyor.”

Adana’da zarar yüzde 70-90 arasında

Mayıs ayının 15’inde başlayan ve 18 Mayıs’tan itibaren etkili olan aşırı sıcak Adana’da bazı erkenci meyve çeşitlerinde büyük zarara yol açtı. Sıcaklığın 40 derecenin üstüne çıktığı Adana’da erkenci mandalina, portakal çeşitlerinde meyvelerin yanmaya bağlı olarak zarar görmesi ve yere düşmesi zararı yüzde 70-90 seviyelerine çıkardığı ifade ediliyor. Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şubesi önceki dönem Başkanı Semih Karademir, erkenci portakal ve mandalina çeşitlerinde sıcaklığa bağlı olarak çok büyük zarar meydana geldiğini ve bu yıl bu ürünlerde üretimin çok az olacağını söyledi.

Sıcak ve poyraz etkili oldu

Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, geçen hafta özellikle pazar ve pazartesi aşırı sıcaklarla birlikte sert esen poyrazın erkenci çeşit mandalina ve bazı limon çeşitlerinde büyük zarara neden olduğunu belirterek hasadı başlayan karpuz ve kavunun da zarar gördüğünü belirtti. Doğru, Çukurova’da hasadı başlayan buğdayın ise bu sıcaklardan etkilenmediğini belirtti. Doğru, sıcak ve poyraz zararının da devlet destekli tarım sigortaları risk kapsamına alınmasını beklediklerini söyledi.

İç Anadolu’yu soğuk ve don vurdu

Aşırı sıcak Akdeniz Bölgesi’nde erkenci mandalina, portakal ve bazı limon çeşitlerinde hasara neden olurken, Eskişehir, Kütahya, Afyon,Manisa ve Konya’nın bir bölümünde aşırı soğuk ve don nedeniyle mısır, ayçiçeği, patates, domates, salatalık, kabak, ceviz ve diğer ürünler zarar gördü. Mersin Erdemli’de ise etkili olan fırtına seralarda tahribata neden oldu.

Ülke aşırı sıcak hava nedeniyle adeta yanarken, sadece iki gün sonra sıcaklıklardaki sert düşüş yüksek rakımlı yerlerde kar yağışına neden oldu. Özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde 20-23 Mayıs tarihleri arasında görülen don ve kırağı bitkisel üretime ciddi zarar verdi. En çok etkilenen iller arasında Eskişehir, Kütahya, Afyon,Manisa ve Konya’nın bir bölümü var. Diğer bazı illerde de bitkisel üretim kısmi zarar gördü.

Çiftçinin üretim maliyeti artacak

Yaşanan soğuk, don,dolu felaketi nedeniyle bazı alanlar yeniden ekilecek. Bu nedenle çiftçinin üretim maliyeti artacak. Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Soylu, aşırı soğuktan Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Konya’nın bir bölümünün etkilendiğini söyledi. DÜNYA’ya bilgi veren Süleyman Soylu’nun anlattıkları özetle şöyle: ” Özellikle Afyon ve Kütahya’da mısır ve patates olumsuz etkilenmiş görünüyor. Buralarda çiftçi belki de yeniden ekim yapmak zorunda kalacak. Tohum maliyeti başta olmak üzere çiftçinin masrafı artacak. Yeniden ekim için tarlanın sürülmesinde mazot kullanılacak. Mazot maliyeti artıracak. Gübre kullanmaya gerek yok. Zaten atılan gübre toprakta duruyor.”

Buğdayda verim kaybı olabilir

Konya Ovası ve İç Anadolu’da soğuk hava nedeniyle başaklanma döneminde olan buğdayda verim kaybı endişesi yaşanırken, bir çok bölgede rüzgar nedeniyle yan yatan buğdaylarda da verim kaybı olabileceği ifade ediliyor.

Konya Ovası’nda 22 Mayıs gecesi çiftçileri korkutan soğuk hava etkisinin, Cumartesi gecesi ucuz atlatıldığını belirten Soylu: ” Hüyük, Doğanhisar, Bozkır, Hadim ve Derbent gibi rakımı yüksek kesimlerde başta ceviz ve sebzelerde kısmi hasar görüldü.Ova kesiminde ise sıcaklıklar zarar eşiğinin üzerinde gerçekleşti. ” dedi. Hava sıcaklığının 35 dereceden 1-2 dereceye düşmesi ile hububat ürünlerinin strese girdiğini belirten Prof. Dr. Süleyman Soylu, buğday ve mısırla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Buğdayda farklı gelişme dönemlerinde düşük sıcaklığın yaptığı etki farklı oluyor. Yapılan çalışmalar başaklanma ve tozlaşma döneminde 2 saatten daha uzun süre -1 veya 0 dereceye bitkilerin maruz kalması durumunda beyaz boş başak oluşumu, sap ve yaprakta zararlar olabileceğini gösteriyor. Mısır için ise, kritik eşik 1-2 derece. Bunun üstünde yapraklar biraz zarar görse de büyük oranda kurtarır. Çiftçilerimiz zarar gören tarlaları ile ilgili karar vermede acele etmesinler, 3-4 gün sonra bitkilerin ne kadar etkilendiği ölüp ölmediği netleşir.”

Çiftçilere “acele etmeyin” uyarısı

Prof. Dr. Süleyman Soylu, çiftçilerin zarar gören tarlayı hemen sürmemesi gerektiğini de hatırlatarak: ” Ürünlerinde soğuk zararı semptomları olanlar acele karar vermesinler, gereksiz masraf yapmasınlar. Bazı çiftçilerimiz bitkiyi morarmış görünce hemen tarlayı sürüp ekim yapıyor. Bu doğru değil. Bir kaç gün beklendikten sonra bitki kendini toparlar ve gelişmeye devam eder. Geçmişte bunu gördük. Verim kaybı bile olmadan üretici ürünü aldı. Bu nedenle bir kaç gün çok önemli acele etmeden bitki durumuna göre, ölüp ölmediğine baktıktan sonra yeni ekim yapılıp yapılmayacağına karar verilmeli.” bilgisini verdi.

Ege’de zeytin ve sebzeler etkilendi

Ani hava değişiminden en çok etkilenen ürünlerden birisi de zeytin oldu. Aşırı sıcak nedeniyle özellikle Ege Bölgesi’nde çiçeklenme döneminde olan zeytinlerde çiçekler döküldü. Üretimin azalması bekleniyor.

Ege Bölgesi’nde özellikle sebzeler soğuk hava ve dondan olumsuz etkilendi. Sebze yetiştiriciliği ve gıda ürünleri ihracatı yapan Kybele Özel Gıda Ürünleri A.Ş. Kurucusu Kemal Berişler sebze ürünlerindeki hasarın da çok büyük olduğunu belirterek şunları söyledi: ” Afyon, Eskişehir, Kütahya,Manisa, Balıkesir de ciddi düzeyde don hasarı oluştu. Binlerce dönüm alanda ekim yapanlar iki gecede büyük zarara uğradı. Kimi bölgelerde domates, biber, kornişon ekimlerinde hasar ciddi boyutlarda. Ne yazık ki TARSİM uygulamaları don ve dolu hasarlarını kapsamıyor. Ayrıca zeytinlerimizde de hasar büyük. Çiçek döneminde olan zeytinlerde çiçeklerin hepsi döküldü. Bir çok üründe mağduriyet var.”

Güneydoğu’da dolu yağışı etkili oldu

Güneydoğu Anadolu’da ise dolu yağışı etkili oldu. Özellikle Şanlıurfa ve Diyarbakır’da dolu yağışı nedeniyle tarımsal alanlar ve meyve bahçeleri büyük zarar gördü. Şanlıurfa’da özellikle Bozova ve Karaköprü ilçelerinde 24 Mayıs günü etkili olan dolu yağışı fıstık bahçelerine ve diğer tarım alanlarında hasara neden oldu. Fıstık ağaçlarının yanı sıra zeytin, badem, ceviz ağaçları ve diğer bitkisel ürünler de olumsuz etkilendi.

Erdemli’de fırtına seraları yıktı

Daha önce dolu yağışı ile meyve bahçeleri zarar gören Mersin Erdemli’de bu kez fırtına etkili oldu. Mayıs’ın 23’ünde gece yarısı başlayan fırtına seraların zarar görmesine neden oldu. Bazı seralar yerle bir olurken bazılarında naylonlar kullanılamaz hale geldi.

Hasat gecikecek

Aşırı soğuk,don,dolu ve kırağıdan etkilenen üretim alanlarının bir bölümü yeniden ekim için hazırlanması gerekiyor. Bu da üretici için önemli bir maliyet artışı getirecek. Ayrıca bu alanlardaki hasatta da gecikmeler bekleniyor.

Sigorta kapsamı genişletilmeli

Üreticiler,uzmanlar benzer ani hava değişikliklerinin bundan sonra daha çok yaşanacağını belirterek, Tarım Sigortaları A.Ş (TARSİM)’nin bu tür zararları kapsayacak şekilde sigorta kapsamını genişletmesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca üreticiler, uğradıkları zararın hızlıca tespit edilerek yeniden üretimin yapılabilmesi için devlet tarafından destek sağlanması gerektiğini ifade ediyor.

Felaket, Meclis gündeminde

Çiftçinin uğradığı zarar, Türkiye Büyük Millet Meclisi(TBMM)’ne taşındı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, geçtiğimiz günlerde Adana başta olmak üzere Çukurova Bölgesi’nde etkili olan aşırı sıcaklar nedeniyle yüzde 80’lere varan rekolte kaybının olduğunu söyledi. Üreticilerin yaşadığı büyük mağduriyete değinen Barut, “Büyük zararı oluşan narenciye üreticilerimizin zararları karşılanmalı, afet bölgesi ilan edilmeli, çiftçi borçları faizsiz ertelenmeli, üreticilerimize ayni ve nakdi yardım yapılmalıdır” dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile Tarım ve Orman Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi sunan Barut, çiftçiye yardım eli uzatılmasını istedi.

Havadaki ani değişim ve yağışlar çiftçinin kabusu oldu

Türkiye,15-24 Mayıs tarihleri arasında deyim yerindeyse yaz ve kış mevsimini birlikte yaşadı. Önce 40 dereceleri gören aşırı sıcaklar, sonra -1 dereceye kadar düşen aşırı soğuklar, dolu,don,fırtına bitkisel üretime büyük zarar verdi. Yaşanan felaketten çiftçiler çok büyük zarar gördü. Bazı alanlarda tarlalar yeniden sürüleceği için tohum,mazot başta olmak üzere üretim maliyetleri artacak.

Aşırı sıcak Akdeniz Bölgesi’nde erkenci mandalina ve bazı limon çeşitlerinde hasara neden olurken, Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Konya’nın bir bölümünde aşırı soğuk ve don nedeniyle mısır, ayçiçeği, patates, domates, salatalık, kabak, ceviz ve diğer ürünler zarar gördü. Mersin Erdemli’de ise etkili olan fırtına seralarda tahribata neden oldu. Bayramın ilk günü Diyarbakır’da etkili olan dolu yağışı da yine bir çok üründe zarara yol açtı.

Mandalina ve limon sıcaktan yandı

Mayıs ayı ortasında ülkeyi kavuran aşırı sıcaklar, Çukurova ve yöresinde erkenci mandalina ve bazı limon çeşitlerine ciddi zarar verdi. Ürünler sıcaktan yandı. Erkenci çeşit mandalina ve bazı limon çeşitlerinde üretim azalacak.
Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, geçen hafta özellikle pazar ve pazartesi aşırı sıcaklarla birlikte sert esen poyrazın erkenci çeşit mandalina ve bazı limon çeşitlerinde büyük zarara neden olduğunu söyledi. Hasadı başlayan karpuz ve kavunun da zarar gördüğünü anlatan Doğru, Çukurova’da hasadı başlayan buğdayın ise bu sıcaklardan etkilenmediğini belirtti. Doğru, sıcak ve poyraz zararının da devlet destekli tarım sigortaları risk kapsamına alınmasını beklediklerini söyledi.

Erdemli’de fırtına seraları yıktı

Daha önce dolu yağışı ile meyve bahçeleri zarar gören Mersin Erdemli’de bu kez fırtına etkili oldu. Mayıs’ın 23’ünde gece yarısı başlayan fırtına seraların zarar görmesine neden oldu. Bazı seralar yerle bir olurken bazılarında naylonlar kullanılamaz hale geldi.

İç Anadolu’da ürünler dondu

Ülke aşırı sıcak hava nedeniyle adeta yanarken, sadece iki gün sonra sıcaklıklardaki sert düşüş yüksek rakımlı yerlerde kar yağışına neden oldu. Özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde 20-23 Mayıs tarihleri arasında görülen don ve kırağı bitkisel üretime ciddi zarar verdi. En çok etkilenen iller arasında Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Konya’nın bir bölümü var. Diğer bazı illerde de bitkisel üretim kısmi zarar gördü.
Aşırı soğuk,kırağı ve dondan en çok etkilenen ürünler; mısır, ayçiçeği, patates, domates, salatalık, kabak, ceviz ve ekimi yeni yapılan ürünler oldu.

Çiftçinin üretim maliyeti artacak

Yaşanan soğuk, don,dolu felaketi nedeniyle bazı alanlar yeniden ekilecek. Bu nedenle çiftçinin üretim maliyeti artacak. Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Soylu, aşırı soğuktan Eskişehir,Kütahya,Afyon ve Konya’nın sadece bir bölümünün etkilendiğini söyledi. Telefonla bilgi aldığımız Süleyman Soylu’nun anlattıkları özetle şöyle: ” Özellikle Afyon ve Kütahya’da mısır ve patates olumsuz etkilenmiş görünüyor. Buralarda çiftçi belki de yeniden ekim yapmak zorunda kalacak. Tohum maliyeti başta olmak üzere çiftçinin masrafı artacak. Yeniden ekim için tarlanın sürülmesinde mazot kullanılacak. Mazot maliyeti artıracak. Gübre kullanmaya gerek yok. Zaten atılan gübre toprakta duruyor.”

Konya Ovası ne kadar etkilendi?

Konya Ovası’nda 22 Mayıs gecesi çiftçileri korkutan soğuk hava etkisinin, Cumartesi gecesi ucuz atlatıldığını belirten Soylu: ” Hüyük, Doğanhisar, Bozkır, Hadim ve Derbent gibi rakımı yüksek kesimlerde başta ceviz ve sebzelerde kısmi hasar görüldü.Ova kesiminde ise sıcaklıklar zarar eşiğinin üzerinde gerçekleşti. ” dedi.

Mısır ve buğdayda durum ne?

Hava sıcaklığının 35 dereceden 1-2 dereceye düşmesi ile hububat ürünlerinin strese girdiğini belirten Prof. Dr. Süleyman Soylu, buğday ve mısırla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Buğdayda farklı gelişme dönemlerinde düşük sıcaklığın yaptığı etki farklı oluyor. Yapılan çalışmalar başaklanma ve tozlaşma döneminde 2 saatten daha uzun süre -1 veya 0 dereceye bitkilerin maruz kalması durumunda beyaz boş başak oluşumu, sap ve yaprakta zararlar olabileceğini gösteriyor. Mısır için ise, kritik eşik 1-2 derece. Bunun üstünde yapraklar biraz zarar görse de büyük oranda kurtarır. Çiftçilerimiz zarar gören tarlaları ile ilgili karar vermede acele etmesinler, 3-4 gün sonra bitkilerin ne kadar etkilendiği ölüp ölmediği netleşir.”

Çiftçi tarlayı bozmada acele etmesin

Prof. Dr. Süleyman Soylu, çiftçilerin zarar gören tarlayı hemen sürmemesi gerektiğini de hatırlatarak: ” Ürünlerinde soğuk zararı semptomları olanlar acele karar vermesinler, gereksiz masraf yapmasınlar. Bazı çiftçilerimiz bitkiyi morarmış görünce hemen tarlayı sürüp ekim yapıyor. Bu doğru değil. Bir kaç gün beklendikten sonra bitki kendini toparlar ve gelişmeye devam eder. Geçmişte bunu gördük. Verim kaybı bile olmadan üretici ürünü aldı. Bu nedenle bir kaç gün çok önemli acele etmeden bitki durumuna göre, ölüp ölmediğine baktıktan sonra yeni ekim yapılıp yapılmayacağına karar verilmeli.” bilgisini verdi.

Hasat gecikecek

Aşırı soğuk,don,dolu ve kırağıdan etkilenen üretim alanlarının bir bölümü yeniden ekim için hazırlanması gerekiyor. Bu da üretici için önemli bir maliyet artışı getirecek. Ayrıca bu alanlardaki hasatta da gecikmeler bekleniyor.

Sigorta kapsamı genişletilmeli

Üreticiler,uzmanlar benzer ani hava değişikliklerinin bundan sonra daha çok yaşanacağını belirterek, Tarım Sigortaları A.Ş (TARSİM)’nin bu tür zararları kapsayacak şekilde sigorta kapsamını genişletmesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca üreticiler, uğradıkları zararın hızlıca tespit edilerek yeniden üretimin yapılabilmesi için devlet tarafından destek sağlanması gerektiğini ifade ediyor.

Çiftçi, elektrik ve su borcunu yüzde 9 sabit faizli kredi ile kapatabilecek

Ziraat Bankası çiftçinin birikmiş elektrik ve su borcunu ödemesi için yeni bir kredi uygulaması başlattı. Uygulama ile çiftçi birikmiş elektrik ve su borcunu kapatmak ve üretime devam etmek için 36 ay vadeli ve yüzde 9 sabit faizle kredi kullanabilecek. Kredi çiftçiye değil, alacaklı şirket veya kuruma ödenerek borç kapatılacak.

Çiftçinin son dönemde en çok şikayetçi olduğu konulardan birisi elektrik ve su fiyatındaki artışlar. Bu nedenle elektrik ve su borçları ödenemezken bazı enerji dağıtım firmaları bu kritik dönemde elektrik kesintisi yapmaya başladı. Üretici borcunu ödeyemediği için elektriği kesilirken bundan tarımsal üretim de olumsuz etkilenmeye başladı.

Yüzde 9 sabit faizli kredi ile borç kapatılacak

Ziraat Bankası, tarımsal üretimin devam etmesi ve çiftçinin elektrik ve su borçlarını ödeyebilmesi için yeni bir kredi uygulaması başlattı. Ziraat Bankası Pazarlama Grup Başkanı Ferhat Pişmaf, bu kredi ile çiftçilerin birikmiş tarımsal elektrik ve sulama borçlarını tek seferde kapatılacağını söyledi. Pişmaf, çiftçilerin bu amaçla kullanacakları kredinin yüzde 9 sabit faizli olacağını ve 36 aylık süre içinde ödeyebileceklerini ifade etti.

Elektrik su kesintisi olmadan üretime devam edilecek

Ziraat Bankası Pazarlama Grup Başkanı Ferhat Pişmaf, tarımsal krediler kapsamında gübre,zirai ilaç gibi elektrik ve su için de çiftçilere bugüne kadar uygun şartlarda kredi kullandırdıklarını belirterek: “Çiftçilerin elektrik ve su ile ilgili ödemeleri zaman zaman aksatmaları, elektrik ve sulama borçlarının birikmesine, geciken, ödenmeyen borçlar nedeniyle su kullanımının yasal olarak engellenmesi üretimde aksamalara neden olabilmektedir. Başlattığımız bu yeni kredi uygulaması ile çiftçinin birikmiş elektrik ve su borcunu kapatarak üretimin devamlılığını sağlamak istiyoruz. Üreticimiz krediyi çekerken ne kadar geri ödeme yapacağını da bilecek. Kredi ödeme dönemleri, üreticilerimizin hasat ve gelir elde etme dönemine uyumlu olarak belirlenecek. Hedefimiz, üreticilerimizin elektrik ve su borçları nedeniyle “elektriğim, suyum kesilir mi?” endişesi duymadan üretimlerine devam etmelerine katkı sağlamak.”

Kredi ve ödeme koşulları

Ziraat Bankası’ ndan yapılan yazılı açıklamaya göre elektrik ve su borçlarının kapatılması için kullandırılacak kredi ve kredi ödeme koşulları özetle şöyle:

1- Söz konusu kredi ile halen tarımsal üretim yapan ve resmi aboneliği olan çiftçiler, birikmiş tarımsal elektrik ve sulama borçlarını kapatacak ve borçlarını Ziraat Bankası’na 36 ay vadeli yüzde 9 sabit faizle ödeyebilecekler.

2- Krediden yararlanabilmek için üreticilerin kendi adına elektrik ve su aboneliğinin bulunması ve tarımsal üretim faaliyetinin devam etmesi gerekiyor.

3- Bu şartları taşıyan üreticiler, aboneliklerinin bulunduğu kurumdan/şirketten borç kapama tutarını gösteren bir yazı ile çalıştıkları Ziraat Bankası Şubesi’ne müracaat edebilecekler.

4- Banka gerekli çalışmaları yaparak kredi limitini belirleyecek. Kredi üreticiye ödenmeyecek, doğrudan ilgili kurumun/şirketin hesabına aktarılarak birikmiş borçların kapanması sağlanacak.

Pamukta tarihi fırsatı nasıl kaçırdık?

Bugünlerde pamuk ekimi tamamlanmak üzere. Sahadan aldığımız bilgilere göre üretim alanlarında ciddi bir düşüş var. Üretici pamuk ekiminden kaçıyor. Bu nedenle Türkiye yine ürettiğinden daha fazla pamuk ithal edecek.

Geçen sene 11 Eylül’de “Pamukta ithalatı durduracak tarihi fırsat” başlığı ile yazdığımız yazıda üreticilerin pamuk üretimine dönüşünü yazmış ve bunu bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini dile getirmiştik. Üreticilerin taleplerine kulak verilmesini, ithalat yerine üretimin artırılması için atılması gereken adımları tek tek yazmıştık.

Pamuk çiftçisinin istediği, rakip ülkelerde yani Türkiye’nin pamuk ithal ettiği ülkelerdeki üretim koşullarının kendileri için de sağlanması. Fark ödemesi olarak adlandırılan destekleme priminin üretim maliyetleri ve dünya fiyatları dikkate alınarak artırılması ve zamanında ödenmesi. Daha önce söz verildiği gibi, mazot desteğinin en az yüzde 50 oranında artırılması. Pamuk fiyatının üretim maliyetinin altına düşmesini önlemek için Tariş, Çukobirlik, Antbirlik gibi üretici kooperatiflerine finansman desteği sağlanarak pamuğun üreticiden satın alınması. İlk kez uygulanacak münavebe(ekim nöbeti) uygulamasının ertelenmesi.
Mazot desteğindeki artış dışında çiftçilerin bu taleplerinin hemen hiçbiri yerine getirilmedi. Çiftçiyi dinleyen olmadı. Pamuk fiyatı, üretim maliyetinin altına düştü. 2019 destekleme primi hala ödenmedi. Çiftçi umudunu yitirdi ve pamuk ekiminden vazgeçti. Tarihi fırsat kaçırılmış oldu.

Üretim alanında büyük daralma

Pamuk ekiminin büyük oranda tamamlandığı 2020 sezonunu ve geçen yıldan bu yana yaşanan gelişmeleri Ulusal Pamuk Konseyi Başkanı Bertan Balçık ile konuştuk. Balçık’ın anlattıkları özetle şöyle:” Türkiye’nin pamuk ekim alanları 2018’de 520 bin hektardı. 2019’da 580 bin hektara ulaştı. Bu çok önemli bir artıştı. Çiftçi Kayıt Sistemi(ÇKS)’nde 619 bin hektar olarak görünüyordu. Tarım ve Orman Bakanlığı uydudan pamuk ekim alanlarını inceledi. Yapılan bu çalışma sonucunda Çiftçi Kayıt Sistemi’ne pamuk ekileceği bildirilen 40 bin hektarın ekilmediği tespit edildi. Parseller tek tek incelendi. Tarla sahipleri ile konuşuldu. Komşularına soruldu.Anlaşıldı ki 40 bin hektar pamuk ekilmeyen, ama ekilmiş gösterilen alan var. Bu incelemeler uzun sürdüğü için mazot ve gübre desteği geç ödendi. Sonuç olarak 2019’da 580 bin hektar alanda pamuk ekimi olduğu kesinleşti.Bu yıl üretim alanı en iyimser tahminle 350 bin hektar olacak. Bu 320 bin hektara da düşebilir. Bu çok dramatik bir düşüş. Ama nedenleri belli. Üretici, sanayici, borsalar ve sektörün tüm kesimlerinin temsil edildiği Ulusal Pamuk Konseyi olarak her fırsatta uyardık. Yapılması gerekenleri anlattık. Ancak bunlar yapılmadığı için üretim alanlarında çok büyük daralma oldu.”

Çiftçi neden pamuk ekmiyor?

Türkiye’de çiftçiler üretim kararı verirken, öncelikle ürünün fiyatına, verilecek desteğe bakar. Para kazanacağı umudu ile üretim yapar. Çiftçi, 2019 üretim sezonuna,pamukta yaşanan gelişmelere, fiyata, destekleme uygulamalarına bakarak pamuktan para kazanamayacağını düşündü ve bir bölümü pamuk üretiminden vazgeçti. Bunu doğrulayacak bir çok neden var.

Her raporda, her konuşmada dile getirilmesine rağmen 2018’de kilo başına 80 kuruş olan pamuk destekleme primi 2019’da artırılmadı. Üretici en az 1 lira 25 kuruş olmasını istiyordu. 2019’da artış olmayınca 2020’de en az 1.5 lira olması gerekiyor. Fakat üretici bu artışın yapılacağına inanmadı.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, 7 Mayıs 2019’da paylaştığı twit ile piyasaları sarstı. Çin ile ticaret savaşının sona ermesi beklenirken, Trump’ ın Çin’i hedef alan ve yeni yaptırımları gündeme getiren twit, o dönemde kilosu 11.5 lira olan pamuk fiyatında sert düşüşe neden oldu. Çünkü, pamukta en büyük ihracatçı Amerika,en çok ithalat yapan ise Çin.

Gübre ve ilaç başta olmak üzere bir çok girdiye zam gelirken, pamuk fiyatının düşmesi ve çiftçinin zarara uğraması üretimden kaçışın bir başka önemli nedeni.

Ulusal Pamuk Konseyi’nin hesaplamasına göre 2019 ürünü 1 kilo lif pamuğun maliyeti 10 lira 75 kuruş seviyelerindeyken, İzmir,Adana, Şanlıurfa Ticaret Borsası’nda pamuk fiyatı 9 liraya kadar düştü. Buna karşı hiç bir önlem alınmaması,primin artırılmaması, desteklerin geç ödenmesi, 2019 ürünü destekleme priminin hala ödenmemesi çiftçide hayal kırıklığı yarattı. Bu nedenle pamuk ekimi azaldı.

Üreticiye verilmeyen destek ithalata gidecek

Türkiye’nin yıllık ortalama pamuk ihtiyacı 1 milyon 650 bin ton civarında. İplik sanayisinin kapasite kullanımı yüzde 85’e ulaşmışken, koronavirüs(Covid-19) etkisi ile talepte yaşanan daralma ile kapasite yüzde 44’e kadar düştü. Sonra siparişlerle tekrar toparlanma yaşandı.Yani yaklaşık 250 bin ton civarında daha az pamuk tüketilmiş oldu.

Ulusal Pamuk Konseyi Başkanı Bertan Balçık’ın anlattığına göre, 150 bin ton stok var. Şubat’ta 80 bin ton, Mart’ta 110 bin ton ithalat yapıldı. Şu anda 300 bin tonun üzerinde pamuk var. Bu pamuk yeni sezona kadar yani Ağustos’a kadar tüketilecek.

2020-2021 sezonunda Türkiye’nin pamuk tüketiminin yine 1 milyon 650 bin ton seviyesinde olması bekleniyor. Ekim alanlarındaki daralmaya bakılırsa en iyimser verilerle Türkiye, pamuk ihtiyacının 500-550 bin tonunu kendisi üretecek. İthalatın bu nedenle 1 milyon tonu aşması bekleniyor. Bunun anlamı şu; Türkiye, üretebileceği pamuğu ithal ederek aslında kendi çiftçisine vermediği desteğin çok daha fazlasını başka ülkelerin çiftçilerine ödeyecek.

2020 kaybedildi, 2021 kaybedilmesin

Türkiye için 2020 yılı pamuk üretimi açısından tam anlamıyla “kayıp yıl” olacak. Bundan sonra alınacak her karar 2021 yılı için belirleyici olacak. Destekleme primi kilo başına 1.5 lira ilan edilirse, ödemeler zamanında yapılırsa, üreticilerin maliyetleri dikkate alınarak pamuk fiyatının maliyetin altına düşmesi önlenirse en azından 2021 yılı kazanılabilir.

Koronavirüs nedeniyle Çin’e tepki gösteren başta Avrupa ülkeleri olmak üzere siparişlerini Türkiye’ye yönlendirmeye başladı. Tekstil ve konfeksiyon sektörünün bu siparişleri karşılaması için, pamuk üretimini artıracak yeni bir fırsat doğdu. Dileriz bu fırsat geçen yıl olduğu gibi heba edilmez.

Özetle, tarım ve sanayi için çok önemli bir ürün olan pamukta ithalatı değil, üretimi destekleyen politikalar uygulanmalı.

Pamuk ithalatı

Yıl İthalat(ton)
2016 832.133
2017 938.748
2018 766.947
2019 950.590

Kaynak: Tarım ve Orman Bakanlığı Ülke Masaları Nisan 2020 Pamuk Bülteni

Limonda ihracat yasağının cezası üreticiye kesilmesin

Türkiye, koronavirüs sürecinde tarım ürünleri ihracatına önemli bir kısıtlama getirmedi. Bugüne kadar sadece 3 üründe ihracat kısıtlaması uygulandı. İlk olarak 7 Ocak 2020’de henüz koronavirüs vakası görülmeden yaklaşık 2 ay önce soğan ve patates ihracatı ön izne bağlandı. İlk vakanın çıkmasından yaklaşık bir ay sonra ise limon ihracatına bir kısıtlama getirildi.

Patates ve soğanda ihracat yasaklanırken, ithalat devam etti. Hasat öncesi yapılan ithalat üreticiye zarar verdi. Soğan ihracatındaki kısıtlama 29 Nisan itibariyle kaldırıldı. İhracatçılara en fazla 250 ton ihracat yapma izni verileceği açıklandı. Fakat, başvuru yapan her ihracatçıya 106 ton ihracat izni verildi.

Limon ihracatına yönelik kısıtlama, 7 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Ticaret Bakanlığı Tebliği ile resmileşti. Tebliğ ile limon ihracatı Tarım ve Orman Bakanlığının ön iznine bağlandı.

Koronavirüsün küresel bir salgına dönüşmesi ile birlikte pek çok ülkede limon başta olmak üzere C vitamini içeren bir çok ürüne yoğun talep oldu. Koronavirüse karşı koruyucu olduğu iddia edilince, limon en çok talep edilen ürün oldu.

Tespitlerde yanlışlık var

Tarım ve Orman Bakanlığı limon miktarını, iç piyasanın ihtiyacı ile ilgili bir çalışma yaptı. Bu çalışmadan sonra, üreticinin elindeki ve depolardaki limon miktarının yeni hasat dönemine kadar iç tüketime ancak yeteceği belirtilerek ihracata yasak getirildi. Ancak, gelişmeler gösteriyor ki, bakanlığın yaptığı tespitlerde bir yanlışlık var. Üreticinin elinde, depolarda ihtiyaçtan daha fazla limon var. Restoranların, otellerin kapalı olması, turizmin tamamen devre dışı kalması, yaklaşık 50 milyon turistin gelmeyeceği hesaba katılmamış.

Bu nedenle elinde limon olan ve satamadığı için zarar eden üretici haklı olarak tepki gösteriyor. Üreticilerin iddiası, Ağustos ayına kadar Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak ve yaklaşık 60-70 bin ton da ihraç edilebilir limon var. Ağustos’ta Mayer çeşidi limonun hasadı başlayacak.

Tüketiciyi korumak ve ihraç ettikten sonra daha pahalıya ithal edilmemesi için ihracat yasağının doğru karar olabileceğini daha önce yazmış ve söylemiştik. Ancak öyle görünüyor ki, Tarım Bakanlığı yanlış hesap yapmış. Depolarda iç tüketimden daha fazla limon var. Doğru verilerle yeniden tespit yapılmalı ve ihtiyaç fazlası limon ihraç edilmeli. Bu yapılmayacaksa ve ihracat yasağında ısrar ediliyorsa, üreticinin zararı mutlaka karşılanmalı.

Fiyat düştü, üretici zorda

İhracat yasağı üreticinin elindeki limonun fiyatını düşürdü. Mersin’de 35 yıldır limon yetiştiriciliği yapan okurumuz Şemsettin Usta gönderdiği mesajda özetle şunları söylüyor: “Ben 56 yaşında, ömrünü limon yetiştiriciliğine vermiş biriyim.Bildiğiniz üzere ihracat yasağı kondu limona. Limon fiyatı 6 liranın üzerine hiç çıkmadı Mersin’de. Fiyat 20 lira oldu diye basında öğrendik. Sizlerin bu yasağı savunması ve devamını istemesi bizleri çok çok üzmüştür. Bu yıl 1 kilo limonun kesimi, depolanması nakliye ve hamaliye giderleri, firesi ile yaklaşık kilo başına 3 lira. Şu an itibarı ile Ürgüp ve Mersin soğuk hava depolarında kilosu 3.5- 4 lira arası. Böyle 1 ay daha giderse hepten zarardayız. Arabamızı mı, evimizi mi satacağımızı şaşırdık. Bankalara borçluyuz.”

Bizi de eleştiren Şemsettin Usta, önlem alınmazsa ve üreticinin zararı karşılanamazsa gelecek sezon kimsenin limonu depolayacak hali kalmayacağını ve bu sene üreticinin ödediği bedeli gelecek yıl tüketicinin ödeyeceğini belirtiyor.

Okurumuz haklı. İhracat yasağından en çok zararı üretici görüyor. Kilosunu 3 liraya mal ettiği limonu 3.5-4 liradan bile satamaz duruma geldi. Tüketici aynı limonu ortalama 11-12 liradan alıyor.

İhracat pazarları kaybediliyor

Limonla ilgili daha önce de yazdığımız gibi Türkiye, özellikle de Mersin ve Adana üretimde çok büyük başarılara imza attı. Türkiye, yıllık ortalama 1 milyon tonun üzerinde limon üretiyor. Bu üretimin de yarısından fazlasını ihraç ediyor. Ancak, uygulanan yasak ihracatçıları da olumsuz etkiliyor. İhracat pazarları kaybediliyor. Özellikle, Rusya pazarı kaybedilirse geri dönüşü çok zor olacaktır.

Akdeniz Yaş Meyve ve Sebze İhracatçıları Birliği verilerine bakıldığında fiili olarak ihracat yasağı başlamadan önce ihracatın geçen yıla göre azaldığı görülüyor.

Türkiye’nin limon ihracatı 2019 yılı Ocak- Mart döneminde 186 bin 977 ton olurken 2020’nin aynı döneminde yüzde 23 azalarak 143 bin 591 tona geriledi. Miktar olarak ihracat gerilemesine rağmen değer olarak yüzde 5 daha fazla döviz elde edildi. 2019’da ilk 3 aylık dönemde 88 milyon 847 bin dolar olan limon ihracatı 2020 yılının ilk 3 ayında yaklaşık 44 bin ton daha az ihracat yapılmasına rağmen 89 milyon 114 bin dolar oldu.

Sezon itibariyle bakıldığında ise hem miktar hem de değer olarak düşüş yaşandığı görülüyor. İhracat sezonunun başladığı 2 Eylül 2018’den 31 Mart 2019’a kadar Türkiye’nin toplam limon ihracatı 519 bin 542 ton olarak gerçekleşti. 2 Eylül 2019- 31 Mart 2020 döneminde ise ihracat geçen sezona göre yüzde 28 azalarak 372 bin 888 tona geriledi. Değer olarak geçen sezon 245 milyon 362 bin dolar olan döviz girdisi bu sezon 220 milyon 930 bin dolara geriledi.

Türkiye’nin en çok limon ihraç ettiği ülkelere bakıldığında ilk 3 ayda Rusya’ya yüzde 10, Irak’a yüzde 31, Romanya’ya yüzde 26 ve Suudi Arabistan’a ise yüzde 40 daha az ihracat yapıldı. İlk 5 ülke arasında sadece Ukrayna’ya ihracatta yüzde 10’luk artış var.

Üretim artırılmalı

Dünyada limona olan talep dikkate alındığında üretimi artıracak çalışmalar yapılmalı. İzmir Ticaret Odası Gıda İmalat Meslek Komitesi Başkanı Cemil Gökçen’in önerdiği gibi üretim bölgelerinde limon püresi, limon konsantresi üretecek tesisler kurulabilir. Iskarta olarak nitelendirilen veya ikinci el ürünler bu tesislerde katma değerli ürüne dönüştürülebilir. Katma değeri daha yüksek ürünlere yönelmek gerekiyor.

Özetle, yapılması gereken doğru verilerle, üreticiyi, tüketiciyi ve ihracatçıyı koruyacak önlemlerin alınmasıdır. Türkiye’ye yetmeyecek diye alınan ihracat yasağının faturası çiftçiye kesilmemeli. İhracat yasağından doğan zararlar mutlaka karşılanmalı. Yoksa gelecek yıl hasat sonrası için 4-5 aylık tüketim için gereken limonu kimse depoya koymaz.

Yaş çay alım fiyatının 10 yıllık seyri

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2020 ürünü yaş çay alım fiyatını kilo başına 3 lira 27 kuruş olarak açıkladı. Üreticiye ayrıca kilo başına 13 kuruşluk destekleme primi ödenecek.

Açıklanan yaş çay alım fiyatı geçen yılki artışın gerisinde kaldı. 2019 üretim yılında önceki yıla göre kilo başına 58 kuruşluk artış sağlanmıştı. Bu yıl hasat ile ilgili sorunlar ve getireceği maliyet artışı nedeniyle üreticinin beklentisi 4 lira civarındaydı. Bu yılki fiyat artışı geçen yıla göre kilo başına 37 kuruşta kaldı. Bu nedenle açıklanan fiyat üreticiyi memnun etmedi

En yüksek fiyat artışı 2019’da, en düşük 2011’de

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR)’nün devlet adına aldığı yaş çayın alım fiyatına bakıldığında son 10 yılda kilo başına en yüksek fiyat artışı 2019’da sağlanırken, en düşük artış 2011’de oldu. Geriye dönük olarak son 10 yıllık alım fiyatı incelendiğinde 2011’de önceki yıla göre kilo başına 9.5 kuruş, 2012’de 12 kuruş, 2013’te 13, 2014’te 15, 2015′ te 20, 2016’da 19 kuruşluk artış sağlandı. 2017’de önceki yıla göre 33 kuruşluk artış yapılırken, 2018 yılında yaş çay alım fiyatı 2017’ye göre 32 kuruş, 2019’da önceki yıla göre 58 kuruş ve 2020 ‘de geçen yıla göre kilo başına 37 kuruşluk artış sağlanmış oldu.

Prim 5 yıldır artmıyor

Çay üreticilerine verilen kilo başına primde artış yapılmadı. Kilo başına 13 kuruşluk prim 5 yıldır artmadı. Çay destekleme primi 2010 yılında kilo başına 11.5 kuruştu. 2011 yılında yarım kuruşluk artışla 12 kuruşa çıkarıldı. 2016 yılına kadar tam 5 yıl hiç artırılmadan her yıl 12 kuruş olarak uygulandı. 2016’da 1 kuruşluk artışla prim 13 kuruşa yükseltildikten sonra 5 yıldır yine sabit kaldı. 2020 ürünü de dahil 5 yıldan beri yaş çay için üreticilere ödenen destekleme primi kilo başına 13 kuruş.

Üreticinin hasat endişesi bitmedi

İklim koşullarına bağlı olarak çay hasadında gecikme yaşanıyor. Ramazan Bayramı sonrası başlaması beklenen hasat için üreticiler endişeli. Koronavirüs çay hasadını da olumsuz etkiliyor. Son 10 yılda Gürcistan ve Azerbaycan’dan gelen işçiler çay hasadında çalıştırılıyordu. Koronavirüs nedeniyle bu iki ülkeden işçiler gelemiyor. Ayrıca 200 bin civarındaki çay üreticisinin önemli bir bölümü İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde yaşıyor. İstanbul’dan çay hasadı yapmak için memleketine gelmek isteyen üreticilere de bugüne kadar izin verilmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı açıklamada e-devlet üzerinden başvuranlara özel izin verileceğini söyledi. İzin alan üreticiler 19 Mayıs’ta gece yarısı sokağa çıkma yasağı bittikten sonra memleketlerine gidebilecekler.

Toplama maliyeti artacak

E-devlet üzerinden belli sayıda üreticiye izin verileceği özellikle gezme amaçlı memleketine gitmek isteyenlere izin verilmeyeceği ifade ediliyor. Üreticilerin 19 Mayıs’ta yola çıkmaları durumunda bayram sonrası başlayacak çay hasadı için kısa sürede işçi temin etmeleri gerekiyor. Bu nedenle hasatla ilgili sorun bir ölçüde devam ediyor. Bu kısa sürede hasat için bulunacak işçilerin ücretleri geçmiş yıllara göre yüksek olacağı ve üreticinin çay toplama maliyetini artıracağı ifade ediliyor.

Çayın ekonomik önemi

Türkiye, çay alanları bakımında  7. sırada. Kuru çay üretiminde Çin, Hindistan, Kenya, Srilanka ve Vietnam’dan sonra 6.sırada. Tüketimde ise kişi başına yıllık ortalama 3.5 kilogram kuru çay ile ilk sırada. Türkiye’den sonra,Afganistan kişi başına 2.5 kilo ile ikinci sırada. Libya’da 2.1, Katar’da 1.8 ve İngiltere’de 1.7 kilo çay tüketiliyor.

Doğu Karadeniz’in fındıkla birlikte en önemli iki ürününden biri olan yaş çayda Türkiye’nin üretimi yıllık 1 milyon 200 bin ton ile 1 milyon 500 bin ton arasında değişiyor. Üretilen  yaş çaydan  yıllara göre 230 ile 250 bin ton kuru çay elde ediliyor. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü(ÇAYKUR) verilerine göre, çay üretim alanlarının yaklaşık değerlerle yüzde 67’si Rize’de, yüzde 19’u Trabzon, yüzde 12’si Artvin, yüzde 2’si Giresun ve Ordu’da. Toplam çay üretici cüzdan sayısı ise 200 bin civarında.

Yaş çay alım fiyatı

Yıl    Fiyat (TL/Kg)
2020 3.27
2019 2.90
2018 2.32
2017 2.00
2016 1.77
2015 1.58
2014 1.38
2013 1.23
2012 1.10
2011 0.98

Koronavirüsle değişen tüketim alışkanlıkları

Yeni yaşam biçimi yeni alışkanlıkları da beraberinde getirdi. Yaşamımızı,sağlığımızı daha ne kadar süre ile olumsuz etkileyeceği net olarak bilinmeyen yeni koronavirüsün (Covid-19) önemli etkilerinden birisi de özellikle gıda ürünlerindeki tüketim alışkanlıklarını değiştirmesi oldu. İnsanlar eve kapanınca yaşam biçimleri, tüketim alışkanlıkları ve tercihleri değişti.

Koronavirüs sonrası normal yaşama geçildiğinde de bu alışkanlıkların hepsi olmasa da en azından bir bölümünün sürdürüleceği tahmin ediliyor. Bu nedenle, tarım ve gıda üretiminin bu yeni alışkanlıklara uygun yönlendirilmesi, planlanması çok önemli.

Zamanın büyük bölümünü evde geçirenler için değişen tüketim alışkanlıklarını şöyle özetleyebiliriz:

1- Evden sipariş,online alışveriş

Bir süreden beri yaşamımıza giren ancak koronavirüsün bizi eve hapsetmesiyle evden sipariş-online alışveriş çok yaygınlaştı. Bazıları için zorunlu hale geldi. Daha önce gıda alışverişi için bakkala, markete, manava, pazara giden tüketici bu dönemde zorunlu olarak online alışveriş yapmaya başladı. Normale dönüş olsa bile bu alışkanlık belli oranda devam edecek. Ürünlerin evine kadar gelmesi tüketici için pratik ve zaman kazandıran bir yöntem olarak görülüyor.

2- Donuk ve konserve ürünlere talep arttı

Raf ömrü uzun, donuk,dondurulmuş veya konserve ürünlerine yönelik talepte büyük artış oldu. Bunun en somut örneği balıkta yaşandı. Koronavirüs günlerinde taze balığa erişim zorlaştı. Balık mezatları uzun süre kapalı kalınca tüketici balığa ulaşmakta, balıkçı balığını satmakta zorlandı. Fakat konserve balık, ton balığı adeta yok sattı.

3- Ev yapımı ürünler ve yemekler yeniden keşfedildi

Son yıllarda endüstriyel ürünlere tepki olarak evde yoğurt yapımı yaygınlaştı. Koronavirüs ile birlikte ekmek çeşitleri, pide ve diğer unlu mamuller de evde yapılmaya başlandı. Hızlı tüketimin yaygınlaşması, dışarıda yemek-kahvaltı alışkanlığı ile adeta unutulan geleneksel ev yemekleri bu dönemde yeniden değer kazandı. Evde yemek yapımı arttı. Eski kuşaklar bildikleri tarifleri yeni kuşaklara aktarıyor.

4- Dökme ürünlerden paketli ürünlere geçiş

Bir çok gıda ürününde dökme ürün yerini paketli ürünlere bırakıyor.Kuru gıdaların yanı sıra sebze ve meyvede de paketli ürünlere yönelme oldu. Domates, elma, portakal veya diğer meyve ve sebzeler, hatta soğan ve patates bile ambalajlı olarak satılmaya başlandı. Dokunmanın en tehlikeli sayıldığı bu dönemde gıda ürünlerini elle seçerek almak yerine gözle seçmeye, internetten seçmeye zorlanıyor tüketici. Bu nedenle bir çok üründe yarım kilo, bir veya iki kiloluk ambalajlarda ürün sunumu ön plana çıkıyor. Bu hem iç piyasada hem de ihracatta önem kazandı. Tüketici manava,markete, pazara gitse bile başkasının ellediği ürünü almak isteniyor.

5- Bakliyat ürünlerine yönelme sürüyor

Son yıllarda nohut,mercimek,kuru fasulye, börülce, bakla gibi ürünlere olan yönelme koronavirüsle birlikte daha çok arttı. Lifli gıda olarak bilinen ve besleyiciliği, uzun raf ömrü nedeniyle stoklanmaya uygun olması bakliyat ürünlerinin tüketimini bu dönem daha da artırdı. Türkiye’nin son yıllarda nohut üretiminde olduğu gibi mercimek,fasulye ve bakla üretimini artırması hem iç tüketim hem ihracat açısından önemli avantajlar sağlayacaktır. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin kırmızı mercimek alım fiyatını geçen yıla göre yüzde 40 artışla ton başına 2 bin 500 liradan 3 bin 500 liraya çıkarması önemli bir adım oldu. Bunun diğer bakliyat ürünlerinde de artarak devam etmesi gerekir.

6- Meyve ve sebze tüketimi arttı

Sağlık uzmanlarının özellikle C vitamini içeren meyve ve sebzelerin koronavirüse karşı bağışıklık sistemini güçlendirdiğine yönelik açıklamaları bu ürünlerin tüketimini artırdı. Portakal,limon, sarımsak,brokoli ve benzeri ürünlere en çok talep edilen ürünler oldu. Meyve ve sebze tüketimi özellikle Avrupa’da geçmişe oranla daha çok arttı. Bu nedenle yaş meyve ve sebze ihracatı için yeni fırsatlar doğdu. Kalıntısız, sağlık sertifikası olan ürünlerin ihracat şansı arttı. Türkiye’nin son yıllarda meyve üretimine yönelmesi önemli bir avantaj. Ancak, aynı zamanda tek tip meyveler yerine çeşitliliği koruyarak üretimin yönlendirilmesi çok önemli. Yaş meyve ve sebzede Türkiye kendine yeterli olduğu gibi ihracatta daha fazla söz sahibi olabilir.

7- Tarım ve gıda üretimini sorgulama

Bu dönemde tarım ve gıda konusunda bir farkındalık oluştu. Açlık korkusu, gıdaya erişimde sorun yaşanır mı endişesi ile tüketici ülkenin tarımsal üretimini sorgulamaya başladı. Tarımsal üretimin artırılması, üretim planlaması, çiftçinin para kazanması, gıda güvenliği ve benzeri konularda duyarlılıklar arttı.

8- Aile çiftçiliği, küçük üreticiliğin önemi

Güvenli gıdaya erişimde aile çiftçiliği, küçük üreticiliğin bu dönemde daha çok öne çıkması bekleniyor. Koronavirüsün ve benzer salgınların doğanın,çevrenin tahrip edilmesi, endüstriyel üretimlerin yaygınlaşması ile ortaya çıktığı fikri yaygınlaşıyor. Bu nedenle şirket tarımı yerine, doğa ile dost aile çiftçiliğinin önemi artıyor. Kooperatifçiliğin değeri anlaşılıyor.

9- Toprağa sahip olma,üretme isteği arttı

Bu süreçte kendi ihtiyacı olan ürünleri üretme arayışı hızlandı. Balkonunda,evinin önündeki küçük alanlarda bazı bitkileri, sebzeleri yetiştirme hevesi ve isteği canlandı. Tarıma,toprağa ilgi arttı. Bu nedenle tarım toprağı her zamankinden daha değerli hale geldi.Toprağa sahip olma, elindekini koruma bilinci gelişti.

10- Tarımda dijitalleşme

Aile çiftçiliğinin ötesinde daha büyük hacimli üretim yapanlar için teknoloji kullanımı artacak. Drone teknolojisi, uzaktan izleme, yönetme, sensör kullanımı gibi teknolojik yatırımları kapsayan yeni arayışların yaygınlaşması bekleniyor. Bu tarım ve gıdada yeni bir dönemin de başlangıcı olacak.

Özetle koronavirüsle birlikte değişen tüketim alışkanlıkları, tarım ve gıda konusundaki duyarlılık doğru yönlendirildiğinde daha sağlıklı, güvenilir gıdaya erişim sağlanmış olur. Türkiye, bu konuda çok büyük fırsatlara sahip. O fırsatları değerlendirecek doğru bakışa ve politikalara ihtiyaç var.

Betona değil, hayvancılığa yatırım yapan gencin feryadı

Bugünlerde tarım ve gıda çok gündemde. Bazılarının tarım ve gıdanın önemini anlaması için koronavirüs gibi büyük bir salgının yaşanması gerekiyormuş. Daha önce tarımla ilgisi olmayanlar bile tarımı konuşuyor,öğrenmeye çalışıyor. Yıllardır bu konuyu gündemde tutmaya çalışan birisi olarak bundan şikayetçi değil, mutluyum.

Tarım ve gıdanın önemini yıllardır dile getiren bu konuda büyük çaba gösteren çok kişi ve kurum var. Üretimin değil ithalatın ve tüketimin, yatırımın değil rantın teşvik edildiği bir dönemde tarıma gönül veren ve üretimi ısrarla sürdürenleri ayakta alkışlamamız gerekir.

Etkilerini derinden hissettiğimiz koronavirüs günlerinde okurlarımızdan daha çok mesaj,telefon,bilgi geliyor.Tarlada, bağda, bahçede, ahırda,çiftlikte birlikte olamasak da, iletişim kanallarıyla karşılıklı bilgi alışverişimiz sürüyor. Bu bilgilerden yararlanıyoruz.

Bu yazıda, son zamanlarda sıkça dile getirilen hayvancılık,yem fiyatları konusunda genç bir okurumuzdan gelen bir elektronik posta mesajını paylaşacağım. Bir çok çiftçinin, yetiştiricinin ortak sorununu,duygularını yansıtıyor.

Fazlası,eksiği olabilir. Fakat, hayvancılık yapanların bugünlerde en çok yakındıkları yem fiyatı ve hayvancılığın sürdürülebilirliği konusunda önemli ipuçları veriyor. Yem hammaddelerinde dışa bağımlılığın hayvancılığa yansımasını somut olarak anlatan bu mektubu ders alınması dileği ile aynen yayınlıyor ve yorumunu size bırakıyorum.
*****

“Ali Bey Selamlar,

Yazılarınızı yakından takip etmekteyim. Son kitabınızı da okudum. Tarımın bir ülke için ne kadar önemli olduğunu, her platformda dile getirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Hele bu son dönemlerde yaşadığımız Covid salgını sonucunda tarımın ne kadar stratejik bir öneme sahip olduğu tekrardan kanıtlanmış oldu.

İzmir’de ikamet ediyorum. Özel bir firmada satış temsilcisi olarak çalışmaktayım. Ailem ve bir çok yakınım Ödemiş’te ikamet ediyor. Bu nedenle tarıma her zaman bir ilgim oldu. Bu ülkenin tek kurtuluşunun tarımsal üretimden geçtiğini ve kırsal kalkınmanın çok önemli olduğunu her zaman dile getirdim.

Bundan yaklaşık 4 yıl önce birikmiş paramla betona yatırım yapacağıma, hayvancılık yapan bir arkadaşıma kapasite artırımı sağlayarak birlikte ortak büyükbaş besicilik yapmaya başladık. Tamamen kendi öz kaynaklarımızla ve sıfır kredi kullanarak, sürekli yatırım yaparak orta ölçekli bir işletme haline geldik. Arkadaşım tesis arazi ve işçiliğini bende sermayemi koyarak işe başladık. Yani güçlerimizi birleştirmiştik. Küçük bir kooperatif misali, çünkü ikimizde biliyorduk ki tek başına bir şeyler yapmak zordu.

Geçen bu 4 senede ilk yıl küçük bir kar sağladık. Bundan sonraki yıllarda zarar etmeye başladık. Bu arada kaba yemimizi kendimiz üretiyorduk. Biz bu işe olan inancımızı hiçbir zaman kaybetmedik. Yatırıma ve üretmeye devam ettik. Bereket benim oradan gelecek olan gelire ihtiyacım yoktu, en azından düzenli bir gelirim vardı ve hiç bir yere de borcumuz yoktu. Sadece bu işle uğraşan insanların halleri daha da kötü. Sizin de dediğiniz gibi üretimden her geçen gün soğuyorlar ve kaçıyorlar.

Dediğim gibi kaba yemi bir şekilde hallediyorduk ama kesif yem başımızın belası olmaya başlamıştı. Tıpkı şu anda olduğu gibi. Covid öncesi çuvalı 65-70 lira bandında olan besi yemi bugün itibari ile 95-100 lira bandına dayandı. Karkas et fiyatı 32-33 liradan 36-38 lira bandına yükseldi. Yemdeki yaklaşık 40 günlük bir sürede çuvalda 30 liralık bir artış olmuştur. Yaklaşık olarak %40′ lık bir artış söz konusudur. Bu rakamlarla bu işin sürdürebilirliği her geçen gün kalmamaktadır. Yani işin özü biz bu sene gene zarardayız. Buna ne kadar tahammül ederek, ne kadar da sürdürebiliriz bilmiyorum.

Covid çıktığı dönemlerde Bakanlık gıda fiyatlarında oluşacak olan haksız fiyat artışlarını yakından takip ettiklerini bununla ilgili cezai işlem uygulayacaklarını belirtti. Hayvancılığın en büyük maliyet kalemi olan yem fiyatlarındaki artışa herhangi bir işlem yapmamaktadır. Bizim derdimiz et fiyatı yükselmemesi değil, yem fiyatlarının yükselmesi. Bizler üretici olduğumuz kadar tüketiciyiz, insanların ucuz ete ulaşmasını fazlasıyla istemekteyiz. İnanın hayvanını satan çiftçi aldığı parayla gidip et almakta zorlanıyor çünkü ödemesi gereken o kadar borcu var ki.

Bu ülkede daha öncede kur bu rakamlara çıkmıştı. O zamanda bile yem fiyatlarında bu kadar artış olmamıştı. Yem firmaları ham madde ithalatında sıkıntı, kur artışı lojistik vb. nedenlerle fırsatçılık yaparak çok kısa zaman diliminde yüksek oranda zamlar yaptılar. Bakanlık buna seyirci kalmaya devam etmektedir. Bu zamana kadar yem firmalarına çalışıyorduk, hele bundan sonra tamamen onlar için çalışmış olacağız. Biz üretmek için çabalayanlar paranın transferinde aracı olmaktan öteye geçemiyoruz ve hatta bu parayı verirken eksik verdin deyip cezalandırılmaya devam edileceğiz.

İşin özü biz üretmek istiyoruz, yatırımımızı kolaycılık yapıp betona yatıracağımıza geleceğimiz ve çocuklarımız için zor olan üretimi seçtik. Buna olan inancımızı ve motivasyonumuzu kaybetmek istemiyoruz. 

Sizden ricam, her zaman köşenizde hayvancılıkla ilgili sorunları dile getiriyorsunuz. Bu dönemde yem fiyatlarında oluşan inanılmaz artışı köşenizde yazmanızdır. Bakanlığın bu duruma belki dur demesinde bir nebze hepimizin katkısı olabilir. Zaman birlik olup birbirimize yardım etme zamanı diyenlere, belki bir aydınlanma sağlamış oluruz. Şu anda çiftçi depremde enkaz altında kalan insan gibi sesimizi duyan yok mu demekte.

Yukarıdakiler de bu sesi duyup duymadıklarını bilmiyoruz yada duyuyorlarsa duymamazlıktan geliyorlar. Belki kim bilir sesimizi daha gür çıkarmamız gerekiyordur. Saygılarımla. Fatih Bolluk.”

Sarımsak, soğan, patates enflasyonu

Aylardır açıklanan enflasyon verilerinde ilk sıralarda hep tarım ürünleri var. Nisan ayının zam şampiyonu sarımsak olurken onu, kuru soğan ve patates izledi. Sonra diğer tarım ürünleri sıralanıyor. Fiyatı en çok artan ürünlerden ilk 9’u tarım ürünü.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıklamasına göre, Nisan’da Tüketici Fiyat Endeksi(TÜFE) bir önceki aya göre yüzde 0.85 artarken, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10.94 oranında arttı. On iki aylık ortalamalara göre ise yüzde 12.66 arttı.
Ana harcama grupları itibarıyla 2020 yılı Nisan ayında gıda fiyatları aylık bazda yüzde 2.53 artarken gıdada yıllık enflasyon yüzde 11.28 oldu. Hem aylık hem de yıllık bazda gıda fiyatlarındaki artış ortalama enflasyonun üzerinde.

Fiyatı en çok artan 9 tarım ürünü

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre , Nisan’da fiyatı en çok artan ilk 10 üründen 9’u tarım ürünü. Buna göre, sarımsakta bir aylık fiyat artışı yüzde 46.18 oldu. Nisan ayında kuru soğanda yüzde 37.50, patateste yüzde 31.02, kivide yüzde 30.45, portakalda yüzde 26.66, havuçta yüzde 20.16, elmada 17.91, limonda yüzde 16.86 ve yumurtada 14.96 oranında fiyat artışı gerçekleşti. Altın fiyatı bir ayda yüzde 14.32 artarken mercimekte ise aynı dönemde yüzde 12.62 artış meydana geldi. Fiyatı en çok artan ürünler listesine yüzde 5.92 ile ayçiçeğiyağı ve yüzde 5.81 artışla domates de girdi.

Fiyatı en çok düşen ürünler sıralamasında ise ilk 3’te yine tarım ürünleri var. Nisan’da fiyatı en çok düşen ürün yüzde 43.57 ile patlıcan olurken, onu yüzde 36.99 ile salatalık ve yüzde 34.23 ile kabak izledi. Sivri biberdeki fiyat düşüşü ise bir ayda yüzde 20.44 oldu.

Sarımsaktaki artış üretim eksikliğinden

Sarımsaktaki fiyat artışı sürpriz değil. Geçen yıl 19 Eylül’de üretimdeki düşüşe bağlı olarak sarımsak fiyatının artacağını belirtmiştik. Sarımsakta bir önceki yıl fiyatın düşük olması ve üretim bölgelerinden Taşköprü’de bazı köylerde dolu felaketinin etkisi ile 2019 üretimi azaldı. Üretim az olunca fiyat yüksek seyretti. Sarımsağın kilosu 70-80 lirayı gördü. Şu anda geçiş dönemindeyiz. Bazı bölgelerde yeşil taze sarımsak çıksa da hasat Adana, Gaziantep gibi bölgelerde bu ayın sonuna doğru başlayacak.

Kastamonu Taşköprü’de ise sarımsak ekimi tamamlandı. Bu günlerde çapalama yapılıyor. Hasat en erken Temmuz ayında başlar. Telefonla görüştüğüm Taşköprü Sarımsak Üreticileri Birliği Balkanı Abdullah Eligüzeloğlu, Mayıs ve Haziran’da Taşköprü sarımsağı bulmanın zor olduğunu söyledi. Geçen yıldan elinde tutan,koruyabilen varsa satabildiğini ancak bu dönem genelde piyasada sarımsağın azaldığını belirten Eligüzeloğlu fiyatın bu nedenle yükseldiğini ifade etti.

Yüksek fiyata rağmen üretim alanı daraldı

Geçen seneye göre Taşköprü’de üretim alanlarında 2 bin dönüm düşüş oldu. Fiyatın bu kadar yüksek olmasına rağmen üretimin neden düştüğünü Abdullah Eligüzeloğlu şöyle açıkladı: “Taşköprü’de 25 bin dönüm sarımsak ekilir. Bu sene 23 bin dönüme düştü. Geçen sene hasat öncesi 30 köyde dolu yağışı ürüne çok zarar verdi. Çiftçiler büyük zarara uğradı. Bu köylerdeki üreticiler elindeki ürünü tohumluğa ayıramadı, satmak zorunda kaldı. Ekim zamanı geldiğinde fiyat çok yüksekti tohum alan oldu ama alamayanlar da oldu. Bu nedenle ekim yapamayan üreticilerimiz oldu. Ama, çok büyük bir kayıp beklemiyoruz. Üretim yine ihtiyacı karşılar. Fakat, bizde hasat Temmuz’da başlar. O zamana kadar, Mayıs ve Haziran’da Taşköprü’de sarımsak pazara çıkmaz, çünkü yok.”

İhracat yasağına ve ithalata rağmen yükseldi

Ticaret Bakanlığı yılbaşından hemen sonra, 7 Ocak 2020 itibariyle kuru soğan ve patates ihracatını “izne bağlı ürünler” kapsamına aldı. Fiili olarak patates ve soğan ihracatı yasaklandı. İhracatı kısıtlanan, yasaklanan ürünlerde genellikle fiyat düşer. Çünkü ihracat olmadığı için iç piyasaya arz artar ve fiyat düşer. Fakat soğan ve patateste böyle olmadı. Fiyat başlangıçta biraz düşse de sonrasında artmaya başladı.

Soğan ve patates için Nisan ayı “geçiş dönemi” olarak adlandırılıyor. Yeni ürünün henüz hasat edilmediği,eski ürünün ise azaldığı bu dönemde fiyatlar genelde yükselir.

Üstelik bu dönemde hem soğan hem de patateste ithalat da yapıldı. Yani ,ihracat yasak ama ithalat serbestti. Mısır’dan soğan ve patates ithalatı yapıldı. Buna rağmen fiyatın yükselmesi tarım politikasının, enflasyonla mücadele politikasının mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Üreticide ucuz,tüketicide pahalı

Antakya ve Adana’da soğan hasadı başladı. Üretici tarlada kuru soğanın kilosunu 1 liranın altında sattığını söylüyor. Tüketicinin sofrasına aynı soğan 5-6 liradan giriyor. Bu sistemin değiştirilmesi gerekiyor. Gıda enflasyonu ile mücadelenin arkasına saklanılarak ithalat politikası yürütmenin üretime,üreticiye büyük zarar verdiği çok açık ortada. Sadece yasal düzenlemeler yaparak, dijital pazar kurarak, halcileri spekülatör olarak suçlamanın sorunu çözmediği artık görülmeli. Masa başı hazırlanan politikalar yerine sahaya inilmeli ve üreticiyle, eli taşın altında olanlarla gerçekçi politikalar belirlenerek uygulanmalı.

Tarımda güçlü ve etkin bir örgütlenme, kooperatif yapısı olmadan “üreticiden tüketiciye” tedarik zincirinin sağlıklı olmayacağı artık görülmesi gerekiyor.

Koronavirüsün enflasyona etkisi oldu mu?

Bu dönemde bir çok üründe fiyat artışı olduğu biliniyor. Koronavirüsle birlikte başlayan kısıtlamalar gıdaya olan talepte dalgalanmalara neden oldu. İlk başlangıçta sokağa çıkma yasağı korkusu ile herkes marketlerden ihtiyacından daha fazla ürün aldı. Satıcılar fiyatı artırdı. Bunlar etkili oldu.

Bugünlerde ise üretici büyük zorluklarla hasat ettiği ürününe alıcı bulmakta zorlanıyor. Alıcı düşük fiyatla aldığı ürünü tüketiciye daha yüksek maliyetle ulaştırdığı için fiyat daha da yükseliyor. Üretimden,tarladan başlayarak tüketiciye kadar olan gıda tedarik zincirinde sorunlar çözülmezse koronavirüsün fiyata etkileri daha da artacaktır.

Özetle, yıllardır söylediğimiz , tarım ürünlerinde üreticide ucuz,tüketici de pahalı gerçeğini bu günlerde daha derinden hissedilecek bir dönemi yaşıyoruz. İthalat politikasından üretim politikasına geçmek zorundayız. Üretimi artırarak enflasyonla mücadele edebiliriz.

2020 buğday ve bakliyat alım fiyatının ayrıntıları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2020 ürünü buğday alım fiyatını açıkladı. Buna göre Toprak Mahsulleri Ofisi(TMO) kırmızı ve beyaz sert ekmeklik buğdayı üreticiden ton başına 1650 liradan alacak. Makarnalık buğday alım fiyatı ise ton başına 1800 lira olarak açıklandı.

Geçen sene kilo başına 5 kuruştan 10 kuruşa çıkarılan prim miktarında ise artış yapılmadı. 2020 ürünü için üreticiye kilo başına 10 kuruş destekleme primi ödenecek.

Fiyatı artışı yüzde 22.2 oldu

Ekmeklik buğday alım fiyatı geçen yıla göre yüzde 22.2 oranında artışla 1.350 liradan ton başına 1650 liraya yükseltilmiş oldu. Geçen yıl ton başına 1.450 lira olarak açıklanan makarnalık buğday alım fiyatı ise 2020 ürünü için yüzde 24.4 artırılarak ton başına 1800 liraya çıkarıldı.

Primde artış yok

Buğday alım fiyatını açıklayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, destekleme tutarının da ton başına 230 lira olacağını söyledi. Edindiğimiz bilgilere göre geçen sene kiloda 10 kuruş ve ton başına 100 lira olan destekleme primi artırılmadı. Primle birlikte, mazot, gübre, sertifikalı tohum ve diğer desteklerde eklenince çiftçiye ödenecek toplam destek miktarı ton başına 230 lira, kilo başına 23 kuruş olarak hesaplanıyor.

Açıklanan alım fiyatları

Arpaya 1275 lira

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019’da ton başına 1.100 lira olan arpa alım fiyatını ise 2020 ürünü için 1275 lira olarak açıkladı. Çavdar,yulaf ve tritikalenin tonu ise 1250 liradan alınacak.

Kırmızı mercimek fiyatı yüzde 40 artırıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bakliyat ürünlerinde de alım fiyatlarını açıkladı. Yapılan açıklamaya göre kırmızı mercimeğin tonu 3 bin 550 liradan, yeşil mercimek 3 bin 200 liradan ve nohut 3 bin 350 liradan alınacak. Geçen yılki alım fiyatları ile karşılaştırıldığında en yüksek artış kırmızı mercimekte yapıldı. Geçen sene üreticiden kırmızı mercimeğin tonunu 2 bin 500 liradan alan Toprak Mahsulleri Ofisi 2020 ürünü kırmızı mercimeği 3 bin 550 liradan alacak. Yapılan artış yüzde 40 oldu.

Yeşil mercimek fiyatı ton başına geçen sene 3 bin 50 lirayken bu yıl 150 liralık artışla 3 bin 200 lira oldu.

Nohutta ton başına 50 liralık artış

Son yıllarda nohut üretimindeki artış dikkat çekerken bu sene nohut alım fiyatı sadece 50 lira artırıldı.Toprak Mahsulleri Ofisi, geçen yıl tonunu 3 bin 300 liradan aldığı nohutu bu sene 3 bin 350 liradan alacak.

Bakliyatta da prim artmadı

Buğday ve diğer ürünlerde olduğu gibi nohut,mercimek ve fasulyede de fark ödemesi(prim) artışı yapılmadı. Geçen yıl olduğu gibi kilo başına 50 kuruş prim ödenecek.

Buğday stratejik ürün vazgeçemeyiz

Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü Ahmet Güldal, göreve geldiği günden beri alım fiyatlarını hasat başlamadan önce açıkladıklarını belirterek: ” Sayın cumhurbaşkanımız geçen sene hububat alım fiyatlarını 2 Mayıs’ta açıkladı. Bu sene ise 4 Mayıs’ta açıkladı. Buğday konusunda geçen sene olduğu gibi stratejik önemini dikkate alarak üreticimizi memnun edecek bir fiyat belirledik. Açıklanan bu fiyatla üreticinin maliyetinin en az yüzde 51!ini karşılamış olacağız. Çiftçimize buğday üretimine verdiğimiz önemi açıkladığımız fiyatla göstermiş oluyoruz. Daha önce 9 milyon hektar olan buğday ekim alanları geçen yıla kadar 7 milyon hektarın altına kadar düşmüştü. Geçen sene verdiğimiz fiyatla toparlandı. Bu sene ki fiyat buğday ekim alanlarını artıracak” dedi.

Ahmet Güldal, dünya buğday rekoltesinde artış olduğunu ve 762 milyon tondan 764 milyon tona revize edildiğini, Dünya buğday fiyatının 225 dolar seviyelerinde olduğunu ancak yeni sezon buğdayın tonunun 205-207 dolar seviyelerinde olduğunu belirtti.

Kırmızı mercimeğe pozitif destek

Kırmızı mercimek konusunda pozitif ayrımcılık yapacaklarını daha önce açıkladıklarını ve yüzde 40 fiyat artışı ile bu mesajı daha güçlü bir biçimde çiftçiye verdiklerini anlatan Güldal, buğday, bakliyat gibi ürünlerin ülke için çok önemli olduğunu ihtiyacın iç piyasadan yerli üretimden karşılanmasının önemli olduğunu sözlerine ekledi.

Serbest piyasada buğday fiyatı ne kadar?

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin yayınladığı piyasa bültenine göre serbest piyasada Anadolu Kırmızı Sert Buğdayın tonu 1648 liradan işlem görürken, Eskişehir Ticaret Borsası’nda 1611 lira, Konya Ticaret Borsası’nda 1732 lira ve Polatlı Ticaret Borsası’nda 1760 liradan işlem görüyor. Makarnalık buğday ise serbest piyasada 1880,Çorum Ticaret Borsası’nda 1716,Konya Ticaret Borsası’nda 1762 liradan işlem gördü. Dünya piyasalarında ise Amerika Birleşik Devletleri’nde buğdayın tonu 241 dolar, Fransız ekmeklik buğday 225 dolar, Rus ekmeklik buğday ise 225 dolardan işlem görüyor. Kanada’da makarnalık buğday fiyatı 320 dolardan işlem görüyor.

Üretici primde artış bekliyordu

Ulusal Hububat Konseyi ve üreticiler buğday destekleme priminin kilo başına 10 kuruştan en az 20 kuruşa artırılmasını istiyordu. Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru yaptığı açıklamada buğday alım fiyatının dünya fiyatı ile aynı seviyelerde olması nedeniyle içerideki ürüne yönelme olacağını belirterek çiftçiye verilen fark ödemesi priminin ton başına 100 liradan 200 liraya çıkarılmasını beklediklerini ancak primin artmadığına işaret etti.

Prim artışı çiftçiyi üretime yönlendirirdi

Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru’nun açıklaması özetle şöyle: “Tarım sektörünün öneminin arttığı ve özellikle buğday gibi stratejik bir ürünün hasadına az bir süre kala, dünyanın içinde bulunduğu virüs salgını nedeniyle dışarıdan tarımsal ürün tedariğinin zorlaşacağı, tarımsal ürünlerde tüm ülkelerin millileşme akımı içine girdiği bu günlerde, hububat fiyatlarının erken açıklanması piyasaları düzenleme ve spekülasyonları önleme açısından önemli olmuştur. Hasat döneminde hububat ithalatı yapılmayacağı taahhüdü ve açıklanan ton başına 1.650 TL’lik fiyatın dünya fiyatlarıyla aynı seviyede olması, iç piyasamızda buğdaya olan talebi arttıracağı kanaatindeyim. Hava şartları ve yağışın da ülke genelinde olumlu devam etmesi şartıyla verimli bir yıl geçerse açıklanan fiyatın çiftçimizi tatmin edici seviyede olacağına inanıyorum. Ancak yapılan açıklamadan geçen yıl ton başına 100 TL olarak verilen fiyat fark (prim) desteğinin, bu yıl diğer desteklerle beraber toplam 230 TL olduğu anlaşılıyor ki bu yetersiz olacaktır. Çünkü çiftçi kazanamadığı için buğday ekmekten kaçınıyor, suyu da bulursa başka ürünlere yöneliyor. Çiftçiye buğday ektirmek için prim desteğini yüksek tutmak gerekir. Bizim beklentimiz buğday fiyatının 1.650 TL, geçen yıl tona 100 TL olan primin ise diğer destekler hariç 200 TL olması yönündeydi.”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bizi Takip Edin!

12,898TakipçilerBeğen
12,819TakipçilerTakip Et
75TakipçilerTakip Et
17,140TakipçilerTakip Et
88,449TakipçilerTakip Et
1,330AboneAbone Ol
- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.