İthalat olmadan hayvancılık yapılamıyor. Türkiye’de hayvancılığın getirildiği nokta ne yazık ki bu. Yıllardır ithalatın çözüm olmadığını, ülkenin ithalat cenderesine sokulduğunu ve bundan kurtulmak gerektiğini yazıyor, anlatıyoruz.
İstanbul Sanayi Odası’nın Haziran ayında açıkladığı “Hayvancılık Sektörüne Bakış/ Hayvancılıkta Yaşanan Sorunlar ve Çözüme Dair Yeni Yaklaşımlar” raporunun özetinde “Yem ithal, çalışan ithal, hayvan ithal, sektör ithal” başlığı ile bu durum şöyle anlatılıyor: “Her ne kadar kültür ırkı büyükbaş hayvan varlığımız oran olarak artıyorsa da bu yüksek verimli hayvanlar, kaba yem açığımız nedeniyle, daha çok karma yem ağırlıklı rasyonlarla beslenmektedir. Bu durum yem hammaddelerinde yüzde 50 civarı ithalata bağımlı olan ülkemiz için hayvancılık sektörünü; hayvanın ithal, yediği yemin ithal, çalışan elemanın ithal edildiği dövize bağımlı kırılgan bir sektöre dönüştürmektedir.”
Geçmişten bugüne görev yapan tarım bakanları ”sığır varlığında ve küçükbaş hayvan sayısında Avrupa birincisiyiz” diye övünse de Türkiye, sığır ithalatında dünya şampiyonu. Dünyada ticarete konu olan her 100 sığırdan 10’unu Türkiye ithal ediyor.
Bugüne kadar sivil toplum kuruluşları, oda, borsa, dernek ve kamu kurumları, Tarım Bakanlığı tarafından hazırlanan hayvancılıkla ilgili hemen her raporda “ithalat çözüm değil” denilse de ithalat artarak devam ediyor.
Öyle bir noktaya gelindi ki, Türkiye, bütçeden hayvancılığa ayırdığı, ödediği destekten çok daha fazlasını ithalata yani başka ülkelerin çiftçisine ödüyor. İSO’nun raporuna göre 2023 yılında çiftçiye, içerdeki üreticiye verilen destek 490 milyon dolar. Aynı yıl ithalata ödenen 1 milyar 380 milyon dolar.
İthalatın neden bu kadar cazip hale geldiğini, getirildiğini rapordaki karlılık hesabı çok net gösteriyor. İstanbul Sanayi Odası’nın raporunda yer alan hesaplamaya göre, Güney Amerika’dan(Uruguay, Brezilya) besi danası ithal eder beslersen, hayvan başına brüt 6 bin 118 lira kazanıyorsun. Yerli dana beslersen hayvan başına brüt 35 bin 607 lira zarar ediyorsun. Siz üretici olsanız yerli dana besler misiniz?

Türkiye ithalattan kurtulursa ihracat üssü olabilir
İsmail Kemaloğlu, Bekir Yıldız, Prof. Dr. Armağan Hayırlı ve Prof. Dr. Hakan Sağırkaya tarafından hazırlanan İstanbul Sanayi Odası’nın “Hayvancılık Sektörüne Bakış” raporunda sadece durum tespiti ve sorunlar yer almıyor, kısa ve orta vadede çözüm önerileri de tek tek sırlanıyor.
Ülke için hayvancılığın önemine vurgu yapılan raporda özetle şu bilgilere yer veriliyor: “Hayvancılık son derece kritik bir sektördür. İthalat bağımlılığından kurtulabilen bir Türkiye, bölgesinde ihracat üssü olmaya da adaydır. Hayvancılık; gıda temini yanında, kırsal alanların ve biyolojik çeşitliliğin korunması, kırsal nüfusun hayat standardının yükseltilmesi açısından da son derece önemli işlev görmektedir. Ülkemizde, son 13 yıl içinde yapılan canlı hayvan ve et ithalatı için 10,6 milyar dolar döviz ödenmiş ve yıllık ithalat ortalama 750 milyon doları bulmuş ise hayvancılık, cari açık, kırsal politikalar, sosyal denge, beslenme dahil her açıdan ülke güvenliği için en kritik konulardan biri demektir. Türkiye, et sorununu ve canlı hayvan dahil ithalat bağımlılığını yeni bir üretim modeli ve kırsal hayvancılık hikayesi ile çözmelidir. Buna imkân verecek arazi varlığı, üretim kapasitesi, kamusal yaklaşımı ve tarımsal dinamikleri mevcuttur.”
Büyükbaş hayvancılıkta, canlı hayvan varlığının nüfus ve tüketimle paralel artmadığı, anaç hayvan kesiminin anormal şekilde arttığı belirtilen raporda: “Son 3-4 yıl içinde kesime giden hayvan sayısındaki hızlı artış normal değildir. Bu durum, özellikle süt sektöründe yaşanan karlılık sorunları gibi sebeplerle damızlık hayvanların kısa sürede sürü dışına çıkarılarak kesime gönderildiğine işarettir. Bu durum önümüzdeki yıllar için tehlike sinyalidir. Hayvancılığa verilen destek ve teşviklerle kurulan modern çiftlikler sayesinde süt üretimi, son 10 yılda yüzde 15 artmış olup inek başına süt verimimiz dünya ortalamalarındadır. Süt/yem paritesi genel olarak 1.50’nin altında kalmış, 2021-2022 yıllarında ise bazı dönemlerde 1’in de altına düşmüştür. Avrupa Birliği ülkeleri ile mukayese edildiğinde ülkemizde süt fiyatları et fiyatlarına kıyasla çok düşük kalmıştır. Bu durum anaç hayvan kesimini tetiklemiştir. Süt üreticisi, sanayiciye sattığı süt karşılığında kalitesini kontrol edemediği yemleri satın almak zorunda kalmaktadır.” bilgisine yer veriliyor.
Hayvancılık destekleri azalıyor
Türkiye’nin kaba yemde kendine yeterliliği yüzde 75 seviyesinde. Bunun anlamı, kaba yem üretimi hayvanlarımızı beslemeye yetmiyor. Meralar hem verimsiz hem de mülkiyet sorunları sebebi ile etkin kullanılamıyor. Su kısıtı ve stratejik ürünlerdeki arz açığı stresi yanında hayvancılık işletmelerinin belirli bölgelerde kümelenmesi ve kırsaldaki boşalmalar, kaba yem alanlarının yeterince artmasını engelliyor.
İstanbul Sanayi Odası’nın raporundaki bu tespitlerden sonra hayvancılığa verilen desteklerinde azaldığına dikkat çekilerek şöyle deniliyor: “Hayvancılığın destek bütçesinden aldığı pay yıllar itibarı ile azalıyor. 2017 yılında toplam tarımsal desteklerden yüzde 30 pay alan hayvancılık sektörü, 2024 yılında yüzde 22 pay almaktadır. Nominal olarak artan destek tutarları hayvancılıkta ithalatı azaltıcı bir etki göstermemiştir. Yıl ortası döviz kuru seviyelerini baz alarak yaptığımız hesaba göre, son 10 yılda hayvancılığa aktarılan destek tutarı 9 milyar dolar seviyesindedir. Aynı dönemde Türkiye 7 milyar doları aşan canlı hayvan ve et ithalatı gerçekleştirmiştir.”
Yeni bir model önerisi: “Organize Aile İşletmeciliği”
İstanbul Sanayi Odası’nın “Hayvancılık Sektörüne Bakış” raporunda çözüm olarak, “Organize Aile İşletmeciliği” öneriliyor. Sorunların da çözümlerin de uzun yıllardır konuşulduğu hayvancılıkta her görüş, her öneri tartışılmaya değerdir. Raporda orta vadeli çözümlerden birisi olarak önerilen “Organize Aile İşletmeciliği” nin tartışılmasında yarar var. Bu nedenle bu öneriyi ayrıntılarıyla paylaşıyorum. Organize Aile İşletmeciliğinin ayrıntıları özetle şöyle:
“Mevzuat altyapısı oluşturularak; ‘Organize Aile İşletmeciliği Hayvancılık Modeli’ hayata geçirilmelidir. Hayvancılık sektöründe uzun yıllardır aynı sorunlar ve çözüm yolları etrafında arayışlar devam ederken, maalesef arz ve talep dengesini bir türlü sağlayamıyor, yurtdışına canlı hayvan, et, yem ithalatı karşılığında yoğun döviz ödemeye devam ediyoruz.
Tam da bu noktada hayvan sayılarını ve verimliliğini artırmak, ülkenin et ihtiyacını karşılamak, hastalıkları önlemek, ucuz besleme kaynaklarını en etkili şekilde kullanmak için uygulayacağımız yol haritamızda; meralarımızı, arazi varlığımızı, kırsal insan kaynağımızı, kaba yem potansiyelimizi en verimli şekilde kullanabiliyor olmalıyız.

Hayvancılık bir yaşam tarzıdır
Hayvancılık bir yaşam tarzıdır, bir kırsal faaliyettir, nakit dönüşü uzun vadelidir. Bir buzağının doğuşu ile kasaplık olarak beslenip satılması arasında minimum 15-18 aylık süre olup, bu da iktisaden 15 ay boyunca gelir elde etmeden hayvanı beslemeniz, işgücü dahil giderlerinizi bir şekilde karşılamanız anlamına gelir. Damızlık amaçlı süt hayvancılığı yapıyorsanız doğan dişi buzağıdan yavru ve süt alabilmeniz için gereken süre 2 yıl civarındadır. Şayet besicilik yapıyor ve yemi dışardan satın alıyor, işgücüne bedel ödüyor, besi materyalini yurtdışından tedarik ediyorsanız bu iktisadi döngünün nakit akışını yönetmek de zor ve çok pahalı bir operasyondur.
Süt üreticiliğinde nakit döngüsü kısa süreli görünse de yatırım ve işletme maliyetleri yüksek olup işgücü vb. giderler önemli kalemler tutmaktadır. Bu nedenle hayvancılıkta gelişmiş bütün ülkelerde aile işletmelerinin son derece yaygın olduğunu görürüz. Amerika Birleşik Devletleri’nde tarımsal işletmelerin yüzde 88’i aile işletmesi iken, Avrupa Birliği genelinde bu oran yüzde 93’lere çıkmaktadır.

Aile işletmeciliğinde meralar etkin kullanılır
Aile işletmesi çoğu ülkede aynı zamanda bir şirkettir. Bu işletmeler altyapıyı aileden devraldığından kurulu bir düzen içinde işe başlanır (başlangıç döneminde sabit yatırım ihtiyacı sınırlıdır), işgücü nitelikli ve maliyeti düşüktür, işin sahibi hayvanın başındadır. Aile işletmeleri kırsala dağıldığı ve belirli bölgelerde aşırı nüfus yığılmaları görülmediği için meralar etkin kullanılabilmektedir. Çoğu işletmenin yanı başında kendine ait çayır-merası ve kaba yem/tahıl üretimi yapabileceği arazileri vardır.
Fransa’da süt sığırlarının yüzde 92’si merada otlamakta, yüzde 87’si yılda 170 günden fazla merada kalmaktadır. İrlanda’da arazilerin yüzde 52’si daimi meradır. Almanya’da sığırların yüzde 31’inin meraya erişimi vardır. Ülkemizde olduğu gibi kaba yem kaynaklarının sınırlı olduğu, meraların dağınık yapıda bulunduğu, şehir hayatının konfor ve cazibesi karşısında kırsalın her geçen gün kan kaybettiği bir coğrafyada uygulamamız gereken üretim modeli, ‘Organize Aile İşletmeciliği Hayvancılık Modeli’ olmalıdır. İşin iktisadı dinamikleri (hayvancılığın bitkisel üretimle bağlantısı) bunu gerektirmektedir.

Sektör dışı yatırımlarla hayvancılığı sürdürmek zor
Hayvancılığımızın; sektör dışından yatırımcıların kurduğu şirketler eliyle, büyük şehirlerin etrafında, yem üretecek arazi varlığı olmadığı için tamamen hazır yeme dayalı besleme yapılan, yabancı iş gücüne bağımlı, sık sık arz krizleri üretmeye elverişli, sorunlu bir yapı içinde sürdürülmesi çok zordur.
Tarım ve Orman Bakanlığının üretim planlaması, havza bazlı destekleme üzerine kuruluyken, 23 milyon hektar tarım toprağımızın 32 milyon parça, 40 milyon malik, 3,1 milyon işletme, işletme başına ortalama 6 hektar araziden oluşan son derece parçalı, dağınık ve ölçekten uzak yapısı da arazi toplulaştırmasından daha önemli olan havza bazlı yönetim anlayışına dayalı ‘Yönetimi Toplulaştırma’ modelini zorunlu kılmaktadır.
Süt işletmelerinin yüzde 88’inin, besi işletmelerinin yüzde 95’inin, 20 baş ve altında hayvana sahip olduğu, işletmelerin yaklaşık olarak yüzde 80’inde 10 baş altı hayvan bulunan bir hayvancılık yapısının sürdürülebilmesi çok zor olup, son derece kırılgan bir yapı söz konusudur.
Kırsal hayvancılık yeniden canlandırılmalı
Uygulanacak çözüm yöntemi işletme ölçeklerini büyüterek kırsala yaymalı ve aile işletmeciliği modelini güçlendirmelidir. Çözüm önerilerinde küçükbaş hayvancılığı geliştirmemiz ve sayılarını artırmamız gerekir derken, bunun yolunun da kırsal hayvancılığı yeniden canlandırmaktan geçtiği unutulmamalıdır.
Parçalı, dağınık arazi yapımız üretimde verimlilik ve maliyetleri yönetmede bir imkânsızlık mı yoksa bir fırsata dönüşebilir mi?
Çok çarpıcı bir örnek olarak Yeni Zelanda’yı verebiliriz. Bu ülkede her yer geniş mera ve otlak alanlarından oluşurken araziler büyük ölçüde elektrikli çitlerle bölünmekte, hayvanlar nöbetleşe otlatma yöntemi (rotational grazing) ile otlatılmaktadır Yani bir tarafta hayvan ölçeği verimli kullanılırken öbür tarafta meranın kendini yenilemesine imkan sağlanmaktadır. Esasında Yeni Zelanda’da kullanılan elektrikli çitler, bizdeki tel çitler olarak kabul edilebilir. Mesele parçaların birlikte, bir arada verimli kullanılabilmesine yönelik uygulamalar, politikalar, desteklemelerdir.

Yeni modelin ayrıntıları
Uygulanacak modelin ayrıntıları şunlardır; Öncelikli olarak Doğu Anadolu Bölgesi dahil kırsaldan göç, pazara uzaklık, finansman eksikliği, parçalı yapı ve ölçek sorunu gibi sebeplerle potansiyelini kullanamayan hayvancılık havzaları belirlenecek. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından, sözleşmeli üretim esasları göz önüne alınarak, ‘Organize Aile İşletmeciliği Hayvancılık Modeli Usul ve Esasları’ yayınlanacak.
Nasıl bir üretim modeli olacak?
Bir belde, ilçe ve/veya köyde kaç üretici veya hayvan olduğu tespit edilerek (bu sayı veya hinterlant her bölgenin şartlarına göre belirlenecek), tamamına tek bir hayvancılık işletmesi anlayışı ile bakılarak uygun yerde yapılacak işletme bakım merkezinden bütün çiftlikler yönetilecek. Ortak yönetim merkezinde; yem depoları, makine parkları, buzağı kreşleri, veterinerlik hizmet birimleri, süt toplama alanları bulunacak.
Büyük bir hayvancılık işletmesinin yönetiminde olduğu gibi belirli hinterlanda dağılan aile işletmeleri büyük işletmenin bir parçası şeklinde görülecek, bu merkezden her türlü girdi ve bilgi desteği sağlanacak, makine ihtiyacı giderilecek, evrak vb. prosedürleri halledilecek, sütü ve / veya hayvanının pazar organizasyonu çözülecek, toplu pazarlama avantajları kullanılacak.
Üreticiye bütün hizmetler bu merkez üzerinden verilecek. Doğan buzağılar, buzağı kreşine çekilerek özel olarak beslenecek. Yetiştiricinin emanete alınan buzağısı karşılığında dişi hayvan, yem tedariki sağlanacak. Etraftaki araziler birlikte ekilecek, ne ekilip üretileceğine ihtiyaçlara göre işletmede karar verilecek. Ürünler ortak pazarlanacak. Her bir aile işletmesinin besleme, yem, süt vb. ihtiyaçları bu merkezdeki uzman ekiplerce sağlanacak. Makine parkı ortak kullanılacak, belirlenecek kira ücreti karşılığında bütün hinterlantta ortak hizmet verecek. Mümkün oldukça zaten o bölgede bulunan tarım alet ekipmanları kiralamaya konu olacak, mevcut makinaların verimli kullanılması sağlanacak.
Her ilçe/belde bir işletme olacak
Organizatör kurum/kuruluş veya tüzel kişiler vasıtası ile ‘Her ilçe/belde tek bir tarımsal işletme’ anlayışı ile sınırlara, tapuya ve parsellere dokunmadan üretimde işbirliği, yönetimde toplulaştırma, hasıla paylaşım esaslı üretim modeli uygulanacak.
Üreticinin iş birliği gönüllülük esaslı olacak. Girdiler ortak tedarik edilecek, üretim süreci birlikte yönetilecek, kırsalın sosyolojisi, köylü kültürü ve coğrafi şartlara göre ahırların rehabilitasyonu ile tek merkezden yönetim veya ortak ahır sistemi ile uygun yerde yönetim sağlanacak.
Halen çiftçilik yapanlarla; ortak girdi tedariki, birlikte üretim, toplu pazarlama ve hasıla paylaşım esaslı sözleşme yapılacak.
Topraklarını terk etmiş olanlarla; uzun dönemli kiralama sözleşmesi olacak. Sözleşme ve iş birliğinin esası şirkette ortaklık değil, üretimde ortaklıktır. Neyin ekilip dikileceği, girdi tedariki, hasat organizatör firma tarafından belirlenecek.
Kooperatifçiliğin özel sektör iş birliği ile şirketleşmiş modeli uygulanacak.
Tarım Müteahhitliği/Organizatör şirket anlayışı ile bütün hizmetler tek merkezden en düşük maliyetle sağlanacak. Organizatör kurum veya kuruluş; arazi satın almayacak.
Çiftçi asla işçileştirilmeyecek, üretimde ortak, hasılada paydaş olacak.
Toprak şirketleştirilmeyecek, üretimde iş birliği ve eş güdüm sağlanacak.
Uzun dönemli sözleşmeler yapılacak.
Bu modelin organizatörü kim olacak?
Bu modelin organizatörü örnek çiftçi, birlik veya kooperatif, bir şirket, yatırımcı olabilir. Et ve Balık A.Ş. modelin öncü uygulayıcılarından biri olacaktır.
Üretici, uygulanan modelde şirkete veya organizasyona ortak mı olacak? Hayır. Üretici ile yapılacak sözleşmeli üretim, hasıla paylaşım esasına dayanacaktır.
Çiftçinin; arazisi, işgücü, varsa makine parkı üretimdeki maliyet payına göre hesap edilecek, çiftçide olmayan ve satın alınan gübre, ilaç, tohum gibi girdiler organizatör vasıtası ile sağlanacak, üretimdeki maliyet paylarına göre ürün paylaşımı yapılacak. Süt veya buğday da üretiliyor olsa işin esası hasıla paylaşım yöntemidir.
Çiftçinin arazileri satın alınmayacak, kırsaldaki üretici üretimin içinde kalacak, işgücü gibi görülmeyecek.
Organizatör kuruluş nereden para kazanacak?
Organizatör firma faaliyet gösterdiği yörede profesyonel bilgi ve beceriye dayalı tarım/hayvancılık uygulamaları ile işbirliği yaptığı çiftçilerin verimlilik artışı sağlamasına yardımcı olacak ve artan verimlilikten (artan hasıladan) kendine düşen payı alacak. Verimlilik artışı, hayvanların süt veriminde artış, üretilen sütün kalitesinde iyileşme, yetiştirilen düvelere yüksek damızlık vasfı kazandırılması gibi örnekler verilebilr. Bu payın nasıl hesaplanacağı Organize Aile İşletmeciliği Hayvancılık Modeli’nin desteklenmesine yönelik mevzuat kapsamında Bakanlık tarafından çerçevesi çizilecek ve organizatör kuruluşla çiftçiler arasında imzalanacak olan tip sözleşmelerle belirlenecek. Oluşturulan ölçek ekonomisi içinde kaliteli girdilerin daha uygun fiyatla temini, çıktıların daha yüksek fiyatla satışı da mümkün olacağından bunun gerçekleşmesini sağlayan organizatörün girdi-çıktı sirkülasyonundan da küçük komisyonlar almasına imkan verilebilecek.
Organizatör aynı zamanda yöredeki boş arazileri kiralayarak işletecek, çiftçiye sunduğu veterinerlik hizmetleri gibi kalemlerden de gelir elde edecek.
Bakanlığın bu modele yönelik destekleme mevzuatı organizatöre ve sisteme dahil olan çiftçilere faiz indirimli yatırım ve işletme kredileri kullanma imkanı sağlayacağından yüksek enflasyon şartlarında bu krediler de kayda değer bir gelir imkanı sunmuş olacak.
Bu modelle ithalat tamamen bitirilecek
Uygulanacak bu model ile kırsal yeniden canlanacak, boş kalan araziler üretime kazandırılacak, üretim maliyetleri düşecek ve verimlilik artacak, organize yapıda küçükbaş hayvanlar için çoban sorunu daha kolay çözüleceği için küçükbaş hayvan sayıları artacak, buzağılar özel bir ihtimam ile kreşte ayrı olarak bakılacağından buzağı ölümleri azalacak, hayvanlar organize sistemde doğrudan satıcı ile buluşacağından hayvan hareketleri azalacak, kaba yem üretimi artacağı için karma yeme bağımlılık ve yem ithalatı azalacak, modelin etkin uygulanması ve takibine bağlı olarak birkaç yıl içinde hayvan ithalatı tümüyle bitirilebilecektir.”
Özetle, İstanbul Sanayi Odası’nın “Hayvancılık Sektörüne Bakış” raporu 176 sayfa ve çok kapsamlı. Bir bütün olarak okumak ve değerlendirmek gerekir. Buradaki sınırlarımız çerçevesinde raporun önerdiği modeli paylaşarak bir anlamda tartışılmasını sağlamayı hedefledik. Elbette herkesin aynı fikirde olması ve modeli aynen benimsemesi beklenemez. Benim de uygulanmasını zor bulduğum tarafları var. ama tartışmakta, konuşmakta yarar var.

Hayvancılık için kısa vadeli 14 çözüm önerisi
İstanbul Sanayi Odası’nın “Hayvancılık Sektörüne Bakış/ Hayvancılıkta Yaşanan Sorunlar ve Çözüme Dair Yeni Yaklaşımlar” raporunun “Çözüme Dair yeni Yaklaşımlar” bölümünde kısa ve orta vadeli çözümler tek tek sıralanıyor. Her bir çözüm ayrıntılı olarak anlatılıyor. Aşağıda başlıklarını verdiğim kısa vadeli 14 çözüm önerisinin ayrıntıları raporda yer alıyor. Kısa vadeli çözümler başlıklar itibariyle şöyle.
1- Süt fiyatlarından zarar eden üreticinin dişi hayvanları kesime göndermesini ve sektörden çekilmesini önlemek için süt fiyatları acilen revize edilerek, süt/yem paritesi ideal oranlara getirilmelidir. Sütte fiyat istikrarı sağlanırsa ette de sağlanacaktır.
2- Tarım sayımı ve istatistiklerde yetkili birimler, Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredilmeli, tarım sayımı en kısa sürede bitirilmelidir.
3- Kırmızı et tüketimi içinde küçükbaş hayvanların ve hindi etinin payı artırılmalıdır. Bu kapsamda şarküteri ürünlerinde de küçükbaş eti kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Bu amaçla kampanyalar yapılmalıdır.
4- Düşük verimli sütçü anaçların et amaçlı kesilmesi engellenmeli, bu hayvanların et yönlü buzağı elde etmek üzere kullanılması sağlanmalıdır.
5- Hayvancılık desteklerinde küçükbaş hayvancılığa ayrılan kaynaklar artırılmalıdır.
6- Çobanların sigorta/Bağkur primleri 5 yıl süre ile destekleme bütçesinden karşılanmalıdır.
7- Tarımsal kredi mevzuatı 2025 yılı itibarı ile revize edilerek; bölgesel hayvancılık kapasitesi, çiftçi profili, arazi ölçeği ve aile işletme odaklı dağıtım esaslarına göre yeniden yapılandırılmalıdır.
8- Hayvan ithalatı gözden geçirilerek damızlık ithalatının süt arzını olumsuz etkilemesinin önüne geçilmelidir.
9- Tarım piyasalarının et, süt, hububat, yağlı tohumlar, şeker pancarı dahil bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesi için ‘Tarım Ürünleri Piyasa Düzenleme Kurumu’ kurulmalıdır.
10- Üretici örgütlerinin işlevselleştirilmesi sağlanmalıdır.
11- Küçük işletmelere desteklemelerde asgari hayvan sayısı yerine anaç hayvan sayısına göre destek verilmelidir.
12- ‘Yeminli Tarım Müşavirliği’ sistemi kurulmalıdır.
13- Et ve Balık A.Ş. kurularak kamunun hem hakem, hem oyuncu rol çatışması önlenmeli, yeni yapı ile kırsalda hayvancılığın geliştirilmesi için öncülük edilmelidir.
14- Sözleşmeli üretim etkin olarak uygulanmalıdır.
1 Yorum
Ali Ekber Bey, kurumda da dillendirilmeye başlanan ESK’nın özelleştirileceğine yönelik söylentiyi, burada kurumun anonim şirkete dönüşmesini tavsiye ederek söylentileri güçlendirmiş.