Paylaş
Köşe Yazısı destekleme fındık

İstanbul tarımda üreten kent değil, tüketen kent

Gıda fiyatları gündeme geldiğinde “Antalya’da 10 lira olan domates İstanbul’da nasıl 40 lira olur” diye sorgulanır ve hep aracılar suçlanır. Parayı aracıların kazandığı ifade edilir. Kısmen doğru olsa da asıl sorun üretim bölgesi ile…

İstanbul tarımda üreten kent değil, tüketen kent

Gıda fiyatları gündeme geldiğinde “Antalya’da 10 lira olan domates İstanbul’da nasıl 40 lira olur” diye sorgulanır ve hep aracılar suçlanır. Parayı aracıların kazandığı ifade edilir. Kısmen doğru olsa da asıl sorun üretim bölgesi ile tüketim bölgesi arasındaki mesafenin çok uzak olmasıdır. İstanbul’un domatesi kentin yakınlarında, çeperlerinde üretilse bu kadar fark olmaz. Bu birçok ürün geçerli.

Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul üreten kent değil, tüketen kent. Türkiye’nin her yerinden İstanbul’a tarım ürünleri taşınıyor. Her şeye rağmen İstanbul’da da çiftçilik yapanlar, hayvan yetiştiriciliği yapanlar var. İstanbul Planlama Ajansı(İPA) “Eşikte Çiftçilik: İstanbul Çeperinde Tarımsal Üretim” raporu ile İstanbul tarımını mercek altına aldı. Dr. Caner Murat Doğançayır, Dr. İrfan Emre Kovankaya, Özge Tekçe Demirkol tarafından hazırlanan ve çok sayıda uzmanın katkıda bulunduğu rapor, ağırlıklı olarak saha bilgisine dayanıyor.

Tarihsel olarak kentsel hizmet, ticaret ve sanayi işlevleriyle öne çıkması sebebiyle İstanbul, Türkiye genelindeki tarımsal üretim istatistiklerinde son sıralarda yer alıyor. Dolayısıyla, tarımsal açıdan “üreten” değil, daha çok “tüketen” bir kent olarak görülüyor.

İstanbul Planlama Ajansı’nın hazırlayıp yayınladığı geniş kapsamlı “Eşikte Çiftçilik: İstanbul Çeperinde Tarımsal Üretim” raporunun geniş bir özetini paylaşıyoruz. Bu rapordan çıkarılacak çok ders var.

Mega projeler ve kentsel rant baskısı, başta tarım ve orman alanları olmak üzere kırsal dokuyu giderek daraltırken; kırsal potansiyelin tam kapasiteyle değerlendirilmesi bir yana, bu alanlar ciddi tahribat tehdidiyle karşı karşıya. Buna karşın, İstanbul’un tarımsal potansiyeli; coğrafi konumunun sağladığı iklim çeşitliliği ile ulusal ve uluslararası pazarlara yakınlığı sayesinde çok daha fazla ilgiyi hak ediyor. Kentin güncel arazi kullanım profili de, bu potansiyeli anlamak için önemli bir çerçeve sunmaktadır. Toplam 5 milyon 461 bin 780 dekar yüzölçümüne sahip İstanbul’un tarım alanı 746 bin 139 dekar. Orman alanı ise 238 bin 30 hektar. Mera alanı da 6 bin 589 hektar.

Tarım alanları 20 yılda yüzde 11 azaldı

İstanbul’daki tarım alanlarının değişimine bakıldığında 2004-2024 döneminde toplam tarım alanlarının 836 bin 680 dekardan 746 bin 139 dekara inerek yaklaşık yüzde 11 küçüldüğü görülmektedir. Tarım alanlarının en fazla kaybedildiği yıl 2005 olmakla birlikte bunu izleyen küresel kriz yıllarında hızlı bir gerileme görülmüştür. 2016’dan itibaren küçük bir toparlanma yaşansa da yeni otoyol-havaalanı koridorları ve imar baskısı, alan kayıplarını pekiştirmiştir.

2012 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan 6360 sayılı Bütünşehir Yasası kapsamında, büyükşehirlerin sınırlarında yer alan köyler idari düzenlemeyle mahalleye dönüştürülerek; yerel arazi kayıtları kentsel arazi lehine yeniden kodlanmıştır. Öte yandan 2019 yılında toplam tarım alanlarında görülen yükseliş, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yeni yönetimi tarafından uygulanan tarımsal destek politikalarıyla bağlantılıdır.

İstanbul tarımda üreten kent değil, tüketen kent - 1

Sebze alanları yarı yarıya azalırken meyve alanları arttı

Genel istatistikler, ürün deseni detayında değerlendirildiğinde en büyük düşüşün 54.910 dekardan 25.835 dekara inerek neredeyse yarı yarıya azalan sebze alanlarında olduğu görülmektedir. Tahıl ve yem bitkileri gibi tarla ürünleri hala birinci olmakla birlikte 20 yılda yüzde 9.5 azalmıştır. Ancak toplam içindeki payı ise yüzde 90’dan yüzde 92’ye çıkmıştır. Meyve, içecek ve baharat bitkilerinin ekili olduğu alanlar görece dirençli kalarak yüzde 9 artmış ve 27-28 bin dekar düzeyinde devam etmiştir. Metropoliten yayılma ve kentsel saçaklanma süreçleri, İstanbul tarımını hem mekânsal olarak daraltmakta hem de ürün çeşitliliğini azaltmaktadır. Bu süreçte sebze ağırlıklı çeper tarımı gerilerken; büyük ölçekli tahıl ekimleri ile sınırlı ölçekte meyve üretimi varlığını sürdürmektedir.

Günümüzde İstanbul’un tarımsal üretiminde alansal olarak en büyük paya sahip üretim yüzde 91 ile tahıllar ve diğer bitkiler grubuna aittir. Bunu yüzde 3,6 ile meyveler, içecek ve baharat bitkileri ile yüzde 3,46 ile sebzeler takip etmektedir. Meyveler, içecek ve baharat bitkileri alanında ise gözle görülür bir artış vardır.

Bitkisel ürün deseni ülke geneliyle uyumlu

İstanbul’daki bitkisel ürün deseni incelendiğinde, öne çıkan ürünlerin Türkiye genelindeki üretim eğilimleriyle önemli ölçüde paralellik gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu durum, kentin tarımsal yapısının ulusal pazarla kısmen entegre olduğunu göstermektedir.

Tahıl ve diğer bitkisel ürünler kategorisinde, durum buğdayı haricindeki buğday, endüstriyel üretime yönelik ayçiçeği tohumu, hayvancılık için kullanılan silajlık mısır (hayvan yemi olarak kullanılan mısır) ve arpa üretimi önde gelmektedir. Bu ürünleri, yine yem bitkisi olarak değerlendirilen yeşil ot (yulaf), kanola, yonca ve çeltik takip etmektedir. Üretim deseninin özellikle endüstriyel tarım ve hayvancılık sektörlerinin ihtiyaçlarına yönelik şekillendiği ve bu yönüyle Türkiye’nin genel üretim yapısını yansıttığı görülmektedir.

Kanola/kolza tohumunda Türkiye’deki üretimin yüzde 7,4’ünü karşılayan İstanbul, 6. sırayı almıştır. Yağlık ayçiçeği tohumu üretimi de Türkiye’de ilk beşe giren Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne’deki üretimle paralellik sergilemekte, toplam çeltik üretimi Çatalca’nın tek bir mahallesindeki üretimi göstermekte, soya ve hasıl olarak üretilen buğday ise hayvancılığa yönelik yem üretiminde kullanılmaktadır.

İstanbul tarımda üreten kent değil, tüketen kent - 2

Sebze üretimine bakıldığında, yine ulusal pazarla paralel olarak karpuz, sofralık domates, kavun, kara lahana, hıyar, kıvırcık marul, kültür mantarı, patlıcan, sivri biber ve taze fasulye öne çıkmıştır. Türkiye’deki üretim deseninden farklı olarak kara lahana üretiminin ilk 5’te olması ve kültür mantarının da 7. sırada gelmesi dikkat çekicidir. Meyve üretimine bakıldığında ise fındık üretimi açık ara ile birinci iken, geri kalan ürünler yine Türkiye pazarında en çok üretilen ürünler olan elma türleri, ceviz, armut, erik, ayva, kiraz ve çilek olarak sıralanmaktadır.

Katma değerli ürünlere yönelme var

Özetle, İstanbul kırsalındaki ürün deseni, klasik tarla ve bahçe tarımından katma değeri yüksek, özel ürünlere doğru genişleyen bir çeşitlilik göstermektedir. Geleneksel ve mevsimlik üretim açısından bakıldığında üretimin temelini, domates, biber, salatalık, fasulye, patates, soğan gibi temel sebzeler ile karpuz ve kavun gibi yazlık meyveler oluşturmaktadır. Bu ürünler, hem üreticilerin kendi tüketimleri hem de yerel pazarlar için vazgeçilmezdir.

Geçmişte sadece yazlık üretim yapılırken, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) sağladığı kışlık fide (brokoli, karnabahar, lahana) destekleriyle en azından bir kısım üreticinin tüm yıla yayılan üretimle ürün çeşitliliğini arttırdığı vurgulanmaktadır.

Bir üreticinin klasik sebzelerin yanında aronya yetiştirmesi, bir diğerinin çilek üretimine yönelmesi veya farklı marul çeşitleri üretmesi, katma değerli ürün arayışı eğiliminin somut örneklerindendir. Bu ürünler, genellikle daha yüksek birim fiyata sahip olup, üreticilere yeni gelir kapıları açmaktadır. Bazı üreticiler ise mantar gibi daha spesifik alanlarda uzmanlaşmıştır.

En çok üretilen meyve; fındık

Meyve üretimi açısından bakıldığında, Türkiye’deki elma, armut, erik gibi genel ürün deseninden farklılaşan ürün olarak İstanbul’da açık ara farkla en çok üretilen meyve olan fındık öne çıkmaktadır. İstanbul Anadolu Yakası’nın kuzeyinin iklimsel eğilimleri ve sosyolojik profili Karadeniz ile coğrafi bir bütünlük içindedir. Bu bölgedeki fındık üretimi ile İstanbul Türkiye’de fındık üretiminde 13. sıradadır. Öte yandan fındık üretimi Karadeniz’deki geleneksel üretici illerdeki düzeyde düzenli ve kurumsallaşmış olmamakla birlikte bu yöndeki çalışmalar son yıllarda hız kazanmıştır. Şile Tıbbi Aromatik Bitkiler Kooperatifi’nin bu yöndeki çabaları İstanbul’daki fındık üretiminin değerlendirilmesi için önemli fırsatlar sunmaktadır.

Kentleşme ve mega projelere rağmen hayvancılık gelişiyor

İstanbul’un hayvansal üretim istatistiklerine bakıldığında 2004 yılından bu yana hayvan sayılarında bir yükseliş göze çarpmaktadır. Kentleşme ve mega proje baskılarına rağmen hayvan sayılarındaki artışı, yerel pazarın keşfedilmesi ve kentsel çeperlerde yaşayan nüfustaki artış ile açıklamak mümkündür.

İstanbul’daki hayvan sayılarına bakıldığında özellikle yumurta üretimine yönelik tavuk sayısı yüzde 66, et tavuğu sayısı ise yüzde 85 oranında artış göstermiştir. Koyun ve keçi sayılarındaki çarpıcı artış sırasıyla yüzde 183 ve yüzde 231 olarak gerçekleşmiştir. Sığır sayısı yüzde 13 artarken, manda sayısı ise yüzde 134 düzeyinde artmıştır. Arıcılık işletmeleri 2013 yılından bu yana dalgalı bir seyir izlemiş ve yüzde 31 oranında artarak günümüzde 1.616 işletmeye ulaşmıştır. Bu veriler arasından özellikle katma değerli üretim açısından ön plana çıkan faaliyetler manda üretimi ve arıcılık faaliyetleridir. Manda üretiminde İstanbul, mevcut pazar olanakları ve kuzeyindeki sulak alanlarının varlığı dolayısıyla 2013 yılından bu yana Samsun ve Diyarbakır’dan sonra Türkiye’de üçüncü sırada yer almaktadır.

İstanbul tarımda üreten kent değil, tüketen kent - 3

Özellikle Silivri, Eyüpsultan ve Çatalca ilçelerinde belirli köylerde köklü bir geçmişe sahip olan manda yetiştiriciliği ve bu sütten elde edilen yoğurt, kaymak, tereyağı ve dondurma gibi işlenmiş ürünler öne çıkmaktadır.

Şile’nin kestane balı coğrafi işaret aldı

İstanbul’da hayvansal üretim açısından öne çıkan ikinci bir potansiyel üretim alanı da arıcılıktır. İstanbul’da arıcılık faaliyetleri, hem bireysel hobi olarak hem de ticari ve organize bir yapıda, özellikle Şile gibi belirli bölgelerde yoğunlaşarak varlığını sürdürmektedir. İstanbul’daki arıcılık, geleneksel bir uğraş olmasının yanı sıra modern ve markalaşmış bir sektöre dönüşme potansiyeli taşımaktadır.

Şile ilçesi günümüzde üretici örgütlenmesi açısından İstanbul’da arıcılığın merkezi konumundadır. Özellikle coğrafi işaretli Şile Kestane Balı bölgedeki katma değerli üretim için önemli bir örnektir. Şile’deki arıcılar, Şile Arıcılık ve Arı Ürünleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi aracılığıyla organize olmuşlardır. Burada sadece bal değil, polen, propolis, arı sütü gibi katma değeri yüksek diğer arı ürünlerinin de üretimi yapılmaktadır.

Organik tarımda gerileme var

İstanbul, organik ürün talebinin en yoğun olduğu illerimizden biri olmasına rağmen, tarımsal üretimde olduğu gibi organik üretim kapasitesi açısından da henüz tam potansiyeline ulaşamamıştır. 2020 yılında 88 hektar civarında olan organik tarım alanlarında toplam 886 ton ürün elde edilmişken, 2024 yılına gelindiğinde toplam alan 85 hektar olarak kalmış; üretilen ürün miktarı ise yüzde 68 oranında gerileyerek 277 tona düşmüştür. Öte yandan, organik tarıma geçiş sürecinde olan tarım alanları 60,9 hektar olmuş; geçiş sürecindeki ürünler ise 302 ton olarak kaydedilmiştir. Hayvansal üretimde de özellikle süt, yumurta ve bal gibi ürünlerde çok düşük miktarlarda organik üretim yapılmaktadır.

Organik ürünler İstanbul’un merkezinde açılan belirli yerel organik pazarlarda veya doğrudan internet satış kanallarından satılmakla birlikte, önemli bir kısmı tarladan doğrudan alımla pazarlanmaktadır. Şile’de kurulan ve Slow Food etiketi taşıyan Yeryüzü Pazarı, Şile çapında faaliyet gösteren ve İstanbul’un en önemli organik pazarlarından biridir. Ayrıca yine Şile’de kurulu olan Şile Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Kooperatifi de organik üretime önem vermektedir.

Yapılaşma beklentisi arazi spekülasyonuna neden oluyor

İstanbul’un kırsalında yapılaşma beklentisi, küçük üreticileri toprağını ekmek ile elden çıkarmak arasında bırakarak, tarım arazilerini spekülasyonun nesnesi haline getiriyor.
İstanbul’un kırsal alanlarında yapılaşma koşullarının, yeni imar planlarıyla veya imar ruhsatları vasıtasıyla değişimi, küçük üreticileri kıskaca alan diğer tüm etmenlerin üzerine eklenmektedir. Kimi çiftçiler ata yadigarı addettiği toprakları, atıl dursa dahi elinden çıkarmayacağını belirtmekte olmasına karşın; görüşülen çiftçilerin önemli bir kesiminin gerek kendi gelecekleri üzerine düşünceleri gerek genel gidişata yönelik yorumları değerlendirildiğinde çiftçilikten vazgeçen ailelerin arazilerinin imara açılmasını bekleyecekleri anlaşılmaktadır.
Zira kimi yörelerde (Örneğin Beykoz Mahmutşevketpaşa civarında) yeni imar planlarının yürürlüğe gireceği beklentisiyle üreticiliği bırakmış bazı köylülerin, tarlalarının taliplisi üreticilere kiralamaya bile yanaşmayıp atıl beklettiği aktarılmıştır. Silivri Akören ve Gazitepe gibi kolay ulaşılabilen ova köylerinde de gelecekte yeni ulaşım koridoru spekülasyonlarıyla, iddia edilene göre, arsa el değişikliği yarıyı geçmiş durumdadır.

İstanbul tarımda üreten kent değil, tüketen kent - 4

Artan arsa kiraları, İstanbul çevresinde tarıma yönelen üreticileri kırılgan hale getiriyor, bu durum üreticilerin gayrimenkul baskısından kaçmak için şehir sınırlarının ötesine yönelmesine sebep oluyor.

İstanbul kırsalında bazı köylerde konteyner ve karavanlardan oluşan konaklama alanları yaygınlaşırken, bu alanların sahip olduğu olanakların çiftçilerin tarlalarında mevzuat engelleriyle karşılaşması tartışmalara yol açıyor.

İçme suyu havzalarında yapısal müdahalelere getirilen sıkı kısıtlamalar, sadece imar faaliyetlerini değil, hayvancılıkla geçinen kırsal alanlarda gündelik yaşamın sürdürülebilirliğini de zorlaştırırken; birçok üretici, tarımsal faaliyeti sonlandırmak için statü değişikliğini bekliyor.

Çiftçiliği devralacak gençler köyden kaçıyor

İstanbul metropolü ile bölge kentlerinin etki alanında yer alan köylerin kırsal niteliklerini tarımsal üretimle birlikte sürdürebilmesini engelleyen temel faktörlerden biri, bu köylerde çiftçiliği devralacak genç kuşakların köylerden ayrılmasıdır. Çiftçiliğin ekonomik olarak cazip bir uğraş olmaması, emek yoğun yapısı ile elde edilen gelir arasındaki dengesizlik ve çevre bölgelerdeki alternatif istihdam olanaklarının görece erişilebilirliği, kırdan göçü hızlandırmakta ve kırsal yerleşimlerin toplumsal dokusunu dönüştürmektedir.

İstanbul kırsalında gençler geçim için kenti, yaşlılar ise emeklilik için köyü seçiyor; kırsal yaşam bir kuşak için çıkışsızlık, diğer kuşak için sığınılacak son durak halini alıyor.

Tarım arazileri korunmalı, çiftçiye alım garantisi verilmeli

İstanbulluların yüzde 86,4’ü İstanbul’daki tarım arazilerinin korunması ve tarım faaliyetlerinin desteklenmesini önemli bulurken; yüzde 68,63’ü ise tarımın gelişimi açısından yerel yönetimlerin destekleyici rol üstlenmesi gerektiğini savunuyor.

İstanbul’da alım garantili tarımsal üretimi teşvik eden kamusal mekanizmalar, çiftçilerin piyasa koşullarına karşı kırılganlığını azaltarak üretimin sürekliliğini sağlamada kritik bir rol oynuyor.

Gıda güvensizliği ve su kıtlığı

Geleneksel kent kır ayrımının anlamsızlaştığı günümüzde, gıda üretimi veya su kaynakları gibi “kırsal” kökenli krizler, küresel veya ulusal tedarik zincirleri aracılığıyla doğrudan metropollerde gıda güvensizliği veya su kıtlığı olarak yaşanmaktadır. İstanbul örneğinde, gıda tedariği ulusal çaplı bir zincirleme reaksiyona bağlıdır. Özetlemek gerekirse, neredeyse tüm gıdasını Antalya, Adana, Mersin, Konya, Manisa gibi tarım sektöründe kuvvetli illerden sağlayan İstanbul, bu bölgelerde ortaya çıkan özellikle iklim kaynaklı herhangi bir dönemsel veya yapısal krizle (kuraklık ve eşanlı yaşanan seller, hortum ve fırtına gibi aşırı hava olayları) gıda açısından bir anda kırılgan hale gelmektedir. Bu etkinin büyük olmasının sebebi elbette İstanbul’un nüfus yoğunluğudur. Su açısından verilecek en çarpıcı örnekse, bütün dünyada yaklaşmakta ve yer yer yaşanmakta olan su krizi için alınacak tedbir ve yöntemlerin konuşulduğu bir dönemde, merkezi hükümetin İstanbul’daki içme suyunun yüzde 10’unu sağlayan Sazlıbosna barajı üzerine kurmak istediği Kanal İstanbul ve Yenişehir Projesini hızla hayata geçirme konusundaki ısrarıdır.

İstanbul’u ekolojik kaynaklı krizlere karşı dayanıklı kılacak en büyük fizik-mekânsal potansiyeli tüm doğal kaynaklarının bulunduğu, tarımsal üretimle iç içe geçen kuzey ve güney batısında yer alan kırsal dokuda yer almaktadır.

Kırsalının korunmasının temel ayaklarından birini, kırsalın ve kırsalda yaşayanlarla yaşatılması oluşturmaktadır. Bu durumda İstanbul’da tarımsal üretimin korunması, onarılması ve geliştirilmesi kırsal hayatın devamlılığı için elzem olarak görülmelidir. Dolayısıyla İstanbul’da kırsalın proaktif bir şekilde korunması, temelde bir “metropol çeperindeki küçük-orta büyüklükteki tarımsal üretimin ve çiftçiliğin korunması” sorunu olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu noktada, yukarıda bahsedildiği gibi, İstanbul’un bazı temel özellikleri kırsaldaki üretimin korunabilmesi için güçlü potansiyeller içermektedir. Kırsal üretim açısından İstanbul’un en temel avantajı pazar hacmidir. Türkiye nüfusunun yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapan bu devasa metropol, kırsal çeperindeki tarımsal üreticiler için oldukça geniş bir pazar hacmi sunmaktadır. Sahada yapılan görüşmelerde farklı üreticiler daha fazla alan ve daha fazla üretim kapasitesine sahip oldukları takdirde daha fazla satış yapacaklarını veya “tezgahta ürün kalmadığını” sıklıkla belirtmişlerdir. Metropol pazarının sunduğu avantaj sadece niceliksel büyüklükle sınırlı değildir; aynı zamanda nitelikli, bilinçli tüketime ve sağlıklı gıdaya yönelik talebin en yoğun olduğu merkezlerden biridir İstanbul.

Tarımsal işletmelerin çoğu küçük aile işletmesi

İstanbul’da kırsal alanlardaki ürün arzı kentsel talebi karşılayacak düzeyde değildir ve bu durum üreticiliğin desteklenebileceğini ve artma potansiyelini göstermektedir. İstanbul’daki tarımsal üretimin en belirleyici özelliklerinden biri tarımsal işletmelerin önemli çoğunluğunun küçük ve orta ölçekli işletmeler olmasıdır. Bu özellik, üretici açısından bazı dezavantajlarının yanında, bölge açısından değerlendirilmesi gereken ve metropol ile uyumlanabilecek potansiyel avantajlar taşıyor olabilir. Öncelikle, yüksek arsa değerleri, kentleşme baskısı ve büyük ölçekli endüstriyel tarıma elverişli olmayan parçalı arazi yapısı gibi faktörler, mevcut koşullarda büyük sermayenin bölgede tarımsal üretime girmesini engellemiş gibi görünmektedir. Öte yandan büyük perakende zincirleri, operasyonel modelleri gereği standartlaştırılmış ürün, büyük alım hacimleri ve sürekli düşük fiyat talep etmekteler. Bu beklentiler, küçük ve orta ölçekli üreticilerin kapasiteleri ve üretim çeşitlilikleriyle uyumsuzdur.

Sonuç olarak, bu büyük alıcılar, ekonomik ve lojistik sebeplerle küçük üreticilerle çalışmaya yanaşmamakta, bu da küçük çiftçileri bu baskın tedarik zincirinin dışına itmektedir.
Yapısal olarak konvansiyonel tedarik zincirinin dışında kalan küçük üreticilerle, İstanbul’da giderek güçlenen, gıdasının kaynağını bilmek isteyen, sağlıklı, güvenilir ve yerel ürüne daha yüksek bedel ödemeye hazır bilinçli bir tüketici kitlesinin talebinin kesişimi “alternatif gıda ağları” olarak adlandırılan sistemlerinin alt yapısını oluşturmuştur.

Yukarıdaki anlatılan avantajları özetlemek gerekirse (1) İstanbul’daki pazar hacminin genişliği ve (2) tarımsal üretimin ağırlıklı olarak küçük üreticilerle yapılıyor olması İstanbul’u “alternatif gıda ağlarının” geliştirilebilmesi için oldukça avantajlı bir konuma sokmaktadır.

Alternatif gıda ağları, günümüzde üretimini sürdürmek isteyen küçük üreticiler için zorunlu bir çıkış yolu olmasının ötesinde, çeşitli avantajlar da sağlamaktadır. Küçük üreticiler alternatif gıda ağları sayesinde nispi bir ekonomik bağımsızlık kazanırlar. Aracıların devre dışı kalmasıyla “tarladaki ürün – tezgahtaki ürün” arasında oluşan devasa fiyat farkını minimize edip karlarını arttırırlar. Öte yandan monokültür tarımdan farklı olarak daha çeşitli ve niş pazarlara hitap edebilme, ekolojik tarım, iyi tarım veya organik üretim gibi biçimlere daha kolay adapte olabilme ve üretimi bu yönde esneterek özel ürün üretebilme kabiliyetleri oluşur.

İkinci önemli potansiyel, başarılı kooperatif örneklerinde aranmalıdır. İstanbul’da köylerdeki küçük üreticileri bir araya getirerek doğrudan satış kanalları sağlayan ve dahası katma değerli son ürünlerin üretilebileceği sermaye yoğun biçimleri küçük üreticiler için mümkün kılan kooperatifleşme örnekleri bulunmaktadır. Bunların yukarıda bahsedilen potansiyel üretici profilleriyle birleştirildiği başarı örüntüleri oluşturulmalıdır. Tarlada doğrudan alış benzeri yöntemlerle birleştirilen “köy deneyimi”, agro-turizm ile de kırsal kalkınmada destekleyici olacaktır.

Tarımsal destekler sürmeli

Bu potansiyellere ek olarak söylenebilecek olan, yerel ve merkezi yönetimin desteklerinin sürmesi ve farklı modellerle mümkün iyileştirmelerin yapılmasıdır. İlçe belediyelerinin doğrudan ürün alımı pratikleri üreticiyi kurtaran pratiklerdir. Belediyelere bağlı park bahçe birimlerinin Beykoz ve Çatalca örneklerinde olduğu gibi süs bitkisi üretiminde köylerden ürün alması, olası bir kalkınma modeli için önemli birer örnektir. Öte yandan bazı ilçe belediyeleri tarafından kurulan üretici pazarları da önemli adımlardır.

İstanbul tarımda üreten kent değil, tüketen kent - 5

Özetle, İstanbul’un kırsalının korunabilmesi, küçük ve orta ölçekli üretimin sürmesine bağlıdır. Üreticiler arasında kırsala dönerek üretim yapmayı tercih eden yeni nesil üretici profili ile başarılı kooperatif örnekleri birlikte ele alınarak başarı örüntüleri ortaya koymak ve bunlar üzerinden hem çeperlere hem de kırsala yönelik kalkınma modelleri geliştirmek mümkündür.

İstanbul’da tarım

– Toplam tarım alanlarının yüzde 95’i 5 ilçede toplanıyor.
– En çok üretilen meyve fındık.
– Kuzeydeki sulak alanları ve mevcut pazar olanakları ile manda üretiminde Türkiye’de 3. sırada yer alıyor.
– Kırsalda yapılaşma beklentisi, küçük üreticileri toprağını ekmek ile elden çıkarmak arasında bırakıyor.
– Türkiye’deki üretim deseninden farklı olarak İstanbul’da kara lahana üretimi ilk 5’te ve kültür mantarı da 7.sırada yer alıyor.
– İstanbul’da üreticiler, kent içi talebe yanıt verebilmek adına keten lifi, adaçayı, salep, kültür mantarı, pazı, nane ve çilek gibi hem katma değerli hem de yerel pazara uygun ürünlere yöneliyor.
– İstanbul kırsalında gençler geçim için kenti, yaşlılar ise emeklilik için köyü seçiyor.

İlçelere göre tarımsal profiller

İstanbul’da toplam tarım alanı ve üretilen ürün miktarı açısından önde gelen ilçeler Silivri, Çatalca, Arnavutköy, Büyükçekmece ve Şile’dir. İstanbul’daki tarım alanlarının yüzde 52’si Silivri’de yer alırken ikinci sırada yüzde 21 ile Çatalca, yüzde 10 ile Arnavutköy, yüzde 6 ile Büyükçekmece ve yüzde 5 ile Şile gelmektedir. Bu ilk beş ilçenin oranı yüzde 95’tir.Tarım alanlarına sahip diğer ilçelerin üretimdeki ağırlıklarıysa çok küçüktür.

Silivri ve Çatalca’da tahıllar (buğday, arpa), dane mısır ve ayçiçeği/kanola gibi endüstriyel bitkiler baskındır; bu üretimde mekanizasyona elverişli, işgücü gereksinimi düşük ve sermaye yoğun bir ekonomik sürdürülebilirliğin daha hakim olması beklenir.

Arnavutköy ilçesi manda varlığının da yüksek olduğu karma bir kullanıma sahipken; Büyükçekmece, İstanbul’un yapılı çevre sınırında Trakya’nın uzantısı olan son geniş tarımsal cep olarak direnç göstermektedir.

Şile’de orman-tarım etkileşimli meyvecilik (kestane, ceviz, fındık) ve arıcılık ile son zamanlarda yükselişte olan tıbbi aromatik bitkiler üretimi öne çıkar; toplam alan küçük olsa da çeşitlilik ve nitelikli ürün payı yüksektir. Dolayısıyla, üretim ölçeği ve ürünler bakımından İstanbul’da tarımının lokomotifinin Silivri, Çatalca, Arnavutköy, Büyükçekmece ve Şile ilçeleri olduğunu söylemek mümkündür.

İstanbul tarımda üreten kent değil, tüketen kent - 6

Son 20 yılda 4 ilçede tarım bitme noktasına geldi

Başakşehir, Beylikdüzü, Sancaktepe ve Çekmeköy gibi ilçeler, son 20 yılda hızlanan kentsel yayılmanın tarım arazileri üzerindeki olumsuz etkisini gösteren somut örnekler olarak öne çıkmaktadır. Bu ilçelerde kayıtlı tarım alanlarının 10 bin dekarın altına düştüğü ve faaliyetin neredeyse bittiği görülmektedir.

Beykoz ve Sarıyer orman köyleri, küçük ölçekli tarımsal alanlar barındırmakta; bu alanlarda sebze, meyve ve süs bitkileri üretimi yerel pazarlara dönük niş değerler yaratmaktadır.

Benzer şekilde, Eyüpsultan İlçesi’nin kuzey kesimleri mega proje baskılarına rağmen hala manda üretimine uygun sulak alanları içermektedir. Böylece İstanbul’un tarımsal coğrafyası bir yanda geniş ölçekli tahıl düzlüğü, diğer yanda mozaik orman-tarım alanları ve arada kentsel baskı altında küçülen geçiş bölgelerinden oluşan parçalı bir yapı sunmaktadır.

Meyve üretimi açısından Şile, Beykoz, Silivri ve Arnavutköy; sebze üretiminde Silivri, Çatalca, Beykoz, Büyükçekmece ve Şile; tahıllar ile diğer bitkisel üretimde ise Silivri, Çatalca, Arnavutköy, Büyükçekmece ve Şile ilçeleri öne çıkmaktadır.

Üretici profili ve pazarlama kanalları

İstanbul’daki üreticiler 4 farklı profilden oluşuyor:

1- Kuşaklar boyu tarımla uğraşan geleneksel üreticiler,

2- Eğitim ve kent deneyimi sonrasında aile işletmesine geri dönen genç profesyoneller,

3- Kariyer değişikliği veya emeklilikle tarıma yönelen beyaz yakalı girişimciler

4- Anadolu’dan göç ederek metropol çeperinde kiralık arazi üzerinde üretime geçip yeniden çiftçileşen üreticiler.

Pazarlama kanalları

İstanbul’un tarımsal üretime yönelik en büyük potansiyellerinden olan geniş pazar yapısı, farklı satış kanallarının oluşması için uygun bir zemin sağlamaktadır. Bu kanalların başlıcaları, farklı profiller için farklı avantaj ve dezavantajlara sahip dört farklı kategoride ele alınmaktadır. Bunlar :

– Geleneksel toptan satış.

– Ekolojik ve organik tarımsal ürünlerin de yer aldığı yerel üretici pazarları.

– Kentsel merkez entegrasyonuyla bağlantılı doğrudan tarladan ve bostandan satış kanalıyla özellikle İstanbul benzeri küçük ve orta tarımsal işletmelerin yoğun olduğu mülkiyet yapısına uygun olan alanlar.

-Kooperatifler yoluyla satış kanalları.

 

REKLAM

Yorum Yazın

Yorumunuz denetimden sonra yayımlanır. E-posta adresiniz gösterilmez.

REKLAM
Tarım Dünyası Bülteni

Gündemi kaçırmayın, düzenli özet e-posta olarak gelsin.

Neleri almak istersiniz?

Hepsini almak için hiçbirini işaretlemeyin.

İçeriğe Atla