Türkiye Cumhuriyet’inin tarım ve tarıma dayalı sanayinin gelişiminde Eskişehir’in çok önemli bir rolü ve öncülüğü var. Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 13 Aralık 1925 tarihinde “Islah-ı Buzr” adıyla Türkiye’nin ilk tarımsal araştırma kuruluşu olan Eskişehir Tohum Islah İstasyonu Sazova’da kuruldu. Kurum, bugün Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü adıyla faaliyetlerini sürdürüyor.
Alpullu ve Uşak şeker fabrikasından sonra Türkiye’nin 3. şeker fabrikası Eskişehir’de kuruldu. Hem de 10 ay gibi rekor bir sürede. Temeli 1 Şubat 1933’te atıldı ve 5 Aralık 1933 tarihinde resmen işletmeye açıldı.
Atatürk’ün yurtdışına gönderdiği ilk ziraat mühendisi olan Ali Numan Kıraç’ın öncülüğünde Eskişehir’de 1929’da Kuru Tarım Deneme İstasyonu (Dry Farming)kuruldu. Bu istasyon ile az yağış alan bölgelerde verimi artıran toprak işleme ve tohum ıslahı yöntemleri geliştirildi. Elde edilen başarı uluslararası literatüre “Türk mucizesi” olarak geçti.
Köy Enstitülerinin ilk nüvesi olan Mahmudiye Köy Eğitmenler Kursu 1936’da Eskişehir’de açıldı. İlk köy enstitüsü yine 1940’ta Eskişehir Çifteler’de açıldı.
Eskişehir’in ülkenin tarım ve kırsal gelişiminde, tarıma dayalı sanayide daha birçok öncülüğü var. Tarım ve gıda konusundaki duyarlılık bugün de devam ediyor.
Tarım ve gıdaya önem veriliyor
Eskişehir ekonomisinde tarımın payı yüzde 7 civarında. Buna rağmen geçmişten gelen birikim ve duyarlılıkla tarıma çok önem veriliyor. ‘Biz sanayi kentiyiz boş verelim tarımı’ denilmiyor. Eskişehir Sanayi Odası (ESO)Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş ve yönetim kurulu tarım ve gıdaya özel önem veriyor. Son 4 yılda 3 kez tarımı konuşmak üzere ESO’nun düzenlediği toplantılara katıldım.
Başta Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, belediyeler, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarımın gelişmesi için çaba gösteriyor. Son olarak 13 Ağustos 2026 Perşembe günü Eskişehir Sanayi Odası’nın gıda, şekerleme, unlu mamuller, yem ve ambalaj sektöründe faaliyet gösteren firmaların yönetici ve temsilcilerinin katılımı ile düzenlenen “Sektörel Meslek Grupları Toplantısı” na konuşmacı olarak katıldım. Sadece sanayiciler yoktu, üreticiler de vardı. Tarım, gıda ve yem sektöründeki güncel gelişmeleri konuştuk.
Tarımsal üretim değeri 51 milyar lira
Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü’nün “Eskişehir Tarımsal Yatırım Rehberi” ne göre, Eskişehir’de 2025 yılı itibariyle Çiftçi Kayıt Sistemi(ÇKS)’ne kayıtlı 24 bin 113 çiftçi var. Tarım alanı 5,5 milyon dekar, mera alanı 3,4 milyon dekar, nadas alanı ise 1,3 milyon dekar. Eskişehir’in 14 ilçesi ve 230’u köy olmak üzere 546 mahallesi var.
Bitkisel üretimde tahıl, bakliyat ve şekerpancarı ağırlıklı bir üretim deseni var. Sertifikalı tohum üretimi açısından önemli üretim merkezlerinden birisi. Sebzede roka, tere gibi ürünlerde Türkiye ihtiyacının önemli bir kısmını üretiyor. Örneğin, 34 bin tonla Türkiye roka üretiminin yüzde 77’sini karşılıyor.

Büyükbaş hayvan varlığı 160 bin baş, küçükbaş hayvan varlığı ise 1 milyon 300 bin baş civarında.
İl Tarım ve Orman Müdürü Yüksel Çil’in verdiği güncel bilgilere göre bitkisel üretimim yüzde 70’e yakını hububat, baklagil grubunda.Yaklaşık 19,3 milyar lira hayvansal üretim, 30,7 milyar lira da bitkisel üretim olmak üzere kentin toplam tarımsal üretim değeri yaklaşık 51 milyar lira.
Tarıma dayalı 1092 sanayi/imalat işletmesi var. Unlu mamullerde 266, pastacılık ürünlerinde 161,yemde 273, süt ve süt ürünlerinde 75,et ve et ürünlerinde 20 işletme faaliyet gösteriyor.

Tarımdaki en önemli sorunlarından birisi su. Türkiye’de su kısıtı olan 11 ilden birisi Eskişehir. Su kısıtı olan 52 ilçeden 6’sı da yine Eskişehir’de. Toplantıda da dile getirildiği üzere tarımsal üretimin önündeki en büyük engellerden birisi yüksek üretim maliyeti, her geçen gün kendisini daha da çok hissettiren işçilik sorunu. Sadece üreticileri değil her kesimi olumsuz etkileyen yüksek gıda enflasyonu bu toplantıda da gündem konusu oldu.
Gıda enflasyonunun faturasını sanayici ödememeli
Eskişehir Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş, konuşmasında tarıma, gıdaya her zaman çok önem verdiklerini belirterek gıda enflasyonuna dikkat çekti.
Temel mallarda Türkiye sanayisinin yarattığı enflasyonun yüzde 17,7 seviyesinde olduğunu belirten Kesikbaş özetle şunları söyledi: “Sanayici elini taşın altına koymuş, artık eli mosmor olmuş. O taşın altında ezilmekten mahvolmuş. Gittiğimiz her yerde bunu anlatıyoruz. Türkiye’nin gıda enflasyonu yüzde 37, hizmetler sektörü enflasyonu yüzde 45’in üstünde. Bu bir kere adaletsiz. Ekonomi Bakanımıza da diyoruz ki, bir reçete uygulayacaksanız bu enflasyonla ilgili, sanayici için ayrı, gıda enflasyonunu düşürmek için ayrı, hizmetler sektörü için ayrı bir reçete uygulayın. Bize ne özel okullara giden çocuğun maliyeti ya da bilmem nesi. O maliyeti, enflasyonu düşürmek için sanayici olarak aynı aspirini kullanıyoruz, gıda enflasyonunu düşürmek için de aynı aspirini kullanıyoruz, hizmetler sektörünü düşürmek için de aynı aspirini, aynı hapı kullanıyoruz. Olan burada sanayiciye oluyor, eziliyor. Çünkü biz görevimizi yapmışız. Yüzde 17,7 temel mallar enflasyonu var sanayide. Bu benim rakamım değil, inansanız da inanmasanız da TÜİK(Türkiye İstatistik Kurumu)’in rakamı. Günün sonunda o kadar eziliyoruz ki saçma sapan gıda enflasyonu yüzünden. Aslında olan bizim sanayideki fabrikalarımıza oluyor. Çoğu kapanma aşamasına geliyor, çoğu üretim yapmak istemiyor.“
Türkiye gıdada pahalı ülke oldu
İtalya’da 12 Euro’ya yenilen bir yemeğin Eskişehir’de 22 Euro olduğunu hatırlatan Celalettin Kesikbaş: “Gerçekten fabrikaları modernize ediyoruz. Yeşil dönüşümün içinden geçiyoruz. Baktığınız zaman sanayide çok iyiyiz. Sanayiciler, insan kaynaklarından insan kaynakları yönetimine kadar, cinsiyet eşitliği vs. anlatıyoruz. Kardeşim, biz yapıyoruz işimizi. Burada binlerce fabrika bu işi yapıyor. Bu işe efor harcıyor, para harcıyor. Ama gıda enflasyonu yüzde 37 ve bunun faturası bizlere kesiliyor. Gittiğimiz her yerde de anlatıyoruz. Bunu çözecek olanların da mutlaka bir an önce çözüp aslında sanayiyi kurtarması gerekiyor bir şekilde. Bu anlamda tarım ve gıdayı çok önemsiyoruz.” diye konuştu.
Üretimde birincilikle övünürken gıda enflasyonu nasıl yüksek olur?
Celalettin Kesikbaş söylediklerinde çok haklı. Yüksek enflasyonun faturasını sadece sanayici değil, üretici, tüketici, sanayici, toplumun her kesimi ödüyor. Fakat enflasyonun düşürülmesi konusunda da bir başarısızlık özellikle tarım ve gıdada bir çarpıklık olduğu kesin.
Hem tarımsal üretimde(hasılada) Avrupa’da birinci, dünyada yedinci olarak övüneceksiniz hem de gıda enflasyonunuz yüzde 37 olacak. Gıda enflasyonunda dünyada üçüncüsü olacaksınız. Sadece bu tablo bile ortada bir problem olduğunu gösteriyor.
Sorun aslında biliniyor, fakat çözüm hep yanlış yerde aranıyor. Gıda enflasyonunu sadece marketlerdeki etiket fiyatına bakarak çözemezsiniz. Sorunun kaynağına inmeniz gerekir. Sorun tarlada, yüksek maliyetlerden başlıyor. Tarladan sofraya kadar olan süreci iyi yönetmeniz gerekiyor. Türkiye’nin tarım ve gıda ile ilgili bir sistemi yok. Tarım ve Orman Bakanlığı üretim planlaması yapıyor. İçerde bir üründe üretim azalınca ve fiyatlar biraz yükselince Ticaret Bakanlığı ithalat kapılarını açıyor, ihracat yasaklanıyor. Nerde kaldı üretim planlaması?
Artan gıda fiyatlarına çözüm bulmak üzere 2014 yılında Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi (Gıda Komitesi) kuruldu. Aradan 12 yıl geçti, Hazine ve Maliye Bakanı, Ticaret Bakanı, Tarım ve Orman Bakanı, bakanlık bürokratları, Merkez Bankası bu komitede çalışıyor. Bugüne kadar hangi çözüm üretildi?
Kırmızı et fiyatı ve beyaz ete yapılan operasyonun etkileri
Toplantıya katılanların üzerinde durduğu konulardan birisi de kırmızı et fiyatının neden bu kadar yüksek olduğu ve bir süre önce beyaz et(tavuk eti) üreticilerine yönelik operasyon oldu.
Kırmızı et fiyatlarının yüksek olmasının birçok nedeni var. Ama öncelikle artan maliyetlere göre fiyat gerçekten yüksek mi? Üreticiye göre fiyat düşük olduğu için zarar ediyorlar. Tüketici açısından bakarsanız diğer ülkelerle karşılaştırıldığında fiyatlar oldukça yüksek. Bunun temel nedenlerinden birisi üretimin yetersiz olması ve ithalat bağımlılığı.
Türkiye, 2010 yılından bu yana damızlık, besilik, kasaplık canlı hayvan ithalatı yapıyor. Hayvana yedirdiği fabrika yeminin hammaddesini yüzde 60 oranında dışarıdan alıyor. Yetmiyor karkas et ithalatı yapıyor. Hayvana bakacak çoban ithal. Bu kadar dışa bağımlılık ve ithalata dayalı politika fiyatların yüksek seyretmesindeki en önemli faktör.
Kuruluş amacı hayvancılığı geliştirmek, üreticiyi desteklemek olan Et ve Süt Kurumu (ESK) ithalat ofisi gibi çalıştırılıyor. Hatırlarsanız 2009 yılında karkas etin kilosu 7-8 liradan 9-10 liraya çıkınca 2010’da kırmızı et fiyatı artmasın bahanesi ile ithalat başladı. Tam 16 yıldır kesintisiz ithalat yapılıyor ama kırmızı et fiyatının düşmesi bir yana çok daha fazla arttı. Türkiye, dünyanın en pahalı kırmızı et tüketen ülkelerinden birisi oldu.
İthalat yerine üretim politikasına geçilmeli
Çözüm belli, ithalat tuzağından kurtulup mutlaka üretim politikasına dönmek gerekir. Ayrıca küçükbaş hayvancılığın geliştirilmesi şart. Biz ülke olarak en fazla kırmızı eti Polonya’dan alıyoruz. Yıllar önce Polonya’ya gittim, kişi başına 40 kilo domuz eti, 20 kilo beyaz et ve sadece 2 kilo kırmızı et tüketiyorlar. Kırmızı eti bize satıyorlar. Biz domuz eti tüketmiyoruz. Bunun yerine küçükbaş hayvan eti tüketiminin yaygınlaştırılması lazım.
Kırmızı et ucuz olunca tüketici beyaz ete yöneldi. Beyaz ette de son iki yıldır rekabet Kurumu’nun soruşturması ve 13 firmaya kesilen 3,7 milyar liralık ceza, üstüne Ramazan ayı öncesi 3 firma yüzde 15 zam yaptı diye ihracatın durdurulması ve sonrasında 13 firmaya operasyon yapılarak 28 kişinin gözaltına alınması, bu şirketlere denetimli kayyım atanması beyaz et üreticilerini de yıldırdı. Herkes soruyor bu operasyon niye yapıldı?
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu konuyu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a aktarınca operasyonda gözaltına alınanlar aynı gün serbest bırakıldı, denetim kayyımı bir iki gün içinde kaldırıldı. Ama sektör ciddi yara aldı.
İhracat kısıtlaması ve sonra getirilen yasak nedeniyle üretilen tavuk eti şoklanarak stoklandı. Bu stokları eritmek için aylık 10 bin ton olan ihracat kotası daha yeni 50 bin tona çıkarıldı.
Bir kilo kırmızı etle 10 kilo beyaz et alabiliyoruz
Ben bunları anlatırken beyaz et sektöründe olduğunu belirten bir üretici söz alarak şu örneği verdi:
“Ben 60 senedir beyaz et sektöründeyim. Az önce beyaz et konusunda konuşmalar oldu. Şöyle basit bir bilgi vermek isterim. Eskiden bir kilo kırmızı et fiyatına iki kilo beyaz et alıyorduk. Çok pahalıydı et. Sonra bir kilo yerine dört kilo almaya başladık. Şimdi bir kilo kırmızı et fiyatıyla 10 kilo beyaz et alabiliyoruz. Yani beyaz et sektörünü çok iyi analiz etmek gerekir. Beyaz et pahalı, fiyatlar artıyor diye müdahale ediliyor. Bir yanlışlık var orada, onu izah edeyim.”
Üreticiyi de tüketiciyi de korumak gerekir
Eskişehir Tarım ve Orman İl Müdürü Yüksel Çil toplantıda söz alarak Eskişehir’in tarım, gıda, yem sektörü ve il müdürlüğü olarak yaptıkları çalışmaları detaylı olarak anlattı.
Üreticiyi korurken tüketiciyi de korumak gerektiğini belirten Çil özetle şunları söyledi: “ Türkiye’de esas ana sorunlarından birisi tarımda işçilik problemi. İşçi maliyetlerimizin yüksekliği öne çıkıyor. İşçi bulunamıyor. Eskişehir üreticisi veya tüketicisi Eskişehir’in dışına çıkmasın diye şu anda il bazında bir planlama yapıyoruz. Eskişehir aslında yeraltı, yerüstü kaynaklar bakımından oldukça zengin bir il. İnsan kaynağı olarak inanılmaz bir il. Burada tarımsal üretimle sanayi entegrasyonunu başarmış, bu geçişi sağlamış bir durum var. Ama biraz daha geçişi artırabiliriz. Bununla ilgili de çalışmalarımız devam ediyor. Ayrıca gençleri mutlaka tarıma kazandırmamız gerekiyor. Biz genç nüfusu üretime döndüremezsek yarın öbür gün geçmişte Almanya nasıl bizi işçi olarak almıştı. Biz de başka ülkelerden işçi almak zorunda kalacağız.”

Sera OSB kurulacak
Tarıma dayalı organize bölgelerin ülke genelinde hızla yayıldığını hatırlatan Çil, Eskişehir’de de seracılığa dayalı organize tarım bölgesi kurulması için yer seçimi çalışmalarının sürdüğünü söyledi. Yüksel Çil sözlerini şöyle tamamladı: “Son bir şey daha söyleyeyim. Bizim esasen birinci sorunumuz işçi demiştim. Bir diğer husus çiftçi örgütlerimizi etkin kullanamıyoruz, kooperatifleşemiyoruz. Ürünümüzü komisyonculara düşürüyoruz. Biz komisyoncuları aradan çıkarırsak maliyetlerimiz biraz azalır. Tabii bizim amacımız çiftçiyi desteklemenin yanında tüketiciyi de korumamız gerekir.”
Özetle, Eskişehir’de çok verimli, yararlı bir toplantı oldu. Her tarım toplantısında olduğu gibi yüksek maliyet, işçi sorunu, üretim planlamasındaki eksiklikler, pazarlama ve markalaşma konuları konuşuldu. Bizi tarım, gıda ve yem sektörü ile buluşturdukları için Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş ve yönetim kuruluna, Ekonomi gazetesi Eskişehir Temsilcimiz Ali Baş ve çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ederim.