Turizmden tarıma, su ürünlerinden madenciliğe, doğası, tarihi, kültürü ve zenginlikleriyle Türkiye’nin en önemli illerinden birisidir, Muğla. Ürün çeşitliliği, farklı sektörlerde çok büyük potansiyele sahip olan, gelişmeye açık Muğla’nın önündeki en büyük engellerden birisi termik santrallerin yarattığı tartışma.
Muğla’da faaliyet gösteren 3 termik santral var. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy. Bu santrallerde bölgedeki kömür rezervlerinden enerji üretiliyor. Kuruluşundan bu yana özellikle de 1980’li yılların başından beri termik santraller nedeniyle bölgede hep bir gerilim, tartışma yaşanıyor. Bu santrallerin çalışması nedeniyle Muğla’da çevre felaketlerinin yaşandığını, insan ve çevre sağlığı, tarımsal üretim, turizm, su kaynakları, kısacası yaşamın tehlikede olduğunu dile getirenler yıllardır mücadele ediyor. Devlet ve şimdilerde santralin sahibi olan şirketler ise enerji üretimini ısrarla sürdürüyor.
Daha önceleri kömür sahaları belirlenmiş, bu sahadan kömür çıkarılarak enerji üretiliyordu. Enerji üretilirken filtre sistemi kurulmadığı ve/veya kullanılmadığı için santrallerden çıkan küller tehlike saçarken, atık sularının yeraltı sularına karışması, denize akıtılması gibi birçok sorunla karşı karşıya kalındı. Yöre halkı bu kirliliğe karşı yıllarca mücadele etti.
Acele kamulaştırma yaşamı tehdit ediyor
Özelleştirildikten sonra, termik santrallerin olduğu bölgede daha geniş alanlarda madencilik faaliyeti artırıldı. Orman alanlarını, zeytinlikleri, köyleri, orada yaşayan insanların ve tüm canlıların yaşamını daha çok tehdit etmeye başladı. Ormanlar yok edildi. Zeytin Yasası’na rağmen zeytin ağaçları katledildi. Sonra yasa değiştirildi. Daha fazla zeytin ağacı yok edildi. Şimdi de “Acele Kamulaştırma” ile tarım alanları, zeytinlikler üreticinin elinden alınıyor. Linyit kömürü uğruna oradaki insanların, canlıların yaşam hakkı yok ediliyor.
Son olarak 10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Milas ilçesi sınırları içinde yer alan Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç, Karacahisar ve Kayaderesi köylerindeki 679 adet parsel, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca; termik santrallerin kömür ihtiyacını karşılamak üzere acele kamulaştırmasına karar verildi.
Bölge halkı, yerel yönetimler bu karara çok sert tepki gösterdi. Hiç kimsenin görüşü alınmadan, herkesin Resmi Gazete’den öğrendiği “Acele Kamulaştırma Kararı” bölgede gerilimi daha da artırdı.
Acele kamulaştırmada kamu yararı değil, zararı var
Muğla Planlama Ajansı, acele kamulaştırma dayatmasının insani, ahlaki, hukuki, teknik ve bilimsel yönlerinin ele alınması için 23 Ocak Cuma günü Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezi’nde “Plansız kamulaştırma kamu yararı mı acele karar mı? “ başlıklı bir forum düzenlendi.
Sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin, akademisyenlerin, muhtarların, yerel yöneticilerin ve çiftçilerin, yöre halkının yoğun katılım gösterdiği forumda, alınana acele kamulaştırma kararının kamu yararına değil kamu zararına olduğu ifade edildi.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras bu forumdaki konuşmasında hem Muğla’nın sahip olduğu potansiyeli, zenginliği anlattı hem de alınan kararın geri dönüşü olmayacak zararları dile getirdi. Aras’ın konuşması özetle şöyle:
“Deniziyle, doğasıyla, kültürüyle, turizmiyle, ekonomiyle her şeyiyle çok kıymetli bir kentte yaşıyoruz. Tabii ki aynı zamanda Allah’ın bahşettiği zenginlikler de, yeraltı zenginliklerimiz var. Yerüstü zenginliklerimiz var. Hepsiyle birlikte bu topraklarda binlerce yıldır yaşıyoruz. Kılına zarar gelsin istemiyoruz. Yeraltında, yerüstünde nasıl atalarımız gönül rahatlığıyla huzur içerisinde yaşadılar, ürettilerse ve bizlere bu güzel toprakları sağlam, tertemiz teslim ettilerse biz de aynı şekilde gelecek nesillere bu güzel coğrafyayı örselenmeden, tahrip edilmeden, kirlenmeden teslim etmek istiyoruz.
Kömür meselesi değil, yaşam hakkı meselesi
Sadece kömür meselesi değil bu konu. Bu konu bir yaşam hakkı meselesi ve daha doğrusu sadece bizim değil, doğanın da yaşam hakkı ve sürdürülebilmesi meselesi. Bu misyon şu anda bizlerde. Hep beraber, tahrip etmeden nasıl koruyabiliriz? Bunun çalışmalarını yapıyoruz. Bazı akademisyenler, bilim insanları raporlar hazırlıyor. Sağ olsunlar. Bazı vatandaşlarımız davalar açıyor. Bazıları gidip bizzat eylem yapıyor. Hepsine sonsuz saygı duyuyoruz. Bazısı kendi işini korumak için, istihdamını korumak için gayret ediyor. Bir iş bulmuş, geleceği var. Çoluk çocuğu var, okulu var, kirası var, masrafı var. Hayatını o da öyle geçindirecek. Ona da saygı duyuyoruz. Ayrıca ülkenin enerji ihtiyacına da saygı duyuyoruz. Yani biz istemezükçü değiliz. O olmasın, bu olmasın, şu olmasın derdinde değiliz. Ama her şeyin usulüne uygun olması gerektiğinden söz ediyoruz.
Ciddi kuraklık ve su tehlikesi var
Hani kırmadan, incitmeden, yok etmeden olsun istiyoruz. Geri dönülmez tahribat zaten başladı. Şu anda özellikle su kaynaklarımızda ciddi bir kuraklıkla karşı karşıyayız. Muğla’nın büyük bölümünde ciddi bir kuraklık tehdidi var. Şu anda yeraltı suları yaklaşık yüzde 60 ila 80 civarında azaldı. Sizler de görüyorsunuz, vurduğunuz sondajlardan, kuyularınızdan bunları görüyorsunuz.
Daha önceden su çıkan bizim pınarlarımız, derelerimiz artık yok. Göller artık kuruyor. Ormanlarımız yanıyor. Topraklar gittikçe kuraklaşıyor. Özellikle Çamköy Havzası’ndaki kuyularımızdan, ki bütün bölgenin, bugün havalimanının da, Bodrum’un da, Milas’ın da birçok bölgenin su kaynağı, Çamköy Karacahisar havzasıdır. Bu kuyulardan 150 litre saniye su vardı, şu anda 20 litre saniye su var. Yani yok oluş geri dönülmez şekilde devam ediyor. Yüzde 80-90 oranında oradaki su varlığımızı kaybetmek üzereyiz. Kaybetmişiz zaten. Bugün Mumcular Barajı’nda, Geyik Barajı’nda çok büyük bir su kaybı var. Geçen sene 5 varsa bugün 2,5 var. Aynı dönemde, daha dün baktım. Yani bu yüzden özellikle geleceğimizi düşünerek oturup kararlar almamız lazım.
Suyu, toprağı yaşamı korumak için kararlar alınmalı
Suyumuzu korumak için, toprağımızı korumak için, yaşamımızı korumak için kararlar almamız lazım. Bunu da çabuk yapmamız lazım. Çünkü arkadaşlar diğer taraftaki ihtiyaç, yani enerji ihtiyacı, bunun için bu kömürlerin çıkarılma zorunda olunduğu, enerji üretmek zorunda olduğumuz ifade ediliyor. O ihtiyaç geçici bir çözüm. Oradaki rezervler 10-15 yıl içerisinde bitecek. Çünkü daha önce mevcut rezervlerimiz zaten 20-25 yılda bitti.
Ne oldu sonra? Zeytincilik yasası değiştirildi. Sonra acele kamulaştırma kararları alınıyor. Neden? Çünkü o ihtiyaç devam ediyor. Peki mevcut olanı, yani zeytini, toprağı nasıl değerlendiriyoruz? Tarım sonsuz bir üretim. Binlerce yıldır var zaten bu topraklarda. Eğer gerçekten, bakın samimiyetle söylüyorum, biz Bodrum’a su veremez iken sularımız bitmişken veyahut Muğla’ya su veremez iken aynı barajdan termik santral su kullanıyorsa ve ona tahsis edildiyse burada hangisinin öncelikli olduğunu da ortaya koymak lazım.
Samimiyetle söylüyorum. Bakın eğer termik santralin ihtiyacı daha fazlaysa bugün burada konuşalım, buyursunlar. Biz buraları terk edelim alsınlar arkadaşlar. Yaşamasın kimse o bölgede. Madem suya da ihtiyaç yok. Madem zeytine de ihtiyaç yok, tarıma da ihtiyaç yok. Sadece ihtiyacımız buysa eğer enerjiyse gerçekten samimi olarak söylüyorum. Hiçbir şekilde kimseyi kızdıran bir şey de söylemiyorum.
Çiftçi, emekli, işçi için kamu yararı kararı hiç yok
Çünkü zaman zaman yanlış anlaşılıyoruz. Hani kendi toprağımızı, havamızı, suyumuzu korumaya gayret ederken sanki bir şeylerin karşısındaymış gibi bir pozisyon oluyor. Çimento fabrikasının planlarını iptal ediyoruz. Sanki biz çimento fabrikasına ya da gelişmelere düşmanmışız gibi ya da işte diğer tarafla ilgili korumak için bir açıklama yapıyoruz, eğer bizim görüşümüzü almayıp da yapacaklarsa zaten yapıyorlar. Görüyorsunuz yani, bize bir şey soran var mı? Yok.
Ben daha bir kamu yararı kararı alındığında, bakın bir çiftçinin işi için görmedim. Ziraatçılık gelişsin diye bir kamu yararı kararı alındığını hiç hatırlamıyorum. Hatırlayan varsa söylesin. Veya hani başka bir böyle bir ekonomi için, emeklilerin maaşları için veya asgari ücret için, ama bakınız belli amaçlarla bu kararlar alınıyor.
Bugün bakın turizmden para kazanıyor bu memleket. Tarımdan para kazanıyor. İşte tabii ki madencilik de var, mermer de var, balıkçılık da var. Çeşitli sektörlerden orman işleri de yapıyoruz. Çeşitli sektörlerden bu vatandaş hayatını geçindiriyor. Bunu sürdürmeye gayret ediyor. Ama bir şeylerden vazgeçerek bunun devamı da mümkün değil. Yani bir şeylerden vazgeçmemiz isteniyor. Bundan vazgeçin. Siz gelin, ya burada çalışın ya da ben senin arsanı, tarlanı kamulaştıracağım. Sen git ne yaparsan yap.”
Özetle, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, yaşanan süreci özetliyor. Bu nasıl bir kamu yararı? Acele kamulaştırma ile toprağı, zeytinliği elinden alınan, su kaynakları yok edilen çiftçi, köylü nasıl geçinecek? Yaşamını nasıl sürdürecek? Bu sorulara yanıt verecek kimse var mı?