Hayvancılıkta kriz derinleşiyor

Bu makalede ele alınan konular hakkında hızlı bir genel bakış.

Hayvancılıkta kriz derinleşiyor

04 Aralık 2025

·

Ali Ekber Yıldırım

·

Köşe Yazısı

Güncelleme: Ara 4, 2025

Türkiye hayvancılıkta uzun yıllardır girdiği ithalat tuzağından bir türlü kurtulamıyor. Kurtulmak için bir çaba da gösterilmiyor. Bu nedenle kimi zaman çiğ sütte kimi zaman kırmızı ette sarsıcı krizler yaşanıyor. İthalatın başladığı 2010 yılından bu yana yaşana kriz giderek derinleşiyor.

Hayvancılık sektörü uzun yıllardır düşürüldüğü ithalat tuzağından çıkamadığı için krizler üst üste geliyor. Artan maliyetler, baskı altında tutulan çiğ süt fiyatı, ithalat ve dışa bağımlılık, hayvan hastalıkları ve daha birçok nedenden dolayı hayvancılıkta yaşanan kriz her geçen yıl daha da derinleşiyor.

Krizin geçmişi 2007-2008 yıllarında yaşanan kuraklığa ve hayvancılık desteklerindeki politika değişikliğine kadar dayanıyor. O yıllarda yaşanan şiddetli kuraklık nedeniyle yem hammaddelerinin fiyatı yüzde 100 artarken çiğ süt fiyatı yarı yarıya düşürülmüş ve bunun sonucunda Tarım bakanlığı verilerine göre 1 milyondan fazla süt ineği kesilmişti. Hayvan varlığındaki azalma sonucu 2009 yılından itibaren artan et fiyatları bahane edilerek 2010 yılında canlı hayvan ve et ithalatına başlandı. İthalatla fiyatların kontrol edileceği söylense de fiyatlar daha da arttı. Türkiye tam 15 yıldır bu ithalat tuzağından çıkamadı.

Bu süreçte göreve gelen tarım bakanlarının tamamı, ithalatı bitireceklerini ve asıl hedeflerinin yerli üretimi artırmak ve desteklemek olduğunu söyledi. Ancak yerli üretim adeta yerinde sayarken, hayvan varlığı zaman zaman azalırken ithalat artarak devam etti.

Uzun yıllardır çiğ süt fiyatının baskılanması nedeniyle dönem dönem damızlık süt inekleri kesilince açığı kapatmak için yeniden ithalat yapılıyor. Ayrıca 2025 yılında şap hastalığının etkisi ile hayvancılık sektörü bir kez daha büyük bir krize sürüklendi.

İthalat kesintisiz devam ediyor

Amerika Tarım Bakanlığı’nın 20 Kasım 2025 tarihinde Türkiye’nin hayvancılıktaki son durumunu ele alan “Hayvancılık ve Ürünleri” raporunda yaşanan krizin boyutları net olarak ortaya konuyor.

Rapora göre, 2024 yılında 788 milyon dolarlık ticaret hacmiyle Türkiye, dünyanın en büyük ikinci canlı hayvan ithalatçısı oldu. 2026 yılında 450 bin baş sığır ithalatı ve 70 bin ton kırmızı et ithalatı yapılacağı belirtilen raporda aynı dönemde ihracatın sıfır olacağı iddia edildi.

Çiğ süt fiyatı 2021’den beri maliyetin altında

Amerika Tarım Bakanlığı raporundaki verilere göre, 2021 yılından bu yana çiğ süt satış fiyatı, çiğ süt üretim maliyetinin altında seyretti. Çiftçilerin çiğ süt referans fiyatının çok düşük olmasından şikayetçi oldukları belirtilen raporda şöyle deniliyor: “ Çiğ süt fiyatları( çiftlik kapısı fiyatı) süt endüstrisi, hükümet, akademisyenler ve STK(Sivil Toplum Kuruluşları)’ lardan temsilcilerden oluşan Ulusal Süt Konseyi(USK) tarafından belirlenir. Ulusal Süt Konseyi, Temmuz 2025’te, çiğ süt referans fiyatını litre başına 17,15 Türk Lirası’ndan (0,42 $/litre) 18,35 liraya (0,45 $) yükseltti. Çiftçiler yeni referans fiyatının bir litre sütü 20,50 liradan(0,51 $/litre) üretmek için gereken girdileri karşılamadığını belirterek olumsuz tepki gösterdi. Bu süregelen eşitsizlik, çiftçilerin sürülerini satmaya devam etmesinin temel nedenidir. Artan üretim maliyetleri, küçük üreticileri üretimden çekilmeye zorluyor. Bu durum, Türkiye’de hayvancılık ve süt üretiminin sürdürülebilirliği açısından ciddi bir uyarı niteliğinde.”

Çiğ sütün maliyeti 23,09 lira, referans fiyat 19.60 lira

Hayvancılıkta yaşanan krizin temel nedenlerinden birisi çiğ süt fiyatının uzun yıllardan beri baskı altında tutulması. Yem, veterinerlik hizmetleri (aşı vb.), işçilik başta olmak üzere üretimdeki maliyetler artarken çiğ süt fiyatı aynı oranda artmadığı için üretici sıklıkla damızlık hayvanlarını kesmek zorunda kalıyor. Hükümet, çiğ süt fiyatının gıda enflasyonunu artıracağı iddiası ile artmasını engelliyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yer aldığı Gıda Komitesi çiğ süt fiyatının belirlenmesinde erktin rol alıyor. Bu komitede belirlenen veya dikte edilen çiğ süt referans fiyatı Ulusal Süt Konseyi tarafından açıklanıyor.

Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu tarafından 17 Eylül’de çiğ süt referans fiyatı 19 lira 60 kuruş olarak açıklandı. 1 Ekim 2025 tarihinden geçerli olmak üzere açıklanan bu fiyat Aralık ayında bir kez daha değerlendirilecek.

Bu fiyat, yüzde 3,6 yağ ve yüzde 3,2 protein içeriğine sahip çiğ inek sütü tavsiye satış fiyatıdır. Ulusal Süt Konseyi’nin açıklamasına göre, bu fiyat üreticinin eline litre başına net geçecek şekilde (çiğ süt desteği hariç) belirlendi. Soğutma, nakliye ve diğer cari giderler üretici tarafından karşılandığı takdirde bu giderler üreticiye ilave olarak ödeniyor. Baz alınan yağ ve protein oranlarındaki her bir dizyem (0,1’lik değişim) için ± 29 kuruş fark uygulanıyor

Soğutulmuş sütün litre maliyeti 23,79 lira

Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği(TÜSEDAD)’nin verilerine göre Ekim ayında 1 litre çiğ sütün üretim maliyeti 23,09 lira. Güncel yem ve diğer tüm giderlerin ve gelirlerin (buzağı ve gebe düve satışı+ süt prim desteği + buzağı prim desteği) dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre; Ekim ayı 1 litre sıcak çiğ süt üretim maliyeti 23,09 lira oldu. Soğutulmuş 1 litre çiğ sütün soğutma bedeli 0,70 lira olarak kabul edildiğinde soğutulmuş çiğ süt maliyeti de 23,79 lira olarak açıklandı.

Üretim maliyeti ile referans fiyat arasındaki farkın yanı sıra birçok üreticinin çiğ sütünü referans fiyatın çok altında satmak zorunda kaldığını da belirtmekte yarar var. Üreticiler, belirlenen referans fiyattan süt satan az sayıda üretici olduğunu ifade ediyor.

Şap hastalığı nedeniyle üretim düştü, inekler kesime gitti

Çiğ süt üreticileri, yüksek maliyet ve düşük fiyat nedeniyle para kazanamadıklarını söylüyor. Şap hastalığı nedeniyle verimin daha da çok düştüğünü ve çok sayıda damızlık hayvanın kesildiğini belirterek üreticiler, bunun önümüzdeki günlerde daha çok ithalat ve daha fazla dışa bağımlılık anlamına geldiğini ifade ediyor.

TÜİK’e göre toplanan süt miktarı azaldı

Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) her ay ticari işletmelerin topladığı süt miktarını açıklıyor. Ticari süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü miktarının, Eylül ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,7 azaldığı açıklandı. Asıl dikkat çekisi olan Mart ayından bu yana ticari olarak toplanan süt miktarındaki düşüş. TÜİK verilerine göre, Mart 2025’te ticari süt işletmeleri tarafından toplanan süt miktarı 1 milyon 16 bin ton iken, Nisan’da 981 bin tona düştü. Eylül 2025’e gelindiğinde 893 bin tona gerilediği görülüyor. Mart ayında ticari işletmeler 1 milyon tonun üzerinde süt toplarken Eylül’de bu 893 bin tona kadar düştü. Bunun önemli oranda şap hastalığının etkisiyle üretimin azalmasından kaynaklandığı belirtiliyor.

Et ve sütte kıtlık uyarısı

Amerika Tarım Bakanlığı raporunda da damızlık hayvan kesimindeki artışa dikkat çekilerek son birkaç yılda kesime gönderilen hayvan sayısındaki hızlı artışın normal olmadığı ve özellikle süt üretiminde kârlılık sorunları nedeniyle damızlık hayvanların kesime gönderildiğine işaret ediliyor. Girdi maliyetlerinin çiğ süt fiyatlarının üzerine çıktığı ve bu nedenle süt ineklerinin kesildiği belirtilen raporda: “Sektöre göre, bu eğilim sadece mevcut hayvan sayısını azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda gelecekteki üretim kapasitesini de tehdit ederek kırmızı et ve süt arzında kıtlıklara yol açıyor. Uzmanlar, damızlık hayvanların kesiminin sektörün sürdürülebilirliği için en büyük risk olduğunu ve kârlılık sorunlarının ele alınması gerektiğini vurguluyor.” deniliyor.

Girdi maliyetlerindeki artışın devam ettiği ve bunun da özellikle aile işletmeleri için büyük tehdit oluşturduğu bilgisine yer verilen raporda: “ Hayvancılık yapan çiftçiler, yem, su, gübre, işçilik, elektrik ve yakıt gibi girdi fiyatlarındaki artışlar nedeniyle artan üretim maliyetleriyle mücadele etmeye devam ediyor. Sektör temsilcileri, yem fiyatlarındaki artış oranının çiğ süt üretim maliyetlerini aştığını vurguluyor. Bu durum, özellikle sübvansiyonlara büyük ölçüde bağımlı olan yaşlı çiftçiler ve küçük aile işletmeleri için bir tehdit oluşturuyor.” bilgisine yer verildi.

Çözüm ithalatta aranıyor

Türkiye’nin sığır varlığının 2026 yılında yüzde 4 oranında düşerek 14,3 milyon başa gerileyeceği belirtilen Amerika Tarım Bakanlığı raporunda en dikkat çekici bölümlerden birisi ithalatla ilgili değerlendirmeler.

Hayvan varlığındaki düşüşün, öncelikle yüksek kesim eğilimlerine, yüksek üretim maliyetlerine ve düşük kârlılığa bağlandığı belirtilen raporda: “Bu da çiftçileri sürülerini tasfiye etmeye yöneltiyor. Ülke, verimsiz üretim politikaları ve zayıf hayvan sağlığı ve çiftlik yönetimi nedeniyle sürü sayısının artırılmasına tarihsel olarak yardımcı olmayan erkek ve dişi besi sığırı ithalatına odaklanmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı sürekli olarak yerli üretimi vurgularken, canlı hayvan ithalatı ile açığı kapatmaya devam etmektedir” deniliyor.

Raporda, Türkiye’nin sığır ithalatındaki artışa dikkat çekilerek 2026 yılında 450 bin baş sığır ithalatı yapılacağı açıklandı. Ayrıca 70 bin ton kırmızı et ithalatı yapılacak, ihracat ise sıfır olarak tahmin ediliyor.

İthalat 2023’te patladı

Rapora göre, canlı hayvan ithalatı 2021 yılında 237 bin 825 baş besilik, 23 bin 863 baş damızlık olmak üzere 261 bin 688 baş olarak gerçekleşti. Toplam 116 bin 862 baş hayvanın ithal edildiği 2022’de 93 bin 994 baş besilik, 22 bin 868 baş damızlık hayvan ithalatı yapıldı.

İthalatta 2023 yılında deyim yerindeyse patlama oldu. Besilik sığır ithalatı 543 bin 596 baş olarak gerçekleşirken, damızlık sığır ithalatı 94 bin 643 baş oldu. Toplam ithalat 638 bin 239 başa çıktı. Geçen yıl (2024) ise, 384 bin 280 başı besilik, 130 bin 588 başı damızlık olmak üzere 514 bin 868 baş sığır ithal edildi. 2025 yılının toplamda 460 bin baş ithalatla tamamlanması öngörülüyor. Besi sığırı ithalatının büyük bölümü Brezilya ve Uruguay’dan, et ithalatı ise Polonya, Macaristan ve diğer Avrupa ülkelerinden gerçekleştiriliyor.

Buzağı kaybı ithal hayvan sayısına eşit

Türkiye’de yıllık ortalama buzağı kaybı ile ithal edilen hayvan sayısının neredeyse aynı olduğuna dikkat çeken Amerika Tarım Bakanlığı raporunda: “Yıllık buzağı kayıpları yaklaşık 400-500 bin baş civarında olup, bu rakam yıllık ithal edilen sığır sayısına neredeyse eşittir. Ayrıca, doğum sonrası ölüm oranı yüzde 10-15 civarında olup, dünya ortalamasıyla karşılaştırıldığında oldukça yüksektir.”bilgisine yer verildi.

İthal et fiyatları düşürmedi

Türkiye’nin, 2024 yılında 788 milyon dolarlık ticaret hacmiyle dünyanın en büyük ikinci canlı hayvan ithalatçısı olduğu belirtilen raporda, Türkiye, 2010 yılından bu yana canlı hayvan ithalatı yoluyla hayvan varlığını artırmak ve sığır eti fiyatlarını düzenlemek için çaba gösterdiği ancak sığır eti fiyatlarının önemli ölçüde artmaya devam ettiğine dikkat çekiliyor.

Hükümetin, Avrupa Birliği’nden sığır eti ithalatı yaparak yüksek et fiyatlarını düzenlemeye çalıştığına işaret edilen raporda et ithalatı ile ilgili şu değerlendirmeye yer verildi: “Düşük yerli üretim nedeniyle 2026 yılında sığır eti ithalatının yüzde 7,6 artarak 70 bin tona ulaşması tahmin edilmektedir. 2025 yılında, Haziran 2025’teki şap hastalığı vakaları nedeniyle yoğun kesimler ile sığır eti ithalatının 65 bin tona düşmesi bekleniyor. Hükümet, 2024 yılında et ithalatını hızlandırarak 79 bin 128 ton, yani 2023’e göre yüzde 100 daha fazla ithalat gerçekleştirdi. Et ve Süt Kurumu(ESK), sığır ve sığır etini gümrüksüz ithal etmeye yetkili tek kuruluştur. ESK, sığır etini çoğunlukla Polonya’dan tedarik etmektedir.”

Devletin ajansına göre dünyanın en pahalı eti Türkiye’de

Anadolu Ajansı, küresel et fiyatlarındaki artış ile ilgili yaptığı haberde; dünyada fiyatlar artarken Türkiye’de kırmızı et fiyatının düştüğünü yazdı. Haberdeki veriler, dünyanın en pahalı sığır etinin Türkiye’de tüketildiğini gösterdi.

Ajansın haberine göre, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) son raporu, küresel et fiyat endeksinin son 8 aylık artışın ardından Ekim’de gerilediği ancak sığır eti fiyatları artmaya devam ediyor. Ajans, Avrupa Birliği Komisyonu’nun 23 Ekim itibarıyla güncellediği küresel et fiyatlarına dayanarak ülkeler bazındaki sığır eti fiyatlarındaki artışı haberleştirdi.

Habere göre, İngiltere’de kırmızı et fiyatları son bir yılda yüzde 25 civarında arttı ve 100 kilogram karkas et fiyatı 745,3 avro oldu. Dünyanın en büyük kırmızı et üreticisi ve tüketicisi konumunda bulunan Amerika Birleşik Devletleri’nde, 100 kilogram karkas et fiyatı Ekim itibarıyla 727,5 avro. Avrupa Birliği’nde ise 100 kilogram karkas et fiyatı ortalama 669,8 avroya ulaştı. Avustralya’da 100 kilogram karkas et fiyatı Ekim itibarıyla 431,7 avro olurken, dünyanın en büyük kırmızı et ihracatçısı Brezilya’da 100 kilogram karkas et fiyatı 310,3 avro seviyesinde.

Haberde, birçok ülkede et fiyatları artarken Et ve Süt Kurumu verilerine göre Türkiye’de fiyatların düştüğü iddia ediliyor. Ancak “düştü” denilen fiyatlar bile diğer ülkelerdekinden çok daha yüksek. Ajans haberinde :”Et ve Süt Kurumu verilerine göre, birçok ülkede karkas et fiyatlarının arttığı son 8 aylık dönemde, Türkiye’de fiyatlarda avro bazında düşüş meydana geldi. Bu kapsamda, ülkede Mart’ta ortalama 10,88 avro olan karkas etin kilogramı Kasım’da yüzde 11,2 düşerek 9,66 avroya geriledi. Öte yandan, Türkiye’de son tüketiciye sunulan kuşbaşı fiyatları Avrupa ortalamalarının altında seyrediyor. Avrupa’da kasımda ortalama 16,13 avro olan kuşbaşı fiyatları, Türkiye’de 13,13 avro olarak hesaplandı.” bilgisine yer verildi.

Ajans’ın haberinde diğer ülkelerde olduğu gibi 100 kilo bazında bakıldığında Türkiye karkas ette 966 avro ile dünyanın en pahalı etini tüketiyor. Fiyat artış oranlarına bakıldığında, Türkiye İstatistik Kurumu’nun 3 Kasım’da açıkladığı Ekim 2025 Tüketici Fiyat Endeksine göre, son bir yılda dana eti fiyatı yüzde 36.10 oranında arttı. Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nin 20 Kasım itibariyle açıkladığı karkas etin fiyatı son 1 yılda yüzde 43,6 oranında arttı.

Krizin faturasını sadece üretici değil tüketici de ödüyor

Ette, sütte, hayvancılıkta yaşanan bu krizlerin faturasını sadece üretici değil, tüketici de ödüyor. Kırmızı ette “fiyatı düşürme bahanesiyle” 15 yıldır devam eden ithalat nedeniyle tüketici her geçen yıl daha yüksek fiyata et tüketmek zorunda kalıyor. Benzer durum süt ve süt ürünlerinde de var.

Kırmızı ette artan fiyatlarla ithalata zemin hazırlanıyor

Bugünlerde kırmızı et fiyatındaki artış bir kez daha gündemde. Şap hastalığı nedeniyle damızlık hayvan kesimi ciddi oranda arttı. Kesilen damızlık hayvanlarla birlikte bu hayvanların doğuracağı buzağılar da kaybedildi. Bu nedenle hayvan varlığı azalacak. Hayvan varlığı azalınca fiyatlar artacak ve tekrar ithalat yapılacak. Yıllardır aynı oyun oynanıyor. Önce, kırmızı et fiyatları artırılıyor, sonra, “fırsatçılar fiyat artırdı” deniliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, Et ve Süt Kurumu, fiyat artışını eleştirerek “her türlü önlemi alıyoruz” açıklaması yapıyor. Fiyatı düşürmek için “önlem” diye açıklanan ithalat yapmaktır. İthalat başlayınca üretici zarar ediyor, hayvancılığı bırakanlar artıyor. Hayvancılığı bırakanlar olunca hayvan sayısı, üretim azalıyor, açığı kapatmak için daha çok ithalat yapılıyor.

Tam 15 yıldır bu oyun oynanıyor. Bakan, genel müdür, yöneticiler değişse de oyun değişmiyor. Tarım Bakanlığı projelerine bakarsanız hepsi ithalata dayalı projeler, yani “üretimi arttıracağız” denilse de asıl hedef ithalat yapmak. Tek çözüm, Türkiye’yi bu ithalat tuzağından kurtarmaktır.

TÜSEDAD’a göre 1 litre çiğ sütün maliyeti 23,09 lira

Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği(TÜSEDAD)’nin verilerine göre Ekim ayında 1 litre çiğ sütün üretim maliyeti 23,09 lira oldu.

Çiğ süt maliyet hesaplamasında da değişiklik yapan TÜSEDAD bu konuda şu açıklamayı yaptı: “Türkiye’de çiğ süt üretim maliyetlerini daha doğru, güncel ve şeffaf biçimde ortaya koymak amacıyla uzun süredir yürüttüğümüz çalışmamızı kapsamlı bir şekilde yeniledik. Bu güncellemeyle sektörün ihtiyaçlarına daha iyi yanıt veren, kapsayıcı ve gerçekçi bir maliyet hesaplama modeli oluşturmayı hedefledik.

Şubat 2025’e kadar düzenli olarak duyurduğumuz 1 litre çiğ süt üretim maliyeti hesaplama yöntemimiz, sektör paydaşlarımızdan gelen görüş ve katkılar doğrultusunda yeniden değerlendirildi. Yapılan toplantılar, teknik analizler ve ortak akıl süreçleri sonucunda metodolojimizi güncel üretim koşullarını daha doğru yansıtan, kapsamlı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturduk. Bu süreci de “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” anlayışıyla ele alarak, tüm paydaşların güvenle referans alabileceği sağlam bir değerlendirme zemini oluşturmayı amaçladık.”

Çiğ süt maliyetine destekler de dahil edildi

TÜSEDAD maliyet komisyonu; 100 baş sağmal kapasitesine sahip bir işletmeyi baz alıp, günde ortalama 30 litre süt veren bir çiftlik için maliyet hesaplıyor. Maliyet programı farklı sürü büyüklükleri ve süt verimleri için de hesaplama yapılacak şekilde hazırlandığından, her sürü büyüklüğü ve farklı verim düzeyleri için de hesaplama yapılabilmektedir. Aynı şekilde, çalışan personel sayısı ve hizmet alımları da sürü büyüklüğüne göre belirleniyor.

TÜSEDAD’ın güncellenen maliyet hesaplama yönteminde, önceki çalışmalardan farklı olarak şu iyileştirmeleri kapsıyor:

• Desteklemelerin dahil edilmesi: Sektör temsilcilerinin önerileri dikkate alınarak, üreticilerin aldığı çiğ süt primi ve buzağı desteklemelerinin maliyet üzerindeki etkisi de formülasyona eklendi.

• Döviz bazlı analizler: Maliyetlerin uluslararası karşılaştırmalarda daha anlamlı hale gelmesi amacıyla, hesaplamalar dolar bazında da yapıldı.

• Genişletilmiş veri seti: Saha verileri ve piyasa fiyat hareketlerinin birlikte değerlendirildiği daha da güçlü bir veri tabanı oluşturuldu.

• Modelin hassasiyetinin arttırılması: Girdi maliyetlerindeki hızlı değişimlerin daha sağlıklı takip edilebilmesi için formülasyonun algoritmik yapısı güncellendi.

Açıklanacak yeni maliyet verileri:

• Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yeni destekleme modeline göre güncel olarak alınan/alınacak Türkiye’de üreticinin eline geçen ortalama destek miktarını yansıtacak,

• Sektör paydaşlarının ihtiyaç duyduğu öngörülebilirliği güçlendirecek,

• Üretim planlaması ve politika yapıcılar için daha sağlıklı değerlendirmeler yapılmasına katkı sağlayacaktır.

Soğutulmuş sütün litre maliyeti 23,79 lira

Buna göre; güncel yem ve diğer tüm giderlerin ve gelirlerin (buzağı ve gebe düve satışı+ süt prim desteği + buzağı prim desteği) dikkate alındığı hesaplama metoduna göre; Ekim ayı 1 litre sıcak çiğ süt üretim maliyeti 23,09 lira olarak hesaplandı. Soğutulmuş 1 litre çiğ sütün soğutma bedeli 0,70 lira olarak kabul edildiğinde soğutulmuş çiğ süt maliyeti de 23,79 liradır.
Hizmet bedeli, çiğ sütün toplanıp fabrikaya nakliyesi mesafelere göre değişiklik gösterebileceğinden dolayı kullanılmadı.

Üretici şap hastalığı zararlarının karşılanmasını istiyor

Mehmet Sedat Güngör
Aydın Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı

Türkiye, 2025 yılının başında komşu ülkelerde hızla yayılan şap vakalarının ardından, hastalığın doğu sınırlarından giriş yapmasıyla birlikte ciddi bir salgınla karşı karşıya kalmıştır. Son derece bulaşıcı yapıya sahip virüs; sınır ticareti, hayvan hareketliliği ve yabani çift tırnaklı türler üzerinden kısa sürede birçok ile taşınmış, büyükbaş hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde hızlı bir yayılım göstermiştir. Şap salgınının yol açtığı akut enfeksiyon ve üretim kayıpları, ülkenin hayvansal üretim kapasitesini tehdit eden önemli bir kriz haline gelmiştir.

Hastalığın çok yüksek bulaşıcılığı nedeniyle, karantina tedbirlerinin çok sıkı uygulanması ve hastalık çıkan işletmelerin yakınlarındaki işletmelerin, o bölgede görülen tip ve şap enstitüsünde üretilen aşı ile önerilen sürede (21-28 gün) rapelleri beraber uygulanması gerekmektedir.

Zirai don zararı gibi, şap zararı da karşılansın

Sahadan gelen bilgiler, şap salgınının özellikle süt ve et üretimiyle geçimini sağlayan aile işletmelerini derinden etkilediğini göstermektedir. Verim düşüşleri, artan tedavi giderleri ve buzağı kayıpları nedeniyle birçok yetiştirici borçlarını ödeyemez durumdadır. İşletmeler ekonomik olarak sürdürülemez hale gelmiştir. Bu nedenle salgın, yalnızca hayvan sağlığını değil, yetiştiricilerin yaşam giderlerini etkileyen bir krize dönüşmüştür. Devletin sorumluluğunda yürütülen bu hastalıkla mücadelede meydana gelen kayıplar, yetiştiriciyi ekonomik olarak ağır mağduriyete uğratmıştır. Şap hastalığı sebebiyle ortaya çıkan bu zarar yetiştiricinin tek başına taşıyabileceği bir yük değildir. Devletin sorumluluğunda olan karantina tedbirlerinin ve tipe uygun aşı üretilerek sahada uygulanmasında yeterince etkin olunamaması nedeni ile maalesef şap hastalığı tüm ülkeye yayılmıştır. Yetiştiriciler ellerinden geldiğince bazı biyogüvenlik önlemleri almasına rağmen hastalıktan kaçamamışlardır. Devlet, yakın zamandaki don afetlerinde üretici zararlarını üstlenerek önemli bir destek örneği göstermiştir. Şap hastalığı ile mücadele ise devletin doğrudan sorumluluğunda yürütülen bir süreçtir ve aynı koruyucu yaklaşımın burada da uygulanması yetiştirici mağduriyetinin giderilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Et ve sütteki kayıp ile tedavi ve ilaç gideri 3,2 milyar dolar

Tarım ve Orman Bakanlığı’nda geçmişte bakanlık yapmış olan Mehmet Mehdi Eker’in öncülüğünde kurulmuş, tarım alanında politika geliştirme, ekonomik etki analizi ve stratejik araştırmalar yapan bağımsız bir düşünce kuruluşu TARPOL (Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi) tarafından 2025 yılı içinde yayınlanan “Şap Hastalığı Ekonomik Etki Raporu”, Türkiye’de büyükbaş hayvan varlığının yalnızca yüzde 30’unun etkilenmesi durumunda dahi toplam ekonomik kaybın 4,1 milyar dolara ulaşabileceğini ortaya koymaktadır. Bu kaybın içinde özellikle yetiştiricileri ilgilendiren; et üretim kaybı, süt verimindeki düşüş, tedavi ve ilaç giderleri ile buzağı ölümleri toplamda 3,62 milyar dolarlık bir zarar oluşturmaktadır. Bu bulgular, şap hastalığının yalnızca biyolojik bir tehdit olmadığını; doğrudan yetiştiricinin üzerinde kendi imkanlarıyla karşılanamayacak ölçekte bir ekonomik yük yarattığını göstermektedir. Yetiştiriciler, bir yandan gelir kaybıyla karşı karşıya kalırken, diğer yandan hızla artan giderlerin baskısı altında üretimlerini sürdürmeye çalışmaktadır.

Üreticinin kredi borçları 1 yıl faizsiz ertelenmeli

Bu çerçevede acil olarak atılması gereken adımlar şunlardır:

• Birçok yetiştiricinin borç ödeme kapasitesi fiilen ortadan kalkmış durumdadır. Şap salgını mücbir sebep ve doğal afet benzeri bir durum olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle hastalığın görüldüğü bölgelerde Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçların en az bir yıl süreyle faizsiz ertelenmesi zorunludur. Bu adım, işletmelerin nakit akışını koruması ve üretime devam edebilmesi için hayati önemdedir.

• Şap çıkan işletmelerde süt ve et verim kayıpları mutlaka karşılanmalıdır. Tedavi giderleri, ilaç maliyetleri ve buzağı kayıpları da destek kapsamına alınmalıdır. Don afetlerinde uygulanan gelir kaybı desteği bunun güçlü bir örneğidir. Aynı yaklaşımın, hatta daha kapsamlı biçimde, şap salgını mağduriyetlerinde de devreye alınması, sürdürülebilir hayvansal üretim açısından bir gerekliliktir.

• Tüm ülkenin etkilendiği bu salgında süte ve ete verilen destek artırılmalı konulan kriterlere bakmaksızın tüm işletmelere acilen destek verilmelidir.

Bu desteklerin hızla uygulanması, hem mevcut krizin etkilerini azaltmak hem de yetiştiricinin üretimden kopmasını önlemek açısından büyük önem taşımaktadır. Ülkemizin hayvansal üretimi, kırsal istihdamı ve gıda güvencesi açısından da stratejik öneme sahiptir.

Şap zararlarının karşılanması için 5 istek

Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, şap hastalığı nedeniyle kayba uğrayan çiftçilerin zararlarının karşılanması ve kredi borçlarının ertelenmesi gerektiğini söyledi. Mutlu Doğru yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi:

“Şap hastalığı nedeniyle süt ve et üretimleri düşerek veya hayvanlarını kaybederek nakit akışında bozulmalar yaşayan borçlu çiftçilerimizin; borçlarını ödemek için hayvanlarını kesime göndermemeleri ve üretime devam etmeleri gerekir. Bunun için çıkarılacak bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Ziraat Bankası’nın uyguladığı yapılandırma kolaylığından haricen, işletmelerinde belli bir oranda şap hastalığı tespiti yapılan işletmeleri kapsayacak adımlar atılmalı.”

Mutlu Doğru, hayvanları şap hastalığından etkilenen üreticiler için atılmasını istedikleri adımları şöyle sıraladı:

1- Çiftçilerimizin kredi borçlarının vadeleri en az 18 ay uzatılmalı.

2- Mevcut hayvanların ihtiyaçları için ilave işletme kredisi tanımlanmalı.

3- Kaybedilen hayvanların yerine yenisinin temini için uzun vadeli yatırım kredisi verilmeli.

4- Zirai don afeti yaşayan çiftçilere yapıldığı gibi TARSİM sigortası olmayan çiftçilerin kayıpları hazine tarafından devlet desteği verilerek karşılanmalı.

5- Hasta hayvanların maddi kayıpları için de ilave destek ödemesi yapılmalıdır.

Bakanlığa göre hayvancılıkta büyük başarı var

Hayvancılıkta et, süt, yem başta olmak üzere her kesimde ciddi sorunlar yaşanırken, dışa bağımlılık artarken Tarım ve Orman Bakanlığı’na göre hayvancılıkta büyük başarılar elde edildi.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bakanlığın bütçe görüşmelerinde yaptığı sunumda hayvancılıkla ilgili olarak şu bilgileri verdi: “2024 yılında 2002’ye göre büyükbaşta yüzde 71 artışla 17 milyona, küçükbaşta yüzde 72 artışla 55 milyona ulaştırdık. Büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığında Avrupa’da ilk sıradayız. Bal üretiminde yüzde 28 artışla 96 bin tona ulaşarak, Avrupa’da 1’inci, dünyada 2’nciyiz. Kanatlı hayvan varlığımızı yüzde 53 artışla 384 milyona çıkararak, Avrupa’da 1’inci, dünyada 12’nci sıraya yerleştik.”

Yumaklı, son 23 yılda 9 kat artışla 577 bin ton su ürünü yetiştirdiklerini, ihracatı da 20 kat artışla 2 milyar dolara ulaştırdıklarını belirterek hem bugünün ihtiyaçlarını hem de geleceği gözeten 3 yıllık dönemler halinde güncellenen yol haritasını uyguladıklarını dile getirdi.

Şap ve kuş gribi nedeniyle arz sorunu yaşanmadı

Bakan Yumaklı, karkas verimini geçen yıla göre, yüzde 2 artışla 292 kilograma, süt verimini yüzde 10 artışla 3 bin 330 litreye çıkardıklarına dikkati çekerek, yetiştiricilerin korunması amacıyla bu yıl da süt regülasyon uygulamasına aralıksız devam ettiklerini anlattı.

Dünya Hayvan Sağlığı Örgütünün, birçok hayvan hastalığının dünya genelinde yayıldığını açıkladığını aktaran Yumaklı, şunları ifade etti: “Bu yıl, SAT-1 serotipi şap hastalığı ülkemizde 1965’ten sonra ilk kez görülmüştür. Hastalığın yayılımını engellemek ve etkin bir kontrol sağlamak amacıyla, ülke genelinde hayvan hareketlerini kısıtladık. Enstitümüzce üretilen 20,7 milyon doz aşıyı sahaya gönderdik. İlk doz aşılama çalışmaları tamamlandı ve ikinci aşılama sürecini de en kısa sürede bitireceğiz. Şap hastalığının yanı sıra kuş gribi salgını dünyada iki kat artarak 89 ülkede görülmüştür. Yaşanan kuş gribi salgınından ülkemiz de etkilenmiştir. Hastalığın yayılımını kontrol altına almak ve üretimin devamlılığını sağlamak için yetiştiricilerimize son 2 yılda 2,6 milyar lira tazminat ödenmiştir. Ülkemizde şap ve kuş gribi hastalığı nedeniyle hayvansal ürünlerde arz sorunu yaşanmamıştır.”

Kırmızı ette ithalat tuzağı

1- Önce, kırmızı et fiyatları artırılıyor.
2- Sonra, “fırsatçılar fiyat artırdı” yalanı söyleniyor.
3- Bakanlık, Et ve Süt Kurumu, “her türlü önlemi alıyoruz” açıklaması yapıyor.
4- Fiyatı düşürmek için ithalata zemin hazırlanıyor.
5- İthalat başlayınca üretici zarar ediyor, hayvancılığı bırakanlar artıyor.
6- Hayvancılığı bırakanlar olunca hayvan sayısı, üretim azalıyor, açığı kapatmak için daha çok ithalat yapılıyor. Yıllardır aynı oyun oynanıyor.

 

Bu makale ile ilgili yapılan yorumlar

En Son Yayınlanan Makaleler