Tarımda gelecek 5 yılın temel stratejisi; Milli Tarım,Güçlü Yarın

0
Tarımda 2018-2022 stratejik planı yayınlandı

Tarımda gelecek 5 yılın temel stratejisi; Milli Tarım,Güçlü Yarın

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2018-2022 Stratejik Planı yayınlandı. Gelecek 5 yılda uygulanacak stratejiler,amaç ve hedeflerin yer aldığı Stratejik Plan’ın temel stratejisi ise “Milli Tarım,Güçlü Yarın” olarak belirlendi.
Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba Stratejik Plan sunuş yazısında şu değerlendirmeyi yaptı:”Sürdürülebilir üretimi, yeterli ve güvenilir gıdaya erişimi, kırsal kalkınmayı ve rekabet edilebilirliği sağlamak amacıyla tarımı stratejik bir sektör olarak ele alıyor, milli ve küresel çözümler üreten güçlü bir Türkiye için çalışıyoruz. İklim değişikliğinin sonucu olarak her geçen yıl suya olan talep artarken, su kaynaklarının azalıyor olması tarımda sürdürülebilirliği önemli ölçüde etkilemektedir. Sulamada verimliliği artırıcı çalışmalar yaparak tarımsal üretim ve arz güvencesini destekleyen politikalarla, bitkisel ve hayvansal ürünlerin güvenilir gıdaya dönüşmesi hedeflenmektedir.”

Kendi gıdasını üretmeyen bağımsız olamaz

Ülkenin tarımsal ihtiyacını yerli üretimle karşılaması, çiftçilerin daha çok kazanması için, “Havza Bazlı Üretimi Destekleme Modeli” ve “Hayvancılıkta Yerli Üretimi Destekleme Modeli” ile sektöre yönelik doğrudan çözüm stratejileri geliştirdiklerini ifade eden Fakıbaba: “Kendi gıdasını üretemeyen ülkeler tam bağımsız olamaz anlayışıyla, ülke ihtiyaçlarını yeterli ölçüde karşılayacak güvenilir gıdayı üretmemiz, topraklarımızı suyla, çiftçimizi bilgiyle buluşturmamız gerekmektedir. Tarımda sektörel sorunların çözülmesi, kırsalda yaşam standardının yükseltilmesi, kadın ve genç nüfusun üretime teşvik edilmesi, Ar-Ge çalışmalarına ağırlık verilmesi ve sonuçlarının sektöre aktarılması için çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz.” bilgisini verdi.

Gelecek 5 yılın amaç ve hedefleri

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 7 başlık altında gelecek 5 yıla ilişkin amaç ve hedeflerine 2018-2022 Stratejik Plan’da yer verdi. Belirlenen amaçlar ve hedefler özetle şöyle:

1-Tarımsal Üretim ve Arz Güvencesi:

Erişilebilir ve sürdürülebilir tarımsal ürün arzını sağlamak, ulusal ve uluslararası alanda rekabet gücü yüksek tarım sektörü oluşturmak. Bu amaca ulaşmak için;Tarımsal ürünlerde arz güvencesini sağlamak,Rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir bir tarım sektörü için politikalar geliştirmek ve uygun politika araçlarını belirlemek, Uluslararası alanda daha etkin bir şekilde yer almak ve uluslararası örgütlerin karar süreçlerine dahil olmak,Üreticilere ve tüketicilere yönelik eğitim stratejileri ve danışmanlık sistemi geliştirilmesi hedefleniyor.
Bu amaca ulaşmak ve hedefleri geliştirmek için belirlenen stratejiler ise şöyle sıralanıyor: Kullanılamayan tarım arazilerinin tarımsal üretime kazandırılması, Sertifikalı tohum kullanımının artırılması, Tarım sigortası sisteminin yaygınlaştırılması ,Üretim, yatırım ve pazarlama odaklı, su kısıtı ve münavebenin temel gösterge olarak ele alındığı, havza bazlı destek planlaması yapılması, Islah çalışmalarıyla hayvan başına verimin artırılması, Hayvancılık işletmelerinin modernizasyonunun sağlanması, Hayvancılık işletmelerinin sürdürülebilir ölçeğe ulaştırılması. Bütün bu çalışmaların yapılması için tahmin edilen maliyet ise 77 milyar 327 milyon lira.

2- Gıda Güvenilirliği:

Gıda güvenilirliği konusunda ;Uluslararası standartları gözeterek, üretimden tüketime kadar doğal kaynakların ve insan sağlığının korunması amacıyla gıda ve yem güvenilirliğinin sağlanması amaçlanıyor. Bu amaca ulaşmak için;Gıda ve yem güvenilirliğine yönelik gerçekleştirilen resmi kontrol hizmetlerinin etkinliğini artırmak, Gıda güvenilirliğine ilişkin doğru ve güncel bilgi sunmak, okullarda gıda güvenilirliğine yönelik uygulamaları geliştirmek hedefleri belirlendi. Birincil üretim alanlarında hatalı pestisit kullanımının önlenmesine yönelik denetimlerin artırılması, Veteriner ilaçların uygun kullanımına yönelik yapılan denetimlerin etkinliğinin artırılması, Bağımsız, tarafsız, şeffaf ve bilimsel esaslara dayalı risk değerlendirmesinin yapılması için yaklaşık 472 milyon lira kaynak harcanacağı tahmin edildi.

3-Bitki Sağlığı, Hayvan Sağlığı ve Refahı

Bitki sağlığını koruyucu tedbirler almak, hayvan hastalık ve zararlılarını kontrol ve eradike etmek, hayvan refahını sağlamak amacıyla belirlenen hedefler ise özetle şöyle: Bitkisel üretimde çevreye duyarlı bitki sağlığı tedbirleri ile kaliteyi koruyarak verimi artırmak, Bitki koruma ürünleri ile uygulama ekipmanlarının resmi kontrolünü / denetimini gerçekleştirmek, Hayvan hastalık ve zararlıları ile ilgili mücadele hizmetlerini geliştirmek ve hayvan refahını korumak, Hayvan hastalıkları ile mücadelede kullanılan veteriner sağlık ürünlerinin kalite ve etkinliklerini artırmak.

4-Tarımsal Altyapı ve Kırsal Kalkınma

Kırsal ekonomiyi geliştirmek, kırsal alanların tarımsal, sosyal ve fiziki altyapısını iyileştirmek amacıyla,Kırsalda gelir ve istihdam olanaklarını artırmak ve kırsal ekonomiyi çeşitlendirmek, Sürdürülebilir tarımsal üretimi sağlamak için; küçük ve parçalı tarım arazilerini toplulaştırmak ve arazi kullanım planlaması yapmak, Toprak ve su kaynaklarının korunmasını ve verimli kullanılmasını sağlamak, Sürdürülebilir tarımsal üretimi sağlamak için; küçük ve parçalı tarım arazilerini toplulaştırmak ve arazi kullanım planlaması yapmak hedefiyle şu stratejiler uygulanacak;
–Kırsal alanda gelir düzeyinin yükseltilmesi, tarımsal üretim ve tarıma dayalı sanayi entegrasyonunun sağlanması için küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi,
–Kırsal turizmin geliştirmesi, kırsal alanlarda geleneksel gıda, tarım ürünleri ve el sanatları üretiminin artırılması ve çeşitlendirilmesi,
— Kırsal alanda kadınların ve gençlerin istihdamını artırmaya yönelik sürdürülebilir projelerin desteklenmesi,
–Sürdürülebilir tarımsal üretim için arazi bankacılığı sisteminin kurulması,
Tarımsal altyapı ve kırsal kalkınma için belirlenen kaynak miktarı ise tahmini olarak 10 milyar lira.

5- Su Ürünleri ve Balıkçılık Kaynakları Yönetimi

Su ürünleri kaynaklarını korumak ve sürdürülebilir işletimini sağlamak, su ürünleri üretimini geliştirmek için;Su ürünleri türlerinin stok durumlarını izlemek ve yönetim planlarını hazırlamak, Su ürünlerini ve kaynaklarını korumak, kontrol ve denetimlerin etkinliğini artırmak,Su ürünleri üretimini ve tüketimini artırmak hedefleniyor.

6- Araştırma – Geliştirme

Tarımsal üretimde kalite ve verimliliği artırmaya yönelik Araştırma-Geliştirme çalışmaları yürütmek amacıyla,Tarımsal iç ve dış pazar talepleri doğrultusunda yeni çeşit, ırk, metot ve teknoloji geliştirmek, Genetik kaynakları ve biyolojik çeşitliliği korumak, sürdürülebilir kullanımını sağlamak, Ulusal ve uluslararası kuruluşlarla Ar-Ge işbirliğini geliştirmek, İklim değişikliğinin tarım sistemleri üzerine olası etkilerini ölçmek ve tedbir almaya yönelik öneriler geliştirmek,hedefleri belirlendi.

7- Kurumsal Kapasite

Kurumsal kapasiteyi geliştirmek amacıyla;Bakanlık bünyesindeki birimlerin bilişim altyapısını iyileştirmek/geliştirmek,Tarımda doğru bilginin kaynağı olmak için yazılım uygulamaları ve sistemleri geliştirmek, Çalışanların verimliliğini ve üretkenliğini artırmak, iş süreçlerine yönelik standartları belirlemek,Kurumun fiziki altyapısını iyileştirmek hedefleri saptandı.

Tarımda fırsatlar

— Stratejik coğrafi konum (İklim/Olası Pazarlar/Lojistik)
— Verimli toprak yapısı ve doğal kaynaklardaki çeşitlilik
— Nüfusun demografik ve sosyolojik yapısındaki değişimler
— Teknolojik gelişmeler
— Tarım sanayi entegrasyonu
— Dünya genelinde gıda sektörünün kazandığı değer
— Farklı üretim çeşitlerine olan ilginin artması
— Kırsal yatırımların oluşturacağı istihdam olanakları
— Avrupa Birliği ile olan ilişkiler ve bu pazara olan yakınlık
— Gıda güvenilirliği konusundaki bilinç artışı
— Su ürünleri üretimine uygun deniz ve içsu kaynaklarının varlığı
— Su ürünlerinde dış pazar avantajı
— Sermayenin tarıma ilgisinin ve kredi imkanlarının artması
— Çevre konusunda bilinç düzeyinin artması
— Yenilenebilir enerjinin üretimi ve tarımda kullanım olanakları
— Üreticinin sözleşmeli tarıma yönelmesi
— Agro-eko turizm açısından avantajların olması
— Organik ve iyi tarım ürünlerine olan talebin artması
— Aşı ve biyolojik madde üretimindeki gelişmeler
— Büyük ölçekli hayvancılık işletmelerindeki artış
— Marka olabilecek yöresel ürün çeşitliliği
— Ar-Ge’ye ayrılan kamu kaynaklarının artması
— Özel sektörün Ar-Ge’ye ilgisindeki artış

Tarımda tehditler

* Tarım arazilerinin çok küçük, parçalı ve dağınık olması
* Kırsal altyapı yetersizlikleri ve mevcut altyapının modernizasyon ihtiyacı
* Kayıt dışı üretimin varlığı
* Tarımsal girdilerde ve teknolojilerde dışa bağımlılık ve maliyetlerin yüksekliği
* İklim değişikliği ve çevre kirliliği
* Bölgede yaşanan politik sıkıntılar / savaşlar
* Hayvan ve bitki hastalıkları
* Tarım arazilerinin tarım dışı alanlarda kullanılması
* Su kaynaklarının azalması
* Ülkelerin dış ticaret politikalarındaki değişiklikler ve rekabetin artması
* Gıda güvenilirliği konusundaki bilgi kirliliği
* Tarım sektöründeki gizli işsizlik ve kayıt dışılığın yaygınlığı
* Kırsal alanlarda genç işgücünün azalması ve göç
* Üretimde geleneksel davranış eğilimleri ve alışkanlıkları
* 6360 sayılı Kanun gereğince, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle büyükşehir ve ilçe belediyelerinin tarım konusunda her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilmesi
* Hayvansal protein tüketim azlığı
* Sektörde nitelikli işgücü eksikliği
* Tarımsal üretim kaynaklarının verimli kullanılamaması

Tarımda girdiler ucuzlamadan gıda fiyatları düşmez

0
Mazotta "yarısı bizden" desteği ödenmeden eridi

Tarımda girdiler ucuzlamadan gıda fiyatları düşmez

Hükümet, tarımsal üretim yapan çiftçinin maliyetlerini artıracak kararları peş peşe alıyor. İthalat için kapılar sonuna kadar açılıyor. Verilen üç beş kuruşluk destekler ise çok geç ödeniyor. Üretim yapanlar adeta cezalandırılıyor.Üstelik bütün bunların gıda fiyatlarını düşürmek için yapıldığı söyleniyor. Maliyetleri artırarak,ithalatı destekleyerek gıda fiyatları düşürülebilir mi?
Bu soruya yanıt verebilmek için uygulamalara yakından bakalım.
Bitkisel üretim yapan çiftçinin en önemli girdileri traktör, mazot, gübre, tohum, ilaç, tarla kirası,işçilik ve işletme giderleridir. Üretim maliyetlerini doğrudan etkileyen faktörler bunlar.
Hayvansal üretim yapanlar için hayvan materyali, yem,işçilik,hastalıklarla mücadele için veterinerlik hizmetleri ve yine işletme giderleri maliyetleri en çok etkileyen unsurlardır.
Elde edilen tarımsal ürün veya hayvansal ürünün tüketiciye ulaşması için nakliye, ambalaj, vergiler,aracı karları,reyon,pazarlama giderleri maliyetleri artıran en önemli kalemlerdir.
Uygulanan politikalara bakıldığında bitkisel üretimde ve hayvancılıkta üretim maliyetlerini düşürecek önemli hiç bir önlem alınmazken, maliyetleri artıracak bir çok karar alınıyor.
Hem hükümet,hem de kamuoyu yani tüketici istiyor ki, gıda fiyatları hiç artmasın. Etin, sebzenin,meyvenin,bakliyatın,ekmeğin fiyatı hep aynı olsun. Fakat, böyle bir dünya yok.

Mazotun litresi 5 lirayı aştı

İster bitkisel üretim,isterse hayvancılık yapsın üreticinin en önemli girdilerinden olan mazotun litre fiyatı 5 liranın üzerine çıktı. Bunun üretilen ürüne yansıması olmayacak mı? Çiftçi, artan bu maliyeti cebinden mi karşılayacak?
Denilebilir ki, hükümet çiftçiye mazot desteği vermiyor mu?
Elbette veriyor. Fakat, destek hem yetersiz hem de çok geç ödendiği için işe yaramıyor.
Hükümet, son 3 yılda mazot desteğinde 3 kez değişiklik yaptı. 2015 yılına kadar mazot ve gübre desteği ayrı ayrı ödenirken,2016 destekleme kararnamesinde mazot ve gübre desteğini tek kalemde birleştirildi. 2017’de ise gübre desteği sabitlenirken, mazot desteği tekrar ürün bazında farklılaştırıldı.
Daha önceki yıllarda ürün grupları bazında farklı oranlarda verilen gübre ve mazot desteği 2016 yılında birleştirilerek tek kalemde verilmeye başlandı. Bu birleştirme sonucunda çiftçinin aldığı destek azaldı.
Örneğin, 2015 üretim yılında yağlı tohumlu bitkiler ve endüstri bitkileri eken çiftçiler dekar başına 7 lira 90 kuruş mazot, 8 lira 25 kuruş gübre desteği ve ayrıca 2.5 lira toprak analizi desteği olmak üzere toplam 18 lira 70 kuruş destek alıyordu. Yapılan düzenleme sonucunda aynı ürünleri 2016 üretim yılında eken çiftçiler dekar başına sadece 11 lira destek alabildi.

Başbakan’ın “mazotun yarısı bizden” desteği eridi

2017 üretim yılı için mazot desteği bir kez daha değiştirildi. Bu kez mazot desteği ürüne göre farklılaştırılırken, gübre desteği sabitlendi.
Başbakan Binali Yıldırım, 14 Ekim 2016’da İzmir Ödemiş’te “Milli Tarım Projesi”ni açıklarken “çiftçinin kullandığı mazotun yarısı bizden” demişti. O tarihte mazotun litresi 3 lira 70 kuruştu. Hükümet, 2017 üretim yılı tarım desteklerini 18 Ağustos 2017’de ancak açıklayabildi. Bir çok üründe hasat bittikten sonra destekler açıklandı. Ürün bazında kullanılan mazot miktarının ortalaması dikkate alınarak destek hesabı yapıldı.Yani 2017 yılı başlarındaki mazot fiyatı baz alınarak verilecek destek hesaplandı. Pamuk üretimini örnek alırsak; üretici dekara ortalama ne kadar mazot kullanıyorsa onun yarı fiyatı baz alınarak 2017 üretim yılı mazot desteği hesaplandı.
Mazotta en yüksek destek pamuk ve çeltik üreticilerine yapılması kararlaştırıldı. Pamuk ve çeltikte çiftçilere dekar başına 36 lira mazot ve 4 lira gübre desteği verilmesi uygun görüldü.
Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü verilerine göre 1 dekar pamuk ekmek için gerekli olan mazot miktarı 20 litrenin biraz üzerinde. Yani 1 dekar pamuğun mazot gideri 100 liranın üzerinde. Bunun için pamuk üreticisine en az 50 lira mazot desteği verilmesi gerekiyor.
Fakat, 2017 yılı için pamuk üreticisine dekara 36 lira ödenecek. Bu hesaplama yapılırken mazotun litre fiyatı 4 liranın altındaydı. Üretici henüz destek almadan mazotun fiyatı 5 liranın üzerine çıktı. Çiftçi mazot desteğini en erken 2018 baharında alabilecek. O zamana kadar mazotun litresi 5.5 liraya ulaşması tahmin ediliyor. O zaman çiftçi aldığı 36 liralık destekle ancak 6 litre mazot alabilecek.Dolayısıyla desteğin çiftçiye bir yararı olmayacak.

İthalat üretimi bitirir, fiyatları artırır

Mazot konusunda yazdıklarımız üç aşağı beş yukarı gübre,tohum,yem ve diğer tüm girdiler için geçerli bir uygulama.Kaldı ki bu girdilerin neredeyse tamamında ithalat bağımlılığı var. Dövizdeki her bir sentlik artış üretim maliyetlerini artırıyor.
Gümrük vergilerinin sıfırlanarak marketlerin devlet destekli ithal ürünle doldurulması da gıda fiyatlarını düşürmez. Bu politika ile orta ve uzun vadede daha çok ithalat,daha yüksek fiyata mahkum olursunuz. Çünkü, saman ithal ettiğiniz Bulgaristan’daki üretici- satıcı, canlı hayvan ve et ithal ettiğiniz Amerika,Avrupa veya Latin Amerika’daki satıcı veya üretici Türkiye’deki piyasayı,fiyatları bizim Tarım Bakanlığından daha yakından izliyor. Üretimin azaldığını görünce fiyatı hemen artırıyorlar.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı iki markette ucuz et satışı ile özellikle dar gelirli yurttaşları bu marketlere yönlendiriyor. Markete gidenlerin büyük bölümü et alamıyor. İzmir’de bir haftadır bir kilo et alamadık. İzmir’e iki günde bir geliyormuş. Ne zaman geliyorsa hiç bulunamıyor. Fakat, raflarda Çin’den ithal pirinç, Kanada ve Amerika’dan ithal barbunya,Kanada’dan ithal yeşil mercimek, Kanada ve Avustralya’dan ithal kırmızı mercimek,Macaristan’dan ithal mısır konservesi,ithal balıktan elde edilmiş ton balığı istediğiniz kadar var. Bu ürün gruplarında neredeyse yerli ürün hiç yok.
Özetle, çiftçinin en pahallı girdilerle en ucuz ürünü üretmesini ve devlet destekli gümrüksüz ithal ürünlerle rekabet etmesini, fiyatların da düşmesini beklemek aklımızla alay etmektir. Bu gidişatın sonu iflastır. Türkiye, tarımda var olmak istiyorsa hızla üretime dönmek zorunda.

Ucuz et mahkemelik oldu

0
Et ve Süt Kurumu'nu taklit eden 21 işyerine kamu davası açıldı

Ucuz et mahkemelik oldu

Ucuz et temin eden Et ve Süt Kurumu, daha önce et satması için franchise (bayilik) sözleşmesi imzaladığı 25 işyerini kurumun logosunu ve adını taklit ederek et sattığı için Cumhuriyet Baş savcılığına şikayet etti.Bu işyerlerinden 21’i hakkında kamu davası açıldı.
Et ve Süt Kurumu’nun ülke genelinde “ucuz et” satışı eski bayilerini harekete geçirdi. Eski adıyla Et ve Balık Kurumu 2011 yılından itibaren ülke genelinde ucuz et satışı için yaklaşık 100 işyeri ile Franchising(bayilik) sözleşmesi imzaladı. Bu bayilerin sözleşmeleri 27 Ağustos 2017 itibariyle tümüyle fesh edildi. Et ve Süt Kurumu’nun bayisi olmamasına rağmen ülke genelinde 25 eski bayiinin kurumun adını,logosunu taklit ederek et sattığı tespit edildi. Cumhuriyet Savcılığına şikayet edilen bayilerden 21’i hakkında kamu davası açıldı. Böylece “ucuz et” satışı mahkemelik oldu.

Tüketicileri uyardı

Konuyla ilgili olarak Et ve Süt Kurumu’ndan yapılan “Kamuoyu Duyurusu”nda şu bilgilere yer verildi: “Et ve Süt Kurumunun ülkemiz genelinde faaliyet gösteren tüm franchisee satış mağazaları ile olan sözleşmeleri, 27 Ağustos 2017 tarihi itibariyle sonlandırılmış olup, bu bayilerin Kurumumuz ile herhangi bir bağı kalmamıştır.
Kurumumuzun şu an itibariyle 9 ilde perakende hizmet veren 15 adet satış mağazası bulunmaktadır. Bu mağazaların iletişim bilgileri, kurumsal web sayfamız olan “www.esk.gov.tr” adresinde yayınlanmaktadır.
Bazı illerdeki franchise satış mağazalarının, Kurum tabelalarını indirdikleri halde halkımızı yanıltacak biçimde, isim, renk ve şekil bakımından Kurumumuz konseptine benzeyen unsurları kullanarak faaliyetlerini sürdürdükleri görülmektedir.
Dış mekân rengiyle, taklit logolarla ve benzer isimli unvan ve tabelalarla Et ve Süt Kurumu bayisi algısı oluşturup tüketicileri yanıltmaya çalışan bu mağazalar ile ilgili olarak gerekli hukuki işlemler yürütülmektedir.”

ESK Logosu taklit edilerek et ve et ürünleri satılıyor

Et ve Süt Kurumu’nun duyurusunda toplam 25 iş yeri hakkında, ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına şikâyette bulunulduğu belirtilerek:” Et ve Süt Kurumu ile herhangi bir ticari ilişkisi veya Franchising Bayilik sözleşmesi bulunmadığı ya da sözleşmesi feshedildiği halde, kullanım hakkı Kurumumuza ait olan Et ve Balık Kurumu adı ve logosu veya Et ve Süt Kurumu adı ve logosunu aynen ya da tüketicileri yanıltacak derecede benzerini kullanan iş yerleri hakkında, Marka Hakkına Tecavüz suçlamasıyla Cumhuriyet Başsavcılıklarına yaptığımız bu başvurular ile ilgili süreç devam etmektedir.Toplam 25 şikâyetten 4’ü hakkında savcılıklarca kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olup 21 işyeri hakkında kamu davası açılmıştır. Et ve Balık Kurumu veya Et ve Süt Kurumu markalarını taklit ederek, vatandaşlarımızı yanıltan işyerleri ile ilgili takibatımız ve hukuki mücadelemiz devam edecektir.Vatandaşlarımızdan da, bu konuda dikkatli olmalarını ve hassasiyet göstermelerini bekliyoruz.” denildi.
 

Ucuz etin faturası ağır olacak!

0
Hayvancılıkta 2018'de de ithalata destek sürecek!

Ucuz etin faturası ağır olacak!

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın belirlediği iki markette ucuz karkas et satılıyor. Yüzde 20 yağlı taze kıymanın yarım kilosunu bu iki marketten 14 lira 50 kuruşa,yağsız taze kuşbaşı etin yarım kilosunu ise 15 lira 50 kuruşa alabiliyorsunuz.
Ucuz etten almak için markete sabah erkenden gitmeniz gerekiyor. Çünkü, öğleden sonraya et kalmıyor. Ayrıca, kişi başına 2 paket yani toplamda 1 kilo et alabiliyorsunuz.İki kilo et alacaksanız markete iki kişi gitmelisiniz.
Bu marketlerden birisi gazetelere verdiği ilanda, “Bu ürün T.C. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İlgili Kuruluşu Et ve Süt Kurumu tarafından temin edilen karkas etlerden üretilmiştir.” ve “Tüm ürünlerimiz Helal Gıda Mevzuatı’na uygundur.” ibaresini koymuş. Fakat, satılan etin ithal et olduğuna dair bir ibare yok. Satılan et helal gıda mevzuatına uygun, ithal et.
Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın açıklamaları,medyada geniş yer bulan haberlerle öyle bir hava estiriliyor ki; iki market kıymanın kilosunu 29 liradan, kuşbaşı etin kilosunu 31 liradan satınca kırmızı ette ve hayvancılıkta sorunlar çözülmüş,her şey toz pembe.
Bu marketlerden et alanlarla röportaj yapılıyor, hepsi çok mutlu.Bakan ve bakanlık bürokratları çok mutlu. Türkiye, ucuz et yemenin mutluluğu içinde.

Ahırlar boş,besici zorda

Ucuz et satışı ile mağdur olan önemli bir kesim var.Kamuoyuna yansıdığı gibi mağdur olan sadece kasaplar değil.Asıl mağdur olan besicilik yapan,hayvancılık yapan çiftçi,yetiştirici.Unutmayın, bugün üretici mağdursa,yarın tüketici olarak hepimiz mağdur olacağız.
En son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. Satılan ucuz etin faturası ülkeye çok ağır olacak. Ucuz et satışı nedeniyle besici hayvanını kestiremiyor. Aylardır beslediği hayvanını maliyetin altında satmak zorunda kalıyor. Daha da önemlisi besici üretimden kaçıyor.
Devletin kredi ve desteği ile 2010 yılından sonra kurulan binlerce besi işletmesi boş. Yatırım yapanlar zararda.Bütün bunları üst üste koyunca ucuz etin faturası gerçekten çok ağır olacak. Vatandaşa bir kilo eti ucuz yedireyim derken, üretim bitiriliyor. Türkiye, her geçen gün daha çok ithalat yapmak zorunda kalacak. Üretimi bitirirseniz yarın paranız olsa dahi ithal edecek et bulamazsanız. Bugün ucuz dediğiniz et, yarın çok pahallıya gelecek.

İthalata destek politikası 2018’de de sürecek

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2018 yılı hayvancılık politikası ve projelerini dün ve önceki gün haber olarak uzun uzadıya yazdık. Üretim,destek,proje,plan denilse de işin özü şu; hayvancılık politikasının omurgasını 2018 yılında da ithalat oluşturacak. Devlet yine canlı hayvan ve et ithal edecek.
Görünürde üretimin artırılmasını öngören küçük aile işletmelerinin desteklenmesi, hayvancılık işletmelerinin rehabilitasyonu,genç çiftçilere hibe desteği,damızlık düve merkezlerinin kurulması ve diğer projelerinin tamamı ithalata dayalı bir model olarak kurgulanmış.
Küçük aile işletmelerine,genç çiftçilere dağıtılacak damızlık hayvanlar ithal edilecek. Damızlık düve merkezlerine damızlık hayvan ithal edilecek. Besicilik yapmak isteyenlere besi hayvanı ithal edilecek.

Küçük aile projesi ile yabancı çiftçi desteklenecek

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın Bakanlar Kurulu’na sunacağı küçük aile işletmelerinin desteklenmesi projesinde işleyiş şöyle olacak: Proje ile ilk yıl 20 bin işletmeye 5’er baş kombine verim yönlü ırklardan damızlık gebe düve verilmesi öngörülüyor. Damızlık materyal için; kombine verim yönlü ırklardan 5 baş damızlık gebe düve verildiği takdirde ilk yıl 5 baş anaç inek ve 2’şer baş dişi ve erkek buzağı-danadan oluşan 9 başlık sürü, üçüncü yılın sonunda her işletmede ortalama 7 baş anaç inek, 2 baş düve, 3 baş erkek ve 3 baş dişi danadan oluşan 15 başlık sürü kompozisyonu ortaya çıkacak. Yurt dışından getirilecek olan kombine verim yönlü damızlık gebe düve bedeli yaklaşık 13 bin TL/Baş olarak düşünülüyor. Bunun için işletme başına 5 x 13 Bin TL = 65 Bin TL kaynağa ihtiyaç var. Bu durumda toplamda damızlık materyal bedeli yıllık 20 bin işletme için 1,3 milyar TL olacak. Alınacak gebe düvelerin ortalama 4 aylık gebe olduğu varsayılarak doğuma kadar geçecek 5 aylık sürede kesif yem için (150 gün x7TL/gün x5 Baş) 5.250 TL işletme sermayesine ihtiyaç duyulacak.
Proje ile 3 yılda toplamda 60 bin işletmeye 5’er baş damızlık dağıtılması için 300 bin baş damızlık düve ithal edilecek. Küçük aile işletmeleri desteğinin büyük bölümü ithalata gidecek. Küçük aile çiftçiliği yerine yabancı çiftçiler desteklenecek.

Hayvan sağlığı tehdit altında

Bakanlığın her yıl 20 bin işletmeye, işletme başına 5 damızlık düve ithal ederek dağıtması hayvan hastalıklarının yayılması tehdidini de beraberinde getiriyor. Hayvanla birlikte hastalık ta ithal edilmiş olacak. Mevcut sürülerin sağlığı da tehlikeye atılıyor.
Özetle, “ucuz et” adı altında ülkemiz canlı hayvan ve et ithalatının cenneti yapılıyor. Bunun faturası çok ama çok ağır olacak. Çözüm; 2010 yılından bu yana sonuç alınamayan ithalatta değil,üretimde aranmalı. Üretim,üretim,üretim.

Ayvalık’tan zeytinciliğe bakış

0
Zeytincilikte en önemli sınav bu sezon verilecek

Ayvalık’tan zeytinciliğe bakış

Türkiye,tarımda öyle bir noktaya getirildi ki, herhangi bir üründe üretim az olunca da, çok olunca da önemli sorunlar yaşanıyor. Üretim az olunca fiyatlar yükseliyor ve hemen ithalat gündeme geliyor. İthalatla terbiye edilmeye çalışılan üretici ürettiğine pişman ediliyor.
Üretim çok olduğunda bu kez fiyat o kadar çok düşüyor ki, üretici para kazanamadığı için o üründen çekiliyor. Her iki durumda da kaybeden hep üretici oluyor. Çünkü,üretim ve üreticiyi cezalandıran bir tarım politikası uygulanıyor.
Son yıllarda zeytin ve dolayısıyla zeytinyağı üretimi az diye fiyatların yüksek olmasından şikayet ediliyordu. Bu yıl ise üretim çok bu nedenle fiyat düşecek diye endişe ediliyor.
Hafta sonu Ayvalık’ta 13.kez düzenlenen Zeytin Hasat Günleri’nde bu konuları konuştuk. Ayvalık’tan edindiğimiz izlenimler,konuşmalardan paylaşabileceğimiz notlar şöyle:

1- Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi 2017-2018 zeytin ve zeytinyağı rekolte çalışmalarını tamamladı.Tam kamuoyuna açıklayacakken Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü’nden talimat geliyor. “Rekolteyi açıklamayın bakanımız açıklayacak.” Bakan Ahmet Eşref Fakıbaba o kadar yoğun çalışıyor ki, sosyal medya hesabına bakarsanız, başını kaşıyacak vakti yok. Kolay değil, rutin işler, toplantılar, ziyaretler, parti çalışmaları ve bu kadar yoğun iş arasında et ithal edip fakire ucuz et satmak hiç de kolay değil. Bu kadar yoğun olunca zeytin ve zeytinyağı rekoltesini açıklayacak zamanı yok.

2- Bakanın çantasında açıklanmayı bekleyen rekolte tahminine göre zeytinyağı üretimi 287 bin ton.Zeytin üretimi ise 2 milyon 100 bin ton civarında. Böyle bir üretim geçen yıllara göre oldukça yüksek. Türkiye zeytinyağı tüketiminin iki katına yakın üretim var. Dolayısıyla tüketimin bu kısa sürede artması mümkün olmadığına göre, ihracatın daha çok devreye girmesi gerekiyor.

3- İhracatçılar açısından endişe edilecek bir durum yok. Yıllardır üretimin az ve istikrarsız olmasından şikayet eden ihracatçılar ,üretimin artmasından ve istikrarlı hale gelmesinden umutlular. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Emre Uygun ile sezonu değerlendirdik. Emre Uygun’a göre, İspanya’da üretimin çok yüksek veya düşük olması Türkiye açısından bir önemi yok. Önemli olan Tunus ve Yunanistan’daki üretim. Bu iki ülkede üretim az olunca alıcılar Türkiye’ye yöneliyor. Bu sezon Tunus’ta 220 bin ton zeytinyağı üretimi var. Geçen sezon 100 bin ton civarındaydı. Şu anda İspanya,İtalya ve diğer alıcıların hepsi Tunus’ta. Yunanistan’da ise 300 bin ton zeytinyağı üretimi bekleniyor. Türkiye’de olduğu gibi bu ülkelerde de üretim artışı var. Fakat, dünyada toplam 3 milyon ton zeytinyağı üretimi var. Talep bunun üzerinde. Dolayısıyla üretimin tamamı pazarlanabilir.

4-Geçen sezon Tunus, İtalya ve Yunanistan’da üretimin az olması nedeniyle Türk zeytinyağı kendine daha kolay pazar buldu. Zeytinyağı ihracatı 1 Kasım 2015 – 31 Ekim 2016 sezonunda 55 milyon 618 bin dolar olurken, 2016/17 sezonunu yüzde 213’lük artışla 174 milyon 155 bin dolar oldu. Miktar bazında ise 2016/17 sezonunda 44 bin 457 ton zeytinyağı ihraç edildi. Bir önceki sezon 14 bin 851 ton olmuştu. Bu son 4 sezondaki en yüksek zeytinyağı ihracatı.

5- İhracatın yapısına bakıldığında devletin verdiği desteklerle kutulu,markalı ihracatta artış var. Fakat, dökme yağ ihracatı toplam ihracatta en yüksek paya sahip. 2016-2017 sezonunda yapılan ihracatın yüzde 68’i dökme,yüzde 6 varilli yüzde 26’sı ambalajlı ihraç edildi. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçı Birlikleri Başkan Yardımcısı Emre Uygun, ihracata verilen desteklerin daha önce dolar bazında verildiğini ancak geçen yıldan bu yana Türk Lirasına dönüştürüldüğünü, dolardaki artış karşısında desteğin eridiğini ve mutlaka tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini söylüyor.

6- Ayvalık Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Benhan İbrahim Kantarcı, Ayvalık Belediye Başkanı Rahmi Gençer konuşmalarında Ayvalık Zeytinyağı’na alınan coğrafi işaretin Avrupa Birliği’ne tescil edilmesi için çalıştıklarını söyledi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu da destek olacağını söyledi. Türkiye’de coğrafi işaretli ürünlere yönelik denetim olmadığı için alınan belge koruyucu olamıyor. Fakat, Avrupa Birliği’nde tescil edilmesi ihracatta önemli avantaj sağlayacaktır.

7- Gazeteci dostumuz Vahap Munyar’ın yönettiği, “Ulusal Değer Zeytinyağı,Küresel Hedef Bütün Dünya” paneline Gezgin-Yazar – Müzisyen Ayhan Sicimoğlu, Portekiz CEPAAL Alentejo Zeytinyağları Araştırma ve Tanıtım Merkezi Teknik Müdürü Henrique Herculano ile birlikte konuşmacı olarak katıldık. Portekiz’den katılan Henrique Herculano’nun “Zeytinyağına coğrafi işaret almak önemli. Fakat, sürekli tanıtım yapmak ve ürünü korumak,belirlenen koşullara uygun üretmek zorundasınız” uyarısını da dikkate almak gerekiyor.

8- Ayvalık’ta konuştuğumuz her üretici zeytini toplayacak işçi bulamamaktan şikayet etti. Bu sene zeytin çok, fakat toplayacak işçi yok. İşçilik sorunu tarımda her geçen gün büyüyen bir sorun.

9- Her platformda olduğu gibi Ayvalık Zeytin Hasat Günleri’nde de bir kez daha Zeytincilik Yasası’nın değiştirilerek zeytinliklerin imara açılmasından vazgeçilmesi istendi.

10- Zeytinyağının tanıtılması,destekleme priminin artırılması, iklim değişikliği, zeytinyağında tağşiş ve daha bir çok konu konuşuldu.

Özetle, zeytin ve zeytinyağı sektöründe bu sezon önemli bir sınav verilecek. Artan üretim sorunsuz olarak tüketilir ve ihraç edilirse bundan sonraki yıllarda artacak üretimi değerlendirmek daha kolay olacak.

Et ithalatının 7 aylık programı hazır

0
Et ithalatı 2018'de de devam edecek

Et ithalatının 7 aylık programı hazır

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Et ve Süt Kurumu’nun gelecek 7 ayda yapacağı canlı hayvan ve karkas et ithalatını belirledi.Buna göre, 2017 yılı sonuna kadar 350 bin büyükbaş hayvan ve 66 bin ton karkas et ithalatı yapılacak. 2018’in ilk 5 aylık döneminde ise 152 bin baş sığır ve 51 bin ton karkas et ithal edilmesi planlanıyor.
Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın Bakanlar Kurulu’na yapacağı “Hayvansal Üretim ve Vizyon” başlıklı sunumda “Et ithalatı” başlığı altında Et ve Süt Kurumu’nun ithalat faaliyetleri hakkında şu bilgilere yer veriliyor: “Et ve Süt Kurumu, 3 Temmuz 2016 ile 20 Temmuz 2017 tarihleri arasında 500 bin büyükbaş besilik hayvan ithalatı gerçekleştirdi. Aynı dönemde 41 bin ton karkas et ithalatı yapıldı.
Sunumda yer verilen bilgilere göre, 20 Temmuz – 31 Aralık 2017 tarihleri arasında 350 bin büyükbaş besilik sığır ithalatı planlandı. Bunun 150 bin başı ithal edildi,kalan sürede ise 200 bin baş ithal edilmesi bekleniyor. Aynı dönemde planlanan 66 bin ton karkas et ithalatının 36 bin tonu gerçekleştirildi.Kalan miktar ise 30 bin ton.

İthalat 2018 sonuna kadar sürecek

Et ve Sür Kurumu’nun 1 Ocak-31 Mayıs 2018 döneminde yapacağı besilik hayvan ithalat miktarı 152 bin baş olarak belirlendi. Bu dönemde 51 bin ton karkas et ithal edilmesi planlandı.Bakanlar Kurulu Kararı ile Et ve Süt Kurumu’na verilen yetki çerçevesinde 2018 yılı sonuna kadar kullanılabilecek ithalat kotası ise şöyle; 140 bin büyükbaş, 295 bin küçükbaş ve 60 bin ton karkas et.

2023 hedefi kendine yeterli hale gelmek

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın yapacağı sunumda “Vizyonumuz” başlığı, ile hayvancılıkta hedefin yerli ve yeterli üretim olduğu belirtilerek şu değerlendirmeye yer veriliyor:” 2023 yılında; kırmızı et üretimi yüzde 45 artırılarak 1.7 milyon tona çıkarılacak ve et ihtiyacımızın tamamı yerli üretimle karşılanacaktır. Küçükbaş et üretimi ve tüketimi artırılacak. Toplam kırmızı et üretiminde yüzde 10 olan küçükbaş hayvancılığın payı yüzde 25’e, çiğ süt üretimi yüzde 24 artırılarak 23 milyon tona, sanayiye giden süt oranı yüzde 50’den yüzde 70’e, kanatlı eti üretimi yüzde 32 artırılarak 2.5 milyon tona çıkarılacaktır. ”

Süt regülasyonu ihtiyaç oldukça sürecek

Bakanlıkça 2017 yılında başlatılan yeni uygulama ile fiyat istikrarının sağlanması amacıyla Et ve Süt Kurumu, üretici örgütleri ile yaptığı sözleşmeler kapsamında üreticinin elindeki arz fazlası çiğ sütü üretici örgütlerine süt tozuna çevirterek, Ulusal Süt Konseyinin belirlediği taban fiyat üzerinden yapılan hesaplama ile almaya başladığı belirtilen sunumda:” Et ve Süt Kurumu satın aldığı süt tozunu ihraç etmek şartı ile dünya süt tozu piyasa fiyatlarından ihale yolu ile satmakta olup gerekli görülen durumlarda iç piyasaya da satabilmektedir. Bu sayede; çiğ süt arzının fazla olduğu dönemlerde piyasadan çekmek suretiyle üretici fiyatlarında istikrarın sağlıyor ve süt tozunun ihracatını teşvik ediyoruz. Kaliteli süt üretimi için; çiğ süte, soğutulmuş çiğ süte ve örgüt üzerinden pazarlanan çiğ süte farklı tutarlarda prim ödemek suretiyle örgütlü ve kaliteli süt üretimini teşvik ediyoruz.” bilgisine yer veriliyor.

Hayvan sağlığı önlemleri

Bakanlar Kurulu’na yapılacak sunumda hayvan sağlığı ve refahı konusunda da önemli hedefler yer alıyor. Buna göre, Bakanlık kayıt sistemlerine kayıtlı, programlı aşıları yapılmış 4 ay ve üzeri yaşta buzağı için 750 TL destekleme ödenerek üreme programlarının yaygınlaştırması ve doğan buzağıların hayatta kalması hedefleniyor. Buzağı ve verim kaybına neden olan şap hastalığında Türkiye’nin 2023 yılına kadar ari hale getirilmesi ve sağlıklı buzağılar için E.Coli aşı programı oluşturulması öngörülüyor.

Meralar rasyonel kullanılacak

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2018’de uygulayacağı hayvancılık politikasında bir başka önemli konu ise meraların rasyonel kullanılması. Bakan Fakıbaba’nın yapacağı sunumda meralarla ilgili yapılacak çalışmalar şöyle yer aldı:” Hayvancılık yapacak olanlara meralar, uzun vadeli tahsis edilecek ve kendi hayvanına yetecek kadar yem bitkisi ekimine izin verilecektir.Bu sayede kaliteli kaba yem üretiminin ihtiyacı karşılama oranı %82’den yeterlilik düzeyine çıkarılacaktır.”

Et ve Süt Kurumu’nun ithalat faaliyetleri:

03 Temmuz 2016 – 20 Temmuz 2017

İthal edilen besilik hayvan miktarı: 500 bin büyükbaş
İthal edilen karkas et miktarı : 41 bin ton

20 Temmuz – 31 Aralık 2017 tarihleri arasında planlanan;

İthal edilecek besilik büyükbaş miktarı : 350 bin büyükbaş (Kalan 200 bin baş)
İthal edilecek karkas et miktarı: 66 bin ton (Kalan 30 bin ton)

2018 Yılı ESK İthalat Faaliyetleri (01 Ocak – 31 Mayıs)

İthal edilecek besilik büyükbaş miktarı: 152 bin büyükbaş
İthal edilecek karkas et miktarı: 51 bin ton

2018 Yılı Sonuna Kadar Kullanılabilecek Kota;
140 bin büyükbaş
295 bin küçükbaş
60 bin ton karkas et

Hayvancılıkta 2018’de uygulanacak yeni destek paketini açıklıyoruz

0
Hayvancılıkta 2018'de uygulanacak yeni destek paketi

Hayvancılıkta 2018’de uygulanacak yeni destek paketini açıklıyoruz

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2018’de uygulayacağı hayvancılık destek paketini açıklıyoruz.Paket kapsamında;küçük aile işletmelerinin rehabilitasyonuna 1.3 milyar lira destek sağlanacak.Yerli hayvanla besicilik yapanlara 50 başa kadar hayvan başına 250 lira destek verilecek.Küçükbaş hayvancılıkta kuzu ve oğlak desteği uygulanacak.Küçükbaş işletmelerinde istihdam edilen çobanların SGK primlerini bakanlık ödeyecek.İşletmelere finansman ve yem desteği sağlanacak.Meralar rasyonel kullanılacak. Canlı hayvan ve et ithalatı sürecek.

Bakanlar Kurulu’na yapılacak sunumun ayrıntıları

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2018 yılında uygulanacak hayvancılık politikasını büyük oranda tamamladı. Eski Bakan Faruk Çelik döneminde hazırlanan Milli Hayvancılık Politikası temel alınarak hazırlanan projede küçük aile işletmeciliği,besicilik ve küçükbaş hayvancılığına yönelik destekler artırılırken, 2018 yılında 20 bin işletmenin rehabilitasyonu öngörülüyor.
Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba 2018 yılında uygulanacak hayvancılık projesini ve uygulanması düşünülen destekleri Bakanlar Kurulu’na sunacak. DÜNYA, Fakıbaba’nın Bakanlar Kurulu’na yapacağı sunuma ulaştı. Bakanlığın 2018 yılında uygulayacağı hayvancılık projesi kapsamında canlı hayvan ve et ithalatı devem edecek. Ancak, bir yandan da üretimi artırmaya yönelik destekler sağlanacak.

Paket yeni destekler getiriyor

Ahmet Eşref Fakıbaba’nın yapacağı sunumda 2018 yılındaki uygulamalar hakkında şu bilgiler yer alıyor: “Küçük aile işletmelerine besi desteği sağlanacak. 50 başa kadar kapasiteye sahip küçük aile işletmelerinin, yerli hayvanlardan ürettikleri karkas et için 250 TL/baş destekleme ödenecek. Küçükbaş hayvan sayısını arttırmak ve küçükbaş hayvanlardan elde edilen et miktarını yüzde 10’dan yüzde 25’e yükseltmek için; erken kuzu oğlak kesimlerini engelleyerek birim karkas ağırlığını arttırmak için kuzu ve oğlaklara 2018 yılında destek vermesi planlanıyor. Ayrıca, küçük aile işletmeleri sözleşmeli yetiştiricilik kapsamına dahil edilerek canlı materyal alımı ve yem giderleri finanse edilecek.”

Küçük aile işletme desteği 81 ilde uygulanacak

Hayvansal üretimde sürdürülebilirliğin sağlanması ve üretimin artırılması, küçük aile işletmelerinin rehabilite edilerek optimum işletme ölçeğine ulaşmasının sağlanması, gelir düzeylerinin arttırılması amacıyla uygulanacak Küçük Aile İşletmeciliği Projesi,81 ildeki hayvancılık işletmelerinde uygulanacak. Projenin finansmanı Ziraat Bankası’nın düşük faizli kredileri ile karşılanacak. Küçük işletmelerin yararlandırılma şartlarının kolaylaştırılması için 2018 yılında uygulanacak olan Bakanlar Kurulu Kararında uygulanmaya ilişkin ilave öneri yapıldığı belirtiliyor.Ahmet Eşref Fakıbaba’nın yapacağı sunumda: ” Damızlık gebe düveler TİGEM(Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü), besilik erkek danalar ESK(Et ve Süt Kurumu) tarafından temin edilecektir. Yem, Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından temin edilecek peşin fiyatına faizsiz ve vadeli olarak üreticiye dağıtılacaktır.Uygulamanın 3 yıl sürdürülmesi ve her yıl 20 bin işletmeye destek verilmesi planlanmaktadır.”deniliyor.

Proje için 1.3 milyar lira kaynağa ihtiyaç var

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın Bakanlar Kurulu’na yapacağı sunumda proje ile ilk yıl 20 bin işletmeye 5’er baş kombine verim yönlü ırklardan damızlık gebe düve verilmesi öngörülüyor. Damızlık materyal için; kombine verim yönlü ırklardan 5 baş damızlık gebe düve verildiği takdirde ilk yıl 5 baş anaç inek ve 2’şer baş dişi ve erkek buzağı-danadan oluşan 9 başlık sürü, üçüncü yılın sonunda her işletmede ortalama 7 baş anaç inek, 2 baş düve, 3 baş erkek ve 3 baş dişi danadan oluşan 15 başlık sürü kompozisyonu ortaya çıkacak. Yurt dışından getirilecek olan kombine verim yönlü damızlık gebe düve bedeli yaklaşık 13.000 TL/Baş olarak düşünülüyor. Bunun için işletme başına 5 x 13 Bin TL = 65 Bin TL kaynağa ihtiyaç vardır. Bu durumda toplamda damızlık materyal bedeli yıllık 20 bin işletme için 1,3 milyar TL olacak. Alınacak gebe düvelerin ortalama 4 aylık gebe olduğu varsayılarak doğuma kadar geçecek 5 aylık sürede kesif yem için (150 gün x7TL/gün x5 Baş) 5.250 TL işletme sermayesine ihtiyaç duyulacak..

Hangi işletmeler yararlanacak?

Rehabilite edilecek aile işletmelerinin bu destekten yararlanması için; damızlık sığırların kaba yem ihtiyaçlarını kendi işletmeleri içerisinden temin etmeleri gerekiyor. İşletmeler Türkvet’e kayıtlı olacak. İşletmenin fiziki altyapısı, dağıtılacak ve tam gelişmede öngörülen hayvan sayısını barındıracak yeterlikte olacak.

Besicilere 2018’de 200 milyon lira destek

Bakanlık 2016 yılında; yerli besilik hayvandan üretilen,190 Kg ve üstü karkas et veren erkek hayvanlara hayvan başına 200 lira destek verirken 2017’de bu destek kaldırıldı. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın Bakanlar Kurulu’na yapacağı sunumda 2018’de besi desteğinin yeniden uygulanması da yer alıyor. Ancak, önerilen yeni uygulamada sadece 50 başa kadar olan işletmelerin yararlanması öngörülüyor. Besi desteği ile ilgili öneri özetle şöyle: “2018 yılında; 50 başa kadar kapasiteye sahip işletmelerin, yerli besilik hayvandan üretilen 220 kg ve üstü karkas et veren erkek hayvanlarına 250 TL/baş besi desteği verilmesi planlanmaktadır. Uygulama için 800 bin baş hayvan için 250TL/baş ödendiğinde 2018 yılık için ilave 200 milyon TL’ye ihtiyaç vardır.

Hayvan başı besi desteği uygulamasına geçilmesi ile sağlanacak faydalar;
• Kayıtlılık artacağından milli ekonomiye katkı sağlanacaktır.
• Kapasitesi düşük yerli besi yapan küçük işletmeler desteklenecektir.
• Besisini almamış hayvanların erken kesimi önlenecektir.
• Yerli üretici ithalat baskısına karşı korunmuş olacaktır.

Vergi tahsilatına sağlanacak katkı
• Bu uygulamayla 800 bin baş hayvana destek öngörülmektedir.
• Kayıt dışı kesildiği tahmin edilen 400 bin baş hayvan üzerinden hesaplandığında 88 bin ton karkas kayıt altına alınacaktır.
• 25TL/kg/karkas birim fiyatından maddi karşılığı 2 milyar 200 milyon TL’dir. Bu bedel üzerinden 44 milyon TL gelir vergisi stopajı(%2)ve 176 Milyon TL ilave KDV(%8) olmak üzere toplam220 Milyon TL vergi geliri söz konusudur.

Et üretimine sağlanacak katkı
* Mevvcutta 190 kg olan karkas ağırlığı 220 kg a çıkartılıp 30 kg/baş /karkas artışı sağlanacaktır.
* 800 bin baş hayvandan elde edilecek 24 bin ton ilave karkastır. (190 kg /karkas 220 kg a çıktı).
* Bu miktar 70 bin büyükbaş hayvana karşılık gelir. Yani bu miktar kadar hayvan az ithal edilecektir.

Kırmızı et üretimini artıracak tedbirler

Gıda,Tarım ve hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın yapacağı sunumda kırmızı et üretiminin artırılması için alınacak önlemler ise şöyle sıralanıyor: ” Kombine ve etçi ırk sığır yetiştiriciliğine uygun illeri belirledik.Bu 30 İlde; et üretimine yönelik düve alımlarına yüzde 30 hibe veriyoruz.Buzağı desteklemesini ilave 200 TL ile 750 TL olarak ödüyoruz. Damızlık hayvan üretim merkezleri kuruyoruz 40 İlde Damızlık düve, 14 İlde manda ve 40 İlde koç teke üretim merkezlerini faaliyete geçiriyoruz. Ağıl ahır yapımına, alet-ekipman ve hayvan alımına % 50 hibe veriyoruz. Genç çiftçi projelerinde kaynağın % 80’nini hayvancılığa ayırıyoruz. Küçükbaş işletmelerinde istihdam edilen çobanların SGK primleri 12 ay olarak destek kapsamında Bakanlıkça ödenecektir. Anadolu coğrafyasına en uygun hayvan türü koyun ve keçidir.”

Hayvancılık politikasının hedefleri

* Artan kırmızı et talebini karşılamak,
* Damızlık üretimini geliştirmek,
* Buzağı kayıplarını azaltmak,
* Hayvan hastalıkları ile etkin mücadele etmek,
* Meraları rasyonel kullanmak,
* Yem bitkisi üretimini teşvik etmek,
* Süt üretiminde sürdürülebilirliği sağlayarak ihracat bazlı büyümek

Ulusal değer;zeytin ve zeytinyağı

0
Zeytinde hasat zamanı

Ulusal değer;zeytin ve zeytinyağı

Zeytinde hasat başladı. Ayvalık Ticaret Odası ve Ayvalık Belediyesi’nin 13 yıldan beri ortaklaşa düzenlediği “Ayvalık Zeytin Hasat Günleri” yarın başlıyor. Her yıl farklı bir tema ile düzenlenen Hasat Günleri’nin bu yıl ki ana teması “Ulusal Değer:Zeytinyağı,Hedef:Bütün Dünya” olarak belirlendi.
Geçen yıla göre üretimde önemli oranda artış beklendiği dikkate alındığında, belirlenen temanın çok yerinde olduğunu ve artan üretimin tanıtılarak dünyaya pazarlanması gerektiği açıkça görülüyor.
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin koordinatörlüğünde sektör temsilcilerinin katılımı ile 2017-2018 zeytin ve zeytinyağı rekolte tahmini yapıldı. Sonuçlar belli. Ancak, Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba rekolteyi kendisi açıklamak istediği için bugüne kadar rekolte açıklanmadı. Bu satırların yazıldığı 1 Kasım saat 15.00’e kadar da henüz açıklanmamıştı.
Üretimle ilgili farklı tahminler var. Türkiye İstatistik Kurumu’nun Bitkisel Üretim 2017 Yılı 2. tahminine göre, geçen yıl 1 milyon 730 bin ton olan zeytin üretiminin bu yıl 2 milyon 100 bin ton olması bekleniyor.
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin zeytinyağı üretim tahmini ise 286 bin ton. Geçen yıl 177 bin ton olarak tahmin edilmişti.
Zeytinden çok tahminler zeytinyağı üzerinde yoğunlaşıyor. Rekolteyi 250 bin ton olarak tahmin eden de var, 300 bin tona yaklaşacağını söyleyen de. Ama tüm tahminler üretimin 250 bin tonun üzerinde olacağı yönünde.
Yapılan tahminlerin hepsinde üretimde bir artış olduğunu gösteriyor. Bu dönemde yağmur yağması durumunda zeytin ve zeytinyağı kalitesine çok olumlu etkisi olacağı ifade ediliyor. Yapılan bir başka değerlendirme ise, rekoltenin yüksek olmasının iç piyasaya ve ihracata yansımasının farklı olacağı yönünde. İhracatta artış olması durumunda fiyatta ciddi bir düşüş olmayacağı, aksi halde fiyat düşüşü beklenebilir.

İhracatta rekor artış

Ege İhracatçı Birlikleri’nin verilerine göre, 1 Kasım 2016- 30 Eylül 2017 tarihleri arasında toplam 41 bin 518 bin ton zeytinyağı ihracatı gerçekleştirildi. Bu ihracat karşılığında 161 milyon 513 bin dolar döviz girdisi sağlandı. Önceki sezonda 2015-2016 döneminde 11 bin 166 ton zeytinyağı ihracatı karşılığı 49 milyon 559 bin dolar döviz elde edilmişti. Miktar bazında yüzde 372 oranında bir artış elde edilirken döviz geliri açısından yüzde 326’lık bir artış sağlandı. Tamamlanmakta olan 2016-2017 sezonunda zeytinyağı ihraç fiyatı 2015-2016 sezonuna göre daha düşük oldu.
İki sezon arasındaki en önemli farklardan birisi 2016-2017 sezonunda dökme zeytinyağı ihracatının yüksek olması.
2015-2016 sezonunda yapılan toplam 11 bin 166 tonluk zeytinyağı ihracatının 2 bin 589 tonu dökme olarak gerçekleştirilirken, yaklaşık 1000 tonu varilli,7 bin 578 tonu ise kutulu olarak ihraç edildi. Bu sezon ise,Eylül sonu itibariyle yapılan 41 bin 518 ton zeytinyağı ihracatının 28 bin tonu dökme, 2 bin 657 tonu varilli ve 10 bin 830 tonu ise kutulu olarak ihraç edildi.
Toplam ihracatın yüzde 68’i dökme, yüzde 6’sı varilli yüzde 26’sı ambalajlı olarak yapıldı. Geçen yıla göre ambalajlı ihracat miktarında düşüş yok,artış var. Fakat, dökme yağ ihracatında çok büyük artış olması dikkat çekiyor.

Üretimde artış trendi sürer mi?

Son 15 yılda zeytin ağacı sayısını yüzde 100 artıran Türkiye’nin sahip olduğu yaklaşık 180 milyon zeytin ağacı varlığı dikkate alındığında iklim koşullarının olumlu seyretmesi durumunda önümüzdeki yıllarda zeytin ve zeytinyağı üretiminin artması bekleniyor. Üretimin bir yıl yüksek,bir yıl düşük olduğu dönemin de büyük oranda geride kaldığı düşünülürse önümüzdeki yıllarda istikrarlı bir üretimden söz edilebilir. Bu istikrar fiyat,tüketim ve ihracata da olumlu yansıyacaktır.
Fakat, zeytincilik politikasında da istikrar sağlanması gerekiyor. İşçilik başta olmak üzere artan üretim maliyetleri dikkate alınarak zeytinyağında litre başına olan prim desteğinin 80 kuruştan en az 1 liraya çıkarılması gerekiyor. Ayrıca yıllardır dile getirilen ve hükümetlerin adeta duymazlıktan geldiği dana zeytine prim talebinin de mutlaka karşılanması gerekiyor. Doğru politikalarla hem üretimin hem iç tüketimin hem de ihracatta istikrarlı bir artış sağlanabilir.

Zeytinime dokunma!

Zeytincilerin hükümetten prim desteği, katma değer vergisinin düşürülmesi gibi ekonomik taleplerin yanı sıra sektörün moralini bozan,geleceğini tehdit eden yasal düzenlemelerin de artık gündeme getirilmemesini talep ediyor. Zeytinciler, zeytinlik sahaların imara,sanayi ve madenciliğe açılmasına yönelik yasal düzenlemenin bir her yıl tekrar tekrar gündeme getirilmesini istemiyor. Zeytinciliğin değerinin anlaşılmasını bekliyor.
Özetle, zeytin ve zeytinyağı sektöründe üretimin,ihracatın artacağı bir sezon olacak. Ayrıntıları yarın ve Cumartesi günü Ayvalık’ta düzenlenen 13.Zeytin Hasat Günleri’nde ele alacağız. Edindiğimiz bilgileri gelecek hafta paylaşırız.Bereketlii,sağlıklı bir sezon olmasını dileriz.

İthal ucuz et satışı, besiciyi göçe ve iflasa sürüklüyor

2
Devletin ucuz et satışı üretimi bitirir

İthal ucuz et satışı, besiciyi göçe ve iflasa sürüklüyor

Et ve Süt Kurumu bugünden itibaren ülke genelinde, ithal ucuz et satışına başlıyor. Kurum’un internet sayfasında 30 Ekim’de yapılan duyuruya göre, kıymanın kilosu Katma Değer Vergisi dahil 29 liradan, kuşbaşı etin kilosu 31 liradan satılacak.
Hükümetin son 10 yılda uyguladığı ithalata dayalı hayvancılık politikasının geldiği son nokta,ülke genelinde marketlerde ithal et satmaktır. Bu hayvancılık politikasının iflası demektir. Bundan ötesi yok.
“Tüketiciye ucuz et yedireceğiz” denilerek Türkiye Cumhuriyeti, Et ve Süt Kurumu ile piyasaya müdahale adı altında Amerikalı,Latin Amerikalı ve Avrupalı çiftçinin etini Anadolu’ya pazarlıyor. Türk çiftçisi ise, üretimden koparılarak göçe ve iflasa sürükleniyor.
Bugün ülke genelinde ithal et satışına başlayan Et ve Süt Kurumu, 1952’de Et ve Balık Kurumu olarak kuruldu. O yıllarda et piyasasında özel sektör yok. Sermaye birikimi az. Sanayi ve ticaret yeterince gelişmemiş. Yetişmiş eleman bulmak bile sorun.Özel sektörün yatırım yapmadığı, yapamadığı bir dönemde Et ve Balık Kurumu ülke hayvancılığını geliştirmek üzere kuruldu. Daha sonra, Süt Endüstrisi Kurumu ve Yem Sanayi sektörde entegrasyonu sağlamak üzere yine devlet tarafından kuruldu. Bu üç temel kurum ülke hayvancılığının gelişmesine çok büyük katkı sağladı.
Bu kurumların sayesinde 1980 yılına kadar Türkiye, Ortadoğu’nun canlı hayvan ve et tedarikçisiydi.Kendi ihtiyacı olan et ve sütü üreten ve fazlasını ihraç eden ülke konumundaydı.
Et ve Balık Kurumu’nun sektördeki payı 1955’te yüzde 8.4 oranındayken 1975’te en yüksek oran olan yüzde 35’e çıktı. 1980’de sektördeki pazar payı yüzde 31.5 civarındaydı.
Daha sonraki yıllarda “devlet kasaplık yapmaz” denilerek yatırım yapılmadı. İşletmeler rekabet gücünü yitirdi ve zarar etmeye başladı. Özelleştirmeye zemin hazırlandı.

Devlet kasaplık yapar mı?

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de 1990’lı yıllarda özelleştire rüzgarı esti. Özelleştirme furyası dünyadakinin tersine Türkiye’de tarımsal kuruluşlarla başladı. Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu ve Yem Sanayi özelleştirildi.
Et ve Balık Kurumu’nda süreç, 1992’de kurumun özelleştirme kapsamına alınması ile başladı. Bu kapsamda 1995 ’te başlayan özelleştirmelerle kuruma bağlı 37 işletmeden 18’i satıldı. İşletmelerden 5’i bedelsiz olarak kamu kurumlarına devredilirken 3 işletme kapatıldı. Şanlıurfa, Kars, Tatvan, Malatya, Erzincan gibi Doğu ve Güneydoğu’da hayvancılığın yaygın yapıldığı illerdeki işletmeler ilk olarak özelleştirildi. Kızıltepe ve Yüksekova işletmeleri Jandarma Genel Komutanlığı’na devredildi.Bölgede hayvancılık sahipsiz,desteksiz bırakıldı. Terörün de etkisi ile hayvancılıkta büyük çöküş yaşandı. Sonraki yıllarda açılan bir çok teşvik ve destek paketine rağmen hayvancılık bir daha ayağa kaldırılamadı.

Et Balık “İthalat Kurumu” oldu

Özelleştirme furyası AKP Hükümeti döneminde de devam etti. 2004 yılında Manisa, Konya, Kayseri, Zeytinburnu Et Kombinası, Haydarpaşa Et Sanayi İşletmesi, Samsun Soğuk Hava İşletmesi olmak üzere 6 işletme elden çıkarıldı. 2005’te ise Bakanlar Kurulu kararı ile Et ve Balık Kurumu özelleştirme kapsamı dışına çıkarıldı. Kapsam dışına çıkarıldığında kurumun sadece 8 işletmesi kalmıştı. 27 Nisan 2013’te Bakanlar Kurulu kararı ile Kurumun adı Et ve Süt Kurumu olarak değiştirildi. Bugün 12’si et kombinası ve 1 tanesi soğuk hava deposu olmak üzere 13 işletmesi var. Özellikle 2010 yılından bu yana Et ve Süt Kurumu ette “ithalat Kurumu” olarak çalıştırılıyor.
“Devlet kasaplık yapar mı?” denilerek elden çıkarılan,yağmalanan eski adıyla Et ve Balık Kurumu, bugünün Et ve Süt Kurumu, kasaplık yapmak bir yana resmen ithal et ticareti yapıyor. Bakanlar Kurulu Kararı ile verilen yetki çerçevesinde, besilik,kasaplık sığır ithalatı,küçükbaş hayvan ithalatı,karkas et ve son olarak lop et ithalatı yapan ve bunu pazarlayan ticari bir kurum haline getirildi.

Morali bozulan üretici göç ediyor

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,”tüketiciye, yoksula ucuza et yedireceğiz” diyerek kamuoyunu yanıltıyor. İthalatı haklı göstermeye çalışıyor. “Et fiyatı yüksek” bahanesiyle tam 10 yıldır ithalat yapılıyor. Yüksek denilen et fiyatı düştü mü? Elbette düşmedi. Maliyetleri düşürmeden, üretimi artırmadan ithal etle fiyatlar düşürülemez.
Asıl görevi üreticiyi desteklemek ve hayvancılığı geliştirmek olarak belirlenen Et ve Süt Kurumu aracılığıyla, Avrupa ve Güney Amerika çiftçisi destekleniyor. Türkiye’deki çiftçi devletin ithal eti ile rekabet edemediği için göçe ve iflasa sürükleniyor.
Kars’ta üç kuşaktır hayvancılık yapan Ali Çelik, Et ve Süt Kurumu’nun piyasayı düzenlemek yerine ticari bir kuruluş haline geldiğini belirterek ithalatın üreticiye yansımasını şu sözlerle özetliyor: “Tam 7 yıldır ithalat yapılıyor. Bu dönemde her yıl 500 bin damızlık hayvan ithal edilseydi. Bugün et sorunumuz olmaz ithalat yerine ihracat yapan ülke olurduk. Marketlerde et satışı bu işin son noktasıdır. Bundan ötesi iflastır. Fakat, bu böyle gitmeyecek. İthalat, üreticiyi küstürdü. Moralleri bozdu. Çiftçi üretimden çekiliyor. Bölgeden göç hızlandı. Küçük aile işletmelerinin geçim kaynağı olan hayvancılık ellerinden gidiyor. Tamda bu nedenle üretici hayvancılığı bıraktığı için önümüzdeki dönemde et gerçekten 50 liraya çıkacak. Ama, 50 liraya bile et bulamayacaklar. Devletin bir yılda ithal ettiği hayvan sayısı Kars’ın hayvan varlığı kadar. Çok yüksek görünmese de moralleri bozuyor,piyasayı bozuyor ve üretici hayvancılığı terk ediyor. Asıl tehlike bu. Üreticinin tekrar üretime dönmesi için verilen desteğin artırılması,örneğin buzağı desteğinin 1000 liraya çıkarılmalı.”
Özetle, devlet bugün itibariyle ülke genelinde marketlerde ithal et satacak. Muhtemelen tüketici marketlere akın edecek ve uzun kuyruklar oluşacak. Latin Amerika’dan, Avrupa’dan ithal edilen eti alırken kırk kere düşünmekte yarar var. Alınan her 1 kilo et, Türkiye’deki besiciyi,çiftçiyi sektörün dışına itecek.Üretimden kaçıracak. Üretim biterse, yarın 29-31 liraya değil, 50 liraya et bulamayacaksınız.

Kırmızı etin reçetesi 2018 Programı’nda

0
Hükümet, kırmızı ette ithalatın çözüm olmadığını itiraf etti

Kırmızı etin reçetesi 2018 Programı’nda

Hükümet,kırmızı et fiyatını düşürmek için canlı hayvan ve et ithalatını kesintisiz sürdürürken, 28 Ekim 2017’de Resmi Gazete’de yayınlanan “2018 Yılı Programı” nda büyükbaş hayvan varlığının artırılması amacıyla kısa vadeli çözüm olan ithalat yerine yurt içinde üretimin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi gerektiği ifade edildi. Program’da hayvancılık politikasının öncelikleri ve kırmızı et fiyatını düşürecek önlemler tek tek sıralanıyor

Maliyetler düşürülmeli,destekler 5 yıllık olmalı

Hayvancılık desteklerinin yıllık değil, 5 yıllık belirlenmesi gerektiği bilgisine yer verilen 2018 Yılı Programı’nda kırmızı et fiyatının düşürülmesi için maliyetlerin düşürülmesi, sığır eti yerine koyun,keçi ve kanatlı eti ile balık eti tüketiminin artırılması gerektiği ifade edildi.

Kırmızı et için alınacak önlemler

1- Büyükbaş hayvan varlığının artırılması amacıyla kısa vadeli çözüm olan ithalat yerine yurt içinde üretim benimsenmeli

2- Hayvancılık işletmelerinin büyütülmesi ve uzmanlaşması yönünde destek modelleri uygulanmalı.

3- Et arzının artırılmasına yönelik, et verimi yüksek olan ırkların geliştirilmesi ve etçi tip sığır yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılmalı.

4- Sütçü işletmelerde mümkün olabildiğince kombine verim yönlü ırklara öncelik verilmeli.

5- Sığır etine ikame olabilecek koyun ve keçi arzının artırılması ve kamu politikalarının bu çerçevede oluşturulması öncelikler arasında olmalı.

6- Hayvancılık destekleri yıllık değil 5 yıllık belirlenerek açıklanmalı.

7- Et tüketimindeki çeşitliliğinin artırılması ve beslenme kalitesinin yükseltilmesi açısından toplumun kanatlı hayvan eti ve balık tüketimine yönlendirilmeli.

Hükümet, ithalatın çözüm olmadığını itiraf etti

Hayvancılıkta ithalat politikasının başarısızlığa uğradığı Hükümet tarafından da kabul edildi. Resmi Gazete’nin 28 Ekim 2017 tarihli sayısında yayınlanan “2018 Yılı Programı”nda kısa vadeli bir çözüm olan ithalat yerine hayvan varlığını artırılarak üretimin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi gerektiği ifade edilerek kırmızı et fiyatının düşürülmesi için öncelikler sıralandı.
Hayvancılık desteklerinin yıllık değil, en az 5 yıllık belirlenmesi gerektiği belirtilen 2018 Programı’nda kırmızı et fiyatının düşürülmesi için ithalatın çözüm olmadığı, üretimin artırılması ve alternatif olarak koyun,keçi,kanatlı ve balık eti tüketimin yaygınlaştırılması gerektiği vurgulandı.
Enflasyon üzerinde önemli baskı oluşturan kırmızı et fiyatında yaşanan yükselişin önüne geçilmesinde kırmızı et arzının artırılmasının önemli bir unsur olduğu belirtilen 2018 Programı’nda şu değerlendirmeye yer verildi:” Büyükbaş hayvan varlığında yeterli seviyeye ve süreklilik arz eden bir artışa ulaşılamamıştır. Bunun yanı sıra, büyükbaş hayvana bir alternatif kaynak olan küçükbaş hayvan varlığında kırmızı et arz açığını telafi edecek bir artış yaşanmaması önemli sorun olarak görülmektedir. 2016 yılı itibarıyla yaklaşık 14 milyon baş olan sığır mevcudunun yüzde 40.9’u kültür melezi sığırdan yüzde 46,8’i ise saf kültür ırkı sığırdan oluşmaktadır. Ayrıca, yaklaşık 31 milyon baş olan koyun mevcudunun yüzde 93’ünü verimi görece düşük olan yerli koyun ırkları oluşturmakta olup büyükbaş ve küçükbaş hayvancılıkta özellikle et verimi yüksek ırkların yaygınlaştırılması önem arz etmektedir.”

Beş yılda 1.9 milyon baş sığır ithal edildi

Program’da, 2011-2016 döneminde damızlık, besilik ve kasaplık olmak üzere yaklaşık 1,9 milyon büyükbaş hayvan ithal edildiği hatırlatılarak: ” Kırmızı et fiyatlarındaki yukarı yönlü seyir nedeniyle fiyatlarda istikrarın sağlanmasına yönelik olarak, 7/06/2017 tarihli ve 2017/10440 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile canlı büyükbaş hayvan ithalatında gümrük vergisi oranı yüzde 135’ten yüzde 26’ya düşürülmüş ve karkas et ithalatında ise yüzde 100 ile yüzde 225 arasında bulunan gümrük vergisi oranları yüzde 40 olarak belirlenmiştir. Ayrıca, 31/12/2016 tarihli ve 2016/9664 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 2017 yılı sonuna kadar geçerli olmak üzere Et ve Süt Kurumuna (ESK) 500 bin baş besilik sığır ithalatı yetkisi verilmiştir. Hayvancılık sektöründe kırmızı et üretiminin artırılmasına yönelik önemli dönüşüm ihtiyacı bulunmaktadır. Bu kapsamda, büyükbaş hayvan varlığının artırılması amacıyla kısa vadeli çözüm olan ithalat yerine yurt içinde üretimin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi önemli görülmektedir. Aynı zamanda, hayvancılık işletmelerinin büyütülmesi ve uzmanlaşması yönünde destek modellerinin uygulanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, et arzının artırılmasına yönelik, et verimi yüksek olan ırkların geliştirilmesi ve etçi tip sığır yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması ile sütçü işletmelerde mümkün olabildiğince kombine verim yönlü ırklara öncelik verilmesi önemli görülmektedir.” bilgisine yer verildi.

Küçükbaş hayvancılık geliştirilmeli

Sığır etine ikame olabilecek koyun ve keçi arzının artırılması ve kamu politikalarının bu çerçevede oluşturulması öncelikler arasında görüldüğüne dikkat çekilen 2018 Programı’nda, et tüketimindeki çeşitliliğinin artırılması ve beslenme kalitesinin yükseltilmesi açısından toplumun kanatlı hayvan eti ve balık tüketimine yönlendirilmesinin de önemli olduğu vurgulandı. Program’da: ” Süt üretimi önceki yıllarda izlenen artışların ardından 2016 yılında bir miktar gerileyerek 18,5 milyon ton düzeyinde gerçekleşmiştir. Hayvansal üretimde verim artışında en önemli unsurlardan olan hayvan ıslahı ve nitelikli damızlık sığır elde edilebilmesi amacıyla, 2016 yılında suni tohumlama metoduyla 3.6 milyon baş sığır tohumlanmış olup 2017 yılında 3,9 milyon adet suni tohumlama yapılması hedeflenmiştir. Suni tohumlama sayısının yeterli seviyede bulunmamasının yanı sıra belirlenen hedeflerin de yeterli düzeyde olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, verim artışının sağlanmasını teminen hedef ve gerçekleşmelerin artırılması önceliklidir.”denildi.

Yem maliyeti düşürülmeli,destekler 5 yıllık açıklanmalı

Hayvancılık açısından yemleme maliyetlerinin azaltılması ve kaba yem açığının giderilmesi büyük önem taşıdığı belirtilen Program’da:”Bu bağlamda, meraların kalite ve verimliliğinin artırılmasına yönelik ıslah çalışmalarına hız verilmesi, mera tespit ve tahdit çalışmalarının hızla tamamlanması, meraların yetiştiriciler tarafından etkin kullanımının sağlanması ile kaba yem üretimi ve işlenmesine yönelik altyapının geliştirilmesi önceliklidir. Halen yıllık olarak tespit edilen hayvancılık destekleme konularının ve destek tutarlarının 5 yıl gibi uzun dönemleri kapsayacak şekilde belirlenmesi üretim kararlarının ve tercihlerinin istikrarlı şekilde uygulanmasını sağlayacaktır.” bilgisi yer aldı.

Hayvan hastalıkları ile mücadele

Program’da, hayvan hastalıkları ve zararlılarının olumsuz etkilerinin azaltılması yönündeki çalışmalarda, hayvancılık işletmeleri bazında koruyucu önlemlerin alınmasına yönelik İşletme Odaklı Koruyucu Hekimlik Sisteminin uygulamaya alınması gerektiği belirtilerek, ülke şartlarına uygun aşı, ilaç ve serum üretiminin miktar ve kalitesinin iyileştirilmesi ihtiyaçları devam ettiği vurgulandı.

Hayvancılık destekleri artacak

Tarımsal destek ödemelerinde 2016 yılı gerçekleşmesi ile 2017 yılı gerçekleşme tahmini ve 2018 yılı programı kıyaslandığında, destek ödemeleri ana kalemler itibarıyla nominal olarak arttığına dikkat çekilen Program’da destekler konusunda özetle şu değerlendirme yapılıyor: ” 2016 yılıyla kıyaslandığında, 2017 ve 2018 yıllarında, alan bazlı destek ödemeleri ve fark ödemelerinin toplam ödemeler içindeki ağırlığında düşüş beklenmektedir. Hayvancılık desteği ödemelerinin ise önemli ölçüde arttığı gözlenmektedir. Genç çiftçilerin tarımsal üretime kazandırılması ve yeni iş imkânlarını desteklemek üzere genç çiftçilere 30 bin TL’ye kadar hibe desteği sağlanmaktadır. Bu kapsamda, büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık başta olmak üzere çeşitli tarımsal üretim kollarında kullanılmak amacıyla 2016 yılında toplam 450 milyon TL hibe desteği sağlanmış olup 2017 yılında bu rakamın yaklaşık 483 milyon Tl düzeyinde gerçekleşmesi planlanmaktadır. Söz konusu destekleme programının tarımsal üretimin çeşitlendirilmesi ve girişimciliğin geliştirilmesi yönünde de gözden geçirilmesi önem arz etmektedir.”

Ekonomide tarımın payı düşüyor

Tarım sektörünün 2015 yılında yüzde 9.4 oranında büyürken, başta buğday ve arpada olmak üzere olumsuz hava koşullarına bağlı rekolte kayıpları, ihracatta yaşanan daralma ve baz etkisiyle 2016 yılında yüzde 2.6 küçüldüğü hatırlatılan Program’da: ” 2017 yılı ilk verilerine göre tarımsal üretimde toparlanma görülmekte olup sektörün yıl sonunda büyüme oranının yüzde 4.6 olacağı tahmin edilmektedir. Tarımın Gayri Safi Yurt içi Hasıla içindeki ağırlığı 2016 yılında yüzde 6.2 seviyesine gerilemiş olup bu oranın 2017 yılında bir miktar daha düşerek yüzde 6.1 olması beklenmektedir. Sektörün toplam istihdam içindeki payı 2015 yılında yüzde 20.6 iken 2016 yılında yüzde 19.5’e gerileyerek istihdam 5.3 milyon kişi olarak kaydedilmiştir. 2017 yılında bu oranın yüzde 18.8’e gerilemesi beklenmektedir.” bilgisi yer aldı.

Bizi Takip Edin!

5,979TakipçilerBeğen
63TakipçilerTakip Et
1,941TakipçilerTakip Et
3,637TakipçilerTakip Et
10,644TakipçilerTakip Et
53AboneAbone Ol

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.