Kuraklık beklentisi gıda fiyatlarını artırıyor

0
Bu yıl gıda fiyatları çok konuşulacak

Kuraklık beklentisi gıda fiyatlarını artırıyor

Hükümet, gıda fiyatlarını düşürmek için kırmızı et,hububat,bakliyat gibi bir çok üründe gümrük vergilerini düşürdü veya sıfırladı. İthalatın kolaylaştırılması çiftçileri üretimden uzaklaştırırken, 2018’de beklenen şiddetli kuraklık,ramazan ayının hasat öncesine denk gelmesi özellikle yılın ilk yarısında gıda fiyatlarının artmasına neden olacak.
Bu günlerde “2018 ürün yılında üretim az olacak” beklentisi ile bazı ürünlerde stok yapılıyor. Özellikle Türkiye’nin geleneksek tarım ürünleri ihracatında önemli bir yer tutan fındık, kuru kayısı ve kuru üzümde ise fiyatlar artmaya başladı.
Konuştuğumuz ihracatçılar, kuru üzümün kilogram fiyatının son 20 günde 4 liradan 5.5 liraya kadar çıktığını, kuru kayısının kilosunun ise 7 liradan 12 liraya çıktığını söylüyor. Bu yıl hasat döneminde fiyatı düştüğü için Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından müdahale alımları yapılan fındıkta da ihracat fiyatı artıyor. İç fındığın toptan kilosu 20 liradan 23 liraya yükseldi.

Kuraklık veya don fiyatları artıracak

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye 2017 yılında son 44 yılın en düşük yağışını aldı. 2017 Kasım-Aralık ve 2018’in ilk günlerinde beklenen yağışların olmaması üreticiyi endişelendiriyor. Özellikle kar yağışının bir çok bölgede olmaması, yağmurun ise azalması 2018’in kurak geçeceği endişesini doğuruyor. Uzmanlara göre, yağışların azalması ile ortaya çıkacak su sorunu tarımsal üretimi olumsuz etkileyecek.
Mevsimsel değişiklik nedeniyle bazı ürünler için don riski de artıyor. Aralık-Ocak döneminde olmayan kar yağışının Şubat-Mart dönemine kayması ve bu dönemde hava sıcaklığının sıfırın altına düşmesi durumunda kayısı,badem ve diğer bazı ürünlerin çiçeklenme döneminde donması nedeniyle üretimin azalma riski var. Kuraklık ve don riski nedeniyle ürününün az olacağı beklentisi içinde olanlar stok yapıyor.Ya da elindeki ürünleri bekletiyor. Bu nedenle ürün fiyatları artıyor.

Fiyat artışına Ramazan etkisi

Gıda tüketiminin hem iç piyasada hem de dışarıda artış gösterdiği Ramazan ayının bir çok tarım ürününde hasat öncesine yani Haziran’a denk gelmesi de gıda fiyatlarının artmasında önemli bir faktör olarak gösteriliyor.
Konuştuğumuz uzmanlar, ihracat için Şubat ve Mart’ta, Ramazan ayına yönelik tedarik ve satışların yapılacağını belirterek: ” Ramazan ayı bu yıl Haziran’a denk geliyor. Ramazanda gıda ürünleri tüketiminde ciddi artış oluyor. Bu artışı karşılamak için şimdiden piyasadan mal almanız ve ihraç etmeniz gerekiyor.Ramazanın ayı tarım ürünleri hasadının yapıldığı döneme denk geldiği yıllar daha ucuza ürün temin ediliyor. Fakat, Haziran ayı, Türkiye açısından hasadın henüz başlamadığı ve ürünün en az olduğu dönem. Bu nedenle artan talep fiyat artışına neden olacak. Gıda fiyatlarındaki artışta Ramazan ayı etkisi de mutlaka dikkate alınmalı.” görüşünü dile getiriyor.

Kayısıda satışlar düştü, fiyat fırladı

Kuraklık ve don riski beklentisiyle fiyatı en çok artan ürünlerden birisi kuru kayısı. Bir ay öncesine kadar kilosu toptan 7-8 liradan satılan kuru kayısının fiyatı 12 liraya kadar çıktı. İhracatçılara göre, piyasada yeterince ürün olmasına rağmen kuraklık ve don riski nedeniyle kayısı satışı yapılmıyor. Talep olmasına rağmen satış az olunca fiyat yükseldi. Türkiye’de bademle birlikte en erken çiçek açan meyvelerden biri olan kayısıda çiçeklenme dönemine kadar fiyat artışının devam etmesi bekleniyor. Hava koşullarının olumlu olması ve çiçeklenmenin iyi olması ile fiyatlar gevşeyebilir. Fakat,genel beklenti 6-7 ay sonra çıkacak yeni ürüne kadar fiyat yükselmesinin devam edeceği yönünde.

Üzümde talep artışı fiyatı da artırdı

Kuru üzüm fiyatı sezon başında düşük olduğu için Toprak Mahsulleri Ofisi devreye girerek kilosu 4 liradan kuru üzüm aldı. Dünya kuru üzüm üretiminde ve ihracatında lider durumda olan Türkiye, sezon başında yüksek rekolte nedeniyle düşük fiyat sorunu yaşarken, bu günlerde fiyat artmaya başladı. Fiyat artışında Türkiye’nin rakibi olan üretici ülkelerdeki üretim önemli rol oynuyor.Amerika Birleşik Devletleri’nin su sorunu nedeniyle bağ alanlarını sökerek yerine badem dikimine yönelmesi bu ülkede üretimi azalttı. Avustralya’da da üretim düştü. İran, ambargo nedeniyle ürün satamıyor.Şili, Güney Afrika gibi Güney Yarımküre’de olan ülkelerde ise üzüm sezonu bitti. Bu ülkelerde Mart ayından sonra yeni ürün çıkacak. Kanada başta olmak üzere alıcı ülkeler için Türkiye’den başka kuru üzüm alacakları pazar yok. Bu talep artışı fiyatların artmasında etkili oldu. Sezon başında kilosu 4 lira civarında olan kuru üzümün fiyatı bugünlerde 5.5 liraya kadar yükseldi.
İhracatçılara göre bu sezon başında en ucuz üzüm olan Türk üzümü bu yeni fiyat artışı ile gerçek değerine kavuştu. Ancak fiyat artışının Güney Yarımküre üzümün piyasaya girmesine kadar devam etmesi bekleniyor.

Fındıkta piyasayı TMO belirleyecek

Sezon başında kabuklu fındığın kilosu 10 liranın altına düşmesi nedeniyle, Toprak Mahsulleri Ofisi devlet adına fındık alımına başlayarak fiyatı 10 lira’da tutmayı başardı..Toprak Mahsulleri Ofisi’nin aldığı kabuklu fındık miktarı 140 bin tonun üzerinde. Bu yıl emanete fındık alımı çok az olması nedeniyle ağırlıklı olarak banka kredisi ve öz sermaye ile fındık alan tüccarın maliyeti yükseldi. Tüccar bu maliyeti düşürmek için fındık fiyatını artırıyor. Bu nedenle iç fındığın kilosu toptan 20 liradan 23 liraya çıktı. İki yıl üst üste fındık üretiminin yüksek olduğunda üçüncü yıl üretimde düşüş yaşanıyor. Bu nedenle 2018 yılında üretimin düşeceği beklentisi ile fiyatın artması bekleniyor. Üretim düşerse Toprak Mahsulleri Ofisi’nin elindeki fındık çok önem kazanacak ve piyasayı belirleyecek.

Fiyat artışının üreticiye yararı yok

Gıda fiyatlarındaki artışın çiftçiye bir yararı yok.Genel olarak çiftçiler ürününü hasat ettikten sonra satarak borçlarını kapatır. Gelecek yılın üretimi için hazırlık yapar. Çiftçiler hasat döneminde ürünü hızlı bir biçimde piyasaya sunduğu için fiyat düşük olur. Ürün çiftçinin elinden çıktıktan sonra ürün arzı kontrollü olduğu için fiyat yükselir.Bu dönemdeki fiyat artışının çiftçiye bir yararı yok.

2018 zor yıl olacak

Kuraklık ve don riski, tarımsal üretimin azalacağı beklentisi 2018’de gıda fiyatlarında önemli artışa yol açması bekleniyor. Dövizdeki artışa bağlı olarak ithalatta ucuz olmayacak. Kaldı ki, fındık,kayısı,kuru üzüm gibi ürünlerde dünyada lider konumda olan Türkiye’nin bu ürünleri ithal etmesi de mümkün değil. Bu nedenle gıda fiyatları açısından 2018 zor bir yıl olacak.

Gıda fiyatlarını artıran nedenler

1- Kuraklık ve don riski nedeniyle üretim düşecek beklentisi
2- Ramazan ayının hasat sezonu öncesine ve piyasada ürünün az olduğu döneme denk gelmesi
3- Rakip ülkelerde üretimde yaşanan sorunlar nedeniyle Türk ürünlerine talebin artması
4- Fiyat artışı beklentisiyle ürün satmayarak stok yapılması

Çiğ süt referans fiyatı 153 kuruş

0
Çiğ süt fiyatı 30 Haziran' a kadar 153 kuruş

Çiğ süt referans fiyatı 153 kuruş

Ulusal Süt Konseyi, çiğ süt referans fiyatını 1 Şubat 2018’den itibaren geçerli olmak üzere litre başına 1 lira 53 kuruşa yükseltti. Konsey’in bugün Ankara’da yapılan toplantısında 1 Şubat-30 Haziran 2018 dönemi için çiğ süt referans fiyatının litre başına 1 lira 44 kuruş, hizmet bedeli 9 kuruş olmak üzere toplamda 1 lira 53 kuruş olması kararlaştırıldı.

Enflasyonu artırır diye ertelenmişti

Aralık ayı sonunda yapılan toplantıda referans fiyatın artırılması konusunda süt sanayicileri ile üreticiler anlaşmaya varmış, ancak Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı temsilcilerinin fiyat artışının enflasyonu artıracağını gerekçe göstererek karşı çıkmıştı. O toplantıda fiyatın 16 Ocak’ta belirlenerek açıklanması kararlaştırıldı. Bugün yapılan toplantıda fiyat artışı kabul edildi. Böylece en son 2017 Eylül ayında litre başına 1 lira 30 kuruştan 1 lira 40 kuruşa çıkarılan çiğ süt referans fiyatı 1 şubat’tan geçerli olmak üzere 1 lira 53 kuruşa çıkarıldı.

Fiyat artışı devam edecek

Serbest piyasada bazı bölgelerde Ulusal Süt Konseyi’nin belirlediği referans fiyatın üzerinde çiğ süt alımı yapılıyor. Önümüzdeki aylarda çiğ süt üretimine bağlı olarak fiyatın daha da artması bekleniyor. Bu nedenle 30 Haziran’ı beklemeden referans fiyatın bir kez daha artırılması gündeme gelebilir.

GDO hakkında 4 yeni karar

0
Biyogüvenlik Kurulu GDO ile ilgili önemli kararlar aldı

GDO hakkında 4 yeni karar

Biyogüvenlik Kurulu, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) hakkında yeni kararlar aldı. Kurul, 2 mısır ve 1 soya geninin yem amaçlı ithalatına ilişkin ithalat başvurusunu kabul ederken, 10 pamuk ve 4 kolza(kanola) geninin ithalatına ilişkin başvurunun geri çekilmesini onayladı.
Biyogüvenlik Kurulu’nun 30 Ekim 2017’de ve 4 Ocak 2018’de yaptığı iki toplantının kararları 11 Ocak tarihi itibariyle kamuoyuna açıklandı. Türkiye Biyogüvenlik Bilgi Değişim Mekanizması internet sayfasında yayınlanan kararlar özellikle yem ve bitkisel yağ sektörünü yakından ilgilendiriyor.

GDO’lu 3 ürün başvurusu kabul edildi

Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği İktisadi İşletmesi (BESD-BİR), genetiği değiştirilmiş 2 mısır ve 1 soya geninin yem amaçlı ithalatı için Biyogüvenlik Kurulu’na başvurdu. Biyogüvenlik Kurulu, başvuruyu kabul ederek basitleştirilmiş işlem kapsamında değerlendirilmesine karar verdi. Biyogüvenlik Kurulu’nun 4 Ocak 2018 tarihli kararında konuyla ilgili şu bilgilere yer verildi: “Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği İktisadi İşletmesi (BESD-BİR)’nin 08 Kasım 2017 tarihli FG 72 soya çeşidi ve 28 Aralık 2017 tarihli MON87427 ve DAS-40278-9 mısır çeşitlerinin yem amaçlı kullanma başvurularının kabulüne, değerlendirme sürecinin basitleştirilmiş işlem kapsamında yürütülmesine, Oluşturulan risk değerlendirme ve sosyo-ekonomik komitelerinin görevlendirilmesine,Komite üyeliğinden zaruri nedenlerle ayrılan üyenin yerine uzman havuzundan yeni bir üyenin Kurul Başkanı tarafından atanmasına karar verilmiştir.”

Gen sayısı 39’a çıkacak

Biyogüvenlik Kurulu’nun başvurusunu kabul ettiği ve basitleştirilmiş işlem uyguladığı 3 yeni gene ithalat izni verilirse Türkiye’ye ithalatına izin verilen genetiği değiştirilmiş gen sayısı 39’a çıkmış olacak. Daha önce 26 mısır ve 10 soya genine ithal izni verilmiş ve bu genler yem amaçlı olarak ithal ediliyor.

GDO’lu pamuk ve kozla ithal edilmeyecek

Biyogüvenlik Kurulu’nun 30 Ekim 2017 tarihli kararı ile yem amaçlı da olsa genetiği değiştirilmiş pamuk ve kolza(kanola) ithalatı yapılmayacak. Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği İktisadi İşletmesi, 11 Mayıs 2015 tarihli başvurusu ile genetiği değiştirilmiş 10 pamuk ve 4 kolza çeşidinin ithalatına izin verilmesini talep etmişti. Ancak bu güne kadar ithalat izni verilmeyen bu 14 gen için BESD-BİR başvuru talebini geri çekmek üzere Biyogüvenlik Kurulu’na başvurdu. Biyogüvenlik Kurulu, 30 Ekim 2017 tarihli toplantısında genetiği değiştirilmiş 14 çeşidin (genetiği değiştirilmiş 10 adet pamuk ve 4 adet kolza) yem amaçlı kullanımına izin verilmesi talebini geri çekilmesini kabul etti. Buna göre, yem amaçlı da olsa genetiği değiştirilmiş pamuk ve kolza ithalatı başvurusu kalmadı.

Yem sanayicilerinin talebi kabul edilmedi

Biyogüvenlik Kurulu, Türkiye Yem Sanayicileri Birliği’nin karma yemlerde GDO tespitinde şirketler hakkında suç duyurusu yapılmadan önce Biyogüvenlik Kurulu Kararı beklenmesine” ilişkin talebini “yetkimiz yok” diyerek kabul etmedi. Konuyla ilgili olarak Biyogübvenlik Kurulu Kararı’nda şu bilgiye yer verildi:” Türkiye Yem Sanayicileri Birliği’nin Biyogüvenlik Kurulu’ndan başvurusu yapılmış ancak henüz onaylanmayan GDO ürünlerinin karma yemlerde tespiti halinde savcılığa suç duyurusunda bulunmadan önce Biyogüvenlik Kurulu’nun Kararının beklenmesini öngören bir düzenlemenin yapılması talebi değerlendirilmiş ve Biyogüvenlik Kurulu’nun konu ile karar verme yetkisinin bulunmadığına karar verilmiştir.”

GDO’da bulaşan düzenlemesi talebine red

Kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biri olan GDO bulaşanı ile ilgili yasal düzenleme talebi de Biyogüvenlik Kurulu’nda “yetkimiz yok” denilerek kabul edilmedi. Bir firamnın başvurusunu değerlendiren Kurul konuyla ilgili aldığı kararı şöyle duyurdu: “LESAFFRE firması tarafından Biyogüvenlik Kurulu’ndan GDO’suz ürün üreten ve söz konusu firmanın kontrolü dışında karşılarına çıkan ve özel sektörü, kamuyu ve adli mercileri meşgul eden GDO bulaşanı konusunun tüketici açısından risk oluşturmayan bir şekilde acil olarak çözüme kavuşturulması için mevzuatta çözüme yönelik bir düzenlemenin yapılması talebi değerlendirilmiş ve Biyogüvenlik Kurulu’nun bu konuda yasal düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığına karar verilmiştir.”

Bitkisel yağ satışı

Biyogüvenlik Kurulu, Ayhan Sezer Yağ Gıda End. San. Tic. Ltd. Şirketi’nin kanola yağının gıda endüstrisi dışındaki diğer tüm sektörlerde ve alanlarda (PVC, döküm, boya, kalıp, pirinç döküm ve diğerleri) kullanılabilmesi talebi uygun görmedi.

Ak-Kim Kimya Sanayi ve Tic. A.Ş. nin epoksido soya yağı (ESBO) üretiminde genetiği değiştirilmiş soyanın işlenmesinden elde edilen soya yağının kullanılması talebi ile CHS Endüstriyel Ürünler Sanayi ve Tic. A.Ş. nin genetiği değiştirilmiş soya yağının PVC ve plastik sektöründe kullanılması talebini 30 Ekim 2017 tarihli toplantıda gündeme aldı. Toplantıdan sonra yayınlanan karar metninde bu konuyla ilgili kararın 4 Ocak 2018 tarihli Biyogüvenlik Kurulu Kararı’nda yer alacağını duyurdu. 4 Ocak tarihli karar metninde bu konu internet sitesinde tam olarak yayınlanmadığı için verilen karar anlaşılamadı. Kurul, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, üretiminde kullanılmak üzere GD soyadan elde edilen yağı satın alan firmaları ve aldıkları yağ miktarlarını içeren listenin hazırlanarak Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na iletilmesi kararı aldı.

Zeytincilik neden önemli?

0
Türkiye için zeytinciliğin önemi

Zeytincilik neden önemli?

Zeytin hasadı büyük oranda tamamlandı.Fakat, zeytin ve zeytinyağı rekolte tahmini resmi olarak henüz açıklanmadı. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın açıklaması bekleniyor. Bakan Fakıbaba, ithal ve ucuz et konusuna öylesine yoğunlaştı ki, zeytin ve zeytinyağı rekoltesini açıklayacak zamanı yok.

Bakanın açıklayamadığı rekolte tahminini biz açıklayalım. Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi koordinatörlüğünde yapılan tahmine göre, Türkiye’nin 2017-2018 sezonunda meyve veren 151 milyon 347 bin 628 zeytin ağacı var. Meyve vermeyen ağaç sayısı ise 26 milyon 583 bin 103. Toplamda 177 milyon 930 bin 731 zeytin ağacı var.

Ağaç başına ortalama verim 13.4 kilogram. Toplam zeytin üretimi 2 milyon 31 bin 244 ton. Bu zeytinin 455 bin 772 tonu sofralık zeytin olarak değerlendirilecek. Zeytinyağı üretiminde ise 1 milyon 593 bin 698 ton zeytin kullanılacak. Toplam zeytinyağı üretiminin 287 bin 41 ton olması bekleniyor.

Bu verilere bakıldığında Türkiye için zeytinin önemi çok net görülüyor. Fakat, ülkenin gerçek potansiyeli bunun çok çok üzerinde. Zeytinciliğe gereken önem ve destek verilse Türkiye, zeytinyağı üretiminde İspanya’dan sonra en büyük ikinci üretici ülke olur.

Ayrıca, zeytin ve meyvesinin suyu olan zeytinyağı tarımsal bir faaliyet sonucu elde edilen sıradan bir ürün değil. Zeytin ve zeytinyağında binlerce yıllık mirası barındıran tarih, kültür,medeniyetler ve sağlık var.

Zeytin,her yerde yetişen sıradan bir ağaç değil. Dünyada ağırlıklı olarak Akdeniz Havzası’nda yetişen zeytinin anayurdu Anadolu ve Mezopotamya’dır.

Türkiye’de Aydın, İzmir, Muğla, Balıkesir, Bursa, Manisa, Çanakkale, Hatay,Gaziantep ve Mersin önemli zeytin üretimi yapılan iller olarak öne çıksa da ülke genelinde 41 ilde zeytincilik yapılıyor. Yaklaşık 320 bin zeytinci aile işletmesi var. Zeytin ve zeytinyağı önemli bir ihraç ürünüdür.

Devletten beklentiler

Zeytincilik sektörü, devletten destekleme priminin artırılmasını,ihracatın desteklenmesini,iç tüketimin artması için katma değer vergisinin yüzde 8’den yüzde 1’e indirilmesini talep ediyor.
En önemli talepleri ise sektörün moralini bozan,geleceğini tehdit eden yasal düzenlemelerin de artık gündeme getirilmemesini istiyor.

Son yıllarda tam 7 kez, Zeytincilik Yasası değiştirilerek zeytin alanlarının imara,madenciliğe açılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teklifler,önergeler getirildi. Sevindirici olan toplumda zeytincilik konusunda duyarlılığın artmasıdır. Özellikle Zeytincilik Yasası’nda yapılmak istenen değişikliklerde bu duyarlılığı ülkenin her yerinde görüyoruz. İktidar ve muhalefet bu konuda bir araya gelebiliyor. Bu, zeytinin gücünü gösteriyor. Dileğimiz böyle bir teklifin,taslağın bir daha gündeme dahi getirilmemesi.

Dünyada neler oluyor?

Uluslararası Zeytin Konseyi verilerine göre, 2017-2018 sezonuna 354 bin ton zeytinyağı stoku ile giriliyor. 2015-2016 sezonunda 3 milyon 176 bin ton olan zeytinyağı üretimi geçen sezon 2 milyon 539 bin tona geriledi. 2017-2018 sezonunda ise üretimin tekrar artarak 2 milyon 894 bin tona yükselecek. Zeytinyağı tüketiminin ise üretimden daha yüksek gerçekleşeceği ve 2 milyon 954 bin ton olarak tahmin edildi. Bu nedenle gelecek sezona devredecek stokta düşüş olacak. Tahmini stok devri 269 bin ton.

Yapılan üretim tahminleri ve Uluslararası Zeytin Konseyi’ne sunulan bilgilere göre, 2017-2018 sezonunda geçen sezona göre İspanya’da üretim düşerken, İtalya,Yunanistan, Türkiye, Tunus,Fas ve Cezayir’de ise üretim artışı var. Geçen sezon olduğu gibi Türkiye üretimde 4.sırada yer alıyor.

Konsey verilerine göre, İspanya’da geçen sezon 1 milyon 286 bin ton olan zeytinyağı üretimi 2017-2018 sezonunda 1 milyon 90 bin ton olacak. İtalya’nın ise aynı dönemde üretimi 182 bin tondan 320 bin tona, Yunanistan’ın 195 bin tondan 300 bin tona,Tunus’un 100 bin tondan 220 bin tona ulaşacağı tahmin ediliyor. Türkiye’nin zeytinyağı üretimi ise 177 bin tondan 287 bin tona çıkacağı tahmin edildi. 2017-2018 sezonunda Portekiz’in 78 bin 800 ton, Fas’ın 140 bin ton,Cezayir’in 80 bin ton, Arjantin’in 37 bin 500 ton,Ürdün’ün 25 bin ton, Filistin’in 19 bin ton, Suriye’nin 100 bin ton,Avustralya’nın 21 bin ton ve Şili’nin de 16 bin 500 ton zeytinyağı üretmesi bekleniyor.

Zeytinyağı tüketim verileri değerlendirildiğinde tüketimin ağırlıklı olarak zeytinyağı üreticisi Avrupa ülkelerinde ve zeytinyağı üretimi olmayan Amerika ‘da yoğunlaşıyor.

Özetle, dünyada zeytinciliğin ve zeytinyağının önemi her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Zeytin ve zeytinyağı üretmek,tüketmek ayrıcalıklı hale geliyor. Türkiye, bu avantajını çok iyi kullanmalı.

Hayvancılıkta modernizasyon yatırımına yüzde 50 hibe desteği

0
41 ilde ahır ve ağıl yapımına yüzde 50 hibe desteği

Hayvancılıkta modernizasyon yatırımına yüzde 50 hibe desteği

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı hayvancılık işletmelerinin modernizasyonu için 41 ilde yeni ahır ve ağılların yapımına veya mevcut olanların yenilenmesine yüzde 50 hibe desteği sağlıyor. Yatırımcılar hibe desteğinden yararlanmak için 31 Ocak 2018’e kadar yatırım yaptıkları ilde Gıda,Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’ne başvurmaları gerekiyor.
Doğu Anadolu Projesi, Güney Doğu Anadolu Projesi, Konya Ovası Projesi ve Doğu Karadeniz Projesi Kapsamındaki İllerde mevcut damızlık sığır ve damızlık koyun-keçi işletmelerinin  yeni inşaat veya tadilatlarının desteklenmesine ilişkin “Proje Uygulama Rehberi” yayınlandı.

Hibe desteğinden yararlanacak iller

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan Doğu Anadolu Projesi (DAP), Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Projesi (KOP) ve Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) Kapsamındaki İllerde Hayvancılık Yatırımlarının Desteklenmesine İlişkin Proje Uygulama Rehberi’ne göre, mevcut damızlık sığır ve damızlık koyun-keçi işletmelerinin  yeni inşaat veya tadilatlarının yapılmasına ilişkin yatırımlara yüzde 50 hibe desteği verilecek. Hibe desteği uygulanacak iller şunlar: Doğu Anadolu Projesi (DAP) kapsamındaki Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Erzincan, Erzurum, Elazığ, Hakkâri, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Sivas, Tunceli ve Van, Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamındaki Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak, Konya Ovası Projesi (KOP) kapsamındaki Aksaray, Karaman, Kırıkkale, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde ve Yozgat ile Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) kapsamındaki Artvin, Bayburt, Samsun, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Tokat ve Trabzon.

Yatırımda alt ve üst sınırlar

Yatırımlarda, büyükbaş işletmelerinde anaç hayvan varlığı alt sınır 10 baş üst sınır 49 baş, küçükbaş işletmelerinde ise alt sınır 100 baş üst sınır 200 baş kapasiteli ahır ve ağıl yapımı olması gerekiyor. İşletme kapasitesi büyükbaş işletmelerde 49 baştan, küçükbaş işletmelerde ise 200 baştan büyük olan yatırımlarda gerçek ve tüzel kişiler, bu üst sınırlara kadar olan kısım için hibe desteğinden yararlandırılacak.
Hibe programının yürürlükte olduğu dönemler içinde projesi onaylanan ve projesinde belirtilen süresi içinde yatırımını tamamlayan işletmeler hibe desteğinden bir kez yararlandırılırlar. Her proje sahibi, proje konularından sadece bir defa hibe desteğinden yararlanabilir. Projeden şirket ortağı olarak yararlanan yatırımcı şirket ortaklığından ayrılsa dahi yatırımdan bir daha yararlanamaz.

Kimler başvurabilir?

Yeni inşaat veya tadilat inşaatı yaptıracak olan yatırımcılar başvuru formu ve ekinde yer alan belgeler ile yatırımın yapılacağı yerin bulunduğu Gıda,tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğüne 31 Ocak 2018 tarihine kadar başvurmaları gerekiyor. Büyükbaş ahır yapımı için başvuranların başvuru tarihinden en az bir yıl önce Bakanlık TÜRKVET veri tabanına kayıtlı aktif işletmesi olması gerekiyor. Ayrıca başvuru tarihinde  (15 aylıktan büyük) en az 10 baş, en fazla 49 baş anaç  sığıra sahip işletmesi olan gerçek ve tüzel kişiler başvurabilir.  
Küçükbaş ağıl yapımına müracaat edecek olanların ise, başvuru tarihinden en az bir yıl önce  Koyun Keçi Kayıt Sistemine kayıtlı ; başvuru tarihinde (bir yaşından büyük)  en az 100 baş  ve en fazla 200 baş anaç koyun-keçi kapasiteli aktif işletmesi olan gerçek ve tüzel kişiler başvurabilir.

Tekfen Holding,Alara Fidan ve Alanar Meyve’yi satın aldı

0
Alara Fidan ve Alanar Meyve Tekfen'e satıldı

Tekfen Holding,Alara Fidan ve Alanar Meyve’yi satın aldı

Son yıllarda meyvecilik sektörüne damgasını vuran şirketlerden Alara Fidan ve Alanar Meyve’yi 50 milyon liraya satın alan Tekfen Holding iki yılda meyveciliğe 160 milyon lira yatırım yapacak.
Türkiye’nin en büyük meyve üreticisi ve ihracatçısı firmalarından olan Alanar Meyve ve kardeş şirketi Alara Fidan’ın yüzde 90 hissesini 49,6 milyon liraya almak üzere sözleşme imzalayan Tekfen Holding, tarım sektöründeki yatırımlarını artıracak.Grup şirketlerinden Tekfen Tarımsal Araştırma Üretim ve Pazarlama A.Ş. tarafından satın alınmak üzere sözleşme imzalanan hisse devri Rekabet Kurulu onayından sonra kesinleşecek. Alara Fidan ve Alanar Meyve’nin kurucusu Yavuz Taner, geri kalan yüzde 10 hissesi ile hissedar olarak kalacak ve bilgi-birikimini Tekfen çatısı altında tarım sektörüne aktarmaya devam edecek.
Tarımda 40 yıldır Toros Tarım markasıyla gübre, tohum, fide ve fidan olmak üzere tarımsal girdi alanında sektör lideri olan Tekfen Grubu, bu satın alma ile tarımsal üretim alanına da güçlü olarak yer alacağını gösterdi.

Meyveciliğe 160 milyon lira yatırım

Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Gigin, “Tekfen olarak tarımsal girdi alanında yıllardır Toros Tarım markasıyla lider olduklarını belirterek,:” Holding’in tarım alanındaki faaliyetlerini genişletme stratejimiz çerçevesinde, şimdi de tarımsal üretim alanında lider bir markayı bünyemize katıyoruz. Tekfen Holding, Alanar Meyve ve Alara Fidan’a 2018-2020 yılları arasında 160 milyon liralık yatırım yapacak.” dedi.
Her iki firmanın çalışmalarını uzun süreden beri takip ettiklerini vurgulayan Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Gigin konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:” Türk çiftçisinin doğru tarımsal üretim için ihtiyaç duyduğu bitki besini, tohum, fide ve fidan gibi temel girdilerini karşılayan bir kurum olarak, varlığımızı tarımsal üretim alanında da göstereceğiz. Yarının dünyasında her zamankinden daha büyük önem kazanacak olan tarımsal üretime, kurumsal disiplin ve finansman gücü ile daha fazla verimlilik kazandırmanın, salt ticari bir hedefin ötesinde, Tekfen’e yakışan önemli bir sorumluluk olduğuna inanıyorum.” dedi.

Çin’e ihracatını artıracak

Murat Gigin, cirosunun yüzde 90’ı ihracat kaynaklı olan Alanar’a daha önceleri, Toros Tarım’ın Adana’daki Agripark doku kültürü laboratuvarlarında kiraz fidanları ürettiklerini hatırlatarak, “İhracatının yüzde 80’ini başta Almanya ve İngiltere olmak üzere Avrupa’ya yapan ve meyvecilik alanında parmakla gösterilen bu şirketleri bünyemize kattık. Yıllardır faaliyet gösterdiği pazarlarda, ürünlerinin kalitesi konusundaki titizliği, zamanında teslimata verdiği önem ile bilinen Alanar’ı Avrupa’da olduğu gibi Çin ve Uzak Doğu piyasasında da büyük bir oyuncu haline getireceğiz. Yıllık 500 milyon dolar kiraz ithalatı olan Çin, Türkiye’de sadece Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın izin verdiği firma ve tesislerden ithalat yapıyor. Bu izne sahip 9 firmadan biri olan Alanar Meyve, aynı zamanda ithalat iznine sahip firmaların sahip olduğu 13 tesisten 2’sinin de sahibi. Çin’in Xi’an kentinden başlayan demir İpek Yolu’nun ulaşım maliyetlerini düşürmesi ile bu pazarların Alanar Meyve’nin toplam ihracatının yarısını oluşturmasını amaçlıyoruz. Ayrıca, ürün tedarikinde mevsimsel kısıtları bertaraf etmek ve dolayısıyla satışları yılın tamamına yaymak için Güney Amerika, Hindistan, Özbekistan, Güney Afrika ve Peru gibi pazarlarda da üreticilerle ticari ilişkiler geliştirmek hedeflerimiz arasında.” bilgisini verdi.

Bahçeler 3 katına çıkacak

Satın almanın ardından, 3 bin 600 dekar büyüklüğündeki bahçelere 6 bin dekar daha eklenerek, 2028 yılında da toplam cironun 800 milyon liraya ulaştırmayı hedeflediklerini anlatan Gigin, 2017‘de 3 bin ton olan üretim kapasitesinin ise 2028’de 15 bin tona ulaşmasını, üreticilerden tedarik edilecek 20 bin tonla toplam 35 bin ton ihracat hedeflediklerini belirtti.

Türkiye meyvecilikte büyüyecek

Alara Fidan ve Alanar Meyve’nin Kurucusu Yavuz Taner, Türkiye için büyük bir işbirliğine imza attıklarını belirterek: “Son 10 yılda Türkiye’nin meyve üretiminde önemli artışların olduğuna tanık olduk, Alanar olarak sürdürdüğümüz Ar-Ge çalışmaları neticesinde, 65 çeşit kiraz arasından 30-35 gün muhafazaya dayanacak ve 10 gün raf ömrü olacak doğru ürünü bulduk. Son yıllarda, başta Hong Kong olmak üzere Uzakdoğu pazarındaki hızlı gelişmemizi Çin’e doğrudan ihracat ile sürdürmek istiyoruz. Özellikle demir İpek Yolu’nun faaliyete tam olarak girmesi ile Çin ve Uzakdoğu piyasası, Türkiye için önemli pazarlarından biri haline gelecek. Bu potansiyel, bizi yatırımları artırmak üzere motive ediyordu. Bu atılımı en doğru şekilde Tekfen Grubu çatısı altında yapacağımıza inandık. Satın alma sonrasında kazanan Türkiye tarımı olacak” diye konuştu.

Şirketlerin sektördeki yeri

Alanar Meyve:
Meyve üretimi ve ticareti alanlarında faaliyet göster,yor. Sattığı meyvelerin yaklaşık yüzde 30’unu kendi bahçelerinde üretirken, yüzde 70’ini üreticilerden tedarik ediyor. Başlıca ürünleri kiraz, incir, nar ve kayısı olmakla beraber; elma, erik, Trabzon hurması, kestane, şeftali ve nektarın de ürün yelpazesinde yer alıyor. Satın alma sonrasındaki yeni yatırımlar sonucunda, yılda 10 bin ton civarında olan meyve satış hacminin 10 yıl içinde yılda 35 bin ton seviyesinin üzerine çıkması hedefleniyor.

Alara Fidan:
Fidan yetiştiriciliği ve ticaretinin yanında, meyve üretimi ve ticareti de yapıyor. Alara Fidan, yurt içi ve yurt dışı satışlarının yanı sıra Alanar Meyve’nin bahçelerinde kullanılacak fidanlar da yetiştiriyor.

İthal et veya at eti yemek zorunda mıyız?

0
Hayvancılık politikasının yanlışları

İthal et veya at eti yemek zorunda mıyız?

Türkiye’nin kırmızı et üretimi 2016 verileriyle 1 milyon 173 bin ton. Tüketimi ise 1 milyon 300 bin ton olduğu tahmin ediliyor. Üretim, tüketime yetmiyor.Bu nedenle Türkiye, 2010 yılından bu yana canlı hayvan ve et ithal ediyor.
Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre, sadece Et ve Süt Kurumu tarafından 3 Temmuz 2016’dan bu yana 100 bin ton karkas et, yaklaşık 1 milyon besilik hayvan ithal edildi. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın açıklamasına göre sadece bu yıl 300 bin ton et ithal edilecek. Besilik ve kasaplık hayvan ithalatı artarak devam edecek. Devlet ithal ettiği etin bir bölümünü iki market zincirinde “ucuz et” olarak satıyor.
Yapılan ithalatla rekabet edemeyen yerli üretici üretimden çekiliyor. Yerli üretim azaldıkça daha çok ithalat yapılıyor. Bunun sonucunda hayvan varlığı azalıyor. Elindeki hayvanları satan bir daha bu işi yapmak istemiyor.
Sadece sığır varlığı düşmüyor, at,eşek sayısı da azalıyor. Çünkü et açığını fırsat bilen uyanıklar, atları,eşekleri toplayıp kesiyor ve vatandaşa sığır eti diye yediriyor.

Askere de at eti yedirmişler

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli,bir süre önce askere at eti yedirildiğini doğruladı. Canikli’nin açıklamasına göre, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ihtiyacı için 12 bin 500 kilo kavurma tipi kutulanmış et konservesini ihale ile Erzurum’da bir firmadan alındı. Etin büyük bölümü tüketildi. Kalan etlerde koku yayılınca, analiz edildi. Yapılan analizler sonucunda 4 bin 50 kilo kavurmada at eti tespit edildi.
Askere at eti yedirilmesin diye,Milli Savunma Bakanlığı’ nın et ihtiyacının bundan sonra Et ve Süt Kurumu karşılayacak. Et ve Süt Kurumu iç piyasadan, çiftçilerden hayvan alıp kesimini yapıyor. Fakat, aldığından daha fazlasını ithal ediyor. Dolayısıyla askerlere at eti yerine ithal et yedirilebilir. İthal etin ne kadar sağlıklı olduğunu da tartışmak gerekir.

Yaptırımlar caydırıcı değil

Sadece et konusunda değil genel olarak gıda da deyim yerindeyse büyük bir terör yaşanıyor. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2017 yılında Ekim ayı itibariyle 6 bin 771 gıda denetçisi ile 710 bin adet gıda denetimi yaptı.
2012 yılında yapılan düzenleme ile sağlığa zararlı gıda üreten, taklit veya tağşiş yapan firmalar Bakanlık tarafından teşhir ediliyor. Son 5 yılda toplam 642 firmanın 1323 farklı parti ürünü teşhir edildi.Ancak, gıda terörü her geçen gün artarak sürüyor.
Son olarak Adana’da at eti ile ilgili skandal bu konuda daha etkili denetim ve caydırıcı yaptırımlara ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Konunun bir de yönetimsel boyutu var. Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu son günlerde at etinin tekrar gündeme gelmesi ile ilgili önemli bir açıklama yaptı. “At eti yemekten daha kötü ne olabilir?” başlıklı açıklamada özetle şu bilgilere yer veriliyor:
“Son günlerde yine ve yeniden bizlere at eti yedirildiği haberleri gündeme girdi. Önceki benzer durumlarda Odamız görüşlerini kamuoyuyla paylaşmış, yetkililerin bundan sonra görevlerini daha titizlikle yerine getirmelerine dair umutlarımızı ifade etmiştik.
Peki sonrasında ne oldu?
Toplum adına denetim yetkisini kullanan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, resmi kontrol sayısı ve niteliğini mi arttırdı?
Bakanlık tarım ve hayvancılık politikalarını revize ederek ülke hayvancılığının kısa, orta ve uzun vadede gelişmesi ve dolayısı ile et fiyatlarının düşmesini mi sağladı?
Yoksa yükselen tepkileri baskılamak amacıyla canlı hayvanın yanı sıra et ithalatının önünü mü açtı?
Resmi Kontrol mekanizmasının ne olursa olsun, ne yapılırsa yapılsın yetmeyeceği açıktır.
Gerek tarım ve gerekse gıda alanlarına dair hiçbir uygulamasına ne çiftçiyi nede teknik bilgiye sahip mühendisleri ve meslek odalarını dahil etmeyen Bakanlık bunun yerine tercihini sektörün belli bir büyüklüğün üzerindeki şirketleri dahil etme yönünde kullanmakta dolayısıyla üretilen politikalar karşımıza ağırlıklı olarak büyük sermayeye sahip sektörün taleplerinin öncelendiği nitelikte çıkmaktadır.

Sorun sadece at eti değil

At eti yemekten daha kötüsü…Açık alanda her türlü mikroorganizma bulaşması riski taşıyan ortamda bilinçsizce kesilen bu hayvanlardan elde edilen etin; aynı zamanda eşya, çöp, canlı hayvan taşınan araçlarla ve tamamen kontrolsüz hatta kolluk kuvvetlerinden kaçırma amacıyla hiçbir özen gösterilmeden tüketim yerlerine taşınması,
Kesilen tek tırnaklı hayvanların hastalıklı olması ve bu hastalıkların insanlara birçok yolla bulaşma tehlikesi,
Uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları sonucunda et fiyatlarının aşırı artışı ve bu artışa yönelik toplumsal tepkiyi bastırmaktan öte anlam ifade etmeyen ithal et uygulaması sonucunda canlı hayvan varlığının günden güne azalması hatta belki de hiç et yenmeyecek bir gelecek risk yaşanmakta ve yaşanacaktır. ”

Özetle, bu ülkede insanlar ithal et veya at eti yemek zorunda değil. Kendi etini üretecek ve ihracat yapabilecek büyük bir potansiyel var. Fakat, uygulanan yanlış hayvancılık politikaları sonucunda; bir zamanlar Ortadoğu’nun et tedarikçisi olan Türkiye, vatandaşına, vatanı koruyan askerine at eti veya ithal et yediriyor. Bundan kurtulmanın yolu, üretimi artırmak ve gıdada etkin denetim yapmaktır.

Tarımda 2018’e neler olacak?

1
Tarımda 2018'e damgasını vuracak gelişmeler

Tarımda 2018’e neler olacak?

Gündemin anlık değiştiği, planlamanın önemsenmediği bir ülkede gelecekte neler olabileceğini tahmin etmek zordur.Tarım gibi dış etkilere açık bir alanda belli öngörülerde bulunmak daha da zor.
Gelecekten haberler vermek gibi bir niyetimiz ve gücümüz yok. Yapılan açıklamalar, alınan kararlar ve yaşanan gerçekler 2018’de tarımda neler olacağı hakkında önemli ipuçları veriyor. Tarımda 2018 yılında olası gelişmeleri şöyle özetleyebiliriz:

1- İklim değişikliği ve kuraklık:

Küresel iklim değişikliği tarımı tehdit eden en önemli sorun olarak görülüyor. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun verdiği bilgiye göre, Türkiye son 44 yılın en kurak dönemini yaşıyor. Kuraklıkla mücadele için Bakanlık tarafından “Ulusal Kuraklık Yönetimi Eylem Stratejisi” hazırlanıyor.
Türkiye Erozyonla Mücadele,Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı(TEMA) doğal felaket olan kuraklığın sadece tarım için değil, su sorunu ile kentleri de tehdit ettiğini duyurdu.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne göre iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek olan Akdeniz Çanağı’nda bulunan Türkiye’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yüzde 20 ile yüzde 40 arasında, İç ve Batı Anadolu bölgelerinde ise yüzde 40’ı aşan oranlarda yağışların azalacağı öngörülüyor. Bu durum gelecekte bugünkünden daha uzun ve şiddetli kuraklıkların sıklıkla yaşanması olasılığını artırıyor. Yapılan kuraklık riski çalışmalarında Türkiye nüfusunun 50 milyonluk kesimini barındıran 30 şehrin büyük oranda kuraklıktan etkileneceği görülüyor.
TEMA Vakfı, kömür madenciliği ve kömürlü termik santral yatırımlarının teşvik edildiğine dikkat çekerek büyük ölçüde suya ihtiyaç duyan kömürlü termik santrallerin planlanmış olması giderek kuraklaşan ülkemizde suyun kullanımı açısından bir tezat oluşturuyor. Türkiye’nin en verimli ovaları, kıyıları, zeytinlikleri termik santrallere feda edilirken, iklim değişikliğine katkımız da gün geçtikçe artıyor.
2018’de kuraklığın yanı sıra termik santrallerin tarıma etkilerinin gündemde olacağını tahmin ediyoruz.

2- Gıda fiyatları ve enflasyon:

Geçen yıl olduğu gibi gıda fiyatları ana gündem konularından biri olacak. Her ay enflasyon verileri açıklandığında gıda fiyatları gündem oluşturacak. Tarımda ve gıdada yüksek girdi maliyetleri nedeniyle artan fiyatlar tartışılacak.

3-Ana gündem ithalat:

Tarımda ithalat politikası bu yıl da sürdürülecek. Hayvancılık,hububat,bakliyat,yem hammaddeleri,bitkisel yağlar başta olmak üzere ithalatın 2017’den daha yüksek olması bekleniyor. Bunun ilk sinyalleri 2017 sonunda verildi. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın, konuşmalarında “bende ithalata karşıyım” demesi ithalatın artarak devam edeceği gerçeğini değiştirmiyor. Fakıbaba, 2018’de 300 bin ton et ithal edileceğini söylüyor.
Bakanlar Kurulu’nun, “İthalat Rejimi Kararı”nda gümrük vergilerinde yapılan değişiklikler de ithalat politikasının devam edeceğinin en önemli göstergesi. Resmi Gazete’de yayınlanan Karar’da canlı hayvan,karkas et,yem hammaddeleri,buğday,mısır,arpa ve daha bir çok üründe gümrük vergileri düşürüldü. Bazı ürünlerde sıfırlandı. Bakanlar Kurulu Kararı ile Toprak Mahsulleri Ofisi’ne verilen hububat ürünlerini sıfır gümrükle ithalat yetkisi devam edecek. Et ve Süt Kurumu, sıfır gümrükle canlı hayvan ve kırmızı et ithalatını sürdürecek.
İthalata dayalı tarım politikası kırsalda nüfusun azalmasına, tarımsal üretimin düşmesine neden olurken, Türkiye’nin ithalat faturası büyüyecek.

4- Tarım destekleri:

Bu yıl çiftçilere 14.8 milyar lira destek ödenecek.Bu desteğin 4 milyar lirası hayvancılığa verilecek. Mazot desteğinde çok büyük artış olacak. Başbakan Binali Yıldırım’ın Ekim 2016’da açıkladığı; “çiftçinin kullandığı mazotun yarısı bizden” taahhüdü nihayet bu yıl yaşama geçirilecek. Çiftçilere 2018 yılı bütçesinden 1.9 milyar lira mazot desteği ödenecek. Kırsal kalkınma yatırımlarına 1.7 milyar lira, pamuk üreticilerine 1.5 milyar lira destek ödemesi yapılacak.
Tarım destekleri konusunda bu yıl yeni bir uygulamanın da başlaması bekleniyor. Bakanlar Kurulu’nun daha önce aldığı karar doğrultusunda sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilere tarım desteği ödenmeyecek.

5- Buzağı yılı ve hayvancılık:

Bu yıl hayvancılık sektörü kırmızı et ve çiğ süt fiyatı, ithalat,destekler ve buzağı kayıpları ile hep gündemde olacak. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, buzağı ölümünün yüzde 15’ten yüzde 5’e düşürülmesi için 2018’i hayvan hasatlıkları ile mücadele ve buzağı yılı ilan ettiklerini açıklamıştı.
2017 yılında kaldırılan besi desteği bu yıl tekrar uygulanacak. Hayvan başına 250 lira ödeme yapılması öngörülüyor.
Hayvancılık politikasında önemli değişikliklerin olacağı 2018’de en az 3 yıl sürecek yeni bir proje ile sözleşmeli üretim yapacak küçük aile işletmeleri desteklenecek. Milli Hayvancılık Politikası temel alınarak hazırlanan proje ile küçük aile işletmeciliği,besicilik ve küçükbaş hayvancılığına yönelik destekler artırılacak. İlk etapta 20 bin işletmenin rehabilitasyonu öngörülüyor.

6- Gübrenin maliyeti ve fiyatı:

Bu yıl gübre konusunda bir ilk yaşanıyor. Amonyum nitratlı gübrelerin patlayıcı yapımında kullanılmasını önlemek amacıyla tüm gübrelerin karekod ve DNA Barkod ile izlenmeye alınması1 Ocak 2018 itibariyle başladı. Dünyada ilk kez Türkiye’de başlayan bu uygulamanın, gübre maliyetini artırması ve bunun da çiftçiye fiyat artışı olarak yansıması bekleniyor.

7- Teknoloji kullanımı:

Tarımda maliyetlerin yükselmesi,verimliliğin düşmesi, yaşlanan kırsal nüfus, işçi bulunamaması gibi sorunlar tarımda teknoloji kullanımını zorunlu hale getiriyor. Bu yıl tarımda teknoloji kullanımı daha çok gündeme gelecek.

Özetle, yeni yılla birlikte umutların yeşermesini bekliyoruz. Ancak,geçmişten gelen kronik sorunlar, ithalata dayalı politikalar Türkiye’yi tarımda her geçen yıl daha çok dışa bağımlı hale getiriyor. Dileğimiz üretimi destekleyen,artıran, üreticiyi ve tüketiciyi koruyacak ulusal bir politikanın uygulanması.

Tarımda 2017’de ne oldu?

0
2017 tarımın altın yılı oldu

Tarımda 2017’de ne oldu?

Bir yılın daha sonuna geldik. Savaşlar,terör olayları,gerginlikler,kutuplaşma, iklim değişikliği, hızla artan otoriterleşme dünyayı her geçen gün yaşanmaz hale getiriyor.
Bu yılın son yazısında 2017’ye damgasını vuran gelişmeleri özetliyoruz:

1- Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2017 yılının ilk 9 aylık döneminde Türkiye ekonomisi yüzde 7.4 büyürken, aynı dönemde tarım yüzde 3.3 büyüdü. Yılın üçüncü çeyreğinde fark çok daha büyük. Üçüncü çeyrekte ekonomideki büyüme yüzde 11.1 ile rekor kırarken tarımdaki büyüme sadece yüzde 2.8 oldu.

2- Tarımsal destekleme bütçesi 2017 yılı için 12.8 milyar lira olarak belirlendi. Son 7 yılda olduğu gibi 2017’de de tarım desteklerini ilk olarak DÜNYA Gazetesi’nde yayınladık. 5 Haziran 2017’de açıkladığımız destekler, 18 Ağustos 2017 tarihli Resmi Gazete’de aynen yayınlanarak yürürlüğe girdi. Destekler ilk kez bu kadar geç açıklanmış oldu.

3- Milli Tarım Politikası 1 Ocak 2017 itibariyle uygulamaya konuldu.Bitkisel üretimde havza bazlı destekleme modeli ile 941 havzada belirlenen 21 ürün desteklendi. Destek ödemeleri iki taksitte ödendi. Hayvancılıkta ise “yetiştirici bölgesi” besi bölgesi” ile “süt ve sanayi bölgesi” oluşturularak destekler farklılaştırıldı.

İthalatın altın yılı

4- Tarımda ithalatın “altın yılı” olarak tarihe geçecek olan 2017’de gıda fiyatlarının düşürülmesi ve enflasyonla mücadele programı çerçevesinde hububat,bakliyat, yem hammaddeleri, canlı hayvan ve kırmızı ette gümrük vergileri düşürüldü veya sıfırlandı.

5- Canlı hayvan ve kırmızı ette Et ve Süt Kurumu’na, hububat ürünlerinde Toprak Mahsulleri Ofisi’ne sıfır gümrükle ithalat yetkisi verildi.

6- Hububatta hasat başlarken, 27 Haziran 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile yüzde 130 olan gümrük vergisi buğday ithalatında yüzde 45’e,arpada yüzde 35’e,mısırda ise yüzde 25’e düşürüldü. Aynı gün canlı büyükbaş hayvan ithalatında gümrük vergisi yüzde 135’ten yüzde 26’ya düşürüldü. Karkas ette ise yüzde 100 ile yüzde 225 arasında değişen gümrük vergisi oranı yüzde 40’a düşürüldü. Besilik hayvan ithalatında daha önce gümrük vergisi yüzde 60’tan 10’a indirildi.

7- Bakanlar Kurulu’nun 22 Kasım 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Kararları ile yağlı tohumlar, tıpta kullanılan bitkiler, saman ve kaba yemi de kapsayan ürünlerle hayvan yemlerinde gümrük vergisi oranları yeniden belirlendi. Kaba yem ve kepek türlerinde gümrük vergisi sıfırlanırken bazı ürünlerde yüzde 10 bazılarında ise yüzde 20’ye indirildi.

8- Resmi Gazete’nin 2 Aralık 2017 tarihli sayısında yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile nohut, kuru fasulye,barbunya ve börülce türlerinin ithalatında da gümrük vergisi sıfırlandı. Uygulama 1 Haziran 2018’e kadar sürecek.

Bakan değişince politika da değişiyor

9- Bakanlar Kurulu’nda yapılan değişiklik kapsamında Temmuz ayında Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik görevi Ahmet Eşref Fakıbaba’ya devretti. Her bakan değişikliğinde olduğu gibi,üst düzey bürokratlar ve tarım politikasında değişiklikler oldu. Ahmet Eşref Fakıbaba hem kadroyu hem de politikayı değiştirerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “halk ucuz et yesin” talimatı doğrultusunda kırmızı ete odaklandı. Et ithalatının 3 yıl daha devam edeceğini açıkladı. Canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı daha da artırıldı. İki market zincirinde “ucuz et” satışına başlandı.

10- Tarım sektöründe verilen kredilerin yüzde 60’ını tek başına karşılayan, tarım desteklerinin çiftçiye ulaşmasında ve daha pek çok tarımsal hizmeti olan Ziraat Bankası Varlık Fonu’na devredildi.

11- Geçen yıl olduğu gibi 2017’de de Rusya ile domates krizinin yankıları devam etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in hemen her görüşmesinde domates konusu gündeme geldi. Rusya’nın Türkiye’ye uyguladığı ambargoya karşı, Türkiye’de Rusya’dan aldığı 6 tarım ürününü Dahilde İşleme Rejimi kapsamı dışına çıkararak ithalatı fiilen durdurdu. Domatese karşı buğday kozunu kullanan Türkiye, 45 gün sonra bu engellemeden vazgeçti. Rusya’nın domates ithalatına yasağı ise yılın son dönemine kadar devam etti. Rusya, Ekim ayında 3 firmaya 50 bin ton domates ithalatı için izin vermesi ile kriz aşıldı.

Piyasalara müdahale edildi

12- Toprak Mahsulleri Ofisi 8 yıl aradan sonra fındık piyasasına müdahale etti. Bakanlar Kurulu tarafından ilk kez 2006-2007 sezonunda fındık almakla görevlendirilen Ofis, üç sezon üst üste fındık aldıktan sonra piyasadan çekildi. Bu sezon fındık fiyatının düşmesi ile tekrar fındık almakla görevlendirildi.Ayrıca, TMO, ilk kez Ege Bölgesi’nde kuru üzüm alımı ile görevlendirildi.Et ve Süt kurumu’nun kırmızı et ve süt piyasasına müdahalesi sürdü.

13- Türkiye’de genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) üretimi ve gıdada kullanımı yasak olmasına rağmen Adana’da üretilen ekmekte GDO tespit edildi.

14- Türkiye 5 yıl aradan sonra 2017’de tekrar saman ithal etti.

15- Cumhuriyet Halk Partisi, ülkenin değişik bölgelerinde tarım toplantıları yaparak ürün bazında çiftçilerin sorunlarını gündeme taşıdı. Ordu’dan Giresun’a kadar yapılan fındık yürüyüşü ise büyük yankı uyandırdı.

16-Malatya kayısısı Avrupa Birliği’nden coğrafi tescil aldı.

17- Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2018-2022 Stratejik Planı’nı yayınladı.

18- Zeytin sahalarını madencilik yatırımları ve imara açacak olan yasa tasarısı 7. kez Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde red edildi.

19- Dünyanın en büyük zeytinyağı müzesi, “Köstem Zeytinyağı Müzesi” İzmir Urla’da açıldı.

20- Antalya’da yaşanan hortum, milyonlarca lira zarara neden oldu.

21- Dünyanın en büyük traktör üreticilerinden Mahindra yüzde 100 yerli olan Erkunt Traktör’ü satın aldı.

22- Çin’in kimya devi ChemChina dünya tohum devlerinden İsviçre merkezli Syngenta’yı satın aldı.

23- Şeker Kurumu ile Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu kapatılarak Tarım bakanlığına devredildi.

24- Yol hikayeleri ile Anadolu’nun sesi olan Tayfun Talipoğlu yaşama veda etti.
Sağlık,mutluluk ve barış dileklerimizle yeni yılınızı kutlarız.

Çiğ sütte fiyat artışına enflasyon engeli

1
Üretici ile sanayici anlaştı,devlet fiyat artışına karşı çıktı

Çiğ sütte fiyat artışına enflasyon engeli

Ulusal Süt Konseyi, çiğ süt fiyatını belirlemek üzere toplandı. Toplantıda sanayici temsilcileri ile üretici temsilcileri çiğ süt referans fiyatının litre başına 1 lira 40 kuruştan 1 lira 50 kuruşa çıkarılması konusunda anlaştı.Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı temsilcilerinin fiyat artışının enflasyonu artıracağını gerekçe göstererek karşı çıkması nedeniyle fiyat artışı yapılamadı.

Bakanlık temsilcilerinin fiyat artışını engellemesinin şaşkınlıkla karşılandığını belirten Ulusal Süt Konseyi üyeleri, serbest piyasada çiğ sütün litresinin zaten 1 lira 50 kuruşa alıcı bulduğunu belirterek enflasyonun sorumlusu olarak sütün gösterilmesini eleştiriyor.

DÜNYA’nın toplantıya katılan Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Üyelerinden edindiği bilgiye göre; Bakanlık temsilcileri fiyatın artırılmaması yönünde talimat aldıklarını belirterek, fiyat artışının 2017 enflasyonunun çift haneli olmasına neden olacağını iddia etti. Bakanlık temsilcileri, 2017 yılı enflasyon rakamları kesinleştikten sonra 16 Ocak 2018’de tekrar toplantı yapılarak çiğ süt fiyatının açıklanacağını ifade etmesi diğer temsilcilerin tepkisine yol açtı. Çiğ süt üreticileri, sütün enflasyonun nedeni olarak gösterilmesinin çok büyük haksızlık olduğunu ifade etti.

İlk kez sanayici-üretici anlaştı,devlet karşı çıktı

Ulusal Süt Konseyi’nde çiğ süt referans fiyatının belirlenmesi her zaman sert tartışmalara neden oluyor. Toplantılarda çiğ süt üreticilerin istediği fiyatı yüksek bulan sanayiciler daha düşük fiyat verilmesini istiyordu. İlk kez sanayiciler çiğ süt referans fiyatının artırılmasını istedi. Üreticiler de kabul etti. Fakat Bakanlık temsilcileri buna karşı çıkması nedeniyle fiyat artışı yapılamadı.

Fiyat 16 Ocak’ta açıklanacak

Bakanlık temsilcilerinin verdiği bilgilere göre çiğ süt referans fiyatı 16 Ocak 2018’de belirlenecek. Ulusal Süt Konseyi 16 Ocak 2018’de yapacağı toplantıda referans fiyatın ne kadar olacağı henüz bilinmiyor. Çiğ süt üreticileri o zamana kadar fiyatın litre başına 1 lira 60 kuruşa çıkabileceğini ifade ederken, süt sanayicilerinin tavrı fiyatın belirlenmesinde etkili olacak.

Piyasada referans fiyat aşıldı

Ulusal Süt Konseyi geçen Eylül ayında çiğ süt referans fiyatını litre başına 1 lira 30 kuruştan 1 lira 40 kuruşa çıkarmıştı. 1 Ekim 2017- 28 Şubat 2018 tarihleri arasında geçerli olacağı açıklanan bu fiyat çiğ süt üretiminin düşmesi ile kısa zamanda aşıldı. Çiğ süt fiyatı serbest piyasada 1 lira 50 kuruşa çıktı.Süt sanayicileri piyasada yeterli süt olmadığını ve fiyatın daha da artacağını belirterek fiyatın revize edilmesini ve 1 lira 50 kuruş olmasını istedi. Ancak, bakanlık temsilcilerinin karşı çıkması ile fiyat artışı gelecek yıla kaldı.

Yem fiyatı da artmasın

DÜNYA’nın görüştüğü çiğ süt üreticileri, Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkililerinin çiğ süt fiyatının artmasına karşı çıktıkları gibi yem başta olmak üzere diğer girdi fiyatlarının artmasına da karşı çıkmasını beklediklerini söyledi. Maliyetler artarken çiğ süt fiyatındaki artışın engellenmesi, üreticiye ineğini kestirmek anlamına geleceğini anlatan üreticiler,bu gidişle bakanlığın süt ithal edeceğini iddia etti.

Bizi Takip Edin!

6,520TakipçilerBeğen
67TakipçilerTakip Et
1,981TakipçilerTakip Et
3,637TakipçilerTakip Et
11,315TakipçilerTakip Et
60AboneAbone Ol

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.