Dünya zeytinyağı pazarı ve Türkiye stratejisi

0
Dünya zeytin dikerken Türkiye zeytin ağaçlarını kesiyor

Dünya zeytinyağı pazarı ve Türkiye stratejisi

Zeytin her yerde yetişmez. Mardin, Hatay, Suriye, Filistin ve Kıbrıs adasını içeren bölge “ölmez ağaç” olarak adlandırılan zeytinin anavatanı olarak kabul edilir.
Günümüzde, İspanya,İtalya,Yunanistan, Türkiye,Suriye, Tunus, Cezayir, Filistin,Portekiz, Avustralya üretici olarak ilk sıralarda yer alıyor.

Son yıllarda Çin dahil bir çok ülke zeytin yetiştiriciliği yapmaya başladı. Uluslararası Zeytin Konseyi’nin verilerine göre 50’yi aşkın ülkede zeytin dikiliyor. Bir çok ülke zeytin ağacı dikerken, Türkiye yol,köprü,enerji ve daha bir çok yatırım için asırlık zeytin ağaçlarını kesiyor. Son olarak İstanbul İzmir Otoyol yapımı için on binlerce zeytin ağacı kesildi. Muğla’da Yatağan Termik Santralı maden sahasında adeta zeytin katliamı yapılıyor.Türkiye’den başka zeytin ağaçlarını kesen ülke yok.

Geçen hafta İzmir’de yapılan Gurme İzmir Fuarı’nda “Gurme Sohbetler” kapsamında Uluslararası Zeytin Konseyi Tanıtım Şefi Ender Gündüz dünya zeytinciliğindeki son gelişmeleri ayrıntılı olarak anlattı. Ender Gündüz’ün verdiği bilgiler doğrultusunda dünya zeytinyağı pazarındaki gelişmeler özetle şöyle:

Zeytinyağı üretimi ve tüketimi artıyor

1- Dünya zeytinyağı üretimi 2017-2018 sezonunda 3 milyon 120 bin ton olarak tahmin edildi.Bu, geçen sezona göre yüzde 27 civarında artışı ifade ediyor. Üretici ülkelerde geçen sezona göre Yunanistan’da yüzde 64, İtalya’da yüzde 137, Portekiz’de yüzde 80 oranında artış oldu. En büyük üretici olan İspanya’da ise yüzde 3 düşüş var.

2- Zeytinyağı tüketiminin dünyada geçen sezona göre yüzde 8 artışla 2017/18 sezonunda 2 milyon 950 bin tona ulaşması bekleniyor.

3- Dünyadaki zeytinyağı ihracatının bu sezon 975 bin ton olarak gerçekleşmesi beklenirken bu ihracatın yüzde 60’ı Avrupa ülkelerinden olacak. İspanya,304 bin ton ihracatla ilk sırada,ikinci 236 bin ton ile İtalya olurken, Tunus’un 200 bin ton,Türkiye ihracatının ise 90 bin ton olacağı tahmin edildi.

4- Tüketimin en yoğun olduğu üretici ülkelerden İspanya ve İtalya’da iç tüketimde düşüş var. İspanya’da miktar olarak yüzde 8 civarında düşüş yaşanırken değer olarak yüzde 15 artış var. Tüketim düşmesine rağmen elde edilen kazanç artış gösteriyor. İspanya,iç pazara daha yüksek fiyatla yağ satarken daha ucuz fiyatla ihracat yapıyor.
Üretici olmayan en büyük tüketici ülke;Amerika
5- Üretimi olmadığı halde zeytinyağını en çok tüketen ülkeler arasında Amerika Birleşik Devletleri ilk sırada. Yıllık tüketimi 300 bin ton seviyelerinde. Bundan 5-6 yıl önce Amerika yüzde 80 ambalajlı yüzde 20 dökme zeytinyağı ithal ederken, bu makas giderek daralıyor.
Ambalajlı ihracat azalırken, dökme yağ ithalatı ise artıyor. İspanya’nın stratejisi dökme,İtalya’nın ambalajlı ihracat yapmak. Dolayısıyla Amerika pazarında İspanya lehine bir gelişme var.Portekiz, Arjantin ve Şili’nin de Amerika’ya ihracatı artıyor. Ayrıca Amerika’daki ithalatçı yağı dökme olarak alıp kendisi ambalaja koyarak tüketiciye satmak istiyor. Çünkü 3 dolara aldığı yağı tüketiciye 10 dolara satıyor.

Japonya’da litresi 200 Avro’ya satılan yağ var

6- Japonya pazarındaki tüketim 60 bin ton seviyesinde. Japon tüketici için fiyatın önemi yok. “Sağlıklıysa bedeli ödenir” diye bakılıyor. Litresi 200 Avro’ya bile satılan zeytinyağı görebilirsiniz. Japonya bir yandan da zeytin üretimi için çalışmalar yapıyor. Bazı bölgelerde zeytin dikimi var. Bundan endişe edilecek bir durum yok. Çünkü üretici ülkenin tüketimi de yüksek olur. Japonya pazarında İspanya ve İtalya pazarı paylaşmış durumda. Türkiye’nin bu pazara ihracatı üretim durumuna bağlı olarak 1500 ton ile 3 bin ton arasında değişiyor.

7- Avustralya’nın 40 bin ton tüketimi var. Bunun yaklaşık yarısını kendisi üretiyor. Gelişen pazarlardan biri olarak kabul ediliyor.

8- Rusya pazarı 20-25 bin ton büyüklüğünde.İspanya ve İtalya’nın egemen olduğu Rusya pazarında Türkiye’nin payı yok denecek kadar az.

Çin,zeytinle yoksulluğu yüzde 14 azalttı

9- Çin, 2012-2013 döneminde yıllık 40 bin tonun üzerinde zeytinyağı tüketirken daha sonra hükümetin hediyelik kabulü ile ilgili bir düzenleme yapması ile tüketim azaldı. Çünkü Çin’de zeytinyağı tüketimin yüzde 70’i hediyelikti. Hükümet bu kararında değişikliğe gidince iki yıldır tüketim tekrar artmaya başladı. 2021-2022 sezonuna kadar Çin’in zeytinyağı tüketiminin 100 bin tona ulaşacağı tahmin ediliyor. Amerika’dan sonra en önemli pazar olacak. Çin’de 3 bölgede zeytin dikimi yaygınlaşıyor. Burada yoksulluğa karşı zeytin dikimi yapılıyor. Dikim yapılan bölgelerde yoksulluğun yüzde 14 oranında azaldığı dikkate alınırsa gelecekte daha çok zeytin dikileceğini söyleyebiliriz. Çin’de zeytinyağı tüketimi daha çok gelir düzeyi yüksek kesimlerde. Zeytin dikimi ise yoksulluğun olduğu bölgelerde. Bu nedenle zeytin dikiminin artması yağ ithalatını etkilemeyecek. Sosyal amaçlı bir dikim var.

Türkiye ülke olarak marka olmalı

11- Türkiye’nin 2017-2018 sezonunda 287 bin ton civarında üretimi var. Yaptığı ihracatın yüzde 80’nini İtalya ve İspanya’ya dökme olarak gerçekleştiriyor. Türkiye’nin dünya piyasalarında markalı ve ambalajlı olarak yer alması için öncelikle ülke imajı yaratması gerekiyor.

Özetle, dünya zeytinyağı pazarında her ülkenin kendine özgü bir politikası,stratejileri var. Üretici ülke konumundaki Türkiye, sahip olduğu potansiyeli değerlendirerek bu pazarlarda daha etkin olarak yer almak istiyorsa öncelikle zeytin ağaçlarını kesmek yerine ağaç sayısını artırmalı. Ülke imajı ve markası ile dünyaya kendisini tanıtmalı.

Çiğ süt primine seçim zammı

0
Süt primi arttı

Çiğ süt primine seçim zammı

Çiğ süt üreticilerine ödenen destekleme primine seçim zammı yapıldı. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü(FAO) toplantısından çıkarken üreticilere ödenen çiğ süt primini artırdıklarını söyledi. Fakıbaba, Başbakan Binali Yıldırım ile görüştükten sonra artan yem fiyatlarına karşı üreticiyi korumak amacıyla çiğ süt primini sıcak süt için litre başına 5 kuruş,soğut süt için 10 kuruş ve örgütlü üreticilere ise soğuk süt için litre başına 12 kuruş prim ödenmesine karar verdiklerini söyledi.

Üretici 5 aydır prim alamıyor

Yılbaşından bu yana süt destekleme primi almayan süt üreticileri, çiğ süt primi belirlemenin bakanlığın yetkisinde olduğunu kimi zaman primin artırıldığını,bazen de düşürüldüğünü belirterek:” Seçim öncesi süt primi artırılıyor. Geçen sene sıcak süte 4 kuruş, soğuk süte litre başına 8 kuruş prim ödenirken, ne olduysa prim sıcak sütte 2 kuruşa, soğuk sütte 3 kuruşa düşürüldü. Örgütlü üreticilere ise 4 kuruş olarak ödendi. Yani önce düşürdüler şimdi seçim var diye çok yükselmiş gibi gösteriyorlar. Artan yem maliyetleri karşısında verilen bu primler çok yetersiz. Üstelik yılbaşından bu yana yaklaşık 5 aydır prim ödenmiyor.Primler ödenmeden artan yem maliyeti ile biz daha fazlasını ödedik” yorumunu yaptı.

Hükümet erken seçim öncesi yaş çay alım fiyatını geçen yıla göre yüzde 16, buğday alım fiyatını ise yüzde 11.7 oranında artırdı. Çiğ süt primindeki artışla hayvancılık sektörüne de seçim zammı yapılmış oldu.

Gıda kaynaklı hastalıklar organik ürün talebini artırıyor

0
Hastalıklar tüketiciyi organik ürünlere yönlendiriyor

Gıda kaynaklı hastalıklar organik ürün talebini artırıyor

Geçen hafta İzmir’de tarım sektörü için çok önemli bir fuar yapıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinden İzmir Fuarcılık A.Ş(İZFAŞ)’ nin düzenlediği “Gurme İzmir” çatısı altında 9. Ekoloji İzmir Fuarı ile 8.Zeytin,Zeytinyağı,Süt Ürünleri,Şarap ve Teknolojileri Fuarı (OLIVTECH) gerçekleştirildi. Fuar, katılımcı,ziyaretçi ve etkinlikler bakımından geçmiş yıllara göre oldukça zengindi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ahmet Güldal birlikte açtı. Fuarı İZFAŞ Genel Müdürü Zeliha Gül Şener ile gezerken, Gurme İzmir’in bir kaç yıl içerisinde bölgesel ve uluslararası bir fuar haline geleceğini anlattı.Şener, hedeflerinin Almanya’da düzenlenen uluslararası organik ürünler fuarı Biofach benzeri bir organizasyonu İzmir’de gerçekleştirmek olduğunu belirtti. Bunun için adımlar atılıyor.

Fuar süresince bir çok üretici,uzmanla sohbet ettik. Görünen o ki, gıda üretiminde yaşanan sorunlar,gıda kaynaklı hastalıkların artması organik ürünlere olan talebi artırıyor. Gıda terörü insanları daha sağlıklı,güvenilir gıdalara yönlendiriyor.

Hastalıklar organik tarıma ilgiyi artırdı

Türkiye’de organik tarımın öncülerinden Gürsel Tonbul ile sektördeki gelişmeleri konuştuk.
Organik ürünlere yönelik talepte bir patlama olduğunu ve ürün yetiştiremediklerini söyleyen Gürsel Tonbul organik hayvancılığın ise bitme noktasına geldiğini söyledi. Gürsel Tonbul’un deneyimleri ve gözlemleri ile organik tarımdaki güncel gelişmeler özetle şöyle:

— Gıda kaynaklı hastalıklar ortalığa saçılmış durumda. Konvansiyonel ürün savunucusu doktorlar bile “olabildiğince organik ürün tüketin” diyor. Bağışıklık sistemini yorgun ve zayıf düşüren hastalıklar başta olmak üzere pek çok hastalığın artması üzerine “gıdanız ilacınız olsun” sloganıyla ürettiğimiz organik ürünler ön plana çıktı.

— Büyükşehirlerde yaşanan stres,trafik,kötü beslenme koşulları ve bunun sonucunda artan hastalıklar insanların organik ürünlere olan talebini artırıyor.

— Geçmiş yıllarda daha çok ihraç edilen organik ürünler, artık iç piyasada da ciddi olarak talep görmeye başladı. Öyle ki, talebi karşılamakta zorlanıyoruz.

— Organik ürün talebindeki patlamanın temel nedenlerinden birisi gıda kaynaklı hastalıklar. Doktorların önerileri ile organik ürünlere ciddi bir yönelme oldu. Özellikle çocuk yapmaya niyetlenen genç çiftler beslenmesine çok dikkat ediyor.Bu hamilelik süresince devam ediyor.Doğumundan itibaren bebeğini organik ürünlerle beslemeye özen gösteriyor. Böyle ciddi bir kitle var.

Tüketim arttıkça dirençte artıyor

— Organik ürün talebini artıran bir başka kesim ise “gurme” olarak adlandırılan geniş bir kitle var. Üst düzey, a plus denilen bu kitle lezzetteki fark nedeniyle organik ürün tüketiyor. Bu kesim aynı zamanda ekonomik olarak ta alım gücü yüksek olan bir kitle.

— Tüketicilerde yanlış bir algı var. “Ben evde çocuğumu organik ürünlerle besliyorum. Okula gidince organik olmayan besinler tüketiyor. Bu nedenle organik beslenmenin bir yararı yok” deniliyor. Bu çok yanlış.Bulabildiğiniz,tüketebildiğiniz kadar organik ürün tüketmeniz size çok yararı olur. Yani karnıyarık yapacaksanız her şey yüzde 100 organik olacak diye bir zorunluluk yok. Patlıcan,maydanoz,biber organik olur,soğan,kıyma konvansiyonel olur. Bulabildiğiniz maksimum oranda organik ürün olmasına özen gösterirsiniz. Yüzde 99 konvansiyonel ürün tüketirsiniz,yüzde 1’lik organik beslenme belki vücudunuzu temizlemez. Ama, organik tüketim arttıkça hastalıklara karşı direnç seviyesi de artar.

— Bugün belki organik olarak her ürünü her yerde bulmak zor olabilir. Fakat, tüketim talebi arttıkça üretim artacak ve çeşitlenecek.

Sebze ürünlerinde talep yüksek,meyvede düşük

— Organik ürün talebi daha çok sebze ürünlerinde yoğunlaşıyor. Kalıntı sorunu nedeniyle sebzeler çok gündeme geldiği için tüketici aldığı sebzenin organik olmasına dikkat ediyor. Narenciye,limon gibi ürünlerde de talep yüksek. Fakat meyvelerde aynı talep yok. Ayrıca kuru meyve ve bakliyat ürünlerinde de talep yükseliyor. Özellikle bakliyat ürünlerinde ithalat arttıkça organik bakliyatlara talep artıyor.

Organik ürün pahallı değil

— Organik ürünler pahallı değil. Üretim maliyeti çok yüksek. Ürün fiyatını belirleyen süreçte; üretimden başlayarak, girdiler,işçilik,nakliye,ambalaj,satıcı karı gibi bir çok faktör var.Bu nedenle üreticide 1 liradan alınan bir ürün tüketiciye ulaşıncaya kadar 3 kat artıyor.Bu yüklenen maliyetler nedeniyle böyle. Bu maliyet sadece üretim maliyeti değil. enerjideki artış,mazot fiyatı doğrudan maliyeti artırıyor. Ürünü taşımadan tüketiciye nasıl ulaştıracaksınız? İşin doğrusu zapt edilemeyen bir maliyet artışı var. Buna çözüm bulunması gerekiyor. Yoksa benden 3 liraya aldığı bir ürünü 25liraya satsa kaç kişi alır? Ayrıca hiç kimse bir ürünü satılamaz bir fiyatla piyasaya sürmez.

İklim değişikliği üretimi tehdit ediyor

— İklim değişikliği organik tarımı ciddi olarak tehdit ediyor. Isı değişimi, sıcaklık artışı veya düşüşü organik üretimi olumsuz etkiliyor.Konvansiyonel tarımda mevsim değişikliğine karşı bir çok önlem alınabiliyor. Koruyucu ilaçlar,kimyasallar kullanılarak bitki köküne,toprağa müdahale ediliyor. Fakat organik tarım da bu tür önlemleri almak zor. Ürüne zarar verir. Bu nedenle iklim değişikliği bizim için en büyük tehdit.Üretim yaparken ciddi riskler alıyoruz. Üretim maliyetlerimiz artıyor. Erken ekim yapsanız don riski oluyor,geç ekim yapsanız aşırı sıcaklık riski oluyor. Zamanlamasını çok iyi yapmanız ve bilinçli üretim yapmanız gerekiyor.

Organik üretime “doğal” darbesi

— Organik ürün üretenleri en çok sıkıntıya sokan, haksız rekabete neden olan konuların başında gıda ürünlerinde “doğal” ibaresinin kullanılması. Doğalın bir tanımı yok.Standardı yok. Çok yanlış kullanılıyor ve organik üretim yapanlar açısından ciddi olarak haksız rekabete neden oluyor. Organik,ekoloji deyimleri bilimsel bir tanımlama. Doğal ise halk dilinde yaygın kullanılan bir sözcük.Bu nedenle daha çok kabul görüyor. Tüketici, üzerinde “doğal” yazan ürünü organik zannederek alıyor.Talep ediyor. Bu haksızlığın giderilmesi gerekiyor. Buğday Derneği’nin “doğal” ın ticari amaçla kullanılmasına karşı başlattığı kampanya çok önemli. Doğal sözcüğü gıda ürünlerinde kullanılmamalı.

Hayvancılık can çekişiyor

— Bitkisel üretimde talep patlaması yaşanırken, organik hayvancılıkta çok büyük sorunlar yaşanıyor.Konvansiyonel hayvancılıkta olduğu gibi organik hayvancılıkta da en önemli sorun yem. Yılbaşından bu yana yem fiyatlarına 4-5 kere zam geldi. Tavuk yemi için genetiği değiştirilmiş soya ithal ediliyor. İzin verilen genler dışında bir gen tespiti nedeniyle soya ithalatı ciddi olarak azaldı. Soya ithalatı azalınca tavukçular iç piyasaya saldırdı. Bu talep artışı yem fiyatlarını hızla artırdı. Yonca,kuru ot,arpa fiyatları yüzde 30-40 oranında arttı. Organik hayvancılık yapan bizler yem bulamıyoruz. Bulduğumuz yem çok pahallı.

— Yem fiyatları bu kadar hızlı artarken süt fiyatı 10 kuruş artıyor,20 kuruş geri gidiyor.Şu anda organik hayvancılık yapan,süt üreten çiftçi büyük stres altında.Ot yok,saman yok. Bulup aldıklarımız fiyatı çok yüksek. Mazottaki artış nedeniyle nakliye çok pahallı hale geldi. Hayvan refahı ile ilgili sıkıntılar var. Destekler alınamıyor. Kontrol edilemez bir sıkıntı var. Böyle giderse organik hayvancılık biter.

Özetle, organik ürünlere olan talep, sağlıklı,güvenilir gıda üretimi ve tüketimi açısından çok önemli. Gürsel Tonbul’un söylediği gibi gıdanız ilacınız olsun.

Buğdaya 1050 lira “seçim” fiyatı

0
2018 hububat alım fiyatları

Buğdaya 1050 lira “seçim” fiyatı

Başbakan Binali Yıldırım memleketi Erzincan’da 2018 yılı hububat alım fiyatlarını açıkladı. Ekmeklik buğdayın alım fiyatı ton başına 940 liradan 1050 liraya çıkarıldı.
Geçen sene sadece yüzde 3.3 artırılan buğday alım fiyatının yüzde 11.7 oranında artırılması seçim yatırımı olarak değerlendiriliyor. Başbakan Binali Yıldırım’ın yaptığı açıklamaya göre, Toprak Mahsulleri Ofisi 2017’de tonunu 940 liradan aldığı Anadolu Kırmızı Sert Buğdayı bu sene 1050 liradan alacak. Geçen yıl arpa için fiyat açıklamayan Toprak Mahsulleri Ofisi bu sene arpanın tonunu 825 liradan alacak.

Açıklanan fiyatlar üzerine ayrıca buğdayın protein ve rutubet oranına göre yüzde 6’ya kadar ilave fiyat uygulanacak. Bu şekilde kaliteli ürünün fiyatı ton başına 1110 liraya kadar çıkabilecek.Bu fiyatlara ilave olarak çiftçilere buğdayda ton başına 50 lira prim ödemesi yapılacak. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin hesaplamasına göre, Anadolu Kırmızı Sert Ekmeklik Buğday için belirlenen ton başına 1050 liralık alım fiyatı prim,mazot ve gübre destekleri ile birlikte 1200 liraya kadar yükselebilir.

Makarnalık buğday 1100, arpa 825 lira

Toprak Mahsulleri Ofisi 2017 yılında ton başına 1000 lira olarak açıkladığı makarnalık buğdayı 2018’de yüzde 10 artışla 1100 liradan alacak. Geçen sene tonu 840 lira olan düşük vasıflı makarnalık buğdayı 920 liradan alacağını açıkladı. 2017 yılında tonu 895 lira olan diğer beyaz ve kırmızı buğdaylar 1000 liradan, geçen sene 800 lira olan düşük vasıflı ekmeklik buğdaylar ise tonu 870 liradan alınacak. Fiyatı yüksek olduğu gerekçesiyle geçen yıl alım fiyatı açıklanmayan arpa için bu sene alım fiyatı açıklandı. 2018 arpa alım fiyatı ton başına 825 lira olarak belirlendi. Çavdar, yulaf ve tritikale alım fiyatı ise ton başına 800 lira olarak açıklandı.

Alım politikasının ayrıntıları
 
Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamasından sonra Toprak Mahsulleri Ofisi, 2018 Hububat Alım politikasını ve fiyatları yayınladı. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıklamasına göre, 2018 alım politikası ve uygulamalar özetle şöyle:
1- Toprak Mahsulleri Ofisi, Türkiye genelinde bulunan yaklaşık 280 işyerinde ve protokol imzalanan lisanslı depolarda alım faaliyeti gösterecek.

Lisanslı depo avantajı

2-Üreticiler ürünlerini protokol imzalanan lisanslı depolara teslim etmeleri halinde;  yüzde 2 stopaj, yüzde 2 Sosyal Güvenlik Kurumu primi muafiyeti, 25 TL/Ton nakliye desteği, araç başına 25 TL analiz desteği, depo kira ücreti desteğinin yanında ürün bedelinin %75’ine kadar sıfır (%0) faizli 9 ay vadeli kredi kullanabilecekler.Ayrıca peşin ödeme avantajından yararlanabilecekler.

3- Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı üreticilerden belgelerindeki üretim miktarının tamamı satın alınacak.

4- Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olmayan kesimler (tüccar) ise üreticiden aldığını belgelemek kaydıyla stoklarındaki ürünü 1 Kasım 2018 tarihinden itibaren Ofis’e satabilecek.

5- TMO, üreticilerin iş yerleri önünde uzun süre beklemelerini önlemek amacıyla uyguladığı randevulu alım sistemine devam edecek.
6- TMO, altyapısı uygun olan borsalarda alım yapacak. Borsa üzerinden alım yapan iş yerlerinde üreticiler, randevu almak suretiyle hem borsalar üzerinden hem de doğrudan iş yerlerine gelerek ürünlerini TMO’ya satabilecek.

7- Pazar günleri hariç, haftanın 6 günü alım yapılacak.

8- TMO ile protokol imzalayan lisanslı depolara ürün teslim eden üretici ve tüccar, ürünlerini elektronik ürün senedi (ELÜS) ile TMO’ya satabilecek.

9- Ürününü TMO depolarına emanete bırakan üreticiler TMO’dan yüzde 30 avans alabilecek. Üretici ve tüccar, emanete bırakılan ürünler için TMO’nun anlaşmalı olduğu bankalardan kredi kullanabilecek.

10- TMO’nun anlaşmalı olduğu bankalardan makbuz senedi ile kredi kullanan tüm kesimlerin bankalara olan yükümlülüklerini yerine getirerek ürünlerini TMO’ya satmamaları durumunda bankalara ödemiş oldukları faizin %25’i TMO tarafından karşılanacak.

11- Ürün bedeli ödemeleri, ürünün TMO’ya teslim edildiği tarihten itibaren 10 gün içerisinde üreticilerin banka hesaplarına aktarılacak.Ürününü lisanslı depolar üzerinden Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) olarak TMO’ya satanlara ise ödemeler peşin yapılacak.

12- Üreticilerden bu yıl da boşaltma ücreti alınmayacak. Böylece üretici ton başına ilave 7 lira gelir elde edecek.

Çiftçiler ne yapmalı?

Çiftçilerin sorun yaşamaması için ÇKS(Çiftçi Kayıt Sistemi) bilgilerini güncellemeleri, ürün teslimi için randevu almaları ve randevu gününde ürün teslim etmeleri,anlaşmalı bankalardan alınacak ürün kartı veya banka hesap numaraları ile alım noktalarına gitmeleri gerekiyor.
 

TMO HUBUBAT ALIM FİYATLARI (TL/Ton)

Ürün 2017 2018
Makarnalık Buğday 1000 1100
Düşük Vasıflı Makarnalık Buğday 840 920
Anadolu Kırmızı Sert Buğday 940 1050
Diğer Beyaz ve Kırmızı Buğdaylar 895 1000
Düşük Vasıflı Ekmeklik Buğdaylar 800 870
Arpa – 823
Çavdar,Yulaf,Tritikale – 800

Rusya,Ukrayna ve Kazakistan tahılda rekor kırarken Türkiye ne yapıyor?

0
Rusya'nın buğdayda en büyük ikinci pazarı Türkiye oldu

Rusya,Ukrayna ve Kazakistan tahılda rekor kırarken Türkiye ne yapıyor?

Dünya tahıl ticaretinde önemli bir değişim yaşanıyor. Kuraklık ve yüksek fiyat nedeniyle dünya tahıl ticaretinde Amerika’nın ağırlığı azalırken, Rusya,Ukrayna ve Kazakistan’ın yer aldığı Karadeniz ülkeleri hem üretimde hem de ihracatta rekor seviyelere ulaştı. Rusya,Ukrayna ve Kazakistan’ın tahıl ihracatı 2017-2018 sezonunda ilk kez 100 milyon tonun üzerine çıkacak.Bu trendin yeni sezonda da devam etmesi bekleniyor.

Hububat Tedarikçileri Derneği(HUBUDER)’nin,düzenlediği “2018-2019 Hasatına Doğru Türkiye ve Dünyada Tahıl Konferansı”‘na katılan uzmanlar tahıl üretiminde ve ticaretinde Karadeniz ülkelerinin başarısına dikkat çekti.

Tahıl piyasaları konusundaki çalışmaları ile bilinen Tarımsal Pazar Çalışmaları Enstitüsü (IKAR) Genel Direktörü Dmitry Rylko’nun verdiği bilgilere göre, Rusya, Ukrayna ve Kazakistan tarihinin en yüksek tahıl ihracatına ulaştı.1990-91 sezonunda Kazakistan’ın bir miktar ihracatı dışında ithalatçı olan Karadeniz ülkeleri 2008-2009 sezonundan itibaren ihracatta büyük bir sıçrama gerçekleştişrdi. 2015-2016 sezonunda bu üç ülkenin tahıl ihracatı 81.5 milyon tona,2016-17 sezonunda ise 88.8 milyon tona çıktı. Önümüzdeki Haziran’da tamamlanacak 2017-2018 sezonunda ise 102 milyon 700 bin ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

İhracatta 100 milyon sınırı aşılacak

IKAR Genel Direktörü Dmitry Rylko, Nisan sonu itibariyle sadece Rusya’nın tahıl ihracatının 45.5 milyon ton olarak gerçekleştiğini belirterek şunları söyledi:”Kimsenin beklemediği ve tahmin etmediği bir ihracat artışı var. 2017-2018 sezonunda Rusya’nın tahıl ihracatı 51.3 milyon ton, Ukrayna’ nın 42.3 milyon ton ve Kazakistan’ın ise 9.1 milyon ton ile toplamda 102 milyon 700 bin tona ulaşacak. Rusya’da tahıl üretimi güneyden Sibirya’ya kadar her bölgede artıyor. Üretim ve ihracattaki artışın önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini söyleyebiliriz.” dedi.

Rusya nasıl başardı?

Rusya’da tahıl üretiminin sadece belli bölgelerde değil,her bölgede artış gösterdiğini anlatan Rylko, bu başarının arkasındaki faktörleri şöyle sıraladı:

1- Tahıl üretimi ve ihracatı konusunda çok iyi bir koordinasyon sağlandı. Tarım Bakanlığı ve diğer ilgili tüm kuruluşların katılımı ile haftada bir toplantı yapılıyor.Bu toplantılarda sorunlar ele alınarak çözüm üretiliyor. Belirlenen hedefler doğrultusunda çalışmalar yürütülüyor.

2- Tahıl ticaretinde lojistiğin önemi daha iyi anlaşıldı. Demiryolları,deniz yolu ve tüm lojistik faaliyetleri iyileştirildi ve maliyetler düşürüldü.

3- Silolar gübre sektöründen alınarak hububat sektörüne verildi. Altyapı çalışmalarıyla depolama kapasitesi artırıldı.

4- Baltık Denizi limanları açılarak ticaretin çok yönlü yapılması sağlandı.

5- Aralık 2017 sonunda 1595 Sayılı Kararname ile 13 hububat bölgesi belirlendi.Her bir bölgeye üretim kotası verildi. Yerel üreticilere fiyat desteği sağlanıyor.”

Türkiye,Rusya’nın ikinci büyük pazarı oldu

Rusya, planlı bir çalışma ile üretimde,ihracatta büyük bir başarı öyküsü yaratırken, buğdayın gen merkezi olan Türkiye, yılda ortalama 5 milyon ton buğday ithal eder konuma geldi. Bu ithalatın da büyük bölümü Rusya’dan yapılıyor. Türkiye, Mısır’dan sonra Rusya’dan en çok buğday ithal eden ikinci ülke konumunda.

Türkiye 2017-2018 sezonunda Rusya’dan 4.4 milyon ton buğday ithal ederek rekor seviyeye ulaştı. IKAR’ın verilerine göre, 2007-2008 sezonunda Türkiye’nin ithal ettiği buğdayın yüzde 32’si Rusya’dan ithal edilirken, 2017-2018 sezonunda buğday ithalatının yüzde 82’si Rusya’dan gerçekleşti.
Rusya’dan sadece buğday almıyoruz. Rusya toplam kepek ihracatının yüzde 90’nını,mısır ihracatının yüzde 39’unu Türkiye’ye gerçekleştiriyor.

Amerika’da kuraklık endişesi

Karadeniz ülkeleri tahıl ticaretinde liderliğe yükselirken Avrupa Birliği ve Amerika’da sıkıntılı günler yaşanıyor. COFCO International Uzmanı Sarunas Cebelis’in verdiği bilgilere göre, Amerika’nın güneybatı bölgelerinde çok büyük kuraklık yaşanıyor.Kansas’ta oldukça düşük bir üretim bekleniyor.Bu nedenle Amerikan buğdayının fiyatı yükseliyor. Önümüzdeki 3-4 haftada yağış olmazsa fiyatlar daha da artacak. Hububat piyasasında artık yağış durumuna göre fiyatlar inip çıkıyor.Amerika buğdayı daha önce ucuzdu.Fakat artık ucuz değil.
Avrupa Birliği üyesi 28 ülkenin 2008-2019 buğday üretimi 140 milyon 553 bin ton olacağı tahmin ediliyor. Geçen sezon üretim 141 milyon 151 bin tondu.

Özetle, Amerika ve Avrupa Birliği’nde tahıl üretimi ve ticaretinde önemli sorunlar yaşanırken, yanı başımızdaki Rusya,Ukrayna ve Kazakistan akılcı politikalarla bunu fırsata çevirdi. Karadeniz ülkeleri tahıl üretimini ve ihracatını artırarak dünya ticaretinde söz sahibi oldu. Türkiye ise, üretimini istenen düzeyde artıramadığı için ithalatçı konuma düştü. Bu ithalatın savunması “Buğday ithal ediyoruz ama,un, makarna olarak ihraç ediyoruz” avuntusu olmamalı. Un ve makarna için ihtiyaç duyulan buğdayı Türkiye kendisi üretemez mi?

Buğday hasadı başladı, çiftçi “seçim fiyatı” istiyor

0
Buğdaya seçim fiyatı verilir mi?

Buğday hasadı başladı, çiftçi “seçim fiyatı” istiyor

Küresel ısınmaya bağlı olarak tarımsal ürünlerde hasat dönemi de her yıl değişiyor. Bir çok üründe 2017’de bir ay geciken hasat bu yaklaşık 1 ay erken başladı. Büyük oranda yağışsız geçen Nisan ayı sonrası aşırı sıcakların da etkisi ile Çukurova’da buğday, Şanlıurfa ve yöresinde ise arpa hasadı başladı.

Hükümetin yaş çay alım fiyatını erken seçimin de etkisi ile geçen yıla göre yüzde 16 artırması, hububat üreticilerinde “yüksek fiyat” beklentisini artırdı. Konuştuğumuz üreticiler 24 Haziran’da yapılacak erken seçim nedeniyle, yaş çayda olduğu gibi “seçim fiyatı” beklediklerini söyledi.

Geçen yıl yüzde 11enflasyona rağmen buğday alım fiyatının sadece yüzde 3.3 oranında arttığını belirten üreticiler, yüksek girdi maliyetlerinin dikkate alınarak bu yıl fiyatın daha yüksek olması gerektiğini ifade ediyor.

Toprak Mahsulleri Ofisi, 2016’da Anadolu Kırmızı Sert Buğdayı için ton başına 910 lira, 2017’de ise 940 lira fiyat açıklamıştı. Bu yıl enflasyon oranında artış yapılması durumunda fiyatın en az 1035 lira olarak açıklanması gerekiyor.

TMO hazırlıkları yaptı, fiyatı Fakıbaba açıklayabilir

Hububat Tedarikçileri Derneği(HUBUDER)’nin, sezonu öncesi düzenlediği “2018-2019 Hasatına Doğru Türkiye ve Dünyada Tahıl” Konferansı cuma günü Ankara’da yapıldı. Konferansın açılışına katılan Toprak Mahsulleri Ofisi(TMO) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu, fiyat ve alım politikasına ilişkin hazırlıkları tamamladıklarını ve bir iki gün içinde Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’ya sunacaklarını söyledi. Kemaloğlu, Ankara’da 11 Mayıs Cuma günü Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 80. Yılı ve lisanslı depo yatırımları ile ilgili kapsamlı bir organizasyon yapacaklarını belirterek, hububat alım fiyatının bu toplantıda bakan tarafından açıklanabileceğini belirtti.

Ofis olarak 2017 hasat döneminde toplamda 2 milyon 400 bin ton ürün aldıklarını ve üreticiye 3.4 milyar lira ödeme yaptıklarını belirten İsmail Kemaloğlu yeni sezona ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu sene hasada erken giriyoruz. Nisan’da beklenen yağışlar olmadı. Sıcak bir hava var. Geçen sene 2 milyon 50 bin ton buğday aldık. Yaklaşık 1 milyon ton ithalat yaptık. Hububat satışlarımız ise 2.4 milyon ton oldu.Yeni sezona toplamda 1.5 milyon tonluk stokla giriyoruz. 2018’in devlet alımlarının ağırlıkta olduğu bir sezon olacağı beklentisi var. Biz her türlü hazırlığımızı yaptık. Üreticiden gelecek ürünün tamamını almaya ve finansmanını karşılamaya hazırız. Dövizdeki artışa bağlı olarak yerli ürüne olan talep artacaktır.”

Buğday ekimi azalırken,arpada artış var

Toplam buğday ekilişinde yüzde 4 oranında azalma olduğunu, buna karşılık arpa ekim alanlarında yüzde 3 civarında artış olduğunu anlatan Kemaloğlu:” Ürün ekilişleri seyir değiştiriyor. Desteklerin de etkisi ile pamuk ekiminde ciddi artış var. Mısır ve buğdayda ise düşüş yaşanıyor.Buğday üretiminden kaçış var. Nakliye,lojistik önemli bir sorun olmaya başladı. Bu nedenle sektörde üretim ve işleme kendi hinterlandında olacak. Tarımın diğer sektörlerden bir farkı var. Ciddi oranda arz-talep dengesizliği yaşanıyor. Bazı kesimler, ‘Toprak Mahsulleri Ofisi piyasada olmasın’ istiyor. Fakat, hiç bir sanayici 12 aylık ihtiyacını almak üzere piyasaya girmiyor.Arzı ötelemek için birilerinin piyasaya girerek ürünü alması ve stoklaması gerekiyor. Dünyada bir çok ülkede bu mekanizmayı üreticiler, üretici örgütleri yapıyor. Çiftçiye “ürününü beklet satma” diyoruz. Peki bu nasıl olacak? Bunun için lisanslı depoculuk hamlesi başlattık. Bize göre bu depolar tarımın barajlarıdır.Arzı öteleyecek bir sistemdir. Hububatta 4.2 milyon tonluk bir depolama kapasitesi olursa, ki bunun 2 milyonluk kısmını 11 Mayıs’ta açıyoruz. O zaman piyasada istikrar olur.”dedi.

İthalatla bu piyasa dönmez

Gıda enflasyonu ile mücadele çerçevesinde fiyatlar üzerinde bir baskılama, bir dizginleme olduğunu hatırlatan Kemaloğlu, geçen sene enflasyon yüzde 11 iken alım fiyatındaki artışın yüzde 3.3 olduğunu belirterek şunları söyledi: ” Üreticiyi korumak zorundayız.Buğdayda fiyatlarımızı dünya ile eşitleyelim, ama, şartları da eşitlememiz gerekiyor. 2018 çalışmalarımızı tamamladık. Bu yıl ürünü mümkün olduğunca lisanslı depolara yönlendirmeye çalışacağız. Bize 3-4 milyon ton gelirse alırız. Sıkışırız diye bir endişemiz yok.Birinci önceliğimiz üreticiyi korumak. Sanayiciyi korumak ve tüketiciyi korumak.Tüccar da bu sektörde olacak. Ofis olarak bu sene Dahilde İşleme Rejimi(DİR) sistemine girmeyeceğiz.DİR kapsamında satış olmayacak. Rekolte geçen yıl ile hemen hemen aynı olacak. Ofis’te özel sektör de piyasaya girecek ürün alacak. Bu üreticiye hepimizin ihtiyacı var. İthalatla bu iş dönmez. 2007-2008 sezonunda yaşadık. İstediğimiz kadar paramız olmasına rağmen 1 kilo pirinç alamadık. Mısır’ın elinde 800 bin ton pirinç vardı. Vermediler. Türkiye, daha fazla büyümeli,daha fazla üretmeli.İthalatla bir yere varamayız.”

Tahıl açığı artacak,ithalat kaçınılmaz

Hububat Tedarikçiler Derneği/HUBUDER)Yönetim Kurulu Başkanı Gülfem Eren, Türkiye’nin un ve makarna ihracatındaki başarısını sürdürmesi ve yem sektöründe yüksek büyümenin devam etmesi nedeniyle tahıl ihtiyacının arttığını belirterek: ” Diğer yanda hem tarım arazilerindeki daralma, hem de üreticilerin daha fazla gelir beklentisi ve destekler sebebiyle pamuk ve yağlı tohumlar ekilişlerine yönelmeleri önümüzdeki dönemde tahıl açığımızın artacağına işaret etmektedir. Bu sebeple ciddi bir üretim planlaması yapılması önem arz ediyor. Buna son yıllarda genellikle kurak giden iklim şartlarının verimlilik üzerindeki olumsuz etkileri de eklendiğinde 2018-19 hasat döneminde de ithalat ihtiyacımızın, ekiliş alanları artan arpa hariç, devam edeceğini tahmin etmekteyiz.” değerlendirmesini yaptı.

Tüccar kademeli fiyat istiyor

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin elde kalan stokları satmak amacıyla fiyat düşürme yoluna gitmesinin, özellikle Trakya Bölgesi’nde ticareti olumsuz etkilediğini ileri süren Eren, yeni hasat dönemine ilişkin beklentilerini şöyle anlattı: “Yeni hasat döneminin seçimlere denk gelmesi ve hükümetin popülist uygulamalara yönelmesi sebebiyle, bu sezon müdahale fiyatlarının her zamankinden daha yüksek açıklanacağı beklentisi hakimdir. Bizim tahminimiz 2017-18 sezonunda zarar eden, yahut en iyimser durumda para kazanamayan tüccar ve sanayicinin hasatta mal almakta isteksiz davranacağı yönündedir.Talebimiz, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin lisanslı depolarda emanete bırakılacak mallar için tüccar ve sanayiciye de yüzde 50 faiz desteği vermesidir. Ayrıca, Ofis bu yıl alım fiyatlarını kademeli olarak arttırmalıdır.”

Un ihracatı yüzde 5 azaldı

Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu(TUSAF) Yönetim Kurulu Başkanı Günhan Ulusoy dünya un ticaretinin üçte birinin Türkiye tarafından yapıldığını ve un ihracatında liderliğin 10 yıl daha süreceğini vurgulayarak, bu yılın ilk 4 ayında un ihracatında yüzde 5 düşüş olduğunu söyledi. Sudan pazarının tamamen kaybedildiğini,,Irak pazarında ise düşüş olduğunu hatırlatan Ulusoy, Somali,Madagaskar,Benin’e ihracatın yüzde yüz arttığını Küba ve Gana’ya ilk kez ihracat yaptıklarını belirterek, bu ihracatın ithalata dayalı geliştiğini ve Dahilde İşleme Rejimi kapsamında ihracatın yeniden başlaması gerektiğini vurguladı.

Özetle, hasadın başladığı 2018-2019 hububat sezonunda üretici fiyat, tüccar ve sanayici piyasa istikrarı bekliyor. Gözler, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin uygulayacağı fiyat ve alım politikasında olacak. Dünyadaki gelişmeleri ise yarınki yazımızda ele alacağız.

Türkiye Hububat Üretimi(Bin Ton)

2013-14 2014-15 2015-16 2016-17 2017-18

Buğday 22.050 19.000 22.600 20.600 21.500
Arpa 7.900 6.300 8.000 6.700 7.100
Mısır 5.900 5.950 6.400 6.400 5.900
Çeltik 900 830 920 920 900

Tarımda ithalat patladı,bağımsızlık tehlikede

0
2018'de tarım ithalatı patladı

Tarımda ithalat patladı,bağımsızlık tehlikede

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, konuşmalarında çok sıklıkla tarım ve gıda üretiminin bir ülke için bağımsızlığın olmazsa olmaz şartı olduğuna vurgu yapıyor. Daha üç gün önceki konuşmasında gıdaya ulaşmanın gün geçtikçe daha önemli hale geldiğini belirterek: ” Böyle bir ortamda kendi gıdasını üretemeyen hiçbir devlet bağımsızlıktan söz edemez. Son zamanlarda gördük, tırlar dolusu doları olan ülkeler gıdaları olmayınca ne duruma düştüler” dedi.

Fakıbaba’nın söylediklerine aynen katılıyoruz. Ancak, kendisinin bakanlığı döneminde tarım ürünlerinde, hayvancılıkta,gıdada hemen her alanda ithalat rekorları kırılıyor. İthalat arttıkça ülkenin bağımsızlığı tehlikeye giriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu, 2018 yılının ilk üç aylık dönemine ilişkin dış ticaret verilerini açıkladı. Genel olarak ihracattaki artış yüzde 7.7 seviyesinde,ithalattaki artış ise yüzde 12.7 oldu.

İlk 3 aylık dönemde tarımda ithalat deyim yerindeyse patladı. 2018 Ocak-Şubat-Mart döneminde kırmızı et ithalatında yüzde 675, canlı hayvanda yüzde 142,buğdayda yüzde 148 artış oldu.

En çok artış kırmızı et ve hayvancılıkta

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık’ın Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden derlediği bilgilere göre, ithalatta en büyük artış canlı hayvan ve kırmızı ette yaşanıyor. Türkiye 2017 yılında 1.2 milyar dolar karşılığında 896 bin baş sığır ithal etti.
Mart 2018 itibarıyla 329 bin baş sığır ithal edildi. İthal edilen sığır karşılığında dışarıya ödenen döviz 395.4 milyon dolar. Geçen yılın aynı dönemine göre ithalattaki artış yüzde 142. Geçen yıl ilk 3 ayda 136 bin baş sığır ithalatı için 169.6 milyon dolar ödenmişti.

Koyun ithalatında da durum pek farklı değil. 2018 Mart ayı itibarıyla 125 bin baş koyun ithal edilerek 15.2 milyon dolar başka ülke çiftçilerine ödendi. Geçen yılın aynı dönemine göre tam 28 katlık artış var. Geçen yıl ilk 3 ayda 4 bin 466 baş koyun ithalatı için 565 bin dolar ödendi. 2017 yılında toplamda 281 bin baş koyun ithalatına 37.3 milyon dolar ödendi.

Geçen yıl toplamda 18 bin 879 ton büyükbaş hayvan eti ithalatı yapan ve 85.3 milyon dolar ödeyen Türkiye, 2018 Mart ayı itibarıyla 12 bin 714 ton büyük baş hayvan eti ithal ederek 63,3 milyon dolar ödedi. Geçen yıl ilk üç ayda 1.640 ton büyük baş hayvan eti ithalatı için 6,5 milyon dolar ödenmişti. Büyük baş hayvan eti ithalatı 2018 yılında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 675 arttı.

Buğdaydaki artış yüzde 148

Türkiye,2018’in ilk 3 aylık döneminde 1 milyon 987 bin ton buğday ithal etti. Bunu karşılığında 421,5 milyon dolar ödendi. Geçen yılın aynı döneminde 801 bin ton buğday ithalatı için 167,6 milyon dolar ödenmişti. Buğday ithalatındaki artış ilk 3 ayda yüzde 148 oldu. 2017 yılında toplamda 5 milyon ton buğday ithalatına 1 milyar dolar ödemişti.

Buğday alanlarındaki daralma saman üretimine de olumsuz yansıması nedeniyle saman ithalatı da artıyor. Saman ithalatı 2013 yılında miktar olarak 64 bin ton değer olarak 14.2 milyon dolar olarak gerçekleşirken, 2017 yılında 25 bin ton saman ithalatı için 3.8 milyon dolar ödendi. Bu yılın ilk üç ayında ise 5 bin ton civarında saman ithalatı için 555 bin dolar döviz ödendi.

Mısır ithalatı 10 kat arttı

Türkiye 2017 yılında ilk 3 ayda 103 bin ton mısır ithalatı için 30.3 milyon dolar döviz öderken bu yıl aynı dönemde ithalat 10 kattan daha fazla artarak 1 milyon 41 bin tona ulaştı. Bu ithalat için ödenen döviz ise 206.1 milyon dolar. Türkiye, 2017 yılında 2.1 milyon ton mısır ithalatına 429 milyon dolar ödedi.

GDO denetimi soya ithalatını engelledi

Bir çok üründe ilk 3 aylık dönemde ithalat artarken soya ithalatı geçen yıl ile aynı seviyede kaldı. Türkiye 2017 yılında 2.3 milyon ton soya ithalatına 948 milyon dolar öderken, bu yılın ilk üç ayında 462 bin ton soya ithal edilerek karşılığında 190 milyon dolar ödendi. Geçen yılın aynı döneminde 437 bin ton soya ithalatı için 185,5 milyon dolar ödenmişti. Soya ithalatı geçen yılın aynı dönemi ile hemen hemen aynı. Bunun en önemli nedeni ise, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “genetiği değiştirilmiş ürünler konusunda daha hassas olacağız” açıklaması ile ithal edilen soyada denetimlerin artırılması ve içeriye sokulmasının engellenmesi.

Pamuk ve ayçiçeği ithalatı

Türkiye, 2018’in ilk 3 aylık döneminde 230 bin ton pamuk ithalatı karşılığında 412.1 milyon dolar öderken, geçen yılın aynı döneminde 187 bin ton pamuk ithalatı için 322,8 milyon dolar ödenmişti. Pamuk ithalatındaki artış geçen yılın ilk 3 ayına göre yüzde 23 arttı. Türkiye 2017 yılında 914 bin ton pamuk ithalatına 1,7 milyar dolar ödemişti.

Bu yılın ilk 3 aylık döneminde ayçiçeği ithalatı 290 bin tona ulaşırken bunun karşılığında 135.9 milyon dolar ödendi. 2017’nin aynı döneminde 225 bin ton ayçiçeği ithalatı için 121.4 milyon dolar ödendi. Ayçiçeği ithalatındaki artış ilk üç ayda yüzde 29 civarında. 2017 yılında toplamda 640 bin ton ayçiçeği ithalatı yapılarak karşılığında 443,8 milyon dolar ödendi.

Özetle, Fakıbaba çok haklı. Gıdasını üretmeyen ülke bağımsız olamaz. Fakat bunu şu anda Türkiye’de söyleyecek en son kişi Tarım Bakanı olmalı. Bu ithalat rakamları ile Türkiye bağımsız olabilir mi?

Şeker fabrikalarının yeni sahipleri onay bekliyor

0
Şeker fabrikalarını kim aldı?

Şeker fabrikalarının yeni sahipleri onay bekliyor

Türkiye Şeker Fabrikaları (TÜRKŞEKER) A.Ş.’ye ait 14 fabrikanın özelleştirilmesine ilişkin süreç büyük oranda tamamlandı. Özelleştirme kapsamındaki 14 fabrikadan 11’inin yeni sahipleri belli oldu. Teklif verilmeyen Erzurum ve Erzincan Fabrikası yeniden birlikte ihaleye çıkarılırken, Kastamonu Fabrikası ile ilgili karar daha sonra açıklanacak. İhalelerde en yüksek teklifi vererek fabrikaları alan yeni sahipleri, satışa ilişkin son onayın verilmesini bekliyor.
Yapılan özelleştirme ihaleleri sonucunda sadece Turhal Şeker Fabrikası, Kayseri Şeker Fabrikası’nın da sahibi olan Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi tarafından alındı. Diğerleri sektör dışındaki kurumlar tarafından satın alındı.

En yüksek fiyat Afyon Şeker’e,en düşük Alpullu’ya

Yapılan ihaleler sonucunda en yüksek fiyatla satılan fabrika Afyon Şeker Fabrikası oldu. Afyon Şeker Fabrikası’nı 725 milyon lira teklif vererek alan Doğuş Yiyecek ve İçecek Üretim Sanayi A.Ş. ihale sürecinde 336 milyon lira ile Bor şeker Fabrikası ile 275 milyon lira ile Yozgat Şeker fabrikasının da sahibi oldu. İhale ile yapılan satışta en düşük fiyata satılan fabrika ise Alpullu Şeker Fabrikası oldu. Alpullu Şeker Fabrikası’nı Trakya Bölgesi’nde çok büyük araziler toplayarak organik tarım yapan Ziya Organik’e ait Binbirgıda Tarım Ürünleri A.Ş. 150 milyon bedelle aldı.

Erzurum ve Erzincan birlikte satılacak

Özelleştirme İdaresi teklif verilmeyen Erzurum ve Erzincan Şeker Fabrikası’nı birlikte satmak üzere ikinci bir ihale açtı. BU iki fabrika için son teklif verme tarihi 4 Mayıs 2018 olarak açıklandı. Kastamonu Şeker Fabrikası için ihaleye Kastamonu Ortak Girişim Grubu ve Şeker Ortak Girişim Grubu teklif vermiş ancak ihalede komisyon tarafından belirlenen 119 milyon 600 bin liralık tutarda teklif olmadığı için satışı yapılmadı. Kastamonu Fabrikası ile ilgili karar daha sonra açıklanacak.

Onay seçimden sonraya kalabilir

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine ilişkin satış işlemleri Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından onaylanması ve Resmi Gazete’de yayınlanması ile kesinleşecek. Fabrikaların özelleştirilmesine karşı yükselen tepki nedeniyle satışla ilgili kesin kararın seçimden sonra alınabileceği tahmin ediliyor.

Şeker fabrikalarının yeni sahipleri

Fabrikanın adı Satış Bedeli( Bin TL) Satın Alan
Alpullu  150.000 Binbirgıda Tarım Ürünleri A.Ş.
Muş 230.200 MBD İnşaat-Öz Er-Ka İnşaat Girişim Grubu
Afyon 725.000 Doğuş Yiyecek ve İçecek Üretim Sanayi A.Ş.
Burdur  487.000 Erser Grup – Sterk Plast Ortak Girişim Grubu
Elbistan  297.000 Mutlucan Tuz Madencilik İnşaat Turizm A.Ş.
Turhal 569.000 Kayseri Şeker Fabrikası A.Ş.
Ilgın 637.000 Alteks Tekstil,Turizm inşaat A.Ş.
Çorum 528.000 Safi Katı Yakıt Sanayi ve Ticaret A.Ş. 
Yozgat 275.000 Doğuş Yiyecek ve İçecek Üretim Sanayi A.Ş.
Bor  336.000  Doğuş Yiyecek ve İçecek Üretim Sanayi A.Ş
Kırşehir 330.000 Tutku Gıda Turizm İnşaat İmalat İthalat Ltd.

Tarımsal sulama ve arazi toplulaştırmada yeni dönem

0
Suyun ve toprağın tarımdaki tek patronu DSİ oldu

Tarımsal sulama ve arazi toplulaştırmada yeni dönem

Tarımsal sulama ve arazi toplulaştırmasında yeni bir dönem başladı. Daha önce Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında olan arazi toplulaştırma, tarımsal sulama ve sulamaya ilişkin desteklemeler Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne devredildi. Böylece Devlet Su İşleri, su ve toprak konusunda tek yetkili kurum oldu.

Devlet Su işleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda ve Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 19 Nisan 2018’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Kanun 28 Nisan 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Yeni dönemde neler olacak?

Yeni dönemde tarımsal sulama ve arazi toplulaştırması konusundaki uygulamalar şöyle olacak:

1- Tarımsal sulama ve arazi toplulaştırma konusunda çok önemli değişiklikler getiren Kanun ile, Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın sulama ve arazi toplulaştırma alanındaki yetkileri Devlet Su İşleri(DSİ) Genel Müdürlüğü’ne devredildi.

2- Kanun ile; Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Arazi Toplulaştırması Etüt ve Projelendirme Dairesi Başkanlığı, Değerlendirme ve Destekleme Dairesi Başkanlığı kurulacak.

3- Su kaynaklarının diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca tahsisi, kiralanması, ruhsatlandırılması gibi işlemlerde DSİ’ nin görüşü alınacak. Su tahsisine ilişkin usul ve esaslar DSİ tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenecek.

4- Arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetlerinin yürütülmesinde DSİ uygulayıcı kuruluş olarak yetkili olacak. DSİ dışındaki kurum ve kuruluşlar DSİ’ nin iznine tabi olarak proje idaresi sıfatıyla arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetlerini yürütmeye yetkili olacak.

5- Arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri uygulanacak arazi üzerinde, DSİ veya proje idaresi tarafından yapılacak fiili uygulamalar, hak sahiplerinin iznine bağlı olmayacak.

Tarımsal faaliyetleri kısıtlama yetkisi

6- Arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yürütülen alanlarda tarımsal faaliyetleri kısıtlamaya DSİ veya proje idaresi yetkili olacak.

7- Arazi mülkiyetinin ihtilaflı olması veya sahibinin gelir kaybına ilişkin takdir edilen bedeli kabul etmemesi durumunda, DSİ veya proje idaresi tarafından yetkili sulh hukuk mahkemesine başvurularak bedel tespiti yapılacak. Mahkemece belirlenen bedel, üçer aylık vadeli hesaba yatırılarak taşınmaz üzerinde malikin iznine tabi olmaksızın toplulaştırmaya ilişkin işlemlere devam edilecek.

8- Köy tüzel kişiliği, belediyeler, kooperatifler, birlikler gibi tüzel kişilikler veya kamu kuruluşları, hizmet konuları ile ilgili arazi toplulaştırması ve/veya tarla içi geliştirme hizmeti yapmak istemeleri durumunda DSİ’ye gerekçeleri ile başvurarak toplulaştırma isteklerini bildirecek. Gerekçelerin yeterli görülmesi durumunda DSİ’nin bağlı olduğu Bakanlığın teklifi ile Bakanlar Kurulu kararı alındıktan sonra başvuran tüzel kişilik veya kuruluş bu maddeye göre arazi toplulaştırması projesini yürütecek.

9- Arazi toplulaştırması sahası ilan edilen yerlerle ilgili Bakanlar Kurulu kararı Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra arazi toplulaştırması işlemleri sonuçlanıncaya kadar bu alanlarda arazi toplulaştırmasına konu arazilerin mülkiyet ve zilyetliğinin devir, temlik, ipotek ve satış vaadi işlemleri DSİ’nin ve proje idaresinin iznine bağlı olacak.

Küçük araziler toplulaştırılarak satılabilecek

10- DSİ veya proje idaresi gerekli hallerde asgari tarımsal arazi büyüklüğünün altındaki tarımsal arazileri toplulaştırabilir veya bu madde kapsamında değerlendirmek üzere kamulaştırabilecek. Arazi toplulaştırması uygulamalarında, tahsisli araziler asgari tarımsal arazi büyüklüğünün altındaki araziler ile birleştirilerek asgari büyüklükte yeni tarımsal araziler oluşturulabilecek. Bu suretle oluşturulan araziler; öncelikle arazi toplulaştırmasına veya kamulaştırma konusu olan arazi maliklerine, bu kişiler satın almadığı takdirde, yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğünde tarım arazisi bulunmayan yöre çiftçilerine rayiç bedeli üzerinden DSİ’nin veya proje idaresinin talebi üzerine, Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslara göre satılacak.

11- Sulama kooperatiflerinin kurulmasına izin vermek,denetlemek, bunların eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olarak neticelendirilmesi için gerekli tedbirleri almak, DSİ’nin yetkisinde olacak. DSİ’nin sulama tesislerini işleten kooperatiflerden finansal ve mali yapısının sürdürülemez olduğu tespit edilenlerle yapılmış olan devir sözleşmeleri DSİ’nin teklifi ve Orman ve Su İşleri Bakanının onayıyla feshedilecek.

İzinsiz su kullananlara ağır cezalar uygulanacak

12- Sulama tesislerinden izinsiz olarak su kullananlara, izinli kullanım olması halinde alınması gereken işletme ve bakım ücretinin yüzde 50 fazlası tutarında idari para cezası verilecek. Devlet tarafından yapılacak destekleme ödemesi almaya hak kazanan çiftçilerin vadesi geldiği halde ödenmeyen sulama işletme ve bakım ücreti veya su kullanım hizmet bedeli borcu bulunması halinde; DSİ veya işletme ve bakım sorumluluğu devredilen gerçek veya tüzel kişi tarafından tarımsal destekleme ödemesi yapacak bankaya borç miktarı bildirilecek. Destekleme ödemelerinden borç tutarı mahsup edilerek, DSİ veya işletme ve bakım sorumluluğu devredilen gerçek veya tüzel kişiye ödenecek.

13-Hazırlanan su dağıtım planında belirtilen zaman veya süre dışında sulama yapan birlik üyelerine suladığı her dekar arazi başına su kullanım hizmet bedelinin iki katına kadar, bu fiillerin tekrarı halinde her defasında ayrı ayrı olmak üzere dört katına kadar, Sulama beyannamesi vermeden ya da eksik beyanname ile sulama yapan birlik üyelerine, suladığı her dekar arazi başına su kullanım hizmet bedelinin iki katına kadar, Birlik görev alanı dışında kalan su kullanıcılarına, izinsiz olarak suladıkları her dekar arazi başına su kullanım hizmet bedelinin iki katına kadar,idari para cezası verilecek.

Sulama tesisleri özel sektöre devredilebilir

14- Tüzel kişiliği sona eren sulama birlikleri tarafından işletme ve bakım hizmetleri yerine getirilen sulama tesisleri ile DSİ tarafından inşa edilen sulama tesisleri DSİ tarafından işletilecek veya ilgili idarenin talebi ve DSİ’nin teklifi üzerine bağlı olduğu Bakan tarafından onaylananlar, işletme ve bakım hizmetleri yerine getirilmek üzere; belediyelere veya il özel idarelerine devredilebilecek.

15- Sulama tesisleri, DSİ tarafından hizmet alımı suretiyle işletmeye verilebilir.

16- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yürütülen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla işlemleri devam eden arazi toplulaştırması işleri ile inşası devam etmekte olan tarla içi geliştirme hizmetlerine DSİ tarafından son verilebilir.

17- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatında arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetlerinde çalışanlar DSİ’ye devredilecek.

Destekler DSİ tarafından verilecek

18- Tarım Kanunu’nda yapılan değişiklikle, tarla içi sulama sistemi hizmetlerinin geliştirilmesi amacıyla, çiftçilerin birlikte veya ferdi olarak yürütecekleri yatırım projelerinin maliyetinin bir kısmı, tarla içi sulama desteği olarak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından karşılanacak. Tarla içi sulama sistemi desteklerine ilişkin işlemler Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek. Destekleme oranını, proje türleri bazında veya toplu olarak belirlemeye ve uygulamaya ilişkin diğer hususları düzenlemeye Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkili olacak.

19- Sulama birlikleri görev alanında yer alan her su kullanıcısı gerçek ve tüzel kişi sulama tesisinden faydalanabilmek için o birliğe üye olmak zorunda. İlk üyelik kaydı sırasında bir defaya mahsus olmak üzere DSİ’nin belirlediği katılım payı tahsil edilecek.

20- Sulama birliğinin amacına ulaşamayacağının tespit edilmesi durumunda birlik, DSİ’nin teklifi üzerine Bakan onayı ile feshedilecek.

Özetle, tarımın temel iki kaynağı olan toprak ve su konusunda Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tamamen devre dışı bırakılıyor. Toprak ve su kaynakları konusundaki hizmetler bu yeni dönemde ticari bir yaklaşımla ele alınacak. Özellikle küçük çiftçi bu yeni uygulamalarla tamamen tasfiye edilerek sektörün dışına çıkarılacak. Tarım toprakları belli ellerde toplanacak.Parası olan suyu kullanabilecek. Su kaynakları özel şirketlere devredilerek tarıma yeni bir darbe vurulacak.

Tarım ve mera alanları daralırken,çiftçi sayısı azalıyor

0
Çiftçi tarımı terk ediyor

Tarım ve mera alanları daralırken,çiftçi sayısı azalıyor

Tarım alanlarındaki kayıp tüm hızıyla sürüyor. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, 2017 yılında tarım alanları önceki yıla göre 336 bin hektar azalarak 23 milyon 375 bin hektara geriledi.

Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı “Türkiye’de Tarım Alanları” tablosuna göre, 1990 yılında 27 milyon 856 bin hektar olan tarım alanları 2002’de 26 milyon 579 bin hektara geriledi. Son 4 yıldaki azalma ise şöyle: 2014 yılında 23 milyon 939 bin hektar olan tarım alanları 2015’te 5 bin hektarlık düşüşle 23 milyon 934 bin hektara, 2016’da ise 23 milyon 711 hektara geriledi. Bu dönemde en büyük düşüş 336 bin hektar ile 2017’de gerçekleşti.

Mera alanları eridi

Bakanlığın verilerine göre en dramatik gelişme mera alanlarında yaşandı.1970-2017 döneminde 21 milyon 698 bin hektar olan mera alanları yaklaşık olarak yarı yarıya azalarak 10 milyon 984 bin hektara geriledi. Türkiye bu dönemde 10 milyon 713 bin hektar mera alanını kaybetti. Bölgelere göre değişime bakıldığında Ege Bölgesi’nin mera alanları 1 milyon hektardan 394 bin 429 hektara düştü. Aynı dönemde Marmara Bölgesi’nin mera alanı 463 bin 600 hektardan,286 bin hektara, Akdeniz Bölgesi’nde 1 milyon hektardan 540 bin 956 hektara geriledi. Bu dönemde, İç Anadolu Bölgesi mera alanları 5 milyon 884 bin hektardan 3 milyon 939 bin hektara düştü. Karadeniz Bölgesi’nin mera alanları 1 milyon 993 bin hektardan 1 milyon 69 bin hektara,Doğu Anadolu Bölgesi mera alanları 9 milyon 162 bin hektardan 4 milyon 198 bin hektara,Güneydoğu Anadolu Bölgesi mera alanları ise 2 milyon 165 bin hektardan 556 bin hektara geriledi.
Ülke hayvancılığının içinde bulunduğu durum,ithalata olan bağımlılık dikkate alındığında bunda mera alanlarının hızla yok edilmesinin önemli rolü olduğu açıkça görülüyor.

Tarla bitkilerinden meyve ve sebzeciliğe yönelme var

Tarım alanlarında yaşanan gerilemenin yanı sıra, bu alanların kullanılmasında da önemli değişiklikler yaşandı. 1990’dan bu yana tarla bitkileri üretim alanlarında daralma yaşanırken, sebze ve meyve üretim alanları genişliyor. Ayrıca nadasa bırakılan alanlar azalıyor. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü verilerine göre, 1990 yılında 18.8 milyon hektar olan tarla bitkileri üretim alanı 2017’ye gelindiğinde 15.5 milyon hektara gerilemesi dikkat çekiyor. Aynı dönemde sebze üretim alanı 635 bin hektardan 798 bin hektara, meyve üretim alanı ise 3 milyon 29 bin hektardan 3 milyon 343 bin hektara yükseldi. Bu dönemde nadasa bırakılan alan 5 milyon 324 bin hektardan 3 milyon 697 bin hektara düştü.

Çiftçi sayısı azalıyor

Bakanlık verilerine göre, çiftçi sayısında da ciddi bir düşüş var. Çiftçi Kayıt Sistemi’nin uygulanmaya başlandığı 2002 yılından 2017 yılına kadar kayıtlı çiftçi sayısı 2 milyon 588 bin 666 kişiden 456 bin 175 kişi azalarak 2 milyon 132 bin kişiye düştü. Bu çiftçilerin işlediği tarım alanı ise aynı dönemde 164 milyon 960 bin dekardan 148 milyon 792 bin dekara geriledi.
Tarım alanlarındaki gerileme ve binlerce çiftçinin tarımdan çekilmesi ülke tarımının geleceği açısından endişe verici. Kaldı ki, Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı tarım alanı ve çiftçi sayısının bir bölümü tarımsal desteklerden yararlanmak için kullanıldığı biliniyor. Yani şehirde veya kırsalda yaşayan belli bir kesimin üretim yapmasa bile sisteme kayıt yaparak desteklerden yararlandığı biliniyor.

İyi tarım ve organik tarımda üretim arttı

Bu dönemde tarımda bir çok olumsuzluğa rağmen iyi tarım ve organik tarım üretiminde büyük bir sıçrama yaşanıyor.İyi tarım uygulamalarının başlatıldığı 2007 yılında 18 ilde 651 üretici 53 bin 607 dekar alanda 149 bin ton üretim yapılırken, verilen desteklerin de etkisi ile 2017’de 64 ilde 72 bin 236 üretici tarafından 6 milyon 247 bin dekar alanda 6 milyon 898 bin ton üretim yapıldı.

Organik tarımda ise 2002 yılında 150 olan ürün sayısı 2016’da 225’e çıktı. Çiftçi sayısı aynı dönemde 12 bin 428 kişiden 67 bin 878 kişiye ulaştı. Toplam üretim alanı 89 bin 827 hektar alandan 523 bin 778 bin hektara yükselirken, üretim miktarı 310 bin tondan 2 milyon 473 bin tona ulaştı.

Örtü altı üretim alanı ve miktarlarındaki artış ise, 2002-2017 döneminde dikkat çekiyor. 2002 yılında 535 bin dekar olan örtü altı üretim alanı 2017’ye gelindiğinde 752 bin dekara çıktı. Üretim miktarı ise toplamda 4.2 milyon tondan 7.8 milyon tona yükseldi.
Bu veriler, çiftçilerin katma değeri ve ihracat kabiliyeti yüksek ürünlere yöneldiğini gösteriyor.

Gübre ve mazot fiyatındaki artış durdurulamıyor

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü verilerine göre, tarımsal üretimin temel iki girdisi olan gübre ve mazot fiyatındaki artışın durdurulamadığı dikkat çekiyor. Bakanlığın üretici,ithalatçı firmalardan derlediği toptan fiyatlara göre, 2003 yılında tonu ortalama 309 lira olan ÜRE gübresi 2017 yılında ortalama 1000 liraya yükseldi. DAP gübresinin fiyatı ise aynı dönemde 388 liradan 1493 liraya çıktı.
Çiftçinin kullandığı mazotun litre fiyatı 2002 yılında ortalama 1 lira 9 kuruş iken 2017 yılı ortalaması 4 lira 70 kuruş oldu.

Özetle, Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın “iyimser” verilerine rağmen tarımdaki gidişatın iyi olmadığı görülüyor. Öncelikle tarım ve mera alanlarının korunması, girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve üretim deseninin yeniden planlanması gerekiyor. Bunun için tarıma ve tarımcıya değer veren iradeye ihtiyaç var.

Bizi Takip Edin!

7,171TakipçilerBeğen
75TakipçilerTakip Et
2,137TakipçilerTakip Et
3,637TakipçilerTakip Et
13,216TakipçilerTakip Et
70AboneAbone Ol

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.