Çiğ sütte fiyat artışı çiftçiye yansımayacak

0
Çiğ süt fiyatındaki artış çiftçiye yansımayacak

Çiğ süt fiyatı 1 lira 40 kuruş oldu

Ulusal Süt Konseyi, çiğ süt referans fiyatını litre başına 10 kuruş artırarak 1 lira 40 kuruşa çıkardı. Ancak bu fiyat artışı üreticiye yansımayacak.Bugün saat 14.00’te toplanan ve yaklaşık 4 saat süren Ulusal Süt Konseyi toplantısında 1 Ekim 2017 tarihinden geçerli olmak üzere çiğ süt referans fiyatı 1 lira 30 kuruştan 1 lira 40 kuruşa çıkarıldı.

Üretici 1.45 istedi
Üretici temsilcilerinin en az 1 lira 45 kuruş olmasını istedikleri çiğ süt fiyatı Ulusal Süt Konseyi toplantısında “fabrika teslimi” olmak üzere 10 kuruş artışla 1 lira 40 kuruş oldu.
DÜNYA’ nın toplantıya katılanlardan edindiği bilgilere göre zaman zaman sert tartışmaların yaşandığı toplantıda bakanlık temsilcilerinin sanayiciden yana tavır alması nedeniyle bir üretici temsilcisinin Gıda,Tarım ve Hayvancılık Genel Müdürü Osman Uzun’a:” Sayın Genel Müdür siz bakanlığı mı temsil ediyorsunuz sanayicileri mi” diyerek sitemde bulunması dikkat çekti.

Artış çiftçiye yansımayacak
Ulusal Süt Konseyi tarafından belirlenen 1 lira 40 kuruşluk çiğ süt referans fiyatı “fabrika teslim fiyatı” olduğu için gerçekte üretici açısından artış olmayacak. Fiyata “fabrika teslim fiyatı” ibaresi eklenerek nakliye,soğutma primi ve diğer bazı kalemler fiyatın içine konuldu. Sanayicinin ödediği bazı giderler çiğ süt üreten çiftçiye yüklenmiş oldu.. Dolayısıyla fiyat 10 kuruş artmış görünse de çiftçiye yansıtılmayacak.

Fiyat 1.30’un altına düşerse müdahale olacak
Eski Gıda,Tarım ve hayvancılık bakanı Faruk Çelik’in başlattığı Et ve Süt Kurumu’nun piyasaya müdahalesi ise belli şartlara bağlanarak gevşetildi. Piyasada çiğ sütün litre fiyatı 1 lira 30 kuruşun altına düştüğünde Et ve Süt Kurumu alım yaparak müdahale edecek. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba göreve geldikten sonra yaptıkları görüşmelerde “Et ve Süt Kurumu süt alıyor bize süt kalmıyor” diyerek müdahalenin sonlandırılmasını istedikleri biliniyor. Ulusal Süt Konseyi’nde sanayicilerin bu isteği kısmen karşılanmış oldu. Et ve Süt Kurumu fiyat 1.39-0’un altına düştüğünde müdahale edecek.

Fatura ile ödeme farklı olacak
Çiğ süt üreticilerinin temsilcileri yapılan 10 kuruşluk artışın çiftçiye yansıması olmayacağını iddia ederek: “Süt alanlar üreticiye çiğ sütün litresini 1 lira 40 kuruş olarak fatura edecek,ancak ödeme daha düşük olacak.” görüşünü savunuyor.

Rusya’dan et ithalatı ve bakanlığın açıklaması

0
Rusya'dan et ithalatı haberime bakanlığın açıklaması ve yanıtım

Rusya’dan et ithalatı ve bakanlığın açıklaması

Bugün yazı günümüz değil. Fakat,Dünya Gazetesi’nde 20 Eylül Çarşamba günü manşetten yayınlanan “Domatesin yolunu, et ithalatı açtı” başlıklı haberimizle ilgili Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan gelen açıklama üzerine konuyu sıcağı sıcağına yazmakta yarar olduğunu düşündük.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, haberimizde et sektörü temsilcilerinin dile getirdiği ” Avrupa’dan,Brezilya veya Arjantin’den ithalat yapmak yerine Rusya’dan yapılabilir. Rusya daha yakın ve maliyetin daha düşük olması nedeniyle daha ucuza gelebilir.” sözlerine atıfta bulunarak Rusya’dan et ithalatına sıcak baktıklarını söyledi.
Ahmet Eşref Fakıbaba ve Bakanlık Basın Müşavirliğinden gelen açıklama haberimizin doğruluğunu teyit ediyor.
Neye itiraz ediyorlar?
Önce açıklamaları sonra da konuya ilişkin değerlendirmemizi paylaşalım.
Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nin yaptığı basın açıklaması şöyle:

“Dünya gazetesinin bugünkü nüshasında yer alan “Domatesin yolunu, et ithalatı açtı” başlıklı haberde; Türkiye-Rusya Tarım Yürütme Komitesi 1.Dönem Toplantısında, Rusya’nın domates ithalatına karşılık Türkiye’ye et ithal etmesi şartı getirdiği ve Ankara’nın da bu talebe onay verdiği şeklinde bir haber yer almıştır.
Söz konusu haberde yer alan bu iddiayla ilgili olarak aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur:
“13-14 Eylül 2017 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilen toplantıda veteriner izleme ve hayvan sağlığı; balıkçılık ve su ürünleri; bitkisel üretim ve bitki karantina; kırsal kalkınma; tarımsal araştırmalar; tarımsal ticaret konu başlıkları görüşülmüştür.
Toplantıda ayrıca başta meyve sebze ihracatı olmak üzere, beyaz et, kırmızı et, domates, patlıcan ve nar ticareti konularında görüşmeler yapılmıştır.Türk ve Rus tarafı karşılıklı olarak et ve et ürünleri ile hayvan yemi ve yem materyali ticareti konusundaki taleplerini ifade etmişlerdir.
Domates konusunda da Rusya Federasyonu hükümet kararnamesi ile karantinayla ilgili teknik hususlarda yaşanan sıkıntıların giderilmesi noktasında olumlu görüşmeler gerçekleştirilmiştir.
Toplantı neticesinde hazırlanan ve iki ülkenin talep ve isteklerinin bir araya getirildiği ortak mutabakat metni, her iki ülkenin Bakan Yardımcıları tarafından imzalanmıştır.
Görüldüğü üzere söz konusu toplantıda domates ihracatıyla et ithalatı konularının birbiriyle ilişkilendirilmesi söz konusu olmamıştır.
Dolayısıyla toplantıdaki görüşme sürecinin haberde iddia edildiği gibi olmadığı açıklıkla görülmektedir.
Et ithalatı uygulaması, ancak önümüzdeki süreçte ihtiyaç duyulması, akabinde gerekli sağlık şartlarını taşıması ve Türkiye tarafından uygunluğu tespit edilmesi durumunda ayrıca değerlendirilebilecektir.
Kamuoyunun bilgisine sunulur.”

Fakıbaba: “Rusya’dan et ithalatına sıcak bakıyoruz”

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba İstanbul’da Bloomberg HT’nin düzenlediği Tarım Zirvesi’nde meslektaşlarımızın konuya ilişkin sorusunu yanıtlarken Rusya’dan et ithalatına sıcak baktıklarını söyledi.
Fakıbaba, haberimizde yer alan ve sektör temsilcileri tarafından dile getirilen görüşe atıfta bulunarak şunları söyledi:”Domates ihracını serbest bırakma girişimleri var ama bu bir karşılık açısından değil. Etteki ithalat beni üzüyor. İnşallah birkaç yıl içerisinde bu ithalatı bitirmeyi düşünüyoruz. Ama tabii fiyatlar uygun olursa Avrupa, Brezilya ya da Uruguay’dan alacağımıza komşumuz Rusya’dan almakta hiçbir mahsur görmüyorum.”

Rusya talebini 1 yıl önce dile getirmişti

Haberimizde de belirttiğimiz gibi Antalya’da yapılan Türkiye-Rusya Tarım Yürütme Komitesi 1. Dönem Toplantısı’nda, Türkiye kendi taleplerini,Rusya Federasyonu da kendi taleplerini dile getirdi. Bir çok konu konuşuldu. Fakat bizim haberimize konu olan domates ve et ithalatı konusunda; Rusya “karkas et ve canlı hayvan alın” dedi. Türkiye; “domates ve diğer ürünlere yönelik yasağı kaldırın” dedi. Talepler karşılıklı kabul edildi.Mutabakat metnine yazıldı ve imzalandı.
Sonuç olarak Türkiye, Rusya’dan et alacak. Rusya’da Türkiye’den domates alacak. Mutabakat metninde iki ülkenin talepleri var mı? Var. Bunun için görüşmelerde pazarlık yapıldı mı? Yapıldı. Fakat domatesle et birbiriyle ilişkili değilmiş. O ilişkiyi biz kurmuşuz.Yani domates ihraç etmenin şartı et ithalatı olmayacakmış.
Kaldı ki,Rusya’nın et ve canlı hayvan alın talebi, bizim deyimimizle şartı yeni değil ki. Daha önce yapılan bir çok görüşmede ifade ettiler. Bunu pazarlık konusu yaptıklarını eski Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik yaklaşık bir yıl önce açıkladı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Ekim 2016’daki resepsiyonunda Rusya konusu konuşulurken Bakan Faruk Çelik, bir gazetecinin, “Nerede tıkanıyor, ne istiyorlar?” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Onların bizden bazı talepleri var: Rusya’dan canlı hayvan ithalatı yapmamızı istiyorlar. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü çerçevesinde konuları ele alıyoruz. Olmaz diye bir şey yok. Olabilir. Et ithal edebiliriz. Tabii ki gerekli sağlık, denetim testleri, tahlilleri var. O da olabilir ama bizim de vermek istediklerimiz var. Bunları masa başında konuşacağız. ”
Faruk Çelik’in söylediği o masa başı konuşmaları bir yılın sonunda sonuçlandı. Türkiye, Rusya’dan canlı hayvan ve karkas et ithal edecek.Rusya’da domates ve diğer ürünlere yönelik yasağı kaldıracak. İki taraf bunu kabul etti ve imzaladı. Başka söze gerek var mı? Siz okurlarımızın takdirine bırakıyoruz.

Fındık üreticisi neden sokakta?

0
Fındık üreticileri neden sokakta?

Fındık üreticisi neden sokakta?

Fındık üreticisi bir kez daha sokakta. Üretici fındık fiyatından memnun değil. Bu memnuniyetsizliğini de demokratik yollarla yaptığı eylemlerle gösteriyor. Sesini duyurmaya çalışıyor.
Üreticinin haklı talepleri “Siz AKP hükümetine oy verdiniz,ne haliniz varsa görün” denilerek görmezden gelinebilir mi?
Parti,siyaset,oy tercihleri ne olursa olsun; fındıkta önemli sorunlar var. Bu sorunların çözülmesi gerekiyor.
Fındık, uygulanan politika üzerinden tartışılmalı. Uygulanan politikalar üretici lehine sonuçlar doğurmadığı çok açık.Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ordu’dan Giresun’a yaptığı fındık yürüyüşü büyük ilgi gördü. Bu yürüyüş, aynı zamanda oluşan tepkinin dozunu düşürdü.
“Yürüdük,görevimizi yaptık” yaklaşımı bundan sonraki günlerde tepkilerin azalmasını sağlayacak. Öfke,yerini sakinliğe bırakacak.
Yaşananları anlamak için fındığın önemini,fındıkta neler olup bittiğini izlemek, bilmek gerekiyor. Daha önce defalarca yazdık.Fakat, bir kez daha tekrarlamakta yarar var:

1- Fındık,Türkiye’nin üretimde dünya lideri olduğu bir ürün. Yakın gelecekte de bu liderliğin değişme olanağı yok. Yapılan bir çok denemelere, devlet ve şirket destekli projelere rağmen fındık üretiminde Türkiye’nin liderliğini etkileyecek bir üretim sağlanamadı.

2- Fındık, aynı zamanda ihraç ürünü. Türkiye’de üretilen fındığın yüzde 80’ni ihraç ediliyor. Ancak yüzde 20’si iç piyasada tüketiliyor. Yapılan ihracatla ülkeye yılda ortalama 2 milyar dolar döviz girdisi sağlanıyor.

3- Fındık, üretim bakımından bölgesel, ticaret bakımından evrensel bir ürün. Karadeniz Bölgesi’nde üretilir dünyanın bir çok ülkesine ihraç edilir.

4- Fındık,yaklaşık 400 bin ailenin geçim kaynağı. Büyük plantasyonlar yerine küçük aile işletmelerinin geçimlik üretim yaptığı bir ürün.

5- Fındık, çikolata sanayisinin ham maddesi. Üreticisi küçük,güçsüz ve örgütsüz. Alıcısı ise çok güçlü ve dünyanın dev firmaları. Bu nedenle serbest piyasaya bırakılmaması gereken bir ürün. Üreticinin desteğe,devlet müdahalesine ihtiyacı var.

6- Fındıkta yaşanan fiyat sorunu bugün ortaya çıkmış yeni bir sorun değil. Üretimin çok olduğu yıllarda fiyat düşer,az olduğu yıllarda yükselir. Bu nedenle üretimin doğru tespiti kadar kontrollü olarak arzı büyük önem taşır. Üretimin çok olduğu yıllarda ürünü alıp depolayacak,az olduğu yıllarda piyasaya arz edecek bir stok kurumuna ihtiyaç var.

7- Fındık, Karadeniz’de üretiliyor. Fakat fiyatını üreten çiftçi değil, büyük oranda alıcılar belirliyor. Üreticiden ucuza alınan ürün tüketiciye pahallıya satılıyor.

8- Fındıkta,1938 yılından bu yana faaliyet gösteren enen güçlü örgütü Fiskobirlik. AKP Hükümeti 2006’da Fiskobirlik tamamen devre dışı bırakarak Toprak Mahsulleri Ofisi’ne fındık aldırdı. Ofis o dönemde süreci iyi yönetti. Fakat, piyasaya müdahale eden üretici örgütü Fiskobirlik olmalı. Fiskobirlik de özerk olmalı.

9- Fındık, Nisan ayında yapılan referandum sürecinde politik malzeme yapıldı. Bölgeden oy almak için fındığa müdahale edildi. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin, Giresun kalite fındığın kilosunu 10.5 lira, Levant fındığın kilosunu ise 10 liraya alacağı ilan edildi. Bu aynı zamanda yeni sezon için de ölçü oldu. 2017 fındığı için aynı fiyat açıklandı. Hükümet bu fiyatı vererek serbest piyasada fındık fiyatının 8.5 lira civarında oluşmasını sağladı. Bu fiyat, 8 lira 75 kuruş olarak hesaplanan maliyetin altında. Dolayısıyla, hükümetin uyguladığı fiyat politikası üreticiyi değil,alıcıya destek oldu.

10- Fındıkta sezon başlarken, Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı değişti. Eski bakan Faruk Çelik, bazı adımlar atmış, en azından fındık konusunu tam öğrenmişken görevden alındı. Göreve getirilen Ahmet Eşref Fakıbaba, bırakın fındığı tarımı henüz bilmiyor. Kendisine durum anlatılıncaya kadar zaman geçti.Yaşanan sorun krize dönüştü.

Fındığın gramına 1.5-2 lira desteğe bütçe yeter mi?
Burada bir parantez açmakta yarar var. Bakan Fakıbaba, fındık konusuna o kadar yabancı,o kadar uzak ki konuşmalarında, verdiği bilgiler ya yanlış ya da hatalı. Bakanlığın internet sayfasında şu anda yayında olan “Fakıbaba’dan fındık üreticilerine çağrı: “Bütün ürünleri alacağız, ödemeleri bir hafta içinde yapacağız” başlıklı haberden bir bölüm aynen şöyle:”Üreticilerimizden istirhamım lütfen hiç paniğe gerek yok, biz bütün malları alacağız, bir hafta içinde paralarını ödeyeceğiz. Şu ana kadar 40 milyonluk mal almışız, salı günü bütün ödemelerini yapacağız, fırsatçılara hiç meydan bırakmayacağız.” çağrısında bulundu.
Bazı bakanlar ile Giresun’da açılışa katıldıklarını hatırlatan Fakıbaba, “O zaman orada fiyatları açıkladık. Biz bu fiyatları açıklamadan önce o bölgenin milletvekilleriyle, sivil toplum örgütleriyle, üretici ve sanayicileriyle görüştük. Bize söyledikleri olay şuydu, geçen sene rekolte 420 tondu ancak bu sene önce 705 ton olarak hesapladık ama sonradan güneş yanığı ve külleme dolayısıyla bu rekolteyi 675 ton olarak revize ettik. Yani 420 tondan 675 tona çıkmasına rağmen fiyatlarda bir eksiltme yapmadık. Ayrıca hükümetimiz, bunu hiç kimse söylemiyor, alan bazında desteklemeyle fındığa gram başına 1,5 ile 2 lira civarında ayrı bir destekleme vermiştir.” diye konuştu.
Sayın Bakan, fındık bile diyemiyor “mal” diyor. Verdiği rakamların hepsi eksik ve yanlış. Bakan,heyecanla veya konuya hakimiyeti olmadığı için böyle konuşuyor olabilir. Bu haberi bakanlığın internet sitesine koyan,okuyan bürokratlar,yöneticiler de fındığı bilmiyorlar mı?
Fındık rekoltesi 675 ton olur mu? Fındığın gramına 1.5-2 lira alan bazlı destek ödemeye ülke bütçesi yeter mi?
Dünyanın en değerli ürünlerinden birisi olan fındıkta sorunların neden çözülemediği, üreticinin neden sokakta olduğunu bundan daha iyi anlatacak bir örnek var mı?
Özetle, dünyada söz sahibi olduğumuz altın değerindeki fındık, bilgisiz,beceriksiz ellerde, yanlış fındık politikasıyla değersizleşiyor. Çiftçi sokakta ama bunun ne kadar farkında?

Atatürk’ün vizyonunu ıskalayan Türkiye, hayvan ithalatına mahkum oldu

0
Atatürk vizyonunu ıskalayan Türkiye, ithalata mahkum oldu

Atatürk’ün vizyonunu ıskalayan Türkiye, hayvan ithalatına mahkum oldu

Yıl 1925, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ülkeyi yeniden inşa etmek için, eğitimden sanata,tarımdan sanayiye her alanda önemli çalışmalar başlatıyor. Hedef, gelişmiş,uygar,bağımsız bir Türkiye yaratmak.
Ekonomik bağımsızlık olmadan kazanılan zaferin,kurtuluşun,cumhuriyetin bir anlam ifade etmeyeceğini söylüyor. O dönemin ekonomisi, büyük oranda tarıma dayalı.
Atatürk,gelecek vizyonu ile Ankara’da kurduğu çiftlikte çiftçilik yapıyor. O dönemin teknolojilerini Türkiye’ye getiriyor. Dünyanın en büyük “tarım müzesi” olacak çiftliğin, daha sonra nasıl yağmalandığını biliyorsunuz.
O yıllarda dünyadaki gelişmelere paralel olarak hayvancılıkta da çok önemli adımlar atılıyor. Islah edilmek üzere Macaristan’dan Simental ırkı sığır getiriliyor. Islah çalışmaları başlatılıyor. Ancak daha sonraki yıllarda bu çalışmalar durduruluyor. Atatürk’ün 1925’te büyük bir vizyoner olarak başlattığı ıslah çalışmaları devam ettirilmediği için,Türkiye, bugün milyarlarca dolar döviz ödeyerek hayvan ithal ediyor.Hayvancılığın her alanında dışa bağımlı bir ülke oldu.
Bu acı gerçeği Türkiye’de ilk kez yapılan Dünya Simental Fleckvieh Federasyonu Konferansı’nda yaşadık.İzmir Selçuk’ta 17 Eylül’de başlayan ve 21 Eylül’de sona erecek konferansa yansıyan tablo şuydu; Atatürk’ün 1925’lerde gördüğü ve uygulamaya çalıştığı hayvan ıslah çalışmasını o günlerde başlatan ülkeler ihracatçı biz ise ithalatçıyız. Almanya, Avusturya,Çek Cumhuriyeti,Macaristan,Slovenya başta olmak üzere simental ırkını geliştiren, ıslah eden ülkeler hem kendi ihtiyacı olan et ve sütü bu ırktan elde ediyor hem de canlı hayvan,sperma ihraç ederek döviz geliri elde ediyor. Türkiye ise,ıslah yapmadığı için ithalata mahkum.

Fakıbaba’nın katılmamasına tepki
Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği’nin yoğun çabaları sonucunda Türkiye’de ilk kez yapılan konferansa 20 ülkeden 100’e yakın katılımcı gelirken ,Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın katılmaması tepkilere neden oldu. Bakanlıktan Müsteşar Yardımcısı Dr. Durali Koçak, Tarımsal İşletmeler Genel Müdürü Mehmet Taşan, Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Salih Çelik katılarak konuşma yaptı.
Toplantı aralarında konuştuğumuz birlik başkanları: “Böyle bir organizasyon ilk kez yapılıyor. Dünya çapında bir konferans. Bakanımız gelseydi bizim için büyük bir destek ve moral olurdu. Fakat, üretimi,üreticiyi kimse önemsemiyor. İthalatçıların toplantısına koşa koşa gidenler üretici olunca uzak duruyor. Başka ülkelerde aynı konferans yapıldığında, bakan,başbakan düzeyinde katılım oluyor.”diyerek tepkilerini dile getirdi.

Türkiye,Avrupa üyesi oldu
Türkiye’de ilk kez yapılan Dünya Simental Fleckvieh Federasyonu’nun 22. Konferansının ilk gününde Avrupa Simental Federasyonu’nun Genel Kurulu yapıldı. Genel Kurul’da Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği’nin üyeliği oybirliği ile kabul edildi. Böylece Türkiye, Dünya üyeliğinden sonra Avrupa üyeliğine de kabul edildi.
Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Kamil Özcan, et ve süt verimi bakımından dünyanın en önemli sığır ırklarından biri olan simental konusunda dünyada yapılan çalışmaların yakından izlenmesi,teknik işbirliği ve benzeri konulardaki çalışmaların sürdürülmesinde bu organizasyonlarda yer almanın Türkiye’ye ve hayvancılık sektörüne önemli katkılar sağlayacağını söyledi.
Kongrede, 24-30 Eylül 2018 tarihlerinde düzenlenecek 23. Konferansın, Amerika’nın Teksas eyaletinde yapılması kararlaştırıldı.

Kırmızı et sorunu Simental’e ilgiyi artırdı
Dünya Simental Fleckvieh Federasyonu’nun İzmir Selçuk’ta yapılan 22.Konferansın başkanlığını Çek Cumhuriyeti’nden Josef Kucera yaptı.Türkiye,Almanya ve Avusturya’dan uzmanlar sunumlar yaptı. Sunumlarda Avrupa ve Türkiye’de süt üretiminin artmasına karşılık, kırmızı ette daha çok ihtiyaç duyulması sonucunda kombine ırk olan simentale ilginin arttığı dile getirildi. Türkiye, Almanya’dan sonra en fazla simental varlığına sahip ülke oldu.
Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Kamil Özcan, insanların sağlıklı,güvenilir ve kaliteli beslenmesi için hayvansal ürünlerin stratejik öneme sahip olduğunu belirterek şunları söyledi: “Devletlerin tarım ve hayvancılık politikasında temel ilke, üretimi ve üreticiyi korumak olmalı. Hayvan yetiştiriciliği para kazanılırsa yapılacak bir iş. Bu nedenle üretici küstürülmemeli.Üretimde kullandığınız sığır türü önemli.Son yıllarda ülkemizde et açığı nedeniyle üretici tercihini kombine ırklardan özellikle simentalden yana kullanmaya başladı.Çünkü, kombine ırk olan simental, ette et ırkı sığırlarla, sütte süt ırklarıyla yarışacak düzeye geldi.Türkiye’de birlikler olarak ırk ıslah çalışmalarını süt odaklı olarak yaptık. Şimdi et ırkı ıslahına yoğunlaşmamız gerekiyor. ”

Maliyetleri düşürecek araştırmalar
Almanya’nın Bavyera Eyaleti Tarımsal Araştırma Merkezi’nden Bernhard Luntz ve Avusturya Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği’nden Franz Steınınger ve Dünya Simental Fleckvieh Federasyonu uzmanlarından Bruce Holmquist’in yaptığı sunumlarda ise ortak mesaj aynıydı. Dünyada nerede olursa olsun hayvancılık yapanların üzerinde çalıştıkları en öncelikli konu üretim maliyetlerinin düşürülmesi. Uzmanlara göre,süt üretimi artık çok heyecan verici bir iş olmaktan çıktı.Süt satarak para kazanmak kolay değil. Fiyatlar çok düşük. Bunun için maliyetler düşürülmesi için çalışmalar yapılıyor. Hayvan materyali, yem ve diğer girdilerin üretimdeki maliyetlerini düşürecek çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmalar da sığır üzerinde yapılıyor. Daha az yemle,daha yüksek et ve süt elde etmek,elde edilen et ve sütün de kaliteli olması için çalışılıyor. Bu noktada ıslahın önemine bir kez daha vurgu yapılıyor.
Özetle, 1900’lü yılların başında başlayarak hayvancılıkta ırk ıslahı yapan ülkeler, hem kendi ihtiyacı olan hayvan ırklarına sahip oldular hem de bu ırkları ihraç ederek gelir elde ediyor. Atatürk’ün bunu görerek 1925’te başlattığı çalışmaları sürdüremeyen Türkiye ise, kendi ırklarını geliştirmek,ıslah yapmak yerine ithalat yapıyor. Bu çarkın tersine döndürülmesi gerekiyor.

Domates izni için Rusya’dan et ithal edilecek

0
Domatese izin almak için Rusya'dan et ithal edilecekkarşı et

Domates izni için Rusya’dan et ithal edilecek

Rusya Federasyonu, Türkiye’den domates ithalat yasağını kaldırmak için bu kez et ithalatı şartını öne sürdü. Geçen hafta Antalya’da toplanan Türkiye-Rusya Tarım Yürütme Komitesi 1. Dönem toplantısından sonra protokolle Türkiye’nin Rusya’dan karkas et ithal etmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Buna karşılık Rusya’ da Türkiye’den domates ithalatına izin vermesi bekleniyor.
Türkiye ile Rusya arasında Kasım 2015’ten bu yana yaşanan “domates krizi”, et ithalatıyla aşılmaya çalışılıyor. İki yıldan bu yana yasağı kaldırmamak için direnen Rusya Federasyonu, Türkiye’den domates ithalatının yapılması için bu kez karkas et alınmasını şart koştu.
DÜNYA’nın edindiği bilgilere göre, Antalya’da geçen hafta yapılan Türkiye-Rusya Tarım Yürütme Komitesi 1. Dönem Toplantısı’nda et ithalatı yapılması konusunda anlaşmaya varıldı. Kırmızı et sektörü temsilcileri Rusya’dan ithalat yapılabileceğini, bunun için hazırlıkların başladığını ifade etti.
Antalya’da 13-14 Eylül 2017 tarihinde iki ülke Tarım Bakan Yardımcılarının başkanlığında yapılan toplantıda ağırlıklı olarak domates ithalatı ele alındı. Teknik araştırma ve ticari konularda işbirliğinin yanı sıra kırsal kalkınma, tarımsal ticaret gibi konuların görüşüldüğü toplantıdan sonra iki ülkenin talep ve isteklerinin bir araya getirildiği mutabakat metni hazırlanarak imzalandı.
Türkiye adına Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Mehmet Daniş, Rusya Federasyonu adına da Tarım Bakan Yardımcısı Evgeniy Gromiko’nun imzalandığı metinde Türkiye’nin Rusya Federasyonu’ndan karkas et ithal etmesi yer aldı.
Varılan mutabakata göre, Türkiye Rusya’dan karkas et ithal edecek. Rusya ise, Türkiye’ye yönelik domates ithalatı yasağının kaldırılması için çalışmaları hızlandıracak. Bakanlar Kurulu Kararı ile yasağın yılbaşına kadar kaldırılması öngörülüyor.

Rus eti daha ucuz olabilir
Toplantıya katılan sektör temsilcileri konuyla ilgili DÜNYA’ya şu bilgileri verdi: “Antalya’da yapılan toplantıda Rus yetkililer açıkça Türkiye’nin karkas et almasını istedi. Türkiye de bunu kabul etti. konu mutabakat metnine de girdi. Türkiye Rusya’dan karkas et ithal edecek, Rusya’da domates yasağını kaldırarak Türk ihracatçılara izin verecek.Türkiye, zaten karkas et ithal ediyor. Bunu Avrupa’dan,Brezilya veya Arjantin’den yapmak yerine Rusya’dan yapabilir. Üstelik Rusya daha yakın ve maliyetin daha düşük olması nedeniyle daha ucuza gelebilir.”

İthalatı kim yapacak?
Rusya’dan karkas et ithalatının daha önce de gündeme geldiğini ve Nisan ayında Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin “et ithal edilebilir” açıklaması yaptığını hatırlatan Sektör Temsilcileri: ” İthalatın nasıl yapılacağı henüz belli değil. Et ve Süt Kurumu tek başına yapabilir veya özel sektöre de açılabilir. Türkiye’nin ete ihtiyacı var. Bu ihtiyacını Avrupa,Amerika,Latin Amerika ülkelerinden karkas olarak veya canlı hayvan olarak sağlıyor. Rusya’dan da alınabilir. Karkas et alımı ile domates yasağı kalkarsa hem Türkiye hem de Rusya bu işten kazançlı çıkar” yorumunu yaptı.

Domates yasağı kısa sürede kaldırılmalı
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Mehmet Daniş, Antalya’da yapılan toplantıdan sonra başta sebze ihracatı olmak üzere, beyaz ve kırmızı et ihracatı, domates, patlıcan ve nar konularında özel görüşmelerde bulunduklarını genel çerçevede de görüşmeler yapıldığını söylemişti. Türkiye’den Rusya’ya domates ihracatı konusunda Rusya tarafının teknik hazırlıklarını tamamladığını ifade ettiğini belirten Daniş, toplantı ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Domatesin önündeki engel, hala Rusya Federasyonu’nun hükümet kararnamesidir ve bu kararnamenin kalkması gerekiyor. Beklentimiz, çok kısa bir sürede, özellikle önümüzdeki birkaç ay içerisinde bu konuyla ilgili Rusya hükümetinin kararnamede değişikliğe gitmesi ve domates ihracatının önünün açılması. Tabii bunun yanında karantina anlamında bazı görüşmeler vardı. Bunların süratle çözülmesi için kararlar aldık. Dolayısıyla faydalı görüşmeler oldu, teknik anlamda tarafların birbirine daha fazla yaklaştığı, sorunların geride bırakıldığı tarım yürütme kurulu toplantısı oldu. Ümit ediyoruz ki bu görüşmeler her iki ülkenin üreticileri için de, tüketicileri için de hayırlı olur.”
Domatesle ilgili alınan kararı normale döndürmek için çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Daniş, bunun yanında karşı tarafın karantina anlamında kendilerinden taleplerinin olduğunu ve bu teknik meseleyle ilgili de çalışmalarının devam edeceğini söyledi.

Yasağın kalkması için kararname çıkarılacak
Rusya Federasyonu Tarım Bakanı Yardımcısı Evgeniy Gromiko ise, iki ülke arasında 2015 yaşanan talihsiz olayın ardından eski ticaret hacminin tesis edilmesi için çalıştıklarını ifade ederek, “Bununla ilgili kısıtlama malum hükümet kararnamesi ile Bakanlar Kurulu tarafından getirildi. Dolayısıyla kaldırılması için aynı usulde karar çıkması gerekiyor. Biz Rus Tarım Bakanlığı olarak, Türk Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile iş birliği içinde bunun önünü açacak, gerekli altyapı hazırlıkları, çalışmaları yaptık. Bu kısıtlamanın teknik yönden, bitki güvenliği yönünden bir mahsuru olmadığına dair kanaati dönüşümüzde hükümetimize bildireceğiz. Domates ihracatıyla ilgili somut bir tarih vermek zor ama makul bir sürede, aylar sürmeden bir karar alınacağı kanaatindeyiz. Çünkü bu konudaki üreticilerin de önünü görebilmesi adına net bir karar çıkması bekliyor. Yakın bir gelecekte bu sorunların çözümlenebileceğini düşünüyorum.” dedi.

Mücadele adamı; Cahit Çetin

0
Tariş'in efsane başkanlarından Cahit Çetin görevi bıraktı

Mücadele adamı; Cahit Çetin

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin, görev süresinin dolmasına 3 yıl kala kendi isteği ile “yeter” diyerek 33 yıllık başkanlık görevini sonlandırdı.
Dünya Gazetesi’nde göreve başladığım 15 Mart 1988 tarihinden bu yana yakından tanıdığım,izlediğim,haber kaynağı olmasının ötesinde kötü gün dostu Cahit Çetin’in en önemli özelliği mücadeleci kimliğidir. Hem de öyle sıradan değil, en zor dönemlerde tarım için, zeytincilik için,birlikler için inatla ve kararlılıkla mücadele veren bir yurtsever. Bu mücadelesinde çoğu zaman başarılı oldu.
Geriye dönüp baktığımızda 33 yılın çalışmalarını,mücadelesini sayfalara sığdırmak kolay değil. Çok kısa bir özetini bu sütunun sınırları çerçevesinde paylaşmak isterim.
Ülkenin 12 Eylül 1980 darbesiyle sarsıldığı, karanlık günlerden geçtiği ve bir çok dernek, sendika,örgütün kapatıldığı,yağmalandığı bir dönemde Balıkesir Edremit’te yaşayan Cahit Çetin’e telgrafla Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği’ne atandığı bildirilir.
Darbeden sonra Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’nin iktidarda olduğu bir dönemde telgrafla gelen bu görevi “bir yanlışlık olmalı” diyerek İzmir’e gelir ve dönemin Tariş Genel Müdürü Ahmet Çetinbudaklar’a anlatır. Ahmet Çetinbudaklar kendisini ikna eder ve Tariş’te ilk görev başlar. Atama ile geldiği için bundan rahatsızlık duyar. İlk seçimde aday olarak atanmış başkanlığı geride bırakarak seçilmiş başkan olarak göreve devam eder.
Cahit Çetin’in başkanlık yaptığı 33 yıllık dönem, ülke tarımı ,tarım satış kooperatifleri ve birlikleri, zeytincilik için en zor yıllardır.

Zor dönemde görev yaptı

Tarımda koruma duvarlarının kontrolsüz bir biçimde kaldırıldığı, ithalata kapıların sonuna kadar açıldığı, tarımsal işletmelerin özelleştirme adı altında yağmalandığı, kooperatifleşmenin “komünistlik icadı ” olarak görüldüğü ve yok edilmeye çalışıldığı bir dönem bu.
Bu dönemde olup bitenlere göz yumarak, korkarak,sinerek tarımın tükenişini izleyenler olduğu gibi, tarımı,çiftçiyi,ülkeyi korkusuzca savunarak mücadele edenler de oldu. Cahit Çetin, mücadeleyi seçenlerdendi.
Türkiye’nin tarıma bakışı,politikaları bu dönem o kadar değişti ki, Atatürk’ün “milletin efendisi” olarak onurlandırdığı köylü, “milletin kölesi” yapılmaya çalışıldı. Cahit Çetin, bu dönemde belki de en sık kullandığı “üretimden gelen gücümüz” deyimini kendisine bayrak yaparak tarımı,çiftçiyi,üreteni,zeytini ve zeytinciyi savundu.
“Kutsal ağaç” olarak bilinen zeytini Türkiye’de korumak,yaşatmak gerekiyordu. Cahit Çetin, doğduğu günden bu yana zeytini korumak için mücadele etti.
Zeytin üreticisinin hakkını,hukukunu korumak, onların ürününü değerlendirmek için her zaman mücadele verdi. Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği’ni yıllarca ayakta tuttu. Büyüttü. Üretici ortaklarının ürettiği zeytin ve zeytinyağını sadece yurt içinde değil, dünyanın bir çok ülkesinde raflarda yer almasını sağladı.

Yeni bir dönem başlattı

Tariş ve diğer birlikleri yok etmek için hem içerde hem dışarıda her zaman lobi çalışmaları yapanlar,açıktan açığa bu birliklerin kapatılması için çalışanlar oldu. Özellikle 2000 yılında Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’nın dayatması ile çıkarılan Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklerinin Yeniden Yapılandırma Projesi ile birlikler yok edilmek istendi. Milli Aydın Bankası Tarişbank’a el konuldu. Bankayı kurtarmak için hukuki yollardan mücadele verildi. İzmir Gündoğdu’da bugüne kadar yapılan en büyük çiftçi mitingi düzenlendi. Fakat, banka kurtarılamadı. Üreticiler bankasını kaybetti.Tariş’i kaybetmemek için kenetlendi. Cahit Çetin ve o dönem görev yapan birlik başkanları Tariş’i ayakta tutmayı başardı.
Cahit Çetin’in vizyonu ve çabaları ile Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği “özerklik” adı altında birliklerin tasfiyesini öngören çabaları boşa çıkararak yeni bir dönemi başlattı.
Görev yaptığı 33 yıllık dönemde, cumhuriyete ve Mustafa Kemal Atatürk’e gönülden bağlı, O’nun ilkelerinin yılmaz savunucusu olan Cahit Çetin, Tariş’in kurulduğu 1915 ruhunu hiç kaybetmedi.
Bildiğimiz kadarıyla aileden Cumhuriyet Halk Partiliydi. Görev yaptığı sürece siyasi kimliğini hiç öne çıkarmadı. Bir çok kişi bu görevleri siyaset için bir basamak olarak kullanır. Bu kurumlardan siyasette kendisine yol açar. Cahit Çetin, bir çok partiden teklif almasına rağmen aktif siyasete girmedi. Siyasete girebileceği tek parti Cumhuriyet Halk Partisi’ydi. Partisi O’nu fark etmedi. O ilkelerinden ödün vermedi.
Tariş’te bundan sonra görev yapacakların işi gerçekten zor. Cahit Çetin’in çalışma arkadaşlarıyla, üreticilerle sağladığı başarı çıtasını daha yükseklere ulaştırmak gerekiyor.
Cahit Çetin,konuşmalarında hep zeytine şükran borcunu ödediğini söyler. Çünkü, zeytin ağacının dibinde doğan,geçimini,öğrenimini zeytin sayesinde yapan Cahit Çetin için zeytincilik bir yaşam biçimi değil,yaşamın kendisidir. O borcunu fazlasıyla ödedi. Bundan sonraki yaşamında sevgili dostum Cahit Çetin’e zeytin kadar sağlıklı ve uzun ömürlü olmasını dilerim.

Pamukta GDO yalanları ve gerçekler

0
GDO'lu pamuk üretiminden kaçış var

Pamukta GDO yalanları ve gerçekler

Hasat öncesi pamukta önemli bir etkinlik yapıldı. İzmir Ticaret Borsası ve Yunanistan Pamuk Birliği’nin işbirliğinde düzenlenen “2. Akdeniz Pamuk Yolu Etkinliği” kapsamında Akdeniz ülkeleri ve dünyada pamuk sektörünün genel durumu ele alındı.
Diğer üretici ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de pamuk üretimi artıyor. Tekstil ve konfeksiyon ihracatı 30 milyar dolara yaklaşan Türkiye için, yıllar sonra çiftçinin tekrar pamuk üretimine dönüşü çok olumlu bir gelişme olarak nitelendiriliyor.
Hafızalarımızı tazelersek; 1995 yılında 757 bin hektar olan pamuk ekim alanı, 2016’da adeta dibe vurarak 416 bin hektara düştü. Bu dönemde ihtiyacın önemli bölümü ithalatla karşılandı.
Türkiye, pamukta dünyanın en büyük ithalatçısı ülkelerinden birisi olarak dışa bağımlı hale geldi. Son olarak, 2016/17 sezonunda 1.4 milyar dolar değerinde 801 bin ton pamuk ithal edildi. 2000 yılından bu yana pamuk ithalatına 20 milyar dolar ödendi. İthalat 2010 yılına kadar çoğunlukla Amerika ve Yunanistan’dan yapılırken, bu tarihten itibaren Türkmenistan ve Brezilya’dan da önemli miktarda ithalat yapıldı.Son sezonda bu dört ülkenin toplam ithalat içerisindeki payı yüzde 77 oldu.

Türkiye’de yasak
Pamukta bu kadar sıkıntılı bir dönem yaşanırken Türkiye, ihtiyacı olan pamuğu üretemedi.Fakat, bir konuda doğru olanı yaptı. Dünyadaki baskılara ve büyük üretici ülkelerin tercihine rağmen genetiği değiştirilmiş (GDO) pamuk üretimine girmedi.
İzmir Ticaret Borsası ve Ulusal Pamuk Konseyi’nin çabaları ile genetiği değiştirilmiş pamuğa karşı bir kampanya başlatılarak “GMO FREE” etiketi ile Türkiye’de genetiği değiştirilmemiş pamuk üretimi tescillendi.
Bu çalışmalar, Türkiye pamuğuna,tekstil ve konfeksiyon ürünlerine ciddi prestij kazandırdı.

GDO teknolojisi terk ediliyor
Ulusal Pamuk Konseyi bir süreden beri genetiği değiştirilmiş pamuk konusunda önemli araştırmalar ,çalışmalar yapıyor. Elde edilen sonuçları Ulusal Pamuk Konseyi Genel Sekreteri Prof. Dr. Ünal Evcim 2.Akdeniz Pamuk Yolu etkinliğinde açıkladı.
GDO’lu pamuk ile ilgili yalanlar ve gerçekler özetle şöyle:

1- Dünyada ilk kez 1995-96 sezonunda Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya’da genetiği değiştirilmiş pamuk üretimi ticarileşti. Daha sonra Çin ve Pakistan’ın katılması ile dünyanın 4 büyük pamuk üreticisi GDO’lu pamuk üretimine geçti. Dünyada pamuk üreten 61 ülkenin 15’inde GDO’lu pamuk üretiliyor. Bu dönemde Türkiye,Yunanistan ve ispanya ise GDO’lu pamuk ekimini yasaklayan 3 ülke oldu.

2- Üretiminin başladığı 1995-96 sezonunda toplam ekim alanlarında yüzde 2 paya sahip olan GDO’lu pamuk, 2011 yılına kadar sürekli olarak payını artırdı ve yüzde 70’lere ulaştı. Son 5 yılda dalgalı bir seyir izlerken 2015’te en yüksek seviye olan yüzde 78’e çıktı. 2016’da ise yüzde 75’e geriledi.

3- Genetiği değiştirilmiş pamuk üretimini savunanların iddiasına göre, GDO’lu pamuk üretimi ile;verimde artış,insektisit(böcek ilacı) kullanımında azalma, çalışan güvenliğinde artış, toprak işlemede azalma , ekonomide iyileşme yani maliyet düşerken gelir artıyor.

4- Bir başarı öyküsü olarak anlatılan GDO’lu pamuk üretimi ile verimde bir artış olmadığı verilerle ortaya konuluyor. Pamukta verimde genel bir artış zaten vardı. Son 10 yılda ise verim yavaşladı. Lif verimi GDO’suz pamuk üreten Türkiye’de daha çok artıyor. Çünkü Türkiye pamuk tohumunda 80 yıldır ıslah çalışmaları yapıyor.

5- Zirai ilaç kullanımı azalmadığı gibi, GDO’lu pamukta kullanılan ilaçlar “ikincil zararlıların gelişmesi” sorunu yarattı. GDO’lu pamuk üreten ülkelerin hepsi bu sorunu rapor ediyor. Hedef zararlıya karşı ilaç uygulamanın azalması, beraberinde hedeflenmeyen zararlı türlerinin gelişmesine yol açmakta ve daha önce ikincil öneme sahip olan bu zararlılar birincil öneme sahip zararlı konumuna gelmektedir. ayrıca yararlı böcekler de öldürüldüğü için yeni sorunlar ortaya çıkıyor. Hindistan bu sorun nedeniyle GDO’lu pamuk üretiminden vazgeçiyor.

6- Yapılan araştırma sonuçları GDO’lu pamuk üretiminin maliyetleri azalttığı geliri artırdığı tezini de doğrulamıyor. GDO’lu pamuk üreten ülkelerin çoğunluğu özel firmaların GDO’lu pamuk tohumu teknolojisi için çiftçilere çok yüksek harçlar yüklediklerinden yakınmakta, tohum maliyetlerindeki artışın ilaç ve toprak işleme maliyetlerinde sağlanan iyileşmeyi aştığından yakınmaktadır.

7- Teknoloji maliyetinin ülkeler arasında önemli farklılıklar göstermesi bir başka yakınma konusu.“Dışa Bağımlılık” GDO teknolojisine sahip olmayan ülkeler için büyük önem taşıyan bir diğer handikap olarak öne çıkıyor. Burkina Faso elyaf kısalığı nedeniyle GDO’lu pamuk ekimini bırakıyor.

8- GDO’lu pamuk üretiminde ortaya çıkan bir başka önemli sorun ise, pamuk tohumundan,çekirdeğinden yağ elde ediliyor.Bu yağ insanlar tarafından gıda maddesi olarak tüketildiği gibi, hayvan yeminde de kullanılıyor. Üstelik bu ürün etiketine yazılmıyor. Dolayısıyla insan ve hayvan sağlığı ile çevre de olumsuz etkileniyor.

9- Bugün GDO teknolojisi gelişmiş ülkeler için ucuz olsa bile geri kalmış veya gelişmekte olan ülkeler için çok pahallı bir teknoloji.Aynı zamanda GDO’lu tohum bağımlılığı nedeniyle ülkeler bağımsızlığını yitiriyor.
Özetlersek, gelinen noktada Hindistan,Burkina Faso gibi ülkelerde olduğu gibi yaşanan sorunlar nedeniyle genetiği değiştirilmiş pamuk üreten ülkeler bu teknolojiyi terk ediyor. Soya, mısır,kanola ile birlikte dünyada genetiği değiştirilmiş 4 temel üründen biri olan pamukta GDO’nun yarardan çok zarar getirdiği nihayet anlaşılmaya başlandı.
*****
Yöresel Ürünler Fuarı
Antalya Ticaret Borsası’nın öncülüğünde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin desteği ile düzenlenen Yöresel Ürünler Fuarı bugün Antalya’da açılıyor.
Her fırsatta ifade ettiğimiz gibi, dünyada hızla yayılan fast-food kültürü ile insanlar tek tip besleniyor. Yerel ve yöresel ürünler yok oluyor. Yıllar önce İtalya’da meslektaşımız Carlo Petrini’nin başlattığı Slow-Food Hareketi tek tip beslenmeye karşı yerel ürünlerin önemini anlatıyor.
Antalya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır ve borsa yönetimi, çalışanları ise tam 8 yıldan beri Anadolu’nun en büyük zenginliği olan yöresel ürünleri gelecek kuşaklara taşımak için büyük çaba gösteriyor. Yöresel ürünleri, kültürüyle yaşatmak için büyük bir organizasyon olan Yöresel Ürünler Fuarı’nı gerçekleştiriyor.

Dünya hayvancılığının geleceği İzmir’de belirlenecek

0
Dünya Simental Konferansı ilk kez Türkiye'de

Dünya hayvancılığının geleceği İzmir’de belirlenecek

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği’nin çabaları ile Dünya Simental Fleckvieh Federasyonu’nun 22.Konferansı ilk kez Türkiye’de, İzmir’in Selçuk İlçesi’nde yapılacak.
Türkiye dünya sığır ithalatında Amerika’dan sonra ikinci sırada yer alması nedeniyle hayvancılık sektörünün ilgi odağı oldu. Dünya hayvancılığının geleceğine ilişkin politikaların tartışılacağı Dünya Simental Fleckvieh Federasyonu’nun 22.Konferansı ilk kez Türkiye’de gerçekleştiriliyor. İzmir’in Selçuk İlçesi’nde 17-21 Eylül 2017 tarihlerinde yapılacak konferansa dünya hayvancılığına yön veren ülkelerin temsilcileri katılacak.
Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği’nin büyük çabaları sonucunda Federasyona üye ülkelerin oy birliği aldığı karar doğrultusunda Türkiye’de ilk kez böyle bir organizasyon yapılması hayvancılık sektörünün yanı sıra ülke tanıtımına da büyük katkı sağlaması bekleniyor.

Hayvancılığa ve tanıtıma katkı
Türkiye Damızlık Sığır yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Kamil Özcan yapılacak konferansa ilişkin DÜNYA’ya şu bilgileri verdi: “Dünya Simental Fleckvieh Federasyonu tarihinde ilk kez Türkiye’de toplanacak. Bu ülkemiz hayvancılığı için bir milat olacaktır. Dünyada hayvancılık politikalarının geleceği burada tartışılacak ve çok önemli kararlar alınacak.Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği olarak, Dünya Simental-Fleckvieh Federasyonu üyeliğimizin üzerinden çok kısa bir süre geçmesine rağmen, Federasyonu’nun 2017 yılında gerçekleştirilecek Konferansı’nın Türkiye’de yapılıyor olması ülkemiz sığırcılık tarihinde bir ilk olacak. İzmir Selçuk’ta 17 – 21 Eylül 2017 tarihleri arasında yapılacak konferans Federasyona üye ülkeler tarafından oy birliği ile kabul edilmesi ayrıca bizi çok gururlandırdı.”

Dünya devleri katılıyor
İzmir’de yapılacak Dünya Simental Fleckvieh Federasyonu’nun 22.Konferansı’na dünya hayvancılığına yön verenlerin katılacağını belirten Özcan:” Amerika Birleşik Devletleri, Meksika, Kolombiya, Avustralya,Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, İsviçre, Fransa, İtalya, Romanya, Hırvatistan, Macaristan, Slovakya ve Polonya gibi dünya hayvancılığına yön veren 30’u aşkın ülkeden toplam 300 yabancı katılımcıya ilave olarak 81 İl birlik başkanımız yönetim kurulu üyeleri katılacak. Konferans ülkemiz hayvancılığına sağlayacağı önemli katkılarının yanı sıra, ülkemizin tanıtımına da önemli katkılar sağlayacaktır. İzmir Selçuk’ta gerçekleştirilecek olan konferans kapsamında bilimsel ve sektörel konuların yer aldığı iki günlük bir toplantı programının yanı sıra çiftlik ziyaretleri, kültür ve turizm etkinlikleri ile ham hayvancılığımızı hem de ülkemizi tanıtmış olacağız.” dedi.

Program da neler var?
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, bakanlık üst düzey bürokratları, Üniversitelerin ve özellikle hayvancılıkla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin de katılacağı Konferans kapsamında Dünya Simental Fleckvieh Federasyonu’nun Yönetim Kurulu Toplantısı, Avrupa Simental Federasyonu’nun Konsey Toplantısı ve Genel Kurulu İzmir’de yapılacak.

Dünya Simental Konferansı neden İzmir’de yapılıyor?

Türkiye’de kırmızı et açığının yüksek olması nedeniyle son yıllarda süt ırkı Holstein’dan kombine ırk ( et ve süt ırkı) Simenytal’e ciddi bir dönüş oldu. İthal edilen damızlık hayvanların önemli bölümü Simental ırkı. İki yıl önce İzmir’de Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği tarafından düzenlenen “Türkiye Simental Yetiştiriciliği Paneli” bu konuda bir dönüm noktası oldu.
Simental ırkına olan bu dönüş dünya simental üreticilerinin de ilgisini çekti. İthalatçı konumunda olan Türkiye’ye simental satmak için rekabete girdiler. Bu açıdan Dünya Simental Fleckvieh Federasyonu’nun 22.Konferansı’nın İzmir’de yapılacak olması hem Türkiye hayvancılığı hem de Simental üreticisi ülkeler için büyük önem taşıyor. Bu konferansla Simental üreticisi ülkeler Türkiye’yi daha yakından tanıyacak. Türkiye’deki üreticiler de simental konusunda daha sağlıklı bilgiler almış olacak.

Üye sayısı 1 milyona yaklaştı
Dünya Simental Fleckvieh Konferansı’nın İzmir’de yapılmasını sağlayan Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği, 1995 yılında itibaren Türkiye’ de sığır ırklarının ıslahı amacıyla faaliyet gösteriyor.81 İl’de örgütlü yapısı, 1.600 çalışanı ve 950 adet saha hizmet aracı ile ülke genelinde örgütlenmiş yapısı, yaklaşık 1 milyon üye ve 10 milyon baş kayıtlı sığır varlığı ile ulusal ve uluslar arası alanda önemli başarılara imza atmış, kar amacı gütmeyen, hizmet öncelikli ve önemli bir yetiştirici kuruluşu.
Uluslararası Hayvan Kayıt Komitesi (ICAR),Avrupa Holstein ve Kırmızı Holstein Konfederasyonu (EHRC), Dünya Holstein Friesian Federasyonu, Avrupa Esmer Federasyonu ve Dünya Simental-Fleckvieh Federasyonu (WSFF ) üyesi olan Merkez Birliği, 2007-2009 yıllarında Avrupa Holstein ve Kırmızı Holstein Konfederasyonu (EHRC) dönem başkanlığını yürütmüş ve 2009 yılında Avrupa Holstein ve Kırmızı Holstein Konfederasyonu kongresi ve konferansının İstanbul’da gerçekleştirilmesine ev sahipliği yapmıştı.

 

Tarım ve balıkçılığa yüzde 50 hibe desteği

0
Tarım ve balıkçılıkta işleme ve pazarlamaya yüzde 50 hibe

Tarım ve balıkçılığa yüzde 50 hibe desteği

Kırsal Kalkınma Yatırımlarının desteklenmesi amacıyla Türkiye ile Avrupa Birliği’nin ortaklaşa finanse ettiği Kırsal Kalkınma Hibe Destek Programı IPARD kapsamında 42 ilde tarım ve balıkçılıkta işleme ve pazarlama yatırımlarına yüzde 50 hibe desteği sağlanacak. Destek için başvurular 6 Eylül’de başladı ve 28 Eylül’de sona erecek.
Gıda,tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu olan Tarım ve Kırsal kalkınmayı Destekleme Kurumu(TKDK)’ndan yapılan açıklamaya göre, “Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması ile İlgili Fiziki Varlıklara Yönelik Yatırımlar” tedbiri kapsamında 42 ilde yatırımcılara yüzde 50 hibe desteği sağlanacak. Destekten yararlanmak isteyenlerin başvuruları 28 Eylül 2017 günü saat 18.00’e kadar kabul edilecek.

Desteklenecek yatırımlar
IPARD Programı 2014-2020 dönemi kapsamında Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu tarafından daha önce yayınlanan “İkinci Başvuru Çağrı İlanı”na göre, hibe desteğinin toplam bütçesi 122 milyon 177 bin Avro. Başvurusu kabul edilen ve sözleşme imzalanacak yatırımcılara yüzde 50 oranında hibe desteği sağlanacak. Hibe desteğinden yararlandırılacak 5 yatırım konusu ise şöyle belirlendi:süt ve süt ürünleri,kırmızı et ve et ürünleri, kanatlı eti ve et ürünleri, su ürünleri, meyve ve sebze ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması.

Destek verilecek iller
Bu başvuru çağrı ilanı kapsamında destek almak amacıyla başvuruların yapılacağı ve yatırımın uygulanacağı iller şöyle belirlendi: Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ankara, Ardahan, Aydın, Balıkesir, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Giresun, Hatay, Isparta, Kahramanmaraş, Karaman, Kars, Kastamonu, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Muş, Nevşehir, Ordu, Samsun, Sivas, Şanlıurfa, Tokat, Trabzon, Uşak, Van ve Yozgat.

Nereye başvurulacak?
Başvurular 6 Eylül 2017 itibariyle başladı. Yatırımın uygulanacağı ilde bulunan Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) İl Koordinatörlüklerine başvuru yapılabilir. Başvuruların son teslim tarihi 28 Eylül 2017 saat 18:00 olarak belirlendi. Ayrıca Online Proje Başvuru Sistemi 26 Eylül 2017 günü saat 21:00’e kadar açık olacak. Buradan da başvurular kabul edilecek.

Desteklenecek yatırımlar
— Süt ve Süt Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması
— Kırmızı Et ve Et Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması
— Kanatlı Eti ve Et Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması
— Su Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması
— Meyve ve Sebze Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması

 

 

Fındıkta şirket egemenliği

0
Üretimi şirketlere bırakılırsa Türkiye fındığı kaybeder

Fındıkta şirket egemenliği

Türkiye’nin dünyada tartışmasız lider olduğu bir tarım ürünü var; fındık. Karadeniz Bölgesi’nin en önemli geçim kaynağı.Tarım ürünleri ihracatında tek başına yılda ortalama 2 milyar dolarla en yüksek döviz girdisi sağlayan bir ürün.
Karadeniz’de 400 bin üreticinin ürettiği fındığın alıcısı Avrupa başta olmak üzere yurtdışındaki çikolata üreticileri.Karadeniz fındığının en büyük alıcısı ise,İtalyan şirketi Ferrero.
Bundan 3 yıl önce Türkiye’nin en büyük fındık ihracatçısı olan Trabzon merkezli Oltan Gıda’yı satın alan Ferrero fındık ihtiyacının yüzde 65’ini Türkiye’den sağlıyor.Manisa’da bir üretim tesisi var.
Oltan Gıda’yı aldıktan sonra Ferrero fındıkta en büyük alıcı ve aynı zamanda en büyük ihracatçı konumuna geldi. İkinci sıradaki en büyük ihracatçı şirket ise Singapur merkezli Olam Gıda. O da bir kaç yıl önce Pro Gıda’yı satın almıştı. Fındık ihracatında üçüncü sırada ise fındık politikalarında her dönem etkin olan Cüneyd Zapsu’nun şirketi Balsu Gıda var.
Fındık ihracatında yabancı şirketlerin ağırlığı arttıkça yerli firmaların sayısı ve pazar payı azaldı. Önümüzdeki süreçte daha da azalacak. İhracatta tekelleşme süreci tamamlanacak. Fındık ihracatı yabancı şirketler tarafından gerçekleştirilecek.
Karadeniz’in küçük fındık üreticileri dünyanın dev şirketlerine ürünlerini satmak zorunda kalacak.
İhracatta yaşanan bu süreç şimdilerde üretime de sirayet etmeye başladı. Fındığın büyük alıcı şirketleri özellikle de Ferrero, fındık üretimine de doğrudan müdahale etmeye başladı. Fındık üretimini şekillendirmeye,üretim aşamasında da etkin olmaya çalışıyor.
Son dönemde, “Değerli Tarım”, “verimlilik,”makinalı hasat” gibi herkesin hoşuna gidecek deyimler ve projelerle fındık üretimine doğrudan müdahale ediliyor.

Üretimde reformu kim yapacak?
Türkiye’nin fındık üretiminde ciddi bir reforma,yenilenmeye ve verimliliği artırmaya ihtiyacı var. Çünkü, yıllardır uygulanan yanlış politikalar sonucu özellikle alan bazlı destekler üreticiyi bahçeden uzaklaştırdı. Verimlilik azaldı.Çiftçi fındıktan soğutuldu.
Üreticinin en büyük örgütü konumunda olan Fiskobirlik, adeta sektörden uzaklaştırıldı. Üretici ile bağı büyük ölçüde koparıldı. Etkisiz hale getirildi.
Fındık üretiminde ciddi önlemlerin alınması gerekiyor. Verimliliğin artırılması, çiftçinin fındıkla yeniden buluşturulması şart.
Üretim boyutunda fındıkta ciddi bir reforma ihtiyaç var.
Fakat bunu kim yapacak?
Türkiye’nin fındığını alan şirketler mi? Üretici örgütleri mi, yoksa devlet mi?
Şu anda bu işi şirketler özellikle en büyük alıcı konumundaki Ferero bir ölçüde yapıyor.
Ferrero yöneticileri arkadaşımız Özlem Ermiş Beyhan’a fındık üretimine yönelik çalışmalarını detaylı olarak anlattılar. Bu haberi 25 Ağustos 2017 tarihli Dünya Gazetesi’nden okuyabilirsiniz.
Yöneticilerin anlattığına göre; Ferrero şimdilerde köy köy dolaşıp kahvehanelerde fındıkta makina kullanımını anlatıyor.
Kurduğu model bahçelerle fındığın nasıl üretilmesi gerektiğini uygulamalı olarak gösteriyor.
Köylü çocuklarını alıp bu model bahçelerde fındığın üretimine ilişkin bilgilendiriyor. Onlara fındık sevgisini aşılamaya çalışıyor.
Şirket yöneticilerinin anlatımına göre, bugüne kadar 34 bini aşkın çiftçiyle iletişim kurularak fındık üretiminin nasıl olması gerektiği anlatıldı. Bu proje kapsamında bugüne kadar 35 milyon lira harcandı. Önümüzdeki 5 yılda ise 120 milyon lira harcanacak.
Yapılan çalışmaların hepsi mutlaka yapılması gereken işler. Fakat, bunu en büyük alıcı ve ihracatçı konumundaki bir şirketin yapması ne kadar doğru? Bunun sorgulanması gerekiyor.

Fındıkta tekelleşme süreci
Fındık üretimini Ferrero’ya veya başka şirketlere bırakırsanız yarın üretici devre dışı kalabilir. Ülke devre dışı kalabilir. Fındığı üreten,satan,ihraç eden ve alan aynı firmalar olur. Karadeniz’in fındık üreticisi ise onların bahçesinde,fabrikasında işçi olur.
Bu süreç tamamlandığında fındık Türkiye’nin ürünü olmaktan çıkıp Ferrero’nun veya şirketlerin egemenliğinde bir ürün haline gelebilir.
Denilebilir ki, milyarlarca dolarlık ciroya sahip şirketler en önemli hammaddesi olan fındıkla bu denli ilgilenmesi doğal değil mi?
İstikrarlı bir biçimde hammaddeyi temin etmek,istediği fiyattan almak için bu çalışmaları yapma hakları yok mu?
Türkiye tütündeki üretim gücünü böyle bir sürecin sonunda kaybetti. Tütün üretiminden ihracatına kadar tüm süreci çok uluslu sigara şirketleri kontrol ediyor. Şirketler sözleşmeli üretimle istediğine üretim yaptırıyor. Bir çok bölgede üretim bittirildi. Ege’de bile üretim yarı yarıya düştü. Üretilmeyen tütün ithal ediliyor.
Benzer bir süreç fındıkta da yaşanabilir. Türkiye, altın değerindeki fındığını yabancı çikolata üreticilerinin egemenliğine bırakabilir.
Özetle, fındıkta şirket tarımı,şirket egemenliği kurulmak isteniyor.Türkiye, pamuk ve tütünden sonra fındıkta da üretimdeki gücünü şirketlere kaptırabilir.Bizden uyarması.

Bizi Takip Edin!

5,537TakipçilerBeğen
56TakipçilerTakip Et
1,826TakipçilerTakip Et
3,637TakipçilerTakip Et
9,713TakipçilerTakip Et
43AboneAbone Ol

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

- Advertisement -
Reklam Ver

Yazar Hakkında

Ali Ekber Yıldırım kimdir? Dünya Gazetesi'nde 30 yıldan beri gazetecilik yapıyor. Muhabir,haber müdürü ve İzmir Temsilcisi olarak çalıştı. Tarım konusunda uzmanlaştı ve 22 yıldır tarım yazıyor. Tarım,gıda,hayvancılık konularında ulusal ve yerel televizyonlarda sıklıkla görüşüne başvuruluyor.