Reklam Ver

Et ithalatı yeniden başlıyor. Daha önce defalarca yazdığımız gibi ithalatla fiyat istikrarı sağlanamaz, besicilik büyük zarar görür. 2010’dan beri ithalat yapılıyor. Türkiye’nin etteki durumu 2010 öncesinden parlak değil. Usta Yazar Güngör Uras bugün hem Milliyet Gazetesi’nde hem de Dünya Gazetesi’nde bizimde görüşümüze yer vererek yazdı. İşte o iki önemli yazı:

Et ithalatı hayvancılığı öldürüyor

Tevfik GÜNGÖR / OLAYLARIN İÇİNDEN
Dünya Gazetesi

Et fiyatları artmaya başlayınca, Ankara karkas et ithali için kapıları açmıştı. O kapı bir kapanır, bir açılır hale geldi.
Sadece ette değil, her türlü tarım üretiminde fiyatlar yükselince Ankara, ithalatla yerli üreticinin “terbiye edilmesi”ni hedef alıyor. Ucuz ithalden sonra fiyatlar bir süre geriler ama ithalat yerli üreticiyi üretimden soğuttuğu için, üretim azalır. İthalat üretimi caydırarak fiyatlarda kalıcı artışa yol açar.
Bugüne kadar hayvancılığı teşvik için 10 milyar TL dağıtıldı. Sıfır faizli kredi verildi. Böylece sığır varlığı 15 milyon adede yükseldi.
Yılda 1 milyon ton kırmızı et tüketiyoruz. Bunun yüzde 90’ına yakını sığır eti, yüzde 10’una yakını koyun eti. Diğer hayvan türlerinin ufak payları var.
Et fiyatlarının artışının arkasında kalıcı ve de geçici nedenler var:
1) Kalıcı nedenler şunlar: Bizim hayvanlar dağda çayırda beslenmiyor. Çiftliklerde yemle besleniyor. Hayvancılıkta maliyetin yüzde 60’ını sanayi yemi teşkil ediyor. Sanayi yeminin hammaddesi ithal girdi. Döviz fiyatı artınca yem fiyatları, dolayısıyla hayvan maliyeti artıyor.
2) İthalat kapısı bir açılıyor, bir kapanıyor. Bu durumda besiciler uzun vadeli olarak riske giremiyorlar. Üretimi artıramıyorlar.
Et fiyatlarındaki artışın kalıcı ve geçici nedenlerini iyi değerlendirmeden, piyasaya az miktarda ucuz et sürmek, et sorununa çözüm değil çözümsüzlük getirir.
Devamlı karkas et ithal ederek halkın et talebini karşılayamayız. Ucuz et ancak üretim artışıyla mümkün olabilir.
Bu işin uzmanı Ali Ekber Yıldırım yazdı: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürlüğü çok kapsamlı bir çalışma ile “Kırmızı Et Stratejisi” hazırladı. Bu stratejide aynen şöyle deniliyor: “Kırmızı et üretiminin artışında, besi hayvanı materyali temini büyük önem taşımaktadır. Zaman zaman başvurulan et ve besilik hayvan ithalatı sorunu çözmekten uzaktır.” Yıllardan beri, canlı hayvan ve et ithalatı ile sorunlar çözülmeye çalışılıyor. Her defasında ithalatın çözüm olmadığı görülmesine rağmen, bu politika ısrarla sürdürülüyor.
Koyun ve sığır varlığımızın artmamasının nedeni, ülkede hayvanların besleneceği meraların kalmaması. Doğu Anadolu’da terör var. Batı’daki meralar kararname ile toplu konutlara tahsis edildi. 1990‘larda 24 milyar hektar, 2000’in başında 16 milyar hektar olan kullanılabilir çayır, mera alanı 9-10 milyar hektara geriledi.
Sığırlarımız yem ile besleniyor. Hazır yemin girdisi ise dolar. Dolar artınca büyükbaşların beslenme maliyeti de artıyor.
Hayvancılıkta öne çıkan ülkelerde toplam beslenmede çayır, meranın payı yüzde 50 dolayında.
Tarım kaynaklı kaba yemin payı yüzde 25 dolayında. İşte bu nedenle o ülkelerde büyükbaş fiyatları ucuz.
Biz ise çayır ve mera olmadan hazır yeme dayalı olarak hayvancılık yapmaya çalışıyoruz.
Yıllık 60 milyon ton dolayındaki kaba yem tüketiminde çayır ve meranın payı 12 milyon ton dolayında. Kaba yemin sadece yüzde 20’si, toplam yemin sadece yüzde 10’u çayır ve meradan karşılanıyor.
Çayır ve meraya çıkamayan büyükbaş hayvanlar kapalı alanlarda kaba yem ve karma yem yiyor.
Kaba yem, yem bitkilerinden elde ediliyor. Bunlar yonca, fiğ, korunga, silajlık mısır, burçak, hayvan pancarı gibi yem bitkileri. Bizim kaba yem üretimimiz de talebi karşılayamıyor.

*******

Et ucuzlamaz besicilik ölür

Olayların içinden/Güngör Uras
Milliyet Gazetesi

Et fiyatlarını aşağıya çekmek için Et ve Süt Kurumu gene kesilmiş, donmuş et ithalatına başlıyor.
Et ve Süt Kurumu şimdilerde üretimi artırarak fiyatları aşağıya çekmeye çalışacak yerde, üretimin zarar görmesini göze alarak et ithal ederek fiyatları aşağıya çekmeye çalışıyor.
Sonuç olumsuz. Her ithalatta fiyatlar düşecek bekleyişinde besiciler hayvanları kesiyor. Hayvan kesimi artınca fiyatlar biraz düşüyor. Fakat kesilen hayvanların yerine yenileri yetişmeyince fiyatlar gene tırmanışa geçiyor. Bundan önce kaç defa oldu. Ama ithalat ile hayvan üreticilerini terbiye etme sevdası bitmedi.
15 milyon sığır, 30 milyon koyun varlığımız var. Yılda 4 milyon baş sığır kesiliyor, 900 bin ton et elde ediliyor. Yılda 5 milyon koyun kesiliyor, 100 bin ton et elde ediliyor. Son yıllarda koyun eti üretimi olduğu yerde duruyor. Sığır eti üretimi yılda 10 bin ton kadar artıyor.
Çayır ve mera kalmadı
Koyun ve sığır varlığımızın artmama nedeni, ülkede hayvanların besleneceği meraların kalmaması. Doğu Anadolu’da terör var. Batı’daki meralar kararname ile toplu konutlara tahsis edildi. 1990‘larda 24 milyar hektar, 2000’in başında 16 milyar hektar olan kullanılabilir çayır, mera alanı 9-10 milyar hektara geriledi.
Sığırlarımız yem ile besleniyor. Hazır yemin girdisi ise dolar. Dolar artınca büyükbaşların besleme maliyeti de artıyor.
Hayvancılıkta öne çıkan ülkelerde beslenmede mera payı yüzde 50. Tarım kaynaklı kaba yem payı yüzde 25. Bu nedenle o ülkelerde büyükbaş fiyatı ucuz.
Biz ise çayır ve mera olmadan hazır yeme dayalı olarak hayvancılık yapmaya çalışıyoruz. Yıllık 60 milyon ton dolayındaki kaba yem tüketiminde çayır ve meranın payı 12 milyon ton dolayında. Kaba yemin sadece yüzde 20’si, toplam yemin sadece yüzde 10’u çayır ve meradan karşılanıyor. Çayır ve meraya çıkamayan büyükbaş hayvanlar kapalı alanlarda kaba yem ve karma yem yiyor.
Kaba yem üretimimiz de talebi karşılayamıyor. Karma yem veya fabrika yemi en az yüzde 50 ithal girdiyle üretiliyor. Beş yıl önce besiciler 1 kg et satarak 32 kg besi yemi alabiliyordu. Şimdilerde 1 kg et karşılığı 18-20 kg besi yemi alabiliyorlar. Yem fiyatları et fiyatlarından çok daha hızlı arttı. Dolara bağlı olarak büyükbaşların beslenme maliyetleri yükselince, et fiyatı da artıyor.
Yem fiyatları pahalıYemde KDV yüzde 8’den yüzde 1’e düşürüldü ama, yılbaşından bu yana yem fiyatları devamlı arttı. Artıyor.
Tarım ekonomisinde olan biteni en iyi izleyenlerden Ali Ekber Yıldırım diyor ki, “Hayvan yeminin ana girdilerinden kepek KDV dahil 475 TL’ya satılıyordu, şimdilerde indirimli KDV ile 520 TL oldu.
Pamuk küspesinin tonu aynı dönemde 815 liradan 881 liraya, arpanın tonu 685 liradan 725 liraya, mısırın fiyatı 650 liradan 700 liraya, ayçiçeği küspesinin tonu 635 liradan 675 liraya yükseldi.
Şap hastalığının da etkisi ile hayvan sevkiyatı durdu. Doğu’da hayvan varlığı azaldı. Yapılan her ithalat göçü hızlandırıyor. Üretim yapan insanlar göç edince tüketici konumuna geçiyor. İthalat devam ederse 1-2 yıla kadar Doğu’da hayvan besleyerek geçimini temin eden kimse kalmaz.”
Görülüyor ki, “Aç kapıları, getir ithal eti… Bak et fiyatları nasıl ucuzluyor… Enflasyon nasıl düşüyor” şeklinde kolay çözümler yok. Esas olan üretimin artması. Üretici, ikide bir ithalat kapısının açılmasının rüzgârında üretimi artıramıyor. Mera kalmadı. Doğu’da hayvan beslenemiyor. Fabrika yeminde ithalat girdisi büyük. Dolar fiyatı arttıkça yem fiyatı artıyor. Besici, ya hayvanlarının tamamını kesime yollayarak besicilikten vazgeçecek, ya da maliyeti arttıkça et fiyatını artıracak. Tek çözüm, besicilerin yem yükünü azaltacak ekonomi politikalarının uygulanması.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız