Reklam Ver

Tarım ülkesi Türkiye, her geçen gün daha fazla dışa bağımlı hale geliyor. Bunun temel nedenlerinden birisi ithalata dayalı bir politikanın izlenmesi.Tarımda üretimi, ülke kaynaklarını ve potansiyelini değerlendirecek politikalar “bilinçli” olarak uygulamıyor. Bunun yerine ithalata dayalı, ithalatı destekleyen politikalar uygulanıyor.
1980’li yıllarda dışa açılma politikaları ile başlayan “ithalatla üreticiyi terbiye etme” anlayışı bugün çok daha vahşice uygulanıyor. Fiyatı artan her ürün ithalatla düşürülmeye çalışılıyor. Aslında bu son dönemin moda deyimi ile tarıma kurulan büyük bir kumpas. Önce fiyatların yükselmesine ortam sağlanıyor. Sonra ithalatı haklı kılacak uygulamalara geçiliyor.
Türkiye, bu kumpastan nasıl kurtulabilir?
Dün kırmızı et ve hayvancılıkta ithalatın nasıl desteklendiğini yazdık. Bugün daha çok çözüm önerilerini ve kurulan kumpastan nasıl kurtulacağımızı sıralayacağız.
1- Tarımın her alanında temel sorun yüksek girdi maliyetleridir. Girdi maliyetini düşürmedikçe tarıma kurulan kumpasın çözülmesi mümkün değil. En güncel konulardan birisi olan kırmızı ette eğer dışa bağımlılıktan, ithalattan kurtulmak isteniyorsa, yapılacak ilk iş, girdi maliyetlerini düşürmektir.
2-Hayvancılıkta girdi maliyetlerinin yüzde 65’ini yem oluşturuyor. Türkiye’nin yıllık kaba yem ihtiyacı ortalama 55 milyon ton. Üretim, sadece 10 milyon ton.Hükümet, hayvancılığa 2015’te 3 milyar lira destek veriyor. Fakat bu desteği o kadar çok parçaya bölüyor ki, hiç bir işe yaramıyor. Oysa, bir çok destek kaldırılarak yem bitkileri üretimine verilse, yem ucuzlasa çiftçinin maliyeti büyük oranda düşer. O zaman süt fiyatı da ,et fiyatı da düşer.
3- Hayvancılığa verilen 3 milyar lira hedefsiz,amaçsız bir şekilde dağıtılarak bu önemli kaynak heba ediliyor. Daha da önemlisi, bu paranın yaklaşık 3 katı bir kaynak( 3 milyar dolar) da yem hammaddeleri ithalatına ödeniyor. Bu kaynağın tamamı üretime yönlendirilse maliyet de düşer, fiyat da.
4-Türkiye’de kırmızı et üretiminin yüzde 90’ı sığırlardan elde ediliyor. Kalan yüzde 10 küçükbaş hayvanlardan sağlanıyor. Sığıra olan bağımlılık planlı bir şekilde azaltılarak küçükbaş etinin payı yüzde 20-25’lere çıkarılmalı.O zaman hem üretim hem fiyat dengesi sağlanabilir.
5- Kırmızı et üretimi, çok büyük oranda süt sığırcılığından sağlanıyor. Süt ineklerinin erkek danaları et üretiminde değerlendiriliyor. Et ırkı hayvanlara dayalı kırmızı et üretimi bugünkü koşullarda sürdürülebilir görünmüyor. “Türkiye’de et ırkı hayvanlarla et,süt ırkı hayvanlarla süt üretelim” diyenler, aslında “hayvan ithal edelim” diyor. Süt hayvancılığı yapanlar yüksek maliyetler nedeniyle hem süt hem de buzağı, dana sattığı halde para kazanamamaktan şikayetçi. Kırmızı ette sorun yaşanmaması, ithalata gereksinim duyulmaması için süt hayvancılığında sorunların çözülmesi ve çiğ sütün değerinde satılması gerekiyor.
6- Hayvancılığa kredi, hibe, destek verirken işin ehline verilmeli. Hayvancılığı bilmeyen, koyunla keçiyi, inekle boğayı ayırt edemeyecek kadar bilgisiz olanların sektöre girmesi engellenmeli. Bu işi bilmeyenlerin yatırımları, devlet kaynağı ile yaptıkları ithalat, kaynak israfına neden oluyor ve sektöre büyük zarar veriyor. Bunun yerine aile işletmeleri büyütülmeli, güçlendirilmeli.
7- Yerel yönetimlerin de desteği ile, “yerelde üret, yerelde tüket” gibi kampanyalarla hem üreticiyi, hem de tüketiciyi destekleyecek projeler yaşama geçirilmeli. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’de kooperatiflerle yürüttüğü “yerelde kalkınma modeli” örnek alınarak yaygınlaştırılmalı.
8-Toplumun her kesiminde gıda ürünlerine yönelik büyük bir güvensizlik var. Gıda terörü en önemli sorunlardan biri haline geldi. Herkes “ne yiyeceğiz ?” diye soruyor. Sağlıklı, güvenilir gıda üretimi ve tüketimi için tarladan sofraya etkin bir gıda denetimi yapılarak “gıda terörü” önlenmeli. Üretici fiyatı ile market fiyatı arasında yüzde 400’lere ulaşan fiyat farkı önlenerek hem üretici hem tüketici korunmalı.
9-Günübirlik politika ve uygulamalar yerine en az 5-10 yıllık uygulanabilir planlar yapılmalı. Amerika Birleşik Devletleri her 5 yılda bir Tarım Kanunu ile hangi ürüne ne kadar destek vereceğini belirliyor. Avrupa Birliği ise 7 yıllık bütçe programı yapıyor. 2020 yılına kadar Avrupa Birliği’nin tarıma vereceği destek, hangi ürünlere ne destek sağlanacağı şimdiden belli. Türkiye’de çiftçi alacağı desteği bilmeden tarlaya tohum atıyor. Türkiye’de de en az 5 yıllık plan ve bütçe programı yapılmalı. Çiftçi önünü görerek üretime karar verebilmeli.
Özetle, ülkenin tarımsal potansiyelini değerlendirecek, üreticinin refahı, tüketicinin sağlıklı ve güvenilir ürünleri uygun koşullarda tüketmesini sağlamak, ülke ekonomisine yüksek katma değer sağlamak için orta ve uzun vadeli hedefleri olan bütüncül bir tarım politikası ile tarıma, kırmızı ete kurulan kumpas ortadan kaldırılabilir.
******
Fikret Otyam ve Tarık Dursun K.
Bir kaç gün arayla iki büyük usta yaşama veda etti. Röportajları, yazıları, haberleri ve resimleriyle Anadolu’yu en iyi anlatan, yansıtan Fikret Otyam ve edebiyatımızın çınarlarından gazeteci, yazar Tarık Dursun K. yaşama veda etti. İki büyük ustayı saygıyla anıyoruz.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız