Reklam Ver

Gelişmiş ülkelerde tarımsal üretimde hayvancılığın payı yüzde 50’lerin üzerinde. Bazı ülkelerde bu oran yüzde 75’ten fazladır. Türkiye’de ise tam tersine bitkisel üretim yüzde 70’in üzerinde, hayvancılık yüzde 30’un altındadır. Hayvancılıkta tam bir politikasızlık hakim.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Tarım Meclisi Raporu’nu dün ayrıntılarıyla yazdık. Hayvancılık Meclisi raporuna göre hayvancılıkta sorunlar ve çözüm önerileri ise şöyle:
1- Türkiye’de hayvancılık sektöründe başta et ve süt piyasası olmak üzere bir fiyat istikrarsızlığı söz konusudur. Bu istikrarsızlık yetiştiricileri, kamu ve sanayicileri olumsuz etkilemektedir. Bu olumsuzlukları gidermek amacıyla kurulan Et ve Süt Kurumu sektörün ihtiyacına cevap verememektedir.
Özerk, kendi fonunu sağlayabilen, yetiştirici, tüketici, kamu, sanayici, perakendeci ve sivil toplum kuruluşlarının söz sahibi olduğu, kısa-orta-uzun vadeli politikalar üretip uygulayabilen bir “kurum” oluşturulmalı gerekli durumlarda piyasaya müdahale edebilmeli ve piyasayı düzenleyebilmeli. Bu kurum kurulduktan sonra Et ve Süt Kurumu kademeli olarak kaldırılmalıdır.
2-Hayvan ıslahı ve sağlığı politikalarının etkin olmaması. Nüfusa bağlı olarak ülkemizin kırmızı et ihtiyacı her yıl artmakta iken ülkemiz şartlarına adapte yerli hayvan ırkları azalmakta, talep ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Kırmızı et, ithalata bağımlı olamayacak kadar stratejik öneme sahiptir. Kombine sığır ve koyun ırkları, et sanayi için daha ekonomik olmasına rağmen ülkemizde besicilik ağırlıklı olarak süt ineklerinin danaları ile yapılmaktadır. Bunun yanında hayvan hastalıkları nedeniyle önemli ekonomik kayıplar olmaktadır.
Bakanlık; üniversiteler, sanayi ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içerisinde kalıcı ve sürdürülebilir ıslah politikası oluşturmalı. Büyükbaş-küçükbaş hayvancılıkta etçi ve kombine ırklar bölgesel olarak geliştirilmeli, bölgelere uygun kombine ırk sığır besiciliği teşvik edilmeli.
3-Türkiye’de yem hammaddesi üretimi ihtiyacı karşılayamamakta, bu nedenle ithalat yoluna gidilmektedir. 2013’te gerçekleştirilen yaklaşık 6 milyon ton yem hammaddesi ithalatı karşılığında 3 milyar dolar ödenmiştir. Yem hammaddelerinin temininde dışa bağımlılık sebebiyle döviz fiyatlarındaki artış, maliyetleri doğrudan arttırmaktadır.
Yem hammaddelerinin üretimini arttırmak için yem bitkileri üretimi ve meraların etkin kullanımı teşvik edilmeli. İklim ve arazi koşulları gözetilerek Bakanlık tarafından üretim planlaması yapılmalı.Türkiye’de açığı bulunan ve net ithalatçı olduğumuz yem hammaddelerinin ithalatında uygulanan yüksek gümrük vergileri dönemsel olarak düşürülmeli ve bu uygulama yapılırken gecikmelere izin verilmemelidir.
4-Ülkemizdeki hayvan varlığı konusunda sektör ile kamu otoritesinin rakamları uyuşmamaktadır. Piyasadaki hayvan sayısı, ihtiyacı karşılayamadığı için besi işletmelerinde kapasite kullanım oranı yüzde 50’nin altına düşmüştür. Ülkemizde besi ırklarının yetersizliğinden dolayı süt hayvanlarının erkek yavrularıyla besicilik yapılmaktadır. Yerli üretici daha kaliteli besi materyaline ihtiyaç duymaktadır.
Hayvan varlığı konusunda sektör ve kamu arasında uyumluluk sağlanmalı. Ülkemizde kombine ırklara geçiş sağlanana kadar kaliteli besi materyali ithalatına izin verilmelidir.
5-Kanatlı sektörü, ürün ve üretim tesislerinin kalitesi açısından Avrupa Birliği düzeyindedir ve ihracat potansiyeli yüksektir. Tavuk eti ve yumurta ihracatının büyük bölümü başta Irak’a olmak üzere Orta Doğu ülkelerine yapılmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinin üreticilerine vermiş olduğu yüksek oranlı teşvikler nedeniyle rekabet yapılamamakta ve bazı ülkelerde pazara giriş engeli ile karşılaşılmaktadır. Kanatlı sektöründe ihracatın tek pazara bağımlı olması, sektörün geleceği açısından endişe vericidir.
Teşvikler Avrupa Birliği seviyelerine getirilerek rekabet dezavantajı ortadan kaldırılmalı. İhracatın önünü açmak ve pazar çeşitliliği sağlamak amacıyla devlet politikaları geliştirilmelidir.
Hayvancılık Meclisi Raporu’na da yansıdığı üzere hayvancılıkta uzun vadeli politikalar yerine günü kurtarma politikası uygulanıyor. Bunun sonucunda Türkiye ithal ettiği hayvanı ithal yemle besleyip vatandaşına hayvansal ürün yetiştirmeye çalışıyor. Böyle olunca et ve süt üretim maliyeti ve fiyatı yükseliyor. Bunun faturasını da tüketici ödüyor. Çözüm ithalata dayalı değil, üretime dayalı politikadır.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız