Reklam Ver

Taksim Gezi Parkı eylemleri mizahın gücünü bir kez daha gösterdi. Gençlerin “orantısız zeka” ile ürettiği mizah yüklü mesajlar dalga dalga yayılıyor. Hem güldürüyor, hem de bilgilendirip düşündürüyor.Mizah ikliminin etkili olduğu bu günlerde bir mizah ustası İsmail Gülgeç’in kurduğu ve organik tarım yapılan “Gülgeç Çiftliği’ni tanımaya ne dersiniz? Saygıyla ve özlemle andığımız İsmail Gülgeç’in Gelibolu Yarımadası Ecebat’a bağlı Kocadere Köyü’ndeki çiftliği Alman-Türk İşbirliği Organik Tarım Projesi kapsamında 2012’nin “en iyi organik çiftliği” seçildi.
Çiftliğin öyküsünü İsmail Gülgeç’in eşi Ayça Gülgeç’ten dinleyelim:
“2003 yılında radikal bir kararla buraya yerleşmeye ve burada sürekli yaşamaya karar verdik. Kararımızdaki en büyük etken eşimin 1999’da plazma hücreli lösemiye yakalanıp 2 yıllık tedavi ve hastane sürecinden sonra daha sağlıklı yaşama isteğimizdi. Çünkü doktorların söylediği remisyona giren bu hastalığın yeniden nüksedeceği ve eğer dikkat edersek bu süreci uzatabileceğimizdi. Bize verilen maksimum 6 yılı biz 12 yıla kadar uzatabildik.
İstanbul’dan kaçarak Eceabat’a geldik.1992 yılında eşim İsmail Gülgeç bu araziyi İstanbul’a ulaşımının kolay olması nedeniyle satın almış. Ve hemen kavak dikmiş kendi ormanını kendisi yaratmak istemiş ama kavaklar bu arazi yapısını sevmedi. 2002 yılında hepsi kesilmek zorunda kaldı ve kökleri kepçelerle temizletildi. Kavakların yetiştiği 10 yılda toprak iyileşti. İyileşti diyorum çünkü bu arazide daha önce sürekli ilaç ve gübre verilerek domates yetiştirilmiş.
Tam 33 bin 825 metrekare bir tarla kavaklardan temizlenmiş boş bir halde bana bakıyor, ben de ona.
Dört yıl okuyup peyzaj mimarı olmuş üzerine kentsel tasarımda yüksek lisans yapmış biri olarak bu alanı nasıl tasarlayacaktım?
Aklımda bir sürü fikir ve proje vardı. Tasarlar sonra da eker, dikerim. Süs bitkileri ve çiçekleri yetiştiren biri neden meyve ve sebze yetiştiremesin ki diye düşünüp, kitaplar aldım, Çanakkale Belediyesi ve Yerel Gündem 21’in düzenlediği bahçıvanlık kurslarına katılıp 2003 baharında ilk tohumlarımı ektim, fidelerimi diktim ve ilk adımı atmış oldum. Kendi sağlıklı ürünlerimizi yetiştirmek istiyordum,1 dönüm bize yeter dedim ve 1 dönüme tüm yaş sebze ve meyvelerini ekip diktim. Bu 1dönüme sıra sıra damlama sulama borularını yayıp sıralar üzerine sebzelerimi diktim. Sebzeler vermeye başlayınca 2 kişi için çok fazla bir alana dikim yaptığımı anladım. Ben topluyorum sebzeler fazlasını veriyor, tüketemiyoruz ziyan olacak eşe dosta dağıtıyoruz bitmiyor ve ben de pazara çıkıp tezgah açmaya başladım. Yetiştirdiklerimi pazarda satıyordum. Kendimiz için yetiştirmeye başladık fazla olunca da bunu pazarda değerlendirdim.
Bu alanın 5 dönümünü meyvelik yaptık, her çeşit meyveden diktik. 5 dönümünü sebzeler için ayırdım o alanı dönüşümlü ekip dikiyorum 5 dönüm zeytin ve 18 dönüm de ceviz ve badem var. Ceviz ve bademleri 2011 Şubat’ta diktim. Şimdi büyümelerini bekliyorum.
Bu arada yerel tohumlara çok fazla önem verip ürünlerimi olabildiğince yerel tohumlardan üretiyorum. Bunun içinde yerel tohum takas şenliklerine katılıyorum ve tohum takasıyla elimde olmayan tohumları da sağlamış oluyorum. Kendi tohumlarımı kendim alıp onları serada fide haline getirip baharda yerlerine dikiyorum.
2009’dan beri sertifikalı üretim yapıyorum. Bunu da kaymakamlık ve ilçe tarım sağladı.
Yetiştirdiğim ürünlere gelince yazın tüm sebze ve meyveler oluyor, kışın sadece kendim için yetiştirip dinleniyorum. Tavuklarım, kazlarım ve ördeklerim var onlarla da çok büyük bir işbirliği içindeyiz.
Kazlarım otlarla mücadele ederken tavuklar ve ördekler zararlılarla mücadele ediyor ve arazimi gübreliyorlar, toprağı işliyorlar.
Tarlama yabancı hiçbir madde sokmuyorum. Ne gübre, ne ilaç hiçbirini kullanmıyorum. Hayvan gübresi dahil, dışarıdan girecek her türlü maddeye karşıyım. Olumsuzlukları hiç düşünmüyorum, ürünlerime hastalık gelir, böcek gelir ve ürünlerim gider diye düşünürseniz başınıza gelir. İki adım ötemdeki komşum böcekten yakınırken bende hiçbir sorun olmuyor.
O kullandığı pestisitlerle tüm canlılara zarar veriyor, ona göre zararlı böcekleri yok ederken yararlı böcekleri de yok ediyor. Aslında pestisit kullanmayıp doğayı kendi haline bıraksa böcekler birbirlerini dengeleyecek. Doğaya güveniyorum ve benim için o çözümlüyor.
Doğaya ne verirseniz o size daha fazlasını verir bu düşünceyle yapıyorum işimi. Tüm atıklarımı kompost yapımı için kullanıyorum, kompostu da ürünlerimi yetiştirirken kullanıyorum. Ben toprağımı ve gıdamı koruyorum onlarda beni koruyor. Sistem kendini kurdu diyebilirim.
Şunu belirtmekte yarar görüyorum bu işe eşimi daha uzun yaşatabilmek ve sağlıklı beslenmek için başladım ve şimdi vazgeçemiyorum kendi ürünlerimden başka ürün yemek istemiyorum.”
Taksim Gezi Parkı’nda ve ülkenin her yerinde çapulcular, eylem yapanlar çevreyle, doğayla dost bir yaşam istiyor. Ayça Gülgeç’in de söylediği gibi “doğaya ne verirseniz o size daha fazlasını verir.”

Mizah ustası Gülgeç' in çiftliği…
5 (100%) 1 vote

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız