Reklam Ver

Ali Ekber Yıldırım
İZMİR-Okul sütü programı sancılı başladı. İlk günden yüzlerce öğrenci içtiği süt nedeniyle hastanelik oldu. Gerekçesi ne olursa olsun bu önemli ve doğru projeye daha baştan ciddi zarar verdi.Bakanlar, yaşananları “psikolojik” olarak nitelendirdi. Valilerden bazıları dağıtılan sütün bozuk olduğunu söyledi. Öğrenciler içtikleri sütün yoğurt gibi pelte pelte olduğunu belirtti. Belli ki dağıtılan sütlerde ciddi bir sorun var. Sanayiciler ve üreticiler okul sütü programının sona erdirileceği endişesi ile yaşananları önemsiz göstermeye çalıştı. Bilim insanları benzer olaylarda olduğu gibi ikiye bölündü.
Söylenenlerde biraz gerçeklik payı biraz da gizleme telaşı vardı. Gerçek olan şu ki, okul sütü programında bir dizi yanlışlık var.
Bunları irdelemekte yarar var:
1-Uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminde olan “Okul Sütü Programı” okulların tatil olmasına kısa bir süre kala Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile başladı. Bakanlar Kurulu Kararı 25 Mart’ta, uygulama tebliği 29 Mart’ta çıkarıldı. Okul sütü ile ilgili ilk ihale 12 Nisan’da yapıldı. Ülke genelinde 7.2 milyon öğrenciye her gün 200 mililitre uzun ömürlü süt dağıtımını öngören ihaleye 7 bölgeden 3’üne hiçbir firma teklif vermedi. Bir bölge için verilen teklif ise evrak eksikliği nedeniyle kabul edilmedi. İhale iptal edildi. 17 Nisan’da ikinci kez ihale yapıldı. Çok kısa sürede hem mevzuat hazırlandı hem de ihaleler peş peşe yapıldı. Okullar kapanmadan 25 gün süt dağıtımı yapabilmek için firmalar aceleyle sütleri, hazırlayıp 200 mililitrelik kutulara koydu. Bu acelecilik Başbakan’ın talimatını bir an önce yerine getirmek içindi. Hatırlarsanız benzer bir acelecilik canlı hayvan ithalatında da yaşanmıştı. Yine Başbakan’ın talimatı ile bir hafta içinde canlı hayvan ithalatı yapılmak istenmişti. Et ve Balık Kurumu açtığı ilk iki ihaleyi iptal etmek zorunda kalmıştı. Okul sütü programında da altyapısı hazırlanmadan aceleyle uygulamaya geçirilmesinin yarattığı sorunlar var.
2-Okul sütü programındaki en önemli yanlış ise, “arz fazlası sütün” çocuklara içirilmesi fikridir. Çocukların sağlıklı gelişimi için süt tüketmeleri gerekiyor. Bunun için en sağlıklı sütün çocuklara içirilmesi gerekirken, “elimizde fazla süt var bunu çocuklara içirelim” mantığı ile hareket edildi. İhaleyi alan firmadan, kontrolleri, analizleri yapması gereken Tarım Bakanlığı’na, sütü dağıtan Milli Eğitim Bakanlığı’ndan okulda öğrenciye süt veren okul müdürüne kadar kimse işi ciddiye almadı. Bu konuda sağlıklı bir eğitim verilmedi. Süte alerjisi olan öğrenciler tam olarak tespit edilemedi. Okul sütlerini teslim etmek üzere 1 Mayıs’ta okula çağrılan görevliler bile isyan etti. Tatil gününde işe getirildikleri için. Okul sütü programını ciddiye alan olmadı. Çünkü yararlı olduğu için değil, fazla olduğu için çocuklara süt içirme fikri egemen oldu.
3-Çocukllar süt piyasasını düzenlemenin aracı yapıldı. Bakanlar Kurulu Kararı’nda, Uygulama Tebliği’nde ve Okul Sütü Programı Uygulama Rehberi’nde açıkça okul sütü projesi ile arz fazlası sütün piyasadan çekilerek fiyat istikrarının sağlanması hedeflendiği yazıldı. Çocukların sağlığı değil piyasanın istikrarı düşünüldü.
4- Okul sütü programı ile süt tüketimi dolaylı olarak artacak, arz fazlası süt eriyecek. Fakat bu konuda da yanlış uygulama var. Süt fazlası sanayicinin değil, üreticinin sorunu. Süt fazla olunca sanayici daha ucuza süt alacağı için memnun olur. Süt fazlasını sanayiciden temin etmek yanlış. Üreticiden süt alınırsa, piyasada süt azalacağı için sanayici daha yüksek fiyatla almak zorunda kalacak. Dolayısıyla okul sütünün sanayiciden değil, kooperatiflerden, üreticilerden alınması gerekiyor. Bu şekilde fiyat istikrarı sağlanabilir.
5-Hükümet süt ile ilgili tüm silahları sanayicinin eline vererek istikrarı sağlamaya çalışıyor. Süt tozu desteğini sanayiciye veriyor. Okul sütünü sanayiciden alıyor. Tek taraflı bu desteklerin üreticiye olumlu yansıması mümkün olmadığı gibi hükümet eliyle sektörde dengeler bozuluyor.
6- Çocuklara verilen süt hem uzun ömürlü hem de pahalı. Üreticinin litresini 70 kuruştan sattığı çiğ süt uzun ömürlü süte dönüşünce 200 mililitresi ortalama 53 kuruştan okul sütü olarak devlete satılıyor. Oysa, İzmir Büyükşehir Belediyesi pastörize sütün 200 mililitresini 37 kuruştan Tire Süt Kooperatifi’nden alıyor. Üstelik pastörize sütün üretimi daha zor. İzmir’de 7 yıldan beri dağıtılan sütten zehirlenen, hastalanan olmadı. Türkiye’de kapsamlı bir biçimde ilk kez 2001-2002 ve 2002-2003 eğitim yılında Ankara, İstanbul, İzmir ve Diyarbakır’da 1 milyon 100 bin çocuk için uygulanan okul sütü projesindede bugünkü gibi sorunlar yaşanmamıştı.
7-İlk gün yüzlerce öğrencinin sütten zehirlenmesi veya bakanların deyimi ile psikolojik olarak etkilenmesi, süt şekerine hassas olmaları süt tüketim alışkanlığı konusundaki yetersizliği gösteriyor. İlk kez süt içtiği için hastaneye kaldırılan öğrencilerin durumu yaşanan ayıbı örtmez, ayıbı büyütür. Tarım ülkesi olmakla övünen Türkiye’de ilk kez süt içen öğrencilerin varlığı “zehirlenmediler” diye övünülecek bir durum değil. Tam tersine utanılacak bir durum. Ayrıca, okul sütü programının ne kadar gerekli olduğunun da göstergesi.
Özetle, okul sütü programı doğru bir proje. Ancak, hedefleri, uygulama şekli yanlış. İzmir’de 7 yıldır başarıyla uygulanan bu proje yerel yönetimler eliyle yürütülmeli,. Arz fazlası süt yerine öğrencilerin sağlıklı gelişimi için okul sütü verilmeli. Dağıtılacak süt uzun ömürlü değil, pastörize süt olmalı ve sanayiciden değil, üreticiden alınmalı. Böyle bir proje uygulandığında zaten süt tüketimi artacak ve piyasada istikrar sağlanmış olacak.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız