Reklam Ver

Ülkeye bugüne kadar yem amaçlı genetiği değiştirilmiş (GDO)13 çeşit mısır ve 3 çeşit soyanın ithalatına izin verildi. Gıda amaçlı genetiği değiştirilmiş ürünlerin ithalatı için ise yapılan başvurular Biyogüvenlik Kurulu’nda bekliyor. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu’nun 3 soya, 21 mısır, 3 kanola, 1 şeker pancarı ve 1 patates olmak üzere gıda amaçlı 29 gen için başvurusu var. Tüm Gıda Dış Ticaret Derneği (TÜGİDER) ile ÜNAK Gıda ve Kimyevi Maddeler Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin ise 3 soya geni için başvurusu kurulda bekliyor.
TÜGİDER ve ÜNAK Gıda yöneticileri ısrarla GDO’ ya karşı olduklarını, asıl amaçlarının ithalatta eşik değerin belirlenmesi olduğunu ancak, yasal düzenlemelerden kaynaklanan eksiklikler nedeniyle istemedikleri halde soya geninin ithalatına başvurmak zorunda kaldıklarını iddia ediyorlar.
ÜNAK Gıda’nın Genel Müdürü Atilla Kendigelen, bu konudaki mağduriyetlerini ve iddialarını gösteren birçok belgeyi bizimle paylaştı. Yıllardır GDO’suz soya ve süt proteinleri ithal ettiklerini, GDO’lu ürünlere kesinlikle karşı olduklarını söyleyen Atilla Kendigelen, yasal mevzuattaki eksiklik nedeniyle kendilerinin GDO’lu soya genine izin istemeye zorlandıklarını, GDO’suz ürün ithalatçılarının büyük bir mağduriyetle karşı karşıya kaldıklarını ifade ediyor.
İki yıldan beri mağduriyetlerini dile getirmek için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Biyogüvenlik Kurulu’na defalarca başvuran ancak olumlu hiçbir sonuç alamayan gıda ithalatçılarının anlattıkları özetle şöyle:
“GDO yönetmeliği çıkmadan önce Türkiye, tam bir GDO’lu ürün cennetiydi. İthalat aşamasında sadece sağlık sertifikası ve diğer ithalat evrakları ile işlem yapılıyordu. Her ithalatta sunulan GDO’ suz raporu dosyadan çıkartılıyordu. Gerekçesi ise GDO kanunu yok, ayrıca test edecek cihazlar yok deniliyordu. Paketlerin üzerinde yer alan ‘GDO’suz’ ibareleri haksız rekabete neden oluyor diye sildiriliyordu. Oysa, haksız rekabeti GDO’suz ürün ithal edenler yaşıyordu. Çünkü GDO’lu ve GDO’suz ürünler arasında ciddi fiyat farkı var. İkisi aynı kefeye konuluyordu. Bu konuda 2001 senesinden beri bakanlığa yüzlerce başvuru yapıldı ancak hiçbir sonuç alınamadı.2009’da ilk yasal düzenleme olan GDO Yönetmeliği çıktı. Yönetmelik, çok eksik ve teknik altyapı hazırlanmadan yayınlandı. Kısa sürede 11 kere değişiklik yapıldı. GDO’lu ürün ithal edenler ayağa kalktı. GDO’suz ürün ithal edenler ise çok mağdur edildi. GDO’lu ürün ithal edenler siyası ve ekonomik güçlerini kullandı ve yasa iptal oldu. Bu sefer Tarım Bakanlığı GDO’ya karşı tam bir savaş içine girdi. Kanunu hızlı bir şekilde uygun hale getirdi ve Biyoguvenlik Kurulu oluşturuldu ve 2010’da hem yasa hem yeni yönetmelik yürürlüğe girdi. Tüm laboratuarlar teknik altyapılarını tamamladı. Kanun işler hale geldi. GDO’lu ürün ithal eden, satan, üretenler için hapis cezası bile getirildi. Dünyada başka hiçbir ülkede hapis cezası uygulanmıyor. Ancak tüm bu süreç tamamlanana kadar ilk analiz ( var/yok) test limiti yüzde sıfır(0) olacak dendi. Bu oran Biyogüvenlik Kurulu tarafından da uygun bulunmayan bir oran. Çünkü hatalı ve zan altında bırakan sonuç verebilir. Gıda ithalatçıları birçok başvuruda bulunarak yüzde 0,1 ile test yapılmasını çünkü tüm dünyada böyle olduğu ifade edildi. Bakanlık topu Biyogüenlik Kuruluna attı. Biyogüvenlik Kurulu ise bakanlığa. GDO’suz ürün ithal edenler ithalat yapamaz oldu. Çünkü bulaşıklık sorunu nedeniyle teknik olarak bir ürün yüzde 100 GDO’suz olamayabiliyor
GDO’suz ithalat yapamayan firmalar “ne yapacağız” diye sorunca, Bakanlık ve Biyogüvenlik Kurulu,”Bize gen onayı için başvurun, inceleyelim ve daha sonra onay verelim, sizde ithalatı yapın denildi. Peki gen onaylanınca, ne olacak? O zaman yüzde 0,9 altı GDO’suz, yüzde 0,9 üstü GDO’lu olarak anılacak dendi. Tabii onaylı gen olması koşulu ithalatçıları şok etti. Yıllarca GDO’suz ürün getirenlere şimdi zorla GDO’lu gen onayı isteniyordu. Oysa bu firmalar GDO’lu ürün ithal etmek istemiyordu.İstedikleri ithal edilen ürünlerde yüzde 0.1 eşik değerin belirlenmesiydi.Çünkü bulaşıklık yani ortamdan ve ürünün kendinden kaynaklanmayan bir gen tespiti ve yüzde 0,1 altı testin ise sağlıklı sonuç vermemesi endişe yaratıyordu. Bakanlık ve kurula son kez yüzde 0,1 test limiti için başvuruldu. Kendilerine gen onaylatın dendi.
Bizlerin ithal ettiği ürünler, tohumdan depoya kontrollü olarak ithal ediliyor. Tarlada gen veya bulaşıklık yok, fabrikada yok, nakliye aracında yok, depoda yok ama Türkiye’deki analizde çıkıyor. Yüzde 0,1 ile tüm safhalarda analiz ediliyor ve hep negatif. Daha sonra Türkiye’de yüzde 0,01 ile analiz ediliyor bu sefer pozitif. İşte bu doğru olmayan tesadüfi sonuç veya bulaşıklık demek. Bizim numunemiz öncesi başka bir firmanın numunesi analiz edilirken ortama yayılan tek bir toz zerresi dahi bu bulaşıklığa sebep olabiliyor. Bulaşıklık diyoruz. Gen varlığı demiyoruz. Bulaşıklık soyada mısır, mısırda kolza gibi normalde o genin o üründe olmaması gereken bir durumun özetidir. Çünkü soyada mısır geni bulunması hiçbir şekilde soyanın genetiği değiştirilmiş olduğu anlamına gelmez. Soyada gen değişikliği sadece 3 gen ile olur. Mısır geni soyada hiçbir fayda sağlamaz. Yüzde 0,01 ile makina ve test kiti kaynaklı hatalı sonuçlar ise kaçınılmaz oluyor. Yüzde 0,1 oranı kabul edilirse, gen başvurularını geri çekmeye hazırız.
Genler onaylanırsa işte o zaman korkulan olacak ve GDO’lu ürünler ülkeye girecek. Bu aslında hiç ama hiç işimize gelmiyor. Çünkü, yine haksız rekabet yaşayacağız GDO’lu ürün getirenler ile. Bizler GDO’lu ürünlere onay verilse de duruşumuzu değiştirmeyeceğiz ve GDO’suz ürün getirmeye devam edeceğiz.”
Özetle, GDO’suz ürün ithal edenler yüzde 0.1 eşik değerin uygulanmasını isterken, “siz önce GDO’lu ürün getirin eşik değeri ona göre belirleriz” deniliyor. Yani birisine sen önce birini öldür ki biz sana ceza verelim demek gibi bir şey.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız