Reklam Ver

Yapılan yeni yatırımlarla süt üretimi artarken, tüketim aynı hızla artmıyor. Son günlerde sütle ilgili gündeme gelen iddialar tüketimin artması bir yana daha da düşürecek nitelikte. Uzun ömürlü sütün (UHT) tüketilmemesi yönündeki açıklamalardan sonra şimdi de çiğ sütte antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin olduğu iddiası ortaya atıldı. Bu iddialar süt tüketimini olumsuz etkileyecek.
Çiğ sütte veya süt ürünlerinde antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin var mı?
Milliyetçi Hareket Partisi(MHP) Kütahya Milletvekili Alim Işık, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’ in yanıtlaması için yazılı soru önergesi verdi.
Sorulan sorulardan birisi şöyle:“Piyasada satılan çoğu firmalara ait sütlerde antibiyotik bulgusuna, bazı ürünlerde de Aflatoksin M1’e rastlandığı ve bu maddenin karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma riskini artırdığı iddiaları doğru mudur?”
Eker’ in bu soruya verdiği yanıt ise şöyle: “ 5996 sayılı Kanunun Gıda ve Yem ile ilgili yaptırımlar başlıklı 40. maddenin(d) bendi Gıda Kodeksine Aykırılık hususunu içermektedir. Bakanlığımızca yürütülen kontrol ve denetimlerde sütlerde antibiyotik kalıntısına ve aflatoksin M1’e rastlanabilmekte olup, bunlarla ilgili gerekli yasal işlem yapılmaktadır.”
Sorulan soru ve verilen yanıt çok açık. Sütlerde antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin M1’e rastlandığı Bakan Eker tarafından doğrulanıyor.
Fakat, antibiyotik kalıntısı ve aflatoksinM1’in görülme oranı hakkında ayrıntılı bilgi yok.
Ankara’daki gazeteci meslektaşlarımız böyle bir soru ve yanıtı okuyunca “sütte kanser tehlikesi” başlığıyla haber yaptı. Sadece başlığa bakıldığında sanki tüm sütlerde kanser tehlikesi varmış gibi algılandı. Gazetecileri “niye haber yaptın” diye suçlamak doğru değil. Sorulan soruya verilen yanıt sütte kanser riski olduğu algısını veriyor.
Haberler çıktıktan sonra yer yerinden oynadı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı antibiyotik kalıntısının görülme oranının binde bir bile olmadığını açıklamak zorunda kaldı. Bu kısa ama can alıcı bilgi keşke soru önergesine verilen yanıtta yer alsaydı.
Konunun bir başka boyutu var. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, son günlerde gıda denetimi konusunda çıkardıkları yönetmelikleri anlatırken öylesine pembe bir tablo çizdi ki, ölçüyü biraz kaçırdı. Herhalde, ”sütü denetliyoruz, gerekli cezayı veriyoruz” demek isterken, sanki tüm sütlerde antibiyotik ve aflatoksin varmış gibi bir algıya neden oldu. Sonra da bunu düzeltmeye çalıştı.
Yapılan hatayı erken fark ederek işi düzeltmeye çalışan Bakan Eker, önceki gün “sütte kanser tehlikesi” başlıklı haberleri hatırlatan gazetecilere özetle şu açıklamayı yaptı:
”Bu çok insafsızca bir şey, çok üzüldüm bir gazetede gördüm. Antibiyotik kalıntısı; hayvanlar hastalandığında onlar tedavi ediliyor; bazen çok çok nadir durumlarda bunların içinde hala antibiyotik kalıntısı bulunan sütler toplanabiliyor, işlenebiliyor, sanayi sütü haline gelebiliyor. Ancak bu binde bir bile değil, yani bin tane örneğin içerisinde 1 tane bile değil. Ama bu dünyanın hiçbir yerinde yüzde yüzde mutlaka sıfır değerine zaten sahip değil. Biz tabi bize sorulduğunda zaman zaman (rastlanabiliyor) dedik. Ama bunu piyasadaki sütler kanserojen veya aflatoksin var diye verilmesi gerçekte Türkiye adına, çiftçisi, üreticisi, tüketicisi, gıda sanayi adına insafsızlık, doğru değil”
Çıkan haberler ve bakanlığın açıklaması ile kafalar iyice karıştı. Gerçekte sütte antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin M1 var mı?
İnsanlarda olduğu gibi hayvanlarda da belli hastalıklar antibiyotikle tedavi ediliyor. Bu nedenle süt hayvancılığında antibiyotikler yaygın olarak kullanılıyor. Zaman zaman üretici antibiyotikleri bilinçsizce kullandığında hayvan sağlığını tehdit ediyor. Dolayısıyla insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da antibiyotiğin bilinçli kullanılması gerekiyor. Kaldı ki, antibiyotiğin bilinçsiz kullanımı üreticinin kendisini de ekonomik olarak zarara uğratır.
Süt ineklerinde kullanılan antibiyotik hayvanı iyileştirirken bir bölümü de süte geçer. Bu nedenle üretici antibiyotik kullandığı hayvanın sütünü diğer hayvanların sütünden ayırmak ve imha etmek zorunda. Üretici antibiyotik içeren sütü ayırmaz ve diğer sütlere karıştırırsa veya satarsa bu tüketiciye ulaşır ve insan sağlığını tehdit eder. Sorun kaynağında yani üreticide çözülmeli. Üreticiden süt alınırken antibiyotik testi yapılması gerekiyor. Bir çok süt kooperatifi, üretici birliği,süt sanayicisi ve mandıra bu testi yapmadan üreticiden süt almıyor.
Sütte antibiyotik kalıntısı olup olmadığını günümüz teknolojisi ile öğrenmek çok basit. Antibiyotik testi yapılarak bu anlaşılabilir. Hamilelik testine benzer bir kit ile bu test yapılıyor. Sadece 3 dakikada sonuç alınıyor. Ayrıca çiğ,pastörize, uzun ömürlü(UHT), süt tozu, koyun, keçi sütlerinde antibiyotik analizi yapabilen cihazlar var. Bu testlerde 20’ye yakın antibiyotik türü test edilerek kalıntı limitleri tespit ediliyor.
Antibiyotik kalıntısı içeren sütün tüketiciye ulaşmasını önlemenin bir yolu da sütün üretici örgütleri tarafından toplanmasıdır. Tire Süt Kooperatifi’nin çalışmaları bu anlamda örnek alınabilir. Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, yıllardan beri antibiyotik testi yaptıklarını ve içerisinde antibiyotik kalıntısı olan sütleri almadıklarını söylüyor. Eskiyörük’ün anlattıkları özetle şöyle: “Kooperatif olarak aylık laboratuar,analiz masrafımız 15 bin liranın üzerinde. Antibiyotik ölçümlerini 2.5 – 3 dakikada yapıyoruz. Sütte antibiyotik varsa almıyoruz. Fakat, bizim almadığımız sütü birileri gidip yarı fiyatına alıyor. Öyle üreticiler var ki antibiyotikli sütü zararlı diye buzağıya içirmiyor. Ama, tüketiciye satabiliyor. Kim alıyor bu sütleri? Bugün akaryakıt bayisinden biracısına herkes süt topluyor. Bilende bilmeyende bu işi yaparsa antibiyotikli sütü de tüketiciye yedirmiş olursunuz. Sütü üretici örgütleri toplamalı. Bakanlıkta geçmişte olduğu gibi analiz yapan, teknik eleman çalıştıran üretici örgütlerine çiğ sütün litresine 1.5-2 kuruş teknik prim vermeli. Biz yıllardır antibiyotikli süt almıyoruz. Temiz ve kaliteli süt üreten üretici ortağımıza ek prim ödüyoruz. Karşılığında ne alıyoruz? Sadece aferin alıyoruz.”
Yapılan haberler nedeniyle gazeteci arkadaşlarımıza insafsızlıkla suçlayan Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, antibiyotikli sütle mücadele eden, aflatoksin riskini ortadan kaldırmak için çabalayan ve teknik eleman çalıştıran işletmelere, kooperatiflere ve üreticilere verilen 1.5 kuruşluk teknik destek primini kaldırdığını da hatırlatmakta yarar var. Antibiyotik kalıntılı sütü almayan, tüketiciyi koruyanlara hem moral hemde maddi destek sağlayan bu primin yeniden verilmesi şart. Kaldı ki, antibiyotik testi yapanlar test kitinin tanesine 5 lira ödüyor. Bu da litre başına 2 kuruş olarak maliyetlerine yansıyor. Mahmut Eskiyörük’ün söylediği gibi bunun karşılığı sadece aferin olmamalı.
Antibiyotikli süt, yoğurt dışındaki tüm süt mamullerinde kullanılabiliyor. Yoğurt üretiminde ise, maya tutmadığı için kullanılamıyor. Antibiyotik içeren süt ve süt mamulleri tüketen insanlarda antibiyotiğe karşı direnç gelişiyor.
Aflatoksin M1 ise, hayvanlara yedirilen küflü yemden süte geçiyor. Hayvana yedirilen yem ve silaj uygun şartlarda korunmadığında küflenir. Küflenen silaj ve yemin hayvanlara yedirilmemesi gerekiyor.
Özetle, gerekli önlemler alınmazsa sütte antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin M1 her zaman görülebilir. Ancak gelişen teknoloji ile bu kalıntıları tespit etmek çok kolay. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı sorunu işin kaynağında rahatlıkla çözebilir. Üreticiyi antibiyotik kullanımı konusunda bilinçlendirerek, antibiyotikli, sütün imha edilmesini sağlayarak ve sütü üreticiden alanları denetleyerek bu sorunu rahatlıkla çözebilir. Yakın zamanda Bakanlığın desteği ile Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği’nin İzmir’de açtığı süt analiz laboratuarında 6 ayrı kalemde çok ayrıntılı analizler yapılıyor. Bu tür laboratuarların yaygınlaştırılması sütteki birçok sorunu çözecektir.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız