Reklam Ver

Dünya nüfusu 7 milyara ulaştı. Bu nüfusun yaklaşık 1 milyarı açlık sorunu yaşıyor. Milyonlarca bebek açlıktan ölüyor. Bu durum gıdanın daha doğrusu tarımın bugün olduğu gibi gelecekte de en stratejik sektör olacağını gösteriyor. Gıdanın üretiminde değil, paylaşımında büyük bir adaletsizlik var. Bu adaletsizlik giderilmedikçe bazı insanlar için açlık hep olacaktır. Bir yandan da bilim insanları teknolojiden de yararlanarak açlığa çözüm bulmak için, gıda ürünlerinin yeniden üretimi üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Bunlardan birisi de yapay et üretimi.
Bilim ve Teknik Dergisi’nin Ekim 2011 sayısında “yapay et” ile ilgili kapsamlı bir makale yayınlandı. TÜBİTAK Bilimsel Programlar Başuzmanı Dr. Özlem Kılıç Ekici’nin kaleme aldığı “Yapay Et- Geleceğin Hayvansal Gıdası Olabilir mi?” başlıklı makaleyi özetleyerek paylaşıyoruz:
“Geleceğin eti ya da başka bir deyişle “yapay et” tabağınızdaki yerini almış sizi bekliyor. Bu et sadece dana, koyun ya da tavuk eti değil, belki de panda gibi bugüne kadar tatmayı aklınızın ucuna bile getirmediğiniz bazı egzotik hayvanların eti de olabilir. Rahat olun, bu eti elde etmek için hayvanlar öldürülmüyor, sadece onlardan birazcık doku parçası alınarak kök hücreleri kullanılıyor. Kesilmemiş, kasap eli değmemiş hayvanın tam da istediğiniz bölgesinden, yağsız, kemiksiz ama rengi biraz değişik mi ne? Tadı nasıl acaba?
Yapay et üretmek aslında yeni bir fikir değil. İngiliz politikacı ve yazar Winston Churchill 1932 yılında yazdığı bir makalede “Önümüzdeki 50 yılın içinde sırf göğüs ya da kanat yemek için bütün bir tavuğu yetiştirmek yerine sadece bu kısımları uygun bir ortamda yetiştireceğimiz günler gelecek” demiş. Bahsedilenden 30 yıl kadar geriden gelinse de Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Hollanda ve Japonya’da bazı bilim insanları laboratuarda yapay olarak kas parçaları geliştirmeye başladılar. NASA tarafından 2000’li yılların başında desteklenen bir projede, özellikle uzayda uzun süre kalacak olan astronotların tüketebilmesi amacıyla, Japon balığı kullanılarak yüksek protein içerikli yenilebilen kas parçacıkları elde edilmiş. Aynı şekilde Hollanda’da bu işin öncülerinden olan Mark Post isimli araştırmacı, domuz kök hücrelerini kullanarak 2,5 cm uzunluğunda, 0,7 cm genişliğinde kasa benzer şeritler üretmiş.
Özellikle Avrupa’da genetiği değiştirilmiş gıdalara karşı oluşan tepkinin yapay ete karşı da oluşabileceğini tahmin eden uzmanlar, yapay etin nasıl yapıldığı konusunda halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorlar.
Genetiği değiştirilmiş gıdaların aksine, yapay olarak üretilen etin DNA’sına dokunulmuyor, genetiği aynı kalıyor. Burada yapılan işlem doğayı farklı bir şekilde taklit etmek, yani doğal olarak hayvanın vücudunda gelişen kas dokusunu, hayvanın bazı istenmeyen kısımlarını elimine ederek, yapay olarak dışarıda çoğaltmak.
Bunun için yaşayan hayvandan biyopsi yoluyla kas parçası alınarak kök hücreler elde ediliyor. Daha sonra bu kök hücreler, bölünmeye ve büyümeye teşvik edilerek kas dokusu liflerine dönüşüyorlar.
Şu ana kadar domuz ve hindi üzerinde çalışan uzmanlar önümüzdeki altı ay içinde sosis üretebileceklerini iddia ediyorlar. İsmi gizli tutulan bir hayırseverin kendilerine büyük miktarlarda mali destek verdiğini belirten ekip (Hollanda ekibi), sığır eti üretmek için çalışmalara başladıklarını ve bir yıl içinde hamburger köftesi yapımında kullanılacak eti üretebileceklerini iddia ediyorlar.
İnsanların et ve süt ürünleri için hayvanlara olan bağımlılığı, zaten kısıtlı olan dünya kaynakları dikkate alındığında daha da önemli hale geliyor. Buzla kaplı alanlar dışında dünya topraklarının yaklaşık yüzde 30’u canlı hayvan tesis ve sistemleri tarafından kullanılıyor. Bu tesislerde her yıl yaklaşık 228 milyon ton et üretiliyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü(FAO) verilerine göre, gelecekteki talebi karşılayabilmek için yıllık küresel et üretiminin 2050 yılına kadar 463 milyon tona ulaşması gerekiyor.
Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada 1000 kilogram yapay et üretmek için gereken enerji, su ve arazi gibi kaynaklar tahmini değerler kullanılarak hesaplandı. Sonuçlar, 1000 kg dana, koyun, domuz ve kümes eti hayvanı üretmek için harcanan çevresel kaynaklar ile karşılaştırıldığında örneğin, yapay et üretmek için, sığır eti işletmeciliğine göre yüzde 99 daha az araziye ihtiyaç duyuluyor. Benzer şekilde, yapay et üretiminde sığır eti üretimine göre yüzde 95 daha az su ve yüzde 50 daha az enerji kullanılıyor. Sera gazı salımı ise yüzde 90 daha az. Tüm bu tahmini veriler incelendiğinde laboratuarda üretilecek olan etin hayvanların kesilmesini önlemenin yanı sıra çevre dostu olacağını da belirten uzmanlar, şimdiden birçok hayvan sever, vejetaryen ve çevre dostu insanın desteğini almış gibi görünüyorlar. İngiltere’de bulunan Vejetaryen Derneği üyeleri projeyi desteklediklerini ancak piyasaya sürülecek olan yapay et paketlerinde mutlaka yapay olarak üretilmiş et olduğunu belirten etiket olması gerektiğini düşünüyorlar.
Bilim insanları tadı ve görüntüsü bakımından gerçek ete benzeyen yapay eti elde ettiklerinde, bir sonraki adım tüketicilere yetecek miktarlarda üretiminin yapılması olacak.
Yapay et araştırmacıları, büyüklük ve görünüm kısıtlaması nedeniyle, ilk etapta üretilecek ticari yapay etin, kas parçalarının kıyma gibi çekilmesiyle elde edilecek sosis ve hamburger köftesi olacağını düşünüyorlar. Daha sonra yapay etten hazırlanmış biftek ya da bonfilelerin piyasaya sürülmesi planlanıyor. Yapay etin “normal” ete göre daha sağlıklı olacak şekilde tasarlanabileceği de iddia ediliyor. Örneğin, etin tadını bozmayacak şekilde fazladan omega-3 yağ asitleri ve sağlıklı birtakım tamamlayıcıların eklenebileceği düşünülüyor.”
Ne dersiniz, yapay et tüketmeye hazır mısınız?

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız