Reklam Ver

“Hayvansal Ürünler Piyasa Düzenleme Kurumu Kurulmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı”nın ayrıntılarını daha önce hem haber hem de köşe yazısı olarak yazdık. Hayvancılık sektöründe büyük yankı buldu.
Cuma günü İzmir’de Tarım Fuarı’nın açılışına katılan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, hayvansal ürünlerde piyasa düzenine geçilmesini öngören yasa tasarısını bu dönem içinde çıkaracaklarını ve piyasa düzenine geçileceğini açıkladı. Fakat, henüz çok yeni olan bu çalışmaların nasıl sonuçlanacağı, nasıl bir modelin uygulanacağı bilinmiyor. Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde hazırlanan tasarı taslağı ile Avrupa Birliği’ndeki piyasa düzenleri uygulamasını akla getiriyor. Avrupa Birliği’nin Ortak Tarım Politikası kapsamında 1962’de kurduğu piyasa düzenleri zaman içerisinde büyük değişime uğradı.
Avrupa’da piyasa düzenleri nasıl uygulanıyor?
Geçen haftaki yazıda piyasa düzenlerinin fiyata dayalı uygulandığını yazınca, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden yeni emekli olan Prof. Dr. Gülcan Eraktan hocamızdan düzeltme geldi. Avrupa Birliği’nin ortak tarım politikasını çok yakından izleyen, bu konuyu Türkiye’de en iyi bilen otoritelerden biri olan ve ömrünü bu konuya adamış Prof. Dr. Gülcan Eraktan’ın gönderdiği iletiyi paylaşarak hem bu konudaki yanlışımızı düzeltmeyi hem de Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın çalışmasına katkıda bulunmayı görev sayıyoruz.
Prof. Dr. Gülcan Eraktan’ın mesajı şöyle:
Sayın Ali Ekber Yıldırım,
Yazılarınızı zevkle okuyor ve günceli izleme açısından çok yararlanıyorum. Sektör adına size çok teşekkür ederiz.
Bundan önceki Hayvansal Ürünlerde Piyasa Düzeni başlıklı yazınızda bir konuda bir düzeltme yapmak isterim.
“Avrupa Birliği’nde ortak piyasa düzenlerinin temeli fiyat politikasına ve destekleme uygulamalarına dayanıyor. Birlik içinde uygulanan hedef fiyat ve müdahale fiyatı, üçüncü ülke rekabetine karşı iç piyasayı koruyucu fiyat ve destekler gibi her ürün için farklı uygulamalar söz konusu.” demişsiniz.
2003 ve 2008 Reformlarıyla artık fiyat yoluyla desteklere tamamen son verildi. Ne hedef fiyat, ne o ürünlere göre değişen müdahale fiyatları, ne de dışarıdan gelecek rekabete karşı koruyucu fiyat mekanizmaları kaldı. Kimi ürünler için dışa karşı korumada “giriş” fiyatlarından yararlanılıyor, o kadar. Geçmişteki ödemeler esas alınarak yapılan doğrudan ödemeler var yalnızca. Üretimden bağımsız yardımlar ve güvenlik ağı şeklinde ürün alımları olmaktadır. Ekmeklik buğdayda 2010 yılı 1 Temmuz tarihinden itibaren 101.31 Avro/ton müdahale alımı üzerinden azami 3 milyon tonluk bir müdahaleye izin verilmektedir. Bu miktar aşıldığında ihale usulüyle alım yapılacaktır. Süt sektöründe müdahale 1 Mart- 31 Ağustos arasında tereyağı için azami 30 000 ton, yağsız süt tozu için 109 000 ton üzerinden ve sabit fiyatlarla bir güvenlik stoku oluşturma kapsamında müdahaleye konu olabilmektedir. Sığır etinde de piyasa fiyatları tetik fiyatı olan 1560 Avro/tonun altına indiğinde ihaleye gidilebilmektedir. Emziren inekler, keçi ve koyunlara verilen primler ise gene ürünle bağlantılı kılınmıştır.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı nasıl Ortak Tarım Politikası benzeri bir hayvansal ürün piyasa düzeni uygulayacak, çok merak ediyorum. Fiyatları takip edip, düştüğünde alım mı yapacak? Peki fiyatlar yükselince yapacağı ayarlama ithalata hız vermek mi olacak? Emziren inek, koyun ve keçilere prim ödemesi mi yapacak? Hayvansal ürünlerde bir ödeme kuruluşu mu olacak? Bitkisel ürünler için TMO(Toprak Mahsulleri Ofisi), hayvansal ürünler için EBK(Et ve Balık Kurumu) mu ödeme kuruluşu olacak, ki böyle bir uygulama da AB uygulamalarına ters. Ne düşünülerek böyle bir adım atıldı, bakıp, göreceğiz.
Prof. Dr. Gülcan Eraktan

Duyarlılığı ve dikkati için Gülcan Hoca’ya çok teşekkür ederiz. Dileğimiz, bakanlığın bu görüşleri dikkate alması ve kendisinin görüşlerinden yararlanması.
*****
Rize’de çamur ve ölümün sorumlusu kimmiş?
Yazıyı yazarken bir yandan da NTV’nin canlı yayınında Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı’nın açıklamalarını dinliyoruz. Sel felaketi nedeniyle bir yurttaşımızın yaşamını yitirdiği Rize’de kent merkezinin yüzde 30’unun bu felaketten etkilendiğini söylüyor.
Halil Bakırcı, sel felaketinin Karadeniz Sahil Yolu projesindeki yanlışlıktan kaynaklandığını ısrarla vurguladıktan sonra: “Ben o zaman da belediye başkanıydım. 2004 yılında iş makineleriyle yolu kapattık. Bu yanlış projeyi yaptırmayız dedik. Sayın Başbakan aradı, “plan yapılmış, eylemden vazgeçin” dedi. Başbakan da yanlış bilgilendirildi. Sayın Başbakanın talimatı ile yolu açtık. O zaman derdimizi anlatamadık. Bugün bu felaketi yaşadık.” diye açıklamalarını sürdürdü.
O günlerde Karadeniz Sahil Yolu’na karşı çıkanlara, çevrecilere en ağır eleştirileri Başbakan Recep Tayip Erdoğan yapmıştı. Sonuç ortada. Uyarılar dikkate alınmadığı için Rize çamura bulandı ve bir yurttaşımız yaşamını yitirdi. Dileğimiz bundan ders alınarak, Halil Bakırcı’nın uyarılarına kulak verilerek Karadeniz Sahil Yolu ile işlenen cinayetin Hidro Elektrik Santralleri (HES)’nde tekrarlanmaması. Karadeniz halkının uyarıları ve yargı kararları dikkate alınarak HES projeleri derhal iptal edilmeli. Yoksa bugün olduğu gibi yarın da doğanın intikamı ağır olacak.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız