Reklam Ver

Hükümet, nihayet cari açık tehlikesinin farkına vardı. Açığı azaltmak için çeşitli önlemler alınıyor. Bu önlemlerden bazıları da doğrudan tarım sektörüne yönelik.Açıklanan bazı önlemlere bakılırsa cari açığın faturası da tarım sektörüne, daha doğrusu çiftçilere kesilecek. Cari açığın oluşmasına hiçbir katkısı olmayan tarım kesimine kesilecek fatura, açığı azaltmak bir yana, üretimi engelleyeceği için açığı daha da büyütecek. Bu önlemlerden birisi de yurtdışında üretilecek tarım ürünlerine vergi kolaylığı sağlanması.
Yurt dışında üretilerek Türkiye’ye gümrüksüz getirilecek tarım ürünleri ile cari açık sorunu çözülebilir mi?
Önceki gün DÜNYA Gazetesi Ankara Haber Müdürü Hüseyin Gökçe’nin haberinden öğreniyoruz ki; yurtdışında üretilerek Türkiye’ye getirilecek tarım ürünlerine vergi kolaylığı sağlanacak. Böylece cari açık azaltılacakmış.
Bu amaçla Ekonomi Bakanlığı, “Girdi Tedarik Stratejisi” hazırlamış. Cari açığı azaltacak önlemler içeren strateji, yurtdışındaki tarımsal üretimi desteklemeyi öngörüyor. Bu mucize(!) fikri yaşama geçirmek için Ekonomi Bakanlığı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bürokratları harıl harıl çalışıyorlarmış.
Girdi Tedarik Stratejisi, her ne kadar Türkiye’de üretimi az olan veya üretilmesi ekonomik olmayan ürünlerin gümrük vergisinden muaf tutulmasını veya sembolik bir vergi alınmasını öngörüyorsa da, uygulama ile yurt dışında yapılacak tarımsal üretimi destekliyor. Örnek ürün olarak soya seçilmiş.
Türkiye’nin yıllık soya tüketimi 2 milyon ton civarında. Üretimi 50 bin ton seviyesinde. Geri kalanı ithalatla karşılanıyor.
Türkiye, soyayı nereden ithal ediyor?
Yüzde 90’nını Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin ve Brezilya’dan. Bu ülkelerden ithal edilen soyanın 1.6 milyon tonu genetiği değiştirilmiş soyadır. Çünkü bu ülkelerde GDO’suz soya üretimi neredeyse yok.
Ekonomi Bakanlığı’nın stratejisine göre, girişimciler, sanayiciler yurtdışına gidecek tarım ürünü üretecek ve Türkiye’ye getirirken de gümrük vergisi ödemeyecek. Böylece cari açık azalacak. Buna kargalar bile güler.
Türkiye, hangi ülkede soya üretecek?
Diyelim ki üretti. Amerika’nın, Arjantin’in veya Brezilya’nın ürettiği GDO’lu soyasından daha ucuza mal edebilecek mi?
Tarımda ve elbette soyada da temel sorun yüksek girdi maliyetleridir. Dünyanın en pahalı girdileri ile üretim yaparsanız ürettiğiniz ürün de pahalı olur. Rekabet şansınız olmaz.
Bu yüksek girdi maliyetleri ile Amerika’nın GDO’lu soya üretimi ile nasıl rekabet edeceksiniz?
Soya veya bir başka tarım ürününün yurtdışında üretiminin Türkiye’ye ne yararı olacak?
Katma değer, üretimin yapılacağı ülkede kalacak. Türkiye’nin vergi kaybı da işin cabası.
Diyelim ki şansınız yaver gitti soyayı ürettiniz ve ucuza getirdiniz. Yılda 3 milyar dolar ödenen yağlı tohumlarda sorun sadece soyada değil ki. Ayçiçeği, mısır, kanoladaki açığı nasıl kapatacaksınız? Yaklaşık 1 milyon ton pamuk ithalatı için ödediğiniz 4 milyar dolar, son bir yılda et ve canlı hayvan için ödediğiniz 1.5 milyar dolar dövizin neden olduğu cari açığı dışarıda pamuk üreterek veya hayvancılık yaparak mı kapatacaksınız?
Dışarıda değil içerde üretimi destekleyerek katma değer yaratırsanız cari açığı kapatabilirsiniz.
Fakat amaç cari açığı azaltmak değil. Öyle anlaşılıyor ki, birileri Amerika’nın, Arjantin’in, Brezilya’nın daha açık deyimiyle çok uluslu şirketlerin soyasını Türkiye’ye gümrüksüz sokmanın çabası içerisinde. Bunun cari açığı azaltmakla bir ilgisi yok. Böyle bir uygulama ile yerli üretim tamamen biter. Oysa, Türkiye’nin ihtiyacı olan soyayı ve diğer yağlı tohum ürünlerinin tamamını, pamuğu, hayvansal ürünleri Türkiye’de üretmek mümkün. Bunu yapacak toprağımız, üretecek çiftçimiz, teknolojimiz ve iklimimiz var. Yeter ki rakiplerimizin sahip olduğu şartlarda üretim olanağı olsun. Bunun en somut örneği mısır. Yıllar önce Türkiye mısır ihtiyacının yarısından fazlasını yılda ortalama 2 milyon ton ithal ederken, verilen desteklerle bugün ihtiyacının çok büyük bölümünü üretebiliyor. Bunu AKP Hükümeti başardı.
Dünya pamuk fiyatındaki yükselme, üreticiye para kazandırınca çiftçi pamuk ekimine geri döndü ve üretim artmaya başladı. Girdi maliyetleri düşürülebilirse, en azından rakip ülkelerle aynı seviyede olursa Türkiye’deki çiftçi, mısırı, pamuğu, soyayı, ayçiçeğini ve diğer tüm ürünleri üretebilecek güçtedir.
Yerli üretim yerine dışarıda üretim desteklenirse cari açığın azaltılması bir yana tarımsal üretim azalacağı için Türkiye dışa bağımlı hale gelecek, ithalat ve dolayısıyla cari açık katlanarak büyüyecektir.
Cari açığın azaltılması için bir başka karar da Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu(EPDK)’ndan çıktı.
EPDK’ dan yapılan açıklamaya göre, piyasaya akaryakıt olarak arz edilen benzin türlerine, 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren yüzde 2, 1 Ocak 2014 tarihi itibariyle de en az yüzde 3 oranında yerli tarım ürünlerinden üretilmiş etanol ilave edilmesi zorunlu olacak.Piyasaya akaryakıt olarak arz edilen motorin türlerinin, yerli tarım ürünlerinden üretilmiş yağ asidi metil esteri (YAME) içeriğinin 1 Ocak 2014 tarihi itibariyle en az yüzde 1, 1 Ocak 2015 tarihi itibariyle en az yüzde 2, 1 Ocak 2016 tarihi itibariyle en az yüzde 3 olması zorunluluğu da getirildi.
Ekonomi Bakanlığı’nın Girdi Tedarik Stratejisine taban tabana zıt bir karar.
Yerli tarımsal üretimi destekler nitelikte görünse de bu karar da son derece yanlış. Dünyada 1 milyar insan açken, nerede ve nasıl olursa olsun tarım ürünlerinin insanlara değil arabalara yedirilmesi yanlıştır. Cari açığı bir miktar azaltsa bile açlığı körükleyecektir.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız