Reklam Ver

Genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin(GDO) ithalatı, ihracatı, deneysel amaçlı serbest bırakılması, piyasaya sürülmesi ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı alanda kullanımına ilişkin Biyogüvenlik Yasası ile ilgili yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 1 yıl geçti.
Bir yıllık sürede hangi kararlar alındı?
GDO’ lu kaç ürünün ithalatına izin verildi?
Daha da önemlisi çok tartışılan Biyogüvenlik Yasası ne kadar sağlıklı uygulanabiliyor?
Biyogüvenlik Yasası 18 Mart 2010’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. 6 Ay sonra yürürlüğe girdi.Yasadan önce yaklaşık 1 yıllık bir dönemde GDO Yönetmeliği uygulandı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 29 Ekim 2009’da yürürlüğe giren “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” yasa çıkıncaya kadar uygulandı.
Bu yönetmelikle oluşturulan Bilimsel Komite, aceleyle tam 32 çeşit GDO’lu ürünün risk oluşturmadığını ve ithal edilebileceği yönünde kararlar aldı. Bu ürünlerden hangilerinden ve ne miktarda ithalat yapıldığı bilinmiyor.
Biyogüvenlik Yasası yürürlüğe girdikten sonra Bilimsel Komite’nin yerini Biyogüvenlik Kurulu aldı.Kurul, bugüne kadar yaptığı 9 toplantının kararlarını kamuoyuna açıkladı. Biyogüvenlik Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hakan Yardımcı’nın verdiği bilgilere göre bugüne kadar GDO’ lu sadece 3 soya çeşidine izin verildi. Yasa gereği ithalatına izin verilen 3 soya çeşidi ile ilgili Risk Komitesi’nin ve Sosyo Ekonomik Değerlendirme Komitesi’nin rapor hazırlaması ve bu raporların kamuoyunun bilgisine sunularak görüş alınması ve ondan sonra izin verilmesi gerekiyordu. Bu 3 soya geni için risk raporları hazırlanmadı. Hazırlandıysa da gizli tutuldu. Çünkü yasa gereği kamuoyuna açıklanması ve görüş alınması gerekiyordu. Bu görüş alınmadan karar Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yasa hiçe sayıldı.
Türkiye Yem Sanayicileri Birliği, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği’nin ithal etmek istediği GDO’ lu 3 mısır geni için yasal prosedür uygulandı. Risk Komitesi ve Sosyo Ekonomik Değerlendirme Komitesi raporlarını hazırladı. Raporlar yasa gereği kamuoyuna açıklandı.
Raporlar Biyogüvenlik Kurulu’nun “Türkiye Biyogüvenlik Bilgi Değişim Mekanizması” internet sayfasında (http://www.tbbdm.gov.tr) yayınlandı. Sivil toplum örgütleri ve bireyler 21 gün içinde internet sitesindeki formu doldurarak görüşlerini belirtecek. Görüş bildirmek için son tarih 13 Eylül 2011.
Bugüne kadar kaç kişi bundan haberdar oldu? Kaş kişi veya kuruluş görüş bildirdi bilemiyoruz. Bilinen bir gerçek var ki, Biyogüvenlik Kurulu, 21 günlük görüş alma sürecini kendince çok iyi belirlemiş. Bu 21 günün 9 günü Ramazan Bayramı tatiline denk getirildi. Raporların yayınlandığı internet sitesi de 9 günlük tatile çıktı. Uzun süre sayfaya girmek adeta engellendi. Bayram dönüşü sayfaya ve raporlara erişim daha kolay hale geldi.
Sorun sadece raporlara ulaşmak değil. İşin uzmanı değilseniz raporları anlamak ta çok kolay değil. Özellikle de özet olarak verilen bölümü.
Bütün bu engelleri aştıktan sonra görüş bildirdiğinizi varsayalım. Bu görüşler ne kadar dikkate alınacak?
Bu konuda da ciddi kuşkular var. Çünkü, bu işin uzmanı olarak seçilen Sosyo Ekonomik Değerlendirme Komitesi’nin üyeleri hazırladıkları raporlarda GDO’ lu ürünlerin zararlı olduğunu açıkça söylüyorlar ama buna rağmen bu ürünlerin ithalatına izin verilmesini istiyorlar.
İnanmıyorsanız komitenin raporlarındaki şu bölümü okuyabilirsiniz. Acaba biz mi yanlış anlıyoruz. Yoksa komite üyeleri zararını bile bile bize GDO’ lu ürünleri yedirmek mi istiyorlar. İşte rapordan kısa bir bölüm:
“Transgenik bitkilerle yapılan bazı çalışmalar incelendiğinde bu bitkilerin tüketilmesinin insan sağlığına olumsuz etkilerinin olabileceğini gösteren bulgulara rastlanılmıştır. Özellikle transgenik DNA’nın memeli bağırsaklarında sindirilmeyip hücrelere kadar değişime uğramadan ulaşması ve genetiği değiştirilmiş ürünlerin üretiminde kullanılan glifosinat türevi herbisitlerin insan vücudunda tespit edilmesi genetiği değiştirilmiş gıdalar ve yem maddeleri konusunda yeni bir tartışma yaratacaktır. Ne var ki, daha önce yüksek dozda sakarin tüketimine yönelik hayvan deneylerinde gösterilmiş kanserojen etkileri insanlar için de risk oluşacağı bildirilmiştir. Buradaki bilimsel hata, insanlar için risk oluşturacak kanserojenik doz gözden kaçmıştır.
Benzer biçimde günümüzde alternatif tıpta kullanılan bitki çaylarının günlük alım miktarını (cut off) aşmaları böbrek ve karaciğer yıkımı ile sonuçlanmaktadır. Benzer şekilde, solunum, sindirim, deri yoluyla alınan eksojen kimyasallar (meyve ve sebzelerin üretiminde kullanılan herbisitler(tarım ilacı-aey), insektisitler, deterjanlar, suni renklendirici ve tatlandırıcılar, egsoz ve sanayi gazlarından atmosfere salınan gazlar, hijyen için kullanılan deterjanlar, şampuanlar, sigara içimi ile aktif ve pasif içicilerin aldığı yaklaşık 4000 çeşit eksojen kimyasal madde vb.) halk sağlığına yaptığı zarara Genetiği Değiştirilmiş ürünler de eklenebilir.”
Komitenin açıkça “zararlı” dediği GDO’lu ürünlerle ilgili bilgilenmek için raporları okumanızı ve Biyogüvenlik Yasası gereği görüş bildirmenizi öneriyoruz. Görüşünüz dikkate alınmasa bile en azından bilgilenmiş olursunuz. Yetmez mi!

GDO için görüş bildirdiniz mi?
Bu yazıyı değerlendirin

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız