Reklam Ver

Türkiye, 9 ayda canlı hayvan ve ithal ete 1.1 milyar dolar ödedi. Bu ithalatın görünen yüzü. Birde içerde yarattığı yıkım var. İthalatın besiciye doğrudan, deri sektörü başta olmak üzere pek çok sektöre de dolaylı verdiği zararın boyutu 4-5 milyar dolar.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan TRT’de gazetecilerin sorularını yanıtlarken et ithalatının neden yapıldığını anlattı. İthalatı sonlandırmanın da sinyalini verdi.
Et ithalatının sonuna gelindi mi?
Bu soruya yanıt vermeden önce, Başbakan Erdoğan’ın 2 Haziran’da TRT’deki açıklamasını okuyalım:
“Hayvancılıkta desteklerimiz hemen her ilde devam etmiştir. Şu anda bizde hayvancılık gelişiyor. Geçen gün Sayın Kılıçdaroğlu, ‘Türkiye’nin tarihinde ne zaman hayvan ithali var?’ diyor. Veya koyun ithali veya büyükbaş.
Bir defa Sayın Özal’ın döneminde biliyorsunuz karkas et ithalatı yapılmıştır. Ben o sektörden geliyorum.
Fakat biz bu ithalatı niye yaptık?
Bizim bu ithali yapmamızın tek sebebi, Türkiye’de üretici sömürüldü. Firmalar, bu aradaki firmalar tüketiciyi de aynı şekilde sömürdüler. Hem üreticiyi hem tüketiciyi.Çünkü kıymanın fiyatı 27-28 liralara tırmandı. Biz burada piyasayı bir defa balanse etmemiz lazım.
Ne zamanki biz ithal canlı hayvan almaya başladık, hemen fiyatlar düşmeye başladı. Bakın şimdi fiyatlar ciddi manada yerine oturdu.
Biz ne yaptık?
Bu arada ithal et fiyatında gümrükleri yüzde 60’a çıkardık. Bu da ne yapıyor? Dengelemenin ötesinde fiyatı düşürecek. Kısa bir süre içinde bu iş istediğimiz düzeye gelince tamamen kesebilecek güce sahibiz.”
Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları Türkiye’de ithalata nasıl karar verildiğinin en somut örneği. İthalat,“terbiye edici” bir politika olarak uygulanıyor. Başbakan Erdoğan’ın dile getirdiği gibi rahmetli Turgut Özal döneminde de terbiye edici ithalatla tarım ve hayvancılığın canına okundu. Sektör çöktü.
Yıllar sonra AKP Hükümeti yine terbiye edici ithalatla hayvancılık sektörünü dize getirdi.
Kasaplık hayvan ile başlayan, besi hayvanı, karkas et, kurbanlık, koyun, kuzu ile devam eden ithalatın Türkiye’ye faturası ne oldu?
Daha önce defalarca ithalatın faturasının çok ağır olduğunu yazdık. Bu kez de Ankara’dan bir meslektaşımızın Ahmet Kıvanç’ın 3 Haziran 2011 tarihli HaberTürk Gazetesi’ndeki haberindeki rakamlarla bu faturanın büyüklüğüne bakalım.
Türkiye’nin son 9 ayda canlı hayvan ve karkas et ithalatına ödediği döviz 1.1 milyar dolar oldu. 2010 yılında 584.5 milyon dolarlık ithalat yapıldı. Bu yılın ilk dört aylık döneminde ise 273.3 milyon doları canlı hayvan ve 292.8 milyon doları karkas et olmak üzere toplam 566.2 milyon dolarlık ithalat yapıldı. Geçen yılın Ağustos ayı ile bu yılın Nisan ayına kadar olan 9 aylık zaman diliminde canlı hayvan ve karkas et ithalatı 1 milyar 151 milyon dolar oldu.
Bu sadece dışarıya ödediğimiz döviz. İthalatın faturası bununla sınırlı değil.
İthalatın sözü edilmeye başlanınca besicinin elindeki hayvanın değeri bir anda 2-3 bin lira düştü. Karkas et fiyatı 15-16 liradan 12 liraya düştü. Hayvanını kestiremeyen besici aylarca hayvanını beslemek zorunda kaldı. Satamadığı hayvana her gün yem yedirdi. Yem ucuz değil. Genel bir hesaplama ile besicinin ithalattan kaynaklanan zarı kabaca 3 milyar doları buldu.
Hayvan kesimi olmadığı için deri sektörü deri bulamaz oldu. Onlar da deri ithal etmek zorunda kaldı. Sakatat sıkıntısı başladı. Besicilerin doğrudan, deri sektörü ve diğer sektörlerin dolaylı zararının 4-5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
Hükümet ithalatı sürdürürken bir yandan da sürekli karar değiştirdi. Canlı hayvan ithalatı için bağlantı yapanlar bir sabah karkas et ithalatına izin verildiğini öğrendiler. Onlar da büyük zarara uğradı.
Bir çok besi işletmesi kapandı. İnsanlar işsiz kaldı. Göç hızlandı.
Daha fazlasına gerek var mı?
Bu anlattıklarımız bile terbiye edici ithalatın faturasını anlatmaya yeter de artar bile.
Başbakan Erdoğan’ın söylediğine göre, pahalı olan etin fiyatını düşürmek için ithalat yapıldı.
İthalat et fiyatını düşürdü mü?
Tüketici ucuz ve sağlıklı et yiyebiliyor mu?
Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2008’de 710 kilo kaçak kırmızı et ele geçirilirken, 2010’da 75 ton kaçak et yakalandı. 2010’da yaklaşık 53 bin baş kaçak hayvan ülkeye girdi. Bunlar ele geçirilenler, birde ele geçirilemeyen var.
İthal etin ne kadar sağlıklı olduğu ayrı bir tartışma konusu.
Kaldı ki, yurtdışından gelen ürünlerin nasıl denetlendiği ölüm saçan viski ithalatında açıkça görüldü. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, bu viskilerde normal değerin üç katı metil alkol olduğunu, ayrıca evrakta sahtecilik yapıldığını açıklıyor. Görevi denetim yaparak bu sahtekarlıkları önlemek olan Tarım Bakanlığı, hem görevini yapmıyor hem de herkesten daha çok şikayetçi.
İthal etlerde de benzer bir sahtecilik olmadığını kim garanti edebilir.
Özetle, terbiye edici ithalatın üreticiye de tüketiciye de hiçbir yarar sağlamadığı çok açık ortada. Dileğimiz bu ithalatın bir an önce sonlanması ve besicinin, üreticinin ve tüketicinin rahat bir nefes alması. Yoksa ülkeye çok yazık olacak.

Et ithalatının sonu…
Bu yazıyı değerlendirin

Reklam Ver

1 Yorum

  1. besiciler olarak bizde ithal ete karşi değiliz ama ülkenin kaç ton et ihtıyaçi varsa okadar ithal edilir 5 yıllık eti siz bir senede ithal ederseniz kendi üretiçiniz yok edersiniz 3 yıl sonrada daha büyük kırız olur ama bunu 5 yıllık bir polıtıka ile çözebilir avrupali ile bizim aramizda dünya kadar fark var bizim maliyetimiz çok bir torba yem olmuş 35 tl eti ithal ediyor hukumet nıye yem ve arpa ithal etmiyorlar olmasi gereken fiyat 15 16 tldir. maliyetleri düşurup etde yatirimla kendiliğinden düşer.istikrar olduğu zaman yatirimda olur.biz ülke insani ve politikaçilar her sorunu bir günde hal olmasini istiyoruz ama olmuyor. etin sofraya gelmesi 3 yıl aliyor

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız