Reklam Ver

Değerli arkadaşlar, tüm dünyada kooperatifçilik giderek çok daha da önem kazanıyor. Kooperatifçilik bütün dünyada önemini kazanırken Türkiye’deki belirsizlik sürüyor. Biz bu sene özellikle şu resmi gündeme tekrar getirmek istedik. Türk bayrağıyla bütünleşmiş bir Mustafa Kemal Atatürk resmi. Ve dikkat ederseniz takvimlerimizde de o temayı işledik. Bundan sonra bunu sık sık göreceğiz. Bundan önce görmüyor muyduk. Ama bundan sonra bize önderlik eden o büyük insanın daha çok hatırlanması gerektiğini düşünüyorum. “Kooperatif yapmak maddi ve manevi kuvvetleri zeka ve maharetleri birleştirmektir”. Maddi ve manevi kuvvet, zeka ve maharet ve inanç. İşte bu slogan Türkiye’de uzun yıllarca unutturulmuştur. 
Esasında geçtiğimiz günlerde o dönemi -2000 sonrası döneminin- çok önemli bir bürokratının bir ifadesiyle dinledim. Şimdi ismini açıklamaya mezun değilim. Ama o devirdeki yaşananları bence o dönemin ve sürecin içinde olan üst düzey bürokratlar, hatta siyasiler Türk kamuoyuyla paylaşmalıdır. Bu açıklanması gereken kimsenin uhdesinde kalmaması gereken çok hayati bilgilerdir. Yeniden yapılandırma sürecinin hiçbir işe yaramadığını, tskb’lerin tasfiyesi anlamına geldiğini çeşitli konuşmalarımızda hep söyledik. Hatta bunun bir tavsiye projesi olduğunu söyledik.
Batı ülkeleri buna şiddetle önem verirken Türkiye’nin bu önemin dışında kalması birileri tarafından talep edildi ve bizi ziyaret eden bazı siyasetçiler ve bürokratlar bize, bu projenin doğrudan Tariş’in yok etmeye dönük bir proje olduğunu söylediler. Üstelik bu kişiler ARIP Projesi uygulamaya konulmadan önce ve ilk döneminde sistemin içinde olan ve karar verenlerden…  Bu nedenlerle diyorum ki  tarihimizin bilgileri mutlaka kamuoyunla paylaşılmalıdır. Bu Tariş’e olan nefretlerinin ifadesidir. Hep söylemişimdir kapitülasyon tüccarlarına 1915 senesinde karşı olan hareket yani Tariş oluşumu batı için hedeftir. Batı hiçbir zaman geçmişi unutmuyor ve yüz yıllık politikalarını da ısrarla ve inatla uyguluyor.
Türkiye bir çok konuda, haklı davalarında geri kalmıştır. En haklı davalarımızda bile hala daha sahiplenilmemiz mümkün görülmemekte. Çünkü bu sahiplenmenin temelinde evvela güçlü ekonomi güçlü ülke lazım Kendi kendine yeterli olmak lazım. Değerli arkadaşlar Avrupa Birliği’nde kooperatifleri aracılığıyla tarım politikalarını yönlendirir ve stratejisini belirler. AB’de tarımın üretim ve piyasa etkinliği anlamında kooperatifler ortalama yüzde 75 oranında paya sahip. İskandinav ülkelerinde bu oran yüzde 100’lere ulaşmaktadır. İşte et, süt balıkçılık kooperatifleri çiçekçilik kooperatifleri gibi. Bu ülkelerde bazı alanlarda hemen hemen özel sektör yok gibidir. Özel sektöre lafımız yok ama bizim söylemek istediğim şey şu: kooperatifçilik dünyada olmazsa olmaz bir sosyal olgudur. Ve evrensel sistemlerle yönetilir. Birleşmiş Milletler 2012 yılını kooperatifçilik yılı ilan etti. Ve BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un çok çarpıcı bir ifadesi var: ‘’Krizlere karşı kooperatifler’’ Yani kooperatifler krizlerin karşısında durabilecek yegane organize güçlerdir. Arkadaşlar dünya giderek büyüyor büyürken de giderek küçülüyor. Şöyle ki küreselleşme denen ve çok uluslu sermayelerin hakim olduğu bir dünya ticari tarzını görüyoruz. Dünya ticaret organizasyonlarını görüyoruz. Bakın arkadaşlar çok uluslu şirketlere de karşı değilim. Liberal ekonomilerde bunlar da gerekli. Ama çok uluslu şirketler gelir, alır gider. Son açıklanan verilere göre; son 8 yılda yurt dışına kar transferi 54 milyar doları aştı. Yani 8 yıl içinde bu ülkeye gelen döviz hiçbir yatırım yapmadan 54 milyar dolar kar payı alarak ülkeyi terk etmiş. Vergi bile vermeden nemalanarak, gitmiş yani. Değerli arkadaşlar bu tabiî ki bizim boyutumuzu aşar. Biz bu ekonomik mücadeleleri çok değerli milletvekillerimize bırakalım onlar yapacaklar ama bu realiteleri de bir vatandaş olarak görmemezlikten gelemeyiz. Değerli arkadaşlar, küresel sermaye her alana giriyor. Finans, enerji, tarım, turizm sektörlerine giriyor. Bu dünyada da böyle… Böylelikle bir birine bağlı sistemler oluşuyor. Son krizi hatırlayalım. Hani bizi teğet geçen krizi. Bu Amerika’daki morgıç krizinden başlamış. Morgıçın sözcük anlamını bilmezdim öğrendim…İnşaat  sektöründeki kredilendirilmiş konut satışları ve birdenbire mesken fiyatlarının düşmesi faizlerin yükselmesi ve bu krediyi kullananların ödeme zorlukları finans sektörünü devirmiştir. Birbirine bağlı olan bu küresel sermaye, domino etkisiyle krizi bütün dünyada yaymıştır. Domino etkisi. Birbirini yıkan ve bütün dünyaya süratle yayılan etki yaratmıştır. Kooperatifler bu domino etkisinin dışında kalan unsurlardır. Çünkü kooperatifler ulusal sermayenin yaratıcısıdır.
Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği yönetimi olarak biz yıllarca 2000 öncesi ve sonrasında bağlı 33 kooperatifimizin güçlenmesine öncelik ve önem verdik. Sloganımız güçlü kooperatifler, güçlü birlik oldu. Bu amaca dönük hedefler koyduk ve yerine getirdik. Şimdi buna ulusal sermayenin de zorunluluğunu da ekliyoruz. Çünkü kooperatifler, anlamda ulusal sermayenin yaratıcılarıdır ve küresel sermayenin ve küresel krizlerin domino etkisinin dışında kalırlar. Bu haliyle de ülkelerinin teminatlarıdır. Batı da böyledir.
Dünyada tarımda üstünlük savaşlarının yaşandığını her vesileyle söyleriz. Bu savaşta en örgütlü ve organize yapıda kooperatiflerdir. Batı ülkeleri tarımsal kooperatiflerini yıllardır uyguladıkları politikalarla çok güçlü yapılara kavuştular. Bir anlamda tarımda üstünlük savaşlarında mevzi tuttular. Gelişmiş ülkeler bunu yaparken ‘’Türkiye’de tarım satış kooperatifleri birlikleri ne olacak’’ sorusunun cevabını almış değiliz. Bu güne kadar hiçbir siyasi parti temsilcisi de tarım satış kooperatifleri konusunda en küçük bir beyanda bulunmadı. Bunu da üzülerek izliyoruz. TSKB’lerin henüz farkına varılmamış da olsa ülkenin organize gücü olan bu yapılarla tarımda üstünlük savaşlarında mevzi tutmalıdır. Bunu beceremezsek ekonomik bağımlılığımız yüzünden ulusal bağımsızlığımızın da varlığından söz etmemiz söz konusu olmayacaktır. Zaten şu anda da bu durum budur. 57. Hükümet döneminde 2000’de ARIP Projesi uygulamaya konuldu. Dönemin hükümeti, IMF ile stand by Dünya Bankası ile de ARIP projesini imzaladı vela imzalamak zorunda kaldı. Mecburlardı. Çünkü o lokal krizin sonunda IMF’i davet ettiğin zaman Dünya Bankası’nı davet ettiğin zaman bazı şeylere mecbur kaldın.
ARIP Projesine bağlı oluşturulan Yeniden yapılandırmaya bir bakalım arkadaşlar. Oluşturulan Yeniden Yapılandırma Kurulu’nda yer alan üyeler; 2 üye Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Hazineden, bir üye üniversiteden, bir üye özel sektör ve bir üye de TSKB’lerden. Ağırlıklı resmi yapı ve özel sektör temsilcisi. TSKB’Lerin reabilitasyonu için bu yapı. TSKB’ler  özel sektörün yaklaşımı belli ikin ve bu alandan gelebilecek olumsuzluklara karşı kurulmuş bir yapıyı nasıl reabilite edebilirler? Bunu her fırsatta söyledik. Ama dinleyen de olmadı. Peki şimdi gelinen noktada biz bu olumsuz tabloya teslim mi olacağız, bu kadere razı mı olacağız? 1915’’te Tariş’i kuranların şartları bizden daha mı iyiydi? Atalarımız yokluk, yoksulluk içinde yaklaşık 100 sene önce kapitülasyon tüccarlarının kol gezdiği, merkezi hükümetin dibe vurduğu dönemde ulusal başkaldırıyı ve milli haysiyeti ayağa kaldıracak atılım yapabilecek insanların torunları olarak biz de bu mücadeleyi göstermeliyiz. Üstelik bizim şartlarımız onlarınkinden çok daha iyiyken. En azından ayamızda çarık yok.
Biz çiftçiler ve köylüler olarak ülkede birilerinin Türkiye’de olmasını istediği yapılanmayı, kooperatiflerin durumunu kabullenip de kaderimize razı olup köşemizde oturacak mıyız? Tabii ki hayır. En başından beri yeniden yapılandırmaya umut bağlamadık. 4572 sayılı yasa yürürlüğe girdiğinde yeniden yapılandırma değil, yapılandırmama olduğunu başarılı olunamayacağını hep söyledik. Olmadı da… Bu nedenle birlik olarak artık kendi yapılanmamızı kendimiz yapıyoruz. Yaklaşık 2 yıldır kooperatif bölgelerimizde üretici eğitimlerine, sohbetlere ağırlık verdik. Yine kooperatif ortaklarımızı çeşitli dönemlerde gruplar halinde birlik binasında bilgilendirme toplantıları yaparak, ortaklarımızın sahip olduğu tesisleri, varlığı bilmesi açısından çok sayıda toplantılar yaptık. Bu yılda bunlara devam edeceğiz. Biz bizi anlayacağız, aynı hedefe kilitleneceğiz.
Özerklik Yasası olarak kamuoyuna yansıyan 4572 sayılı yasa çıktığında biz bu özgürlükse, siyasi müdahale ortadan kalkacaksa özgürlüğün bedeli vardır dedik. Bazı arkadaşlarım beni eleştirdi. ‘’Ya nasıl özgürlük bu?’’ diye. Sonuçta biz bu bedeli ödedik arkadaşlar. Atatürk demiş ki: Birleşin kuvvetlerinizi, zeka maharetlerinizi birleştirin demiş. Birilerine el açın dememiş. Türk milleti ve Türk kooperatifçiliği tabiî ki istedikleri el açmak anlamına gelmez. Evrensel kooperatifçiliğin boyutlarını da geçmez. Olması gereken istenir. Ama sonra ne olmuş? Süreç içinde yaşananları özetlemeye çalışacağım. İşte özgürlüğün bedeli var dedik ya. Bedeli ödedik. Güçlü kooperatifler güçlü birlik. Bu bir vizyondur arkadaşlar. Koyduğumuz hedefe dönük bilinçli ve ısrarcı politikalar uyguladık. Ulusal sermayemizi güçlendirdik. Bize. bizim oluşumlarımıza karşı olan etkin lobileri kırmak adına çok mücadele verdik. Dileğimiz tüm TSKB’lerin güçlenmesidir. Öte yandan bakıyorsunuz bu süreçte TSKB’ler kan kaybına da uğradı. Bakın Taskobirlik, Kayısıbirlik ve Fiskobirlik…
Kooperatiflerimizin güçlenmesi, ulusal sermayenin artarak güçlenmesi hedefimizdi. Yani yarın ne yapacağımızı bilerek hareket ettik. Ha şunu söyleyen 2000 öncesi 3186 sayılı kanuna tabiydik. işte Ali Türker kardeşim karşımda oturuyor birlikte yaşadık. Oğuz Hocam o dönemde genel müdürlük yaptı. 2000 yılı öncesi de devlet vesayetinin içinde yaşadık. Ankara ile ilişkilerimizi genel müdürlerimizle sürdürdük. Genel müdürlerimizin anlayışıyla ve Ankara’daki ikna edebildiğimiz bazı bürokratlarla sistemi işletmeye çalıştık. O dönemlerde tam bir vesayet politikası bir başka ifadeyle tuhaf bir bürokratik yapı vardı. Hiçbir proje yok. Proje yapmanıza gerek yok devlet destekleme alımları var. Devlet parayı veriyor ‘’sen bana yağı al. gerisine karışma’’ diyordu. Birliklerimizin yapısı ise devlet kurumları hiyerarşik sistemi. Yani genel müdür, genel müdür yardımcıları, teftiş kurulu başkanı, hukuk müşaviri, personel müdürü, özel büro müdürü, muhasebe müdürü vs aşarı doğru iner. Kadroların en altında ise zeytinyağı, pamuk, üzüm ve incir ürün müdürleri.
Ticari kaygı olmayan TSKB’lerde Teşkilatlandırma Genel müdürlüğünün bürokratik yapısı birebir monte edilmiş. Sanayi ticaret bakanlığında bu kadro bu yapı tabiki olabilir olması da gerekir. Çünkü sanayi ticaret bakanlığı herhangi bir ticari kuruluş değil çünkü onlar bir şey satmıyor ama onlar ne yapıyor kanunları uyguluyor ve kanunları uygulama sistemine göre de bürokratik yapıları onlara göre doğrudur ama aynı yapının burada uygulanması ne kadar doğrudur. Oysa burada ürün esas olmalı. Zeytinyağının, incirin, üzümün ve pamuğun piyasası, ticareti, ürünün değer kazanması misyonu önemlidir. Ürün esas olsaydı. Tüm bu yapının en üstünde diğer birimler de ürün müdürlüğünün tali unsurları, hizmet birimleri olmalıydı. Ürün yoksa diğer birimlere zaten gerek olmayacaktır. Ne muhasebeye, ne personel müdürlüğüne, ne teftişe ne de diğer birimlere… Doğru olanı ürünü esas alan yapılanmayı oluştururken bile çok büyük zorluklarla karşılaştık. Ama yılmadık.
 2000 yılı sonrası dört birlik başkanı ve dönemin genel müdürü ve genel müdür yardımcılarıyla ortak bir toplantı yaptık. Zeytinyağı Birliği olarak görüşlerimizi bu toplantıda dile getirdik. Ürün müdürlüklerini daha etkin kılalım, tek genel müdür ama her bir birliğin özel genel müdür yardımcıları olsun önerisini getirdik. O dönemin genel müdürü önerim karşısında ‘’sen beni kukla genel müdürü mü yapacaksın?’’ dedi. Sistemi daha etkin kılmak istedik. Her bir birliğin özel genel müdür yardımcısı olsun ki sistemin tümünü görebilsindi amacımız. Birlik başkanları o toplantıda sistemi yeniden yapılandırdık ve Ürün müdürlüğünü teftiş kurulu, hukuk müşavirliği gibi tali birimlerin üzerine çıkardık. Hantal yapıya dinamizm kazandırmakdı amacımız. 
4572 sayılı yasa, ARIP Projesi ve yeniden yapılandırma. Tabii ki yeniden yapılandırma da olmadı. Yasanın ilk çıktığı günlerde Ege Tv’de katıldığım bir programda bunlara ilişkin görüşlerimi de açıkladım. Uygulamaya konulanların TSKB’lerin tasfiye projesi olduğunu açıkladım. Buradan başarılı bir sonuç çıkmayacağını ve uygulayıcıların TSKB’lere dönüp ‘’siz beceremediniz’’ diyecekler dedim. Bunu da aynen böyle söylediler. 16 TSKB 2000 yılında DFİF havuzuna hazine tarafından konulan eski parayla 230 trilyonluk kaynakla 28 ürünü tam 10 yıl idare etti. Ama Fiskobirlik’e ‘’sen bunu beceremiyorsun’’ deyip TMO’ya görev verilince TMO sadece fındık alımından 2 yılda yaklaşık 3 katrilyon zarar etti.  Demek ki suçlu kabahatli kimdir takdirinize bırakıyorum.
İdari yapılanmamızı, üretici eğitimlerini yaparken yani kendi yeniden yapılanmamızı dizayn ederken ticari misyonumuzu ve etkinliğimizi de artırdık. Yasa yürürlüğe girer girmez Tariş Zeytin A.Ş. satış pazarlama şirketi kurduk. Şirket kuruluncaya kadar Ayma şirketi ürünlerimizi satıyordu. 2000 yılı öncesi ayda 60 ton zeytinyağı satarken buna çok seviniyorduk. Şimdi şirketimiz kanalıyla ayda 700 ton zeytinyağı satıyoruz. Bu şirketi kurmasaydık, ürünlerimizi bu miktarlarda satamasaydık, bugün üreticimize ürün bedeli ödeyemezdik. Sıkıntıya düşerdik. Çok isabetli bir yapılanma olduğunu hepimiz görüyoruz. Tariş Zeytinyağı markasıyla yılda 8 bin ton ürün satarak, sektörün lideri konumuna ulaştık.
Yani arkadaşlar ben kısaca size 22 senedir görev yaptığımız dönemlerde benimle beraber görev yapan bütün arkadaşlarımın hesabını vermiyorum. Ne yaptıklarımızı söylemeye çalışıyorum sadece ben değil hep birlikte yaptık ne yaptıysak. 28 bin üreticinin doğrudan veya dolaylı katkısıyla yaptık.
Değerli arkadaşlar, kooperatiflerimizin güçlenmesi bir vizyondu ve o vizyona doğru yürümek ise hedefti. O hedefe doğru yürümekten hiç sapmadık bakın 3186 sayılı kooperatif kanunun bütün vesayetin yetkilerin vesayet altında bütün yetkileri genel müdürlere verildiği bir dönemde Oğuz Hocamla çok olumlu işler yaptık.
Tarişbank hadisesi ise bir faciadır. Bankanın elden çıkması da yine kamuoyuna açıklama borcu olan siyasetçilerin ve bürokratların dile getirmesi gereken konular içindedir. Bir kez daha ısrarla söylüyorum; bu gerçekler kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Değerli arkadaşlar kooperatiflerimizin sahip olduğu kontinülerin kapasitesi 4350 ton/güne ulaşmıştır. İki kooperatifimizde fabrika yok. Bunlardan biri Horsunlu’dur ki burada salamura tesisi yatırımı mevcuttur. Diğeri ise Fethiye kooperatifidir. Fethiye kooperatifimize yatırım projesini uzman ekibimiz hazırlıyor, önümüzdeki günlerde buraya özel bir çalışma başlatacağız. Şunu çok açık söylemek isterim ki hiçbir kooperatifimizi gözden çıkarmayız. Bir tek yaprak düşmesi bile bu Birliğin maneviyatına zarar verir. En zayıf görünen Fethiye kooperatifinin bile önümüzdeki seneki durumu itibariyle durumu çok başka bir yere taşınacaktır.
Öte yandan 2005 yılını söylemeden geçemeyeceğim. 2005 iki önemli hadisenin zamanıdır. Tarihe geçen bir süreçtir. Birincisi ne yazık ki diğer birliklerimizin Zeytinyağı Birliği’ni kapı dışarı çıkarmasıdır. Bu kötü bir hadisedir. Burada o süreci yaşayan insanlarımızdan bir Ali Rıza Türker var ve asla da kendisine bu konuda bir sitemim de yok. Dört birlik yapısı içinde farklı davranmak da aynı davranmak da kolay değildir. Ali bey bugün kaleyi, burcu terk etmiyor. O mekanın önemi çok farklı. Tariş’ten bize haddimizi bildirmek için kovdular esasında ama bize farkında olmadan en büyük iyiliği yaptılar. Eğer bu ayrılık olmasaydı hala bazı sorunları aşmakta ve yapılanmamızı tamamlamakta zorlanabilirdik. Ayrılıkla başlayan sıkıntılarımızı fırsata dönüştürmek zorundaydık öyle de yaptık. Diğer birliklerle ortak çalışma yürüten kooperatiflerimiz de kapı dışarı atılınca müstakil yapılar oluşturmak için ciddi çalışmalar yapıldı. Kötü hadiseyi fırsata dönüştürmek zorunda kaldık.
Zeytinyağı Birliği ortakları olarak aynı yıl ikinci bir kötü olay daha yaşadık. 2005-2006 sezonunda piyasada 4200-4150 € seviyelerinde ihracat imkanı vardı ve biz de piyasaları dikkate alan fiyatlarla alıma girdik. Piyasaya göre verdiğimiz fiyatın AB müdahalesi sonucunda birden 2000 Eurolara çekilmesi iş kazası ile sonuçlanmıştır. İş kazasıdır bu. Ve bugünkü DFİF borcumuzun temel nedeni de budur. Ticarette bunlar oluyor. Bu olmasaydı bugün bizim devlete de borcumuz yoktu şimdi. Hiç bir bankaya borcumuz olmadığı gibi devlete de tek kuruş borcumuz yoktu. Değerli arkadaşlar şimdi bilançolara bakacağız ve eleştirecekler de biliyorum. Evet DFİF borcumuz var ve bilançoya yansıyan zarar miktarı da buradan kaynaklanmaktadır. DFİF’ten kullanılan kaynağın 2009-2010 faaliyet yılına yansıyan faiz miktarı toplam 16 milyon TL’dir. Tariş Zeytinyağı Birliği’nin aynı döneme ait 4 milyon 800 bin TL faaliyet karı olmasına rağmen bilanço toplamında zarar veriyoruz. DFİF tüm birliklerinin bilançosunu negatife çeviriyor.  DFİF’in akibeti belli değil, 2006 yılından bu yana devlet, devamlı DFİF’in tahsilatını erteliyor, öte yandan faizin çalıştırıyor. Erteleme ise bizlerin talebinden çok onların siyasi iradesinin sonucudur. Erteledikçe de akibetinin ne olacağı, sorunun nasıl ve ne zaman çözüleceği meçhule gidiyor. Devlet bir şekilde bunu çözecektir. Çözmese de nasıl ödeyeceğimizi ortaya koyacaktır elbet.
Zeytinyağı Birliği DFİF borçlarının anaparası ödemeleri takvimlendirildiğinde ödeyebilecek kabiliyettedir. Bize ‘’öde’’ deselerdi pabucumuzu satar yine öderdik. Demediler, sürekli erteliyorlar.
Sözlerimi toparlıyorum, Zeytinyağı Birliği çok radikal tedbirler aldı ve uyguladı. Kooperatiflerimizin yatırımlarını tamamladık. Fethiye hariç tüm kooperatiflerimiz mevcut yatırımlarıyla kendi kendilerini mali açıdan idare edebilecek düzeydedir. Kooperatiflerimizi ve birliğimizi tüm kooperatif yöneticilerinin katıldığı ‘’Başkanlar Konseyi’’ toplantılarıyla bugün ve geleceğe ilişkin karar ve uygulamalara yön veriyoruz. Bu sürecin uzantısı olarak geçmişte tüm kooperatiflerin personel dahil tüm harcamalarını birlik karşılarken, Kasım ayından bu yana kooperatifler personel ve idari giderlerini kendileri karşılıyor.
Bu süreçlerin sonunda kooperatiflerimiz ve onların oluşturduğu birliğimiz bu zorlu süreçten güçlenerek çıkmıştır, önüne konulan tuzakları aşma konusundaki kararlılığını sürdürmüştür. Bu yapılanmanın uzantısında hareket kabiliyetleri yaratmak ve her birinin karlılığını ortaya koymak için şirketleşmeye gittik. Rafineri şirketi kurduk. Bu şirketimiz, yılda bir milyon TL kar ediyor. Bunun yanında Prina şirketimiz ve Sigorta şirketimiz faaliyette. Ta-Ze sigorta şirketimizin hedefi büyük karlar etmek değil, birliğimiz ve kooperatiflerimizin sigorta işlemlerini daha düşük maliyetlerle sigorta altına almak ve sigorta işlemleriyle karın içerde kalmasını amaçlayan bir sistemdir, Pirina şirketimiz ise TUBİTAK ile ortak proje yürütüyor. Henüz başarı veya başarısızlığından söz etmek mümkün değil.
Değerli arkadaşlar, başka şirketler gündemde. Salamur tesisi kapasitesi 7 bin tondur. Bu kapasiteyi daha da büyüteceğiz. Krizde yaptığımız ve gelecek vadeden bir yatırım oldu. Salamura tesisimiz ve kooperatiflerimizdeki zeytin salamura yatırımlarıyla bu alandaki kapasite bir milyon tona ulaştı. Zeytin Salamura tesisini de yakın zamanda şirketleştireceğiz. Bir başka şirketimiz ise halen dışarıya da yoğun şekilde hizmet veren, Uluslar arası Zeytin Konseyi’nin Türkiye’deki iki laboratuarından biri olan laboratuarımız olacak.
Tüm bunlardan sonra Birliğimiz ve kooperatiflerimizin fotoğrafını artık daha net görebiliyoruz. Buradan şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Zeytinyağı Birliği önüne konun, TSKB’lerin önüne konulan tüm tuzakları aşmıştır. Birliğimizin DFİF borcu ve yükü hariç tek bir kuruş borcu yoktur. Bu da çok önemli  bir sorun ancak herkezle gelen düğün bayram diyeceğiz artık. Nasıl ödeyeceksiniz diye soranlara da ‘’herkes nasıl ödüyorsa biz de öyle ödeyeceğiz’’ dedim. Bu yanıt soruşturma konusu bile oldu. Aynı yanıtı tekrarlıyorum DFİF borcumuz namustur. Devletin takdirine göre ne derlerse öyle yapacağız, herkes nasıl öderse biz de öyle ödeyeceğiz.
Tariş Zeytinyağı Birliği için tehlikeler geride kalmıştır. Zeytinyağı Birliği yaptığı tüm çalışmalarla batmamaya programlanmıştır.
Bu ortaya koyduğumuz tablo ‘’türkiye’de kooperatifçilik konusunda neler yapılıyor, siz neler yapıyorsunuz’’ diye sormaya bile ihtiyaç duymayan, düşünce üretmeyenlere karşı 28 bin üreticinin inancı ve güveniyle gerçekleşmiştir. Atatürk’ün  ifadesinde olduğu gibi  maddi ve manevi kuvvetleri birleştirdik, birleştireceğiz. Sermayemizde damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.
Birliğimiz için tehlike geçti desek de hiçbir zaman yenileri üretilmeyecek anlamına gelmiyor. Tehlike boş bulunduğunda yeniden ortaya çıkar.
Tariş’te tek fiyat açıklamasını terk ettik ve piyasayı takip ederek, fiyatlandırmalara gideceğiz. Fiyatların bu seviyelerin altına düşeceğini sanmıyoruz. Düşme eğilimi göstermesi halinde müdahale edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın..

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız