Reklam Ver

Sayın Ali Ekber YILDIRIM,
Dünya Gazetesi’ndeki köşenizde, “Nankör Çiftçi” başlıklı yazınızı okudum. Yazınızda, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi EKER’in 2011 Bütçe Sunuş Konuşması’nda çizdiği pembe tablonun bir özetini veriyor ve çiftçinin gerçek yaşamının farklılığını usta bir gazeteci mizahı ile ortaya koyuyorsunuz, ellerinize sağlık..
Giderek artan nüfusuna karşın tarım sektörü çöken, çiftçinin – köylünün halinin giderek kötüleştiği bir Türkiye tablosu, sektör temsilcileri ve üretici ile birlikte olunan her ortamda kolayca fark edilen bir açıklıktadır.
Buna karşın, bir aydın namusu içinde, Tarım ve Köyişleri Bakanı’nın rakamları kullanarak ileri sürdüğü dayanaksız savları, yine rakamlarla analiz etmeyi gerekli ve yararlı gördüm.
İDDİA 1 – Tarım sektörü Son 6 yılın 5’inde pozitif büyüme göstererek uzun yıllardır görülmeyen bir büyüme trendi yakalamıştır.
Tarım sektörünün yıllık büyüme hızı 2002 yılında % 9,3; 2003 yılında – % 2,2; 2004 yılında % 2,7; 2005 yılında % 6,6; 2006 yılında % 1,3; 2007 yılında – % 7,0; 2008 yılında % 4,6 ve 2009 yılında % 3,7 olarak gerçekleşmiştir. Görülmektedir ki, AKP’nin iktidarda bulunduğu ve yıllık istatistikleri kesinleşmiş olan 7 yılın (2003 – 2009) ikisinde negatif, beşinde pozitif büyüme rakamları kaydedilmiştir. 2010 yılının dokuz aylık rakamlarına göre ise, tarım sektörü % 0,3 oranında küçülmüştür.
Yine 1998 temel fiyatlarına göre, tarımın ürettiği katma değer 2002 yılında 8 milyar 663 milyon lira iken, 2009 yılında 9 milyar 446 milyon lira olmuştur. Dolayısıyla, AKP döneminde tarımın yıllık büyüme oranı % 1.28 düzeyinde kalmıştır.
Aynı dönemde, Türkiye’nin GSMH’nın ithalata dayalı büyüme ortalaması % 4,8 olarak gerçekleşmiştir (2002 yılında 72 milyon 520 bin lira, 2009 yılında 97 milyon 088 bin lira).
Görülmektedir ki, AKP döneminde tarım, istihdam çağırmayan ve ithalata dayalı olan yıllık büyüme temposunun ¼’üne bile ulaşamamıştır.
O halde ilk saptama, bu dönemde tarımın büyüme temposunun yetersizliği ve düşüklüğüdür. Aşağıdaki tablo ise, tarımsal gelişmenin temposunu, Cumhuriyet dönemleri itibariyle karşılaştırmaktadır;
Dönemler
Tarım Sektörü Yıllık Büyüme Temposu (%)
1923 – 1929: CHP Tek parti, Açık Ekonomi
8,9
1930 – 1939:CHP Tek parti, Devletçi Ekonomi
5,8
1946 – 1953: CHP – DP, Savaş sonrası açık ekonomi
13,2
1954 – 1961: DP, Ekonomik Tıkanma
1,8
1962 – 1980: Planlı Dönem
3,9
1980 – 2002: Neoliberal Dönem
2,0
2003 – 2009: AKP Dönemi
1, 3
Not: İktisadi dönemlendirme, izlenen iktisat politikalarının benzer olduğu yıllara göre yapılmıştır.

Görüldüğü gibi, Cumhuriyet tarihi içinde tarım sektörünün en düşük büyüme temposu, AKP dönemine ilişkindir.

İDDİA 2 – Son 8 Yılda, Tarımsal Gayri Safi Yurtiçi Hasıla % 115 artarak 2009 yılında 51 milyar dolara yükselmiştir.
Sözü edilen iddia, AKP’nin sıklıkla başvurduğu bir çarpıtma yöntemidir. Bilinir ki, dönem başı ve sonu itibariyle yapılacak bir karşılaştırma, ancak sabit rakamlar kullanılırsa anlamlı olur. Aşağıda, aynı dönem, hem sabit hem de cari rakamlarla karşılaştırılarak, çarpıtma kanıtlanmaktadır;
YIL
Tarım Katma Değeri
(Cari fiyatlarla, milyon TL)
Tarım Katma Değeri
(1998 Bazlı Sabit fiyatlarla, milyon TL)
1998
8.521
8.521
1999
10.683
8.031
2000
16.341
8.627
2001
20.738
7.926
2002
35.435
8.663
2003
44.180
8.476
2004
51.783
8.702
2005
59.027
9.275
2006
60.819
9.393
2007
62.568
8.737
2008
70.742
9.141
2009
76.410
9.446

Görüldüğü gibi, iktisaden doğru olmayan bir biçimde, cari rakamlarla karşılaştırma yapıldığında, AKP’nin 35 milyar liradan aldığı tarım katma değerini 76 milyar liraya çıkardığı gibi, bilimsel ve maddi gerçekle örtüşmeyen bir sonuca ulaşılmakta; başka bir deyişle gerçek saptırılmaktadır.
Buna karşılık, fiyat ve döviz hareketlerinden arındırılmış sabit rakamlarla yapılan bir karşılaştırma, AKP’nin 8,6 milyar liradan aldığı tarım katma değerini, 2009 yılı sonu itibariyle ancak 9,4 milyar liraya çıkarabildiğini göstermektedir.
Bu durum, iddianın iktisat bilimine ne denli aykırı olduğunu ortaya koymaktadır.
İDDİA 3 – Son 8 Yılda, tarımda kişi başına gelir % 187 artarak 2009 yılında 2.870 dolara yükselmiştir.
Tarımda kişi başına milli gelir, tarım sektörünün bir yılda ürettiği mal ve hizmetlerin parasal değerinin, kırsal nüfusa bölünmesi ile bulunur. Burada da, anlamlı bir karşılaştırma, ancak sabit rakamlarla mümkün olur. Biz her ikisini de yapalım;
YIL
Tarım Katma Değeri
(Cari fiyatlarla, milyon TL)
Kırsal nüfus
(milyon kişi)
Tarımda
Kişi Başına
Gelir
(TL)
Tarımda
Kişi Başına
Gelir
($)
2002
35.435
23.707
1,494
993
2003
44.180
23.656
1,867
1,248
2004
51.783
23.593
2,194
1,542
2005
59.027
23.518
2,510
1,502
2006
60.819
23.433
2,595
1,813
2007
62.568
20.838
3,002
2,307
2008
70.742
17.905
3,950
3,057
2009
76.410
17.754
4,303
2,781
Not: Hesaplamalarda kullanılan $/TL kuru, Merkez Bankası yıllık ortalama döviz kuru olup,
2002’de 1,504, 2003’te 1,495, 2004’te 1,422, 2005’te 1,670, 2006’da 1,431, 2007’de 1,301,
2008’de 1,292 ve 2009’da 1,547’dir.

Cari rakamlarla yapılan bir değerlendirme, 2002 – 2009 döneminde tarımda kişi başına gelirin artarak 2,870 dolara yükseldiğini göstermektedir. Ancak sözü edilen durum, açıklamaya çalışacağım nedenlerle yanıltıcıdır. Birincisi, yukarıda da belirttiğimiz gibi, cari fiyatlarla dönem karşılaştırması yapılamaz. Çünkü fiyat ve kur ilişkileri, bu karşılaştırmayı anlamsız kılar. Bunun için aşağıda sabit fiyatlarla karşılaştırma yapacağız. İkincisi ise, tablonun incelenmesinden de açıkça görüleceği üzere, cari rakamlarla kişi başına gelirin artmasının nedenlerinden birisi de, kırsal nüfusun azalmasıdır. Bu azalmanın temsil ettiği köyden kente göç olgusu ise, AKP döneminde kentleşme ve modernleşmeyi değil, tarımdan ve kırsaldan koparılmış nüfusun dini, siyasi ve iktisadi istismara açık hale getirilmesini anlatmaktadır.
YIL
Tarım Katma Değeri
(1998 Bazlı Sabit fiyatlarla, milyon TL)
Kırsal nüfus
(milyon kişi)
Tarımda
Kişi Başına
Gelir
(TL)
Tarımda
Kişi Başına
Gelir
($)
2002
8.663
23.707
0,365
0,242
2003
8.476
23.656
0,358
0,239
2004
8.702
23.593
0,368
0,258
2005
9.275
23.518
0,394
0,235
2006
9.393
23.433
0,400
0,279
2007
8.737
20.838
0,419
0,322
2008
9.141
17.905
0,510
0,394
2009
9.446
17.754
0,532fg
0,343
Not: Hesaplamalarda kullanılan $/TL kuru, Merkez Bankası yıllıkvu8 ortalama döviz kuru olup,
2002’de 1,504, 2003’te 1,495, 2004’te 1,422, 2005’te 1,670, 2006’da 1,431, 2007’de 1,301,
2008’de 1,292 ve 2009’da 1,547’dir.

Yukarıdaki tablo ise, 2002 – 2009 döneminde tarımda kişi başına gelirde yaşanan değişmeyi, sabit fiyatlarla ortaya koymaktadır. Görüldüğü gibi, dönem başı ve dönem sonu tarımda kişi başına gelir artışı cari rakamlarla % 180 iken, sabit rakamlarla % 41 düzeyinde kalmaktadır.
Kaldı ki, geliri nüfusa bölmek, tarımın dolaylı – dolaysız vergilendirilmesine ve tarım içi bölüşüm ilişkilerine körleşmek anlamına gelmektedir. Bir yıllık tarım bütçesinin yalnızca mazot üzerindeki ÖTV ve KDV ile geri alındığı düşünüldüğünde, tarımsal GSMH’nın kırsal nüfusa bölünmesiyle elde edilen tarımsal gelir rakamları anlamını yitirmektedir. Kaldı ki, kırsal alanda yoksulluğun önemli ölçüde arttığı bir dönemde gelir adaletini sağlamak için hiçbir hedef politika uygulamayan AKP, kırsal alanda topraksız olan ya da yeter toprağı bulunmayan, bu nedenle giderek artan ölçüde ekonomik sömürünün konusu olarak yoksullaşan köylüyü ve gezici – geçici tarım işçilerini de görmezden gelmektedir.
İDDİA 4 – Son 8 Yılda, tarım ürünleri ihracatı % 176 artarak 11,2 milyar dolara yükselmiştir.
Tarım ürünleri dış ticareti, gıda maddeleri ve tarımsal hammadde dış ticareti olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Aşağıdaki tablo, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Tanımına Göre Uluslararası Standart Ticaret Sınıflaması (SITC) Rev.3 sonuçlarını milyon Dolar bazında göstermektedir.
Yıllar
Gıda Maddeleri
Tarımsal Hammadde
Tarımsal Ürünler

İhracat
İthalat
Toplam
İhracat
İthalat
Toplam
İhracat
İthalat
Toplam
2002
3,668
1,912
1,756
384
2,083
– 1,699
4,052
3,995
57
2003
4,735
2,791
1,944
522
2,474
– 1,952
5,257
5,265
– 8
2004
5,891
3,089
2,802
610
2,969
– 2,359
6,501
6,059
442
2005
7,714
3,284
4,430
595
3,196
– 2,601
8,309
6,480
1,829
2006
7,932
3,486
4,446
702
3,800
– 3,098
8,633
7,286
1,347
2007
9,007
5,167
3,840
762
4,645
– 3,883
9,769
9,813
– 44
2008
10,705
8,503
2,202
768
4,535
– 3,767
11,474
13,037
– 1,563
2009
10,581
6,107
4,474
608
3,523
– 2,915
11,190
9,630
1,559

Buna göre, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın sorumluluğunda olan tarımsal hammadde dış ticaretinin açığı 2002 yılında 1,7 milyar dolar iken, açık 2009 yılında 2,9 milyar dolara çıkmaktadır. Başka bir deyişle, Türkiye tarımsal hammadde ithalatına 3,5 – 4 milyar dolar ithalat parası ödemektedir.
Gıda maddeleri alanındaki dış ticaret ise özel sektör talepleri doğrultusunda şekillenmektedir. Sınaî kaydırmacılık temelinde, emek yoğun ya da düşük – orta düzey teknolojiye sahip, katma değeri görece düşük ve çevre kirletici özellikleri yüksek olan çimento ve tekstil sektöründe olduğu gibi gıda sektöründe de merkez ülkeler üretim süreçlerini çevre ülkelere aktarmaktadır. Bu çerçevede Türkiye gıda sektörü, yurtdışından ithal ettiği tarımsal hammaddeyi işleyerek yine yurtdışına satmaktadır. Yarıya yakını kayıt dışı çalışan gıda sektördeki “gelişme” ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın doğrudan bir ilgisinin olmadığı açıktır.
Ayrıca, 2002 yılında 4 milyar olan tarımsal hammadde + gıda maddeleri ihracat rakamının 11,2 milyar dolara çıktığı açıklanırken, ithalatın yine 4 milyar dolardan başlamak üzere 2008’de 13, 2009’da ise 9,6 milyar dolara çıktığının açıklanmaması da, somut gerçeğin tüm yönleriyle kamuoyuna aktarılmadığını ortaya koymaktadır.

İDDİA 5 – Son 8 Yılda, tarım ürünleri üretiminde önemli artışlar gerçekleşmiştir. Türkiye’de 8 yıl öncesine göre yaklaşık olarak; mısırda % 95, çeltikte % 143, ayçiçeğinde % 32, kirazda % 98, turunçgillerde % 42, sütte % 49, su ürünlerinde % 161, beyaz ette % 82, yumurtada % 20, balda % 10 daha fazla ürün elde edilmektedir.

Türkiye’nin 2002 yılı nüfusu 69.3 milyon iken, 2009 sonu itibariyle nüfusumuz 72.5 milyona çıkmıştır. Başka bir deyişle, AKP iktidarı döneminde nüfus 2,5 milyon dolayında bir artış göstermiştir.
Nüfus artışı demek, gıda ve yem sanayinin toplam tarımsal hammadde talebinin de artması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, Türkiye’nin en azından nüfus artış hızı temposu kadar bitkisel ve hayvansal üretim artışı temposu yakalaması gerekmektedir.
Tarımsal ürünlerin verim ve üretimi, başta yıllık yağışın miktarı ve bunun aylara dağılımı olmak üzere, iklimsel değişimlere bağlı olarak değişir. Bunun yanında, tarımsal altyapı yatırımları (arazi toplulaştırma, sulama, tarla içi geliştirme hizmetleri vb.), ar – ge yatırımları ve tarımsal desteklerin niteliği ve niceliğinde yapılan değişimlerle, tarımsal üretim süreçlerine müdahale edilir.
Türkiye’de tahıllar, yağ ve yem bitkileri, endüstri bitkileri ve hayvansal üretim desteklemeye konu olurken, yaş meyve ve sebzeye yönelik bir destek söz konusu değildir.
Bu çerçevede, geçmişte hamsinin bol olduğu yıllarda bununla övünen Tarım Bakanı hala müstehzi bir biçimde hatırlanmaktadır. Yumurta, bal, beyaz et, kiraz, turunçgiller, su ürünleri üretiminde yaşanan ve tümüyle ekolojik koşullar ya da piyasa ilişkilerinden kaynaklanan özel durumlara Tarım bakanlığı’nın müdahilliği söz konusu değildir, dolayısıyla buradan bir övünme vesilesi yaratma çabası da anlamsızdır.
Bu bağlamda, Türkiye’nin 2002 – 2010 dönemi üretimi, seçilmiş ürünler itibariyle aşağıda gösterilmiştir.
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
Buğday
19 500
19 000
21 000
21 500
20 010
17.234
17.782
20.600
19 500
Çeltik
360
372
490
600
696
648
753
750
860
Mısır
2 100
2 800
3 000
4 200
3 811
3.535
4.274
4.250
4 200
Soya
75
85
50
29
47
31
34
38
55
Ayçiçeği
850
800
900
975
1 118
854
992
1 057
1 220
Mercimek (kırmızı)
500
485
480
520
580
508
106
275
422
Fasulye (kuru)
250
250
250
210
196
154
155
181
205
Şeker Pancarı
16 523
12 623
13 517
15 181
14 452
12.415
15.488
17.275
17.000
Pamuk (kütlü)
2 542 
2 346 
2 455
2 240
2 550
2 275
1 820
1 725
2 150
Tütün
153
112
134
135
98
75
93
81
55
Patates
5 200
5 300
4 800
4 090
4.397
4.228
4.197
4.397
4 544
Soğan (kuru)
2 050
1 750
2 040
2 070
1 765
1.859
2.007
1.850
2 014
Kavun
1 820
1 735
1 750
1 825
1 765
1 661
1 750
1 679
1 624
Karpuz
4 575
4 215
3 825
3 970
3 805
3 797
4 002
3 810
3 747
Domates
9 450
9 820
9 440
10 050
9 855
9.937
10.985
10.746
10 000
Kırmızı Et
421
367
447
409
439
576
482
412

Beyaz Et
726
905
915
980
934
1 099
1 123
1 323

Süt
8 409
10 611
10 679
11 108
11 952
12 329
12 243
12 542

Buna göre, Türkiye’de yalnızca mısır, çeltik ve ayçiçeğinde üretim artışı vardır. Diğer ürünlerde üretim istikrarsızdır, kendini tekrarlama ya da üretim düşüşü söz konusudur.
Çeltikte Osmancık 97 ve Gala çeşidi tohumların Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından ıslahı ile verim artışının sağlanmasına ilaveten ekim alanlarındaki artış, üretimi yükseltmiştir. Mısır ve ayçiçeğinde de durum böyledir.
Buna karşılık, Türkiye AKP döneminde 12 milyon ton buğday ithal edip karşılığında 3.5 milyar dolar döviz ödemiştir. Bu ithalat miktarı, un ihracatı ile açıklanabilir rakamların çok üstündedir. Üstelik AKP döneminde buğday ekim alanları 1.3 milyon hektar daralmıştır. Aynı dönemde arpa ithalatı ise 1 milyon ton’a yakındır. Mısır ithalatı 6 milyon ton, ödenen ithalat parası 1.3 milyar dolardır.
Türkiye’nin soya talebi 1.5 milyon ton’a yakınken, 2002 yılında 75 bin ton olan soya üretimi 2009 sonu itibariyle 55 bin ton’a düşmüştür.
Dünyada gen merkezi konumunda bulunduğumuz baklagil üretiminde sürekli bir geriye gidiş vardır. Türkiye baklagil ithalatçısı bir ülke haline düşmüştür. 2009 yılında toplam 213 bin ton bakliyat ürünleri ithal edilmiş ve 207 milyon dolar para harcanmıştır.
Tütün üretimi 150 bin tondan 55 bin ton’a; patates üretimi 5.2 milyon ton’dan 4,5 milyon ton’a düşmüştür.
Kırmızı ette durum ortadadır. Türkiye, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, kesecek hayvan bulamadığı için kurbanlık koyun ve sığır ithal etmek zorunda kalmıştır. Avrupa kişi başına 75 kg kırmızı et tüketirken, Türkiye’de bu rakam 6 kg’a gerilemiştir.
Sütteki üretim artışının ise, üretici fiyatlarının istikrarlı olmadığı bir yapıda, 2007 – 2008 örneğinde olduğu gibi, hayvancılık krizlerine neden olduğu ortadadır.
Kısacası, rakamlar net biçimde ortaya koyup doğru bir analize tabi tutulduklarında görülmektedir ki, Türkiye’nin tarımsal üretim tablosunda övünme konusu yapılabilecek bir durum yoktur. Tersine daha da derinleşmeye aday krizi görüp bir an evvel uygun önlemler alma kaygısının öne çıkması gerekmektedir.
İDDİA 6 – Tarımsal desteklerde; 2003 – 2010 döneminde cari fiyatlarla % 207, sabit fiyatlarla % 40, dolar bazında ise % 210 artış sağlanmıştır.

Aşağıdaki tablo, 2002 – 2009 döneminde Türkiye’de GSMH ve tarım bütçesindeki değişimi, milyon TL bazında göstermektedir.
Yıllar
GSMH (1998 bazlı)
(Milyon TL)
Tarım Bütçesi
(Milyon TL)
GSMH/Tarım bütçesi
(%)
GSMH’nın % 1’i
Çiftçiye Eksik Ödenen Miktar
(Milyon TL)
2002
350,476
1,868
0,53


2003
454,780
2,805
0,62


2004
559,033
3,084
0,55


2005
648,932
3,707
0,57


2006
758,391
4,747
0,63


2007
843,178
5,555
0,66
8,431
2,876
2008
950,098
5,809
0,61
9,500
3,691
2009
946,678
4,495
0,47
9,466
4,971
2010
1028,802
5,605
0,54
10,288
4,683

37,685
16,221

Tablo incelendiğinde, cari rakamlarla tarım bütçesinde % 200 oranında bir artış görülmektedir. Ancak bu bulgu da, birçok yönüyle yanıltıcıdır. Kısaca açıklamaya çalışalım.
İlk olarak, tarım bütçesinin GSMH’ya oranı itibariyle, dönem başı ve dönem sonu yüzdeleri aynıdır. Başka bir deyişle, GSMH’nın yaklaşık yüzde yarımı tarıma ayrılmaktadır.
AKP’nin 2006 yılında çıkarttığı 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21 inci maddesi, her yıl GSMH’nın en az % 1’inin tarımsal desteklemelere ayrılacağını hükme bağlamaktadır. Yasa’nın 2007 yılından itibaren uygulanması halinde tarıma aktarılması gereken kaynağın 2007 – 2010 döneminde 37,685 milyar lira olduğu, buna karşılık aynı yılların tarım bütçesinin 21,464 milyar lira olarak gerçekleştiği; dolayısıyla yasa hükmüne rağmen 16,221 milyar liranın tarıma aktarılmadığı ortadadır.
Sorun yalnızca yetersiz tarımsal destek konusu değildir. Türkiye’de tarım sektörü bırakın desteklenmeyi, vergilendirilmektedir. Yalnızca mazot üzerindeki dolaylı vergi yükü nedeniyle çiftçinin ödediği vergi miktarı, tarımsal destek bütçesinden fazladır. Şöyle ki;
Türkiye’de tüketilen 13 milyar litre mazotun 3,5 milyar litresi çiftçi tarafından kullanılmaktadır. 1lt mazot için ödenen 3 TL’nin 1,7 TL’si ise ÖTV + KDV’den oluşmaktadır. Dolayısıyla, mazot alırken köylünün – çiftçinin ödediği vergi miktarı (3,5 milyar litre * 1,7 TL) 5,9 milyar TL olmaktadır. Dolayısıyla üretici, tarım desteğinden daha fazlasını yalnızca mazot üzerindeki vergilerle geri ödemektedir. Diğer vergiler de düşünüldüğünde, AKP’nin tarımı desteklemediği, tersine vergilendirdiği ortaya çıkmaktadır.
Sayın YILDIRIM,
AKP döneminde tarımda yalanan gerileme bunlarla sınırlı değildir. Doğal kaynaklarımızın, toprak ve su varlığımızın ranta teslim edilmesi; Türkiye’nin tarımsal ar – ge iddiasından tümüyle vazgeçmesi, tarımda üretken kamu yatırımlarının unutulması, tarımsal istihdamın önemli ölçüde daralması, köyden kente göç etmek zorunda kalan köylü ve çiftçinin kentlerde insan onuruna yakışmayacak ortamlarda dini – siyasi ve iktisadi sömürü konusu olması gibi başlıklar, AKP döneminde tarımda yaşanan “gelişmelerin” diğer ana başlıkları olabilir.
Ancak biz burada, yalnızca Tarım ve Köyişleri Bakanı’nın sizin “Nankör Çiftçi” başlıklı yazınızda yer verdiğiniz konuşma bölümlerini değerlendirmekle yetindik.
Araştırmacı gazetecilik alanında ortaya koyduğunuz başarılarınızın artarak süreceğine olan inancımla, selam ve saygılar sunarım.
Doç. Dr. Gökhan GÜNAYDIN
CHP Parti Meclisi Üyesi

Reklam Ver

1 Yorum

  1. İlgiyle izlediğim köşenizde böyle gerçek tesbitlerin bulunduğu veya en iyimser tahminle kamuoyuna anlatılanların önemli bir kısmının gerçek olmadığının altını çizen bir yazıyla karşılaşmak umut verici. Sizin ve sektörü yakından takip eden birçok duayenin tespitleriyle paralel değerlendirmenin özellikle muhalefet partisinin bir mensubu tarafından yapılması zaten normal birşey. Fakat eksik. Yaklaşan seçim arefesinde muhalefetin tarım sektörü ile ilgili düşünceleri ve faaliyetleri neler olacak?. Asıl önemli konu bu. CHP nin tarıma bakışı nasıl olacak? Zira bildiğiniz üzere seçim yatırımlşarına başlayan iktidar kredi musluklarını açtı. 03/01/2011 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı bize çok şeyler anlatıyor. Anlayana. Sanki kredi almaya cesareti kalmış bir tarım kesimi kalmış gibi %100 faiz indirimli krediler piyasaya çıktı.

    Sevgilerimle,

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız