Reklam Ver

et-balikta-kuyruklar-uzadi Yaşı 35’in altında olanlar hatırlamaz. Yıllar önce pek çok ürün karaborsada satılırdı. Şeker kuyruğu, çay kuyruğu, yağ kuyruğu, benzin, sigara, tüpgaz ve daha bir çok ürünü almak için kuyrukta saatlerce beklenirdi. Bu bekleyişin sonunda istediği ürünü alan tüketici şanslı sayılırdı. Bazı ürünleri almak için torpil gerekiyordu. Paranız olsa bile ürün almanız kolay değildi.
Yıllar sonra Türkiye yeniden kuyruklarla tanıştı. İnsanlar bir kilo kıyma almak için saatlerce kuyrukta bekliyor.
Bu noktaya nasıl gelindi?
Türkiye, 1980 öncesi, bulunduğu coğrafyanın et tedarikçisiydi. Doğu ve Güneydoğu’da yetiştirilen küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar canlı olarak veya Et ve Balık Kurumu mezbahalarında kesilerek Ortadoğu ülkelerine ihraç edilirdi.
Canlı hayvan ihracatı önemli bir iş kapısıydı. Bölgenin en önemli geçim kaynağıydı. Fakat, 1980 sonrası uygulanan yanlış politikalar sonucunda tarım ve hayvancılık kontrolsüz bir biçimde dışa açıldı. Yerli üretimi ithalatla terbiye etme anlayışı benimsendi. Bu politika ülkeye pahalıya patladı. Hayvancılık çöktü. Hayvancılıkla geçimini sağlayanların bir bölümü hayvanlarını satıp büyük kentlerin varoşlarına göç etti.
Bölgede 1980’lerin ilk yarısında başlayan terör olayları Doğu ve Güneydoğu hayvancılığına bir darbe daha vurdu. Hayvanları meralara çıkarmak, yaylaya çıkmak tehlikeli hale geldi. Köyler yakıldı, boşaltıldı ve büyük bir göç dalgası daha yaşandı. Doğu ve Güneydoğu’nun kırsalında hayvancılık yapanlar, hayvanlarını sattı. Diyarbakır’ın, Mardin’in, Bitlis’in, Tunceli’nin,Ağrı’nın, Kars’ın ve diğer illerin kırsalı boşaldı. Gücü olan İstanbul’a, İzmir’e göçtü. Gücü olmayanlar Diyarbakır’a, Van’a, Adana’ya, Mersin’e yerleşti. Kent merkezlerinin nüfusu katlandı. İşsizler ordusu kentlerin ana caddelerini doldurdu.
Aynı dönemde ülkeyi yönetenler, “tarımla kalkınma olmaz” “sanayileşerek kalkınacağız” diyerek tarımı gözden çıkardı. Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Yem Sanayi, özelleştirme adı altında adeta yağmalandı. İşletmeler yok pahasına satıldı. Bir kısmı kapatıldı. Meralar yağmalandı. Mera alanları amaç dışı kullanılır oldu. Hayvancılık yapmak olanaksız hale gelince en büyük göç dalgası yaşandı. İstanbul’a yeni bir İstanbul eklendi. Ankara’ya yeni bir Ankara, İzmir’e yeni bir İzmir. Diyarbakır, Adana, Mersin gibi illerde yeni mahalleler oluştu.
Üreten insanlar, katma değer yaratanlar, alım gücünden yoksun kentin varoşlarında tüketici konumuna düştü.
Gazetelerde okumuşsunuzdur. Ramazan ayında oruçlu insanlar 40 derece sıcakta iftar sofrasına et alabilmek için saatlerce kuyrukta bekliyor. Et ve Balık Kurumu’nun az sayıdaki satış merkezlerinin önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Bayılanlar, kriz geçirenler. Bütün bu eziyet, bir kilo kıymayı 16.5 liraya almak için. Üstelik aldıkları kıyma da ithal hayvan etinden.
Kuyruklar uzayınca, Et ve Balık Kurumu kıyma satışına sınırlama getirdi. Saatlerce kuyrukta bekleyenler sırası gelince sadece 30 liralık yani 1 kilo 800 gram kıyma alabiliyor. Daha fazlası verilmiyor.
1970’li yıllarda günlük yaşamın bir parçası olan, Azizi Nesin’ in mizah öykülerine, televizyon parodilerine konu olan kuyruklar 40 yıl sonra AKP Hükümeti ile yeniden başladı. Hem de Türkiye’nin bir zamanlar en güçlü olduğu hayvancılıkta, ette.
Et ve Balık Kurumu önünde kuyrukta bekleyenler, büyük bir olasılıkla bir zamanlar hayvancılık yapan ülkeye ve ihracata hayvan yetiştirenlerin kentteki çocukları, torunları. Bir kuşak önce hayvancılık yapanlar,şimdi ithal et kuyruğunda.
İki yıl önce de Toprak Mahsulleri Ofisi’nde ucuz pirinç kuyruğundaydılar.
Türkiye bu hale nasıl geldi, nasıl getirildi?
Yaklaşık 8 yıldır iktidarda olan AKP Hükümeti, daha düne kadar hayvancılığa verdiği desteklerle, 2002’de yılda 80 milyon lira olan hayvancılık desteklerini 1.3 milyar liraya çıkarmakla övünürdü. Doğrudur. Yılda 1.3 milyar lira yani yaklaşık 1 milyar dolar hayvancılığa destek veriliyor. Bu destek nereye gidiyor?
Her yıl 1 milyar dolar destek vereceksiniz ve halk 1 kilo ithal kıyma almak için 40 derece sıcaklıkta saatlerce kuyrukta bekleyecek. Bu işte bir yanlışlık yok mu?
Et yakında karne ile satılırsa kimse şaşırmasın. Kaldı ki, Et ve Balık Kurumu’nun satış noktası her ilde yok. Toplam 12 satış noktası var. Bunun 4’ü Ankara’da. İstanbul, Adana, Ağrı, Erzurum, Diyarbakır ve Van dışındaki illerde satış noktası yok.
Gazetelerde et kuyruğunu tamamlayan bir haber daha var. Habere göre, et fiyatı artınca, hazır yemek firmaları etin içine soya, hindi ve tavuk sakatatı karıştırıyor.
Etin içine konulan soya büyük olasılıkla genetiği değiştirilmiş (GDO) soyadır. Çünkü, Türkiye, yılda sadece 35-40 bin ton soya üretiyor. İhtiyacı olan 1.5 – 2 milyon ton soyayı da ithal ediyor. İthal edilen soyanın neredeyse tamamı genetiği değiştirilmiş soya, yani GDO’ lu.
Yemeğe gidiyorsunuz. Et yemeği istiyorsunuz. Önünüze gelen et değil GDO’ lu soya. Afiyet olsun.
Türkiye’yi 40 yıl öncesinin kuyruklarına götüren ve et diye GDO’lu soya yediren bir hükümet var. Hayvancılık politikasını yöneten daha doğrusu yönetemeyenler bu durumdan memnun mu?
Bu işin asıl sorumlusu konumundaki Tarım Bakanı istifa etmek için daha neyi bekliyor?

Reklam Ver

5 YORUMLAR

  1. Ali Ekber Bey,

    Yazılarınızın abonesiyim ama okuduğum her yazınızla daha fazla üzülüyorum. Özellikle et konusundaki durum beni daha da çok üzüyor. Çünkü sizin de belirttiğiniz gibi Türkiye daha 30 yıl önce bu konuda ihracatçı bir ülke idi ve biz bunları yaşadık. O zaman eti yemediğimiz için ihraç etmiyor, bilakis fazla ürettiğimiz için satıyorduk. Şimdi yükselen gelir seviyemiz(!) nedeniyle et tüketimimiz arttığı için mi kendi etimiz kendimize yetmiyor acaba? Keşke böyle olsaydı. Değerli dostlar halen dpt.gov.tr sayfasından 2007’de yayınlanan 9. yedi yıllık kalkınma planı özel ihtisas kurulu raporlarından hayvancılık raporunu okuyabilirler. Bu raporda Perşembenin gelişinin Çarşambadan belli olduğu haber verildiği, hayvan sayılarının bu seviyede muhafaza edilmesi halinde dahi önümüzdeki(2007 raporunda) yıllarda hayvansal ürün sıkıntısının başgöstereceği ifade edilmiştir. Bu raporun bütün devlet yetkililerine gönderilmediğini kimse söyleyemez. Öyleyse burada eğer bir art niyet yoksa kesin bir beceriksizlikten bahsedilebilir. Bu beceriksizlik de yaklaşık bir yıldır bu konudaki sorunu “yok efendim kasaplık hayvanımız varmış da sahipleri satmıyormuş”, “sayım yaptırmış da 2 500 000 kasaplık hayvan ahırlarda bulunuyormuş” gibi kargaların bile güleceği politikalarla konuyu yönetmeye çalışan bakan sayın M. Mehdi EKER’indir. Hiç kimsenin söylemesine bile gerek kalmadan “ben bu işi beceremedim” deyip istifasını basıp gitmelidir. Ama sayın bakanın bu yürekliliği gösterebileceğini asla düşünmüyorum. O bulunduğu konumda bizim paralarımızla yurtdışında getirttiği hayvanlarla “bakın sizi pirzola biftek ile besliyoruz” pozlarında kalmaya devam edecektir. Sayın bakan sizin yurtdışından getirteceğiniz bonfile biftek ile beslenmektense et yememeyi tercih ederim. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu hayvansal protein en konsantre olarak tabi ki ette bulunuyor ama bu proteini alabileceğimiz başka kaynaklar da var şüphesiz. Ancak bu anlayış bu şekilde sürdüğü müddetçe yakın zamanda diğer hayvansal ürünleri de (süt ürünleri, kanatlı etleri…vs) ithal etmek zorunda kalabiliriz.

    Selam ve saygılarımla…

  2. OLMAZ BU KADAR YAZIK GÜNAH BU MILLETE
    O KADAR ARKADAS VARKI GÖNÜLLÜ HAYVANCILIK YAPACAK ELLERINDEN TUTAN YOK
    ARKADAS BU MILLETIN PROTIN IHTIYACINA KARSILAMAK ICIN KAC TON ET ÜRETMEMIZ GEREKIYOR YILDA BIZIM ARAZIMIZMI YOK ?
    EVET HÜKÜMET SIFIR FAIZLI KRADI VERIYOR :
    KRADI YERINE DAMIZLIK HAYVAN VERSIN
    URETIMINE KONTROL ETSIN;
    BIR ILCEDE TARIM MÜDÜRLÜKLERI VAR MEMURLARIN BURNU HAVADA MASSA BASINDAN KALKIP ARAZIYE INSINLER
    VE HAYVAN HIRSIZLARINA AGIR CEZA GETIRSINLER
    EVET HÜKÜMET HAYVANCILIGA SIFIR FAIZLI KRADI VERIYOR
    DOGU VE GÜNEY DOGUYA YÜZDE 50 HIBE VERIYOR
    BATI BÖLGELERINDEKI MILLETIN HAKINA YIYOR
    EGER HÜKÜMET VATANDASA HAYVAN VERIP ÜRETIGI SÜTÜ HAYVANI ALLACAK SIRKETLER KURARSA OLUR
    SU ANDA TÜRKIYEDE KAC CIFTLIK KURMALIYIZ
    ET FIYATLARI ALMANYA ILE NASIL ESIT OLUR
    CIFTCIMIZIN YARISI ZEPZECILIKTEN VE MEYVACILIKTAN HAYVANCILIGA NASIL GECER
    ORGANIZE TARIM VE HAYVANCILIK PROJELERI BULMALIYIZ
    BEN ZEYTIN TOPLAYACAK AMALE BULLAMIYORUM;
    EVET HÜKÜMETIMIZ
    CIFTCIMIZIN TOPRAGINA INCELEYECEK KIMIN 30 DÖNÜM TARLASI VARSA 10 DAMIZKLIK KOYUN VERECEK KRADI ILLE
    VE PARCALI TARIM ISLETMELERI BÜTÜN OLSUN
    CIFTLIKLER KURULSUN

  3. Ali Ekber Bey,

    Elinize sağlık sorunu gayet güzel derli toplu dile getirmişsiniz.Düne kadar Sayın Başbakan bizim iktidarımızda kuyruklara yer yok deyip kuyrukların yaşandığı geçmiş iktidarları eleş tiriyor ve alay ediyordu.Halbuki kendi iktida rınında geçmişte bu ülke insanını kuyruklara mahkum eden diğer iktidarlardan hiç bir fakı nın olmadığı E.B.K’ da ucuz et almak için kuy ruklarda bekleyen vatandaşlarımızın ibretlik görüntülerine bakmak yeterli.

    Ne acıdır ki koskoca Tarım ve Köyişleri Bakan lığı ödediğimiz vergilerden kendisine hazine den sağlanan bütçe imkanlarıyla bünyesinde ki binlerce personele rağmen halkımızın ihtiyacı olan et’in ve süt’ün üretilmesini planlama, yönetme ve organize beceresini gösteremiyor.

    Tarım ve Köyişleri Bakanlığının devrim niteli ğindeki yere göğe sığdırılamayan havza bazlı çalışmaları hani nerede kaldı ?,çok yazık,bir kaç lira ucuz et için dünyadan medet umar hale gelmek Türkiye gibi bir ülke için çok üzücü ve düşündürücü.Tarım politikaları iflas etmiş bir iktidar ve onun yönettiği bir Tarım ve Köyişle ri Bakanlığı,bence yaşanan bu kötü gidişat kar şısında bakanlık kapatılsa Türk Tarımı daha iyi yönetilir düşün cesindeyim,saygılarımla.

    Adnan SERPEN
    Veteriner Hekim
    İZMİR

  4. Merhabalar ülkemizde uzun kuyrukların olduğu yıllarda İzmir deydim toptancılardan alırsan çok olan herşey perakendecilerde ya yok tu yada iki misli fiyatlaydı. Onun için pek çok işletmelerde küçük çaplı kooperatifleşmeler oluyordu. Alınan bir çuval un, şeker, nohut, pirinç üyelere dağıtılıyordu.
    O tarihlerde de sağ-sol çatışmalarıo vardı.İki kardeş birbirine giriyordu ölen mezara kalan hapishaneye düşüyordu. O zamanların filimlerini izlerseniz belki biraz gözlerinizde canlandırabilirsiniz.
    O zamanın kıtlığını. var olan malı iktidarın düşmesini isteyenlerin piyasaya sürmediği. suni yokluk yaratıldığı söyleniyordu.
    Daha sonra 1990 larda doğuya askerlik için gidenler temeli atılmış pek çok işletmeler görmüşler ve bunların sadece kredi almak için atılan temeller olduğunu, alınan kredilerle de batıda villalar yapıldığını öğrenmişlerdi ki Kütahya Emet li, Afyonkarahisar Bolvadin li vatandaşlarda köylerine nereden bilmediği birtakım kişilerin geldiğini topraklarını gerek çok para vererek gerekse zorlayarak aldıklarını ve onların tabiriyle saraylar yaptıklarını söylemişlerdi.
    Bu gün daha başka şartlar içindeymişiz gibi gözüksekte temeline inersek aynı senaryo.
    Siir te görüştüğüm bir veteriner genç her yıl büyük bir miktar koyunu kurtlara kaptırdıklarını anlattı sağlam ağılınız yok mu dedim. Ağaların elinde var sade vatandaşta yok dedi. Zaten ağaların elinde daha çok büyük baş var onlarıda kurt kapmaz. Sivas ın köpekleri kurdu kaçırır dedim pahalı dedi. İzmir de sokaklarda oyuncak gibi alınmış bir kaç sene bakılıp sokaklara atılmışları gözmün önüne geldi. Rahmetli vali Recep Yazıcıoğlu da zıtlıkları çok güzel anlatmıştı. Sivasta zıraat mühendisine ihtiyaç var İzmir de zıraat Mühendisleri boş geziyorlar demişti. Hep yalnış politikalar hep sen ben çekişmesi atalarımızın dediği gibi(Atlar tepişti eşşekler geberdi)

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız