Reklam Ver

kuzuKırmızı etin fiyatı son bir yılda iki katına çıktı. Besiciler ilk kez para kazanmaya başladıklarını söylerken, tüketici, pahalı olduğu için et alamamaktan şikayetçi. Geçen hafta yazdığımız gibi sütte de benzer bir tablo var.
Aslında son birkaç yıla bakıldığında et ve süt piyasasında spekülatif fiyat dalgalanmaları yaşanıyor. Her dalgalanmada hayvan varlığı azalıyor. 
Özelleştirme adı altında yağmalanan, kapatılan Süt Endüstrisi Kurumu ile Et ve Balık Kurumu gibi piyasayı düzenleyici kurum kalmayınca et ve süt piyasasında “vahşi kapitalizmin” kuralları işliyor.
Bu şartlarda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ne yapıyor?
Bakanlığın piyasaya müdahale edecek aracı, gücü yok. Üstelik bakan dahil en üst düzeydeki bürokratlar kendilerini vahşi kapitalizmin kurallarına inandırmış. Piyasaya müdahale edilemeyeceği görüşünü ısrarla savunuyor. Fakat pek işe yaramasa da, arada bir piyasaya müdahale de ediliyor. Geçen yıl fazla sütü piyasadan çekmek ve süt tozu üretimi için 30 milyon liralık kaynak ile piyasaya müdahale edildi. Bu 30 milyon lira kimlere verildi? Ne kadar süt alındı? Ne kadar süt tozu üretildi. Üretilen süt tozunun ne kadarı satıldı? Bu müdahalenin piyasaya etkisi ne oldu? Bunların hiçbiri bilinmiyor. Bilinen  tek şey sütte sorunun devam ettiği. Üstelik bu dönemde kimine göre 400 bin, kimine göre 1 milyon süt hayvanı kesime gitti.
Benzer bir müdahale geçen kasım ayı sonunda et piyasasına yönelik yapıldı. Bakanlık, 18 kilonun altında kuzu kesimini ve damızlık düve kesimini yasakladı. Fakat bırakın 18 kiloluk kuzuların kesimini bakanın memleketi Diyarbakır’da 10-12 kiloluk kuzular kesiliyor. İzmir Bergama, Dikili bölgesinde 12 kiloluk kuzular kesiliyor.
Türkiye hayvancılığı bu noktaya nasıl geldi veya getirildi?
Sadece küçükbaş hayvancılıkla ilgili birkaç veri, bilinçli veya bilinçsiz yapılan yanlışların boyutunu ortaya koymaya yeter de artar bile. Bakınız, 1980-2000 döneminde Türkiye’nin küçükbaş hayvan varlığı 46 milyondan yüzde 36’lık düşüşle 29 milyona geriledi. Aynı dönemde Türkiye’nin nüfusu 45 milyondan 65 milyona çıktı. Bir yandan ciddi bir nüfus artışı, diğer tarafta hayvan varlığında ciddi bir erime. Büyükbaş hayvancılıktaki tablo da farklı değil.
2000 sonrasına gelindiğinde, özellikle 2007 yılında yaşanan kuraklık sektöre en büyük darbeyi vurdu. Kuraklık nedeniyle yem fiyatı yüzde 100’den daha fazla arttı. Sektör büyük bir çöküşe sürüklenirken hiçbir önlem alınmadı. Bırakınız önlemi, bakanlık 2008’de destekleri ciddi oranda kesti. Hayvan başına ödeme sistemine geçti. Sanki gizli bir el devreye girmiş, hayvancılığı bitirmek için çalışıyordu. Süt fiyatı yer yer 30 kuruşa kadar düştü. Kırmızı et fiyatı 2008 ağustosunda 7 liraya kadar düştü. Kuzu eti 6.5 liraya, koyun eti 3.5-4 liraya düştü. Süt hayvanları bu dönemde kesime gitti. Besi işletmeleri bir bir kapandı. Hayvan varlığında büyük bir düşüş oldu.
Hayvancılık sektörünü, et piyasasını 27 yıldır çok yakından izleyen Pehlivanoğlu Et Entegre’nin Et Grup Direktörü Hüseyin Özşenoğulları  bu dönemi anlatırken: “Ben 27 yıldır sektördeyim. Böyle bir dönemi hiç yaşamadım. Hayvancılık bitti dedim” diyor.
Daha sonra İran ve Irak’a canlı hayvan, et ve et ürünleri ihracatı başladı. Fiyatlar yükselmeye başladı. 2008’in Ağustos ayında 7 lira olan kuzu eti bir yıl içinde 14.5 liraya çıktı. 2009’un sonunda kuzu eti 16 lirayı geçti. Aynı dönemde kuzu bağırsağı, derisi, sakatatı 4-5 liradan 7-8 liraya çıktı.
Tarım Bakanlığı bu aşamada piyasaya müdahale etmek üzere 18 kilonun altında kuzu kesimini yasakladı. Hüseyin Şenoğulları’nın söylediğine göre bu karar görünüşte doğruydu. Ancak uygulanması çok zordu. Çünkü, denetimde çok büyük sorun var. Büyük tesislerde devletin veterineri var,18 kilonun altında kuzu kesimi önleniyor. Fakat pek çok şahıs kesimhanesinde, ilçe mezbahalarında, kaçak olarak yapılan kesimlerde bu yasağı dinleyen yok. Buralarda 10-12 kilonun altında kuzu kesimi yapılıyor.
Hüseyin Bey’in anlattığına göre, kuzu ağırlığının 18 kilo olarak tespitinde de sorun var. Balıkesir, Bursa, İzmir Dikili, Bergama bölgesinde kıvırcık türü koyun yetiştiriliyor. Bu koyunların kuyruk ağırlığı 300-400 gramdır. Çanakkale yöresinde yarım kuyruklu çeşit yetiştirilir ve kuyruk ağırlığı 1-1.5 kilo olur. Doğu ve Güneydoğu’da yetiştirilen morkaraman ve akkaraman koyunun kuyruk ağırlığı 2 ile 4 kilo arasında. Bu fark gözetilmeden 18 kilonun altında kesim yasaklanınca, Ege ve Marmara’daki üretici kuzuyu 18 kiloya ulaştırmak için fazladan beslemek zorunda. Bu kez uzun süre bekleyen kuzu yağlanıyor ve et kalitesi düşüyor. Bölgeler arası bu haksızlığın da giderilmesi gerekiyor. Bunun için 10-12 kilo altında kuzu kesiminin kesinlikle yasaklanması, Ege Bölgesi için Şubat-Haziran döneminde 12-15 kilo, Göller Bölgesi, Burdur, Antalya, Afyon bölgesinde Temmuz-Eylül sonu döneminde 15-18 kilo, Doğu ve Güneydoğu’da ise Ekim’den Ocak’a kadar 18 ile 23 kilo aralığında kesim yapılması gerekiyor.
Özetle, hayvancılıkta üreticiden tüketiciye kadar uzanan zincirde hiç kimse mutlu değil. Sektör kan kaybediyor. Şu günlerde belli çevreler “ithalat” ile çözüm arayışını dillendirmeye başladı. Hatta hiç görevi değilken Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği hayvan ithal edeceğini ilan etti. İthalatın çözüm olmadığı geçmişteki deneyimler gösterdi. Hayvancılığı bugüne getiren ithalata dayalı politikalar değil mi? Bunu görmemek körlüktür. Yapılması gereken, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın sektörün tüm kesimlerinin görüşleri doğrultusunda kısa, orta ve uzun vadeli stratejisi olan bir hayvancılık politikasının acilen uygulamaya konulmasıdır.

Reklam Ver

5 YORUMLAR

  1. Özür dilerler olur biter. Sendika yöneticisi olduğum dönemde (2000-2003) özelleştirmelere karşı alternatif projeler sunmuştuk ama maalesef dinletemedik. Fakat Daha sonra yanılmıyorsam Yılmaz Karakoyunlu idi; …… Bankasını özelleştirmekle ciddi hata yaptık. diye açıklama yaptı.Ancak neye yaradı giden geri gelmiyor… bu konuda da maalesef böyle olacak, küçük çiftçi yok olacak ve daha sonra birileri özür dileyecek ama giden geri gelmeyecek. umarım yanlıştan bir an önce dönülür. Ayrıca şunuda belirtmek isterim. Bir çiftçi hayvan ahırını köy dışına taşımak ve büyütmek istediğinde daha temele başlamadan 20-25 binlara prosedür harcaması yapmak zorunda. buna hiç bir çiftçi cesaret edemiyor.

  2. Tarımsal üretimde teşvik ve desteklerin yerinde ve yeterli olmayışı, bir çok üründe olduğu gibi büyük ve küçükbaş hayvancılıkta da büyük oranda üretim kaybına neden olmuştur. İthalat ise bu günü kurtarayım derken yarınları öldürmektir. İthali yapılan her üründe, kendi üreticilerimizden sakındığımız milyonlarca dolar, yabancı ülke üreticilerine destek olarak gitmektedir. Büyükbaş- küçükbaş deyip kısaltmalarla geçiştiriyoruz fakat ülkemizde tiftik keçisi ve manda(camız) nesli tükenmek üzere. Hayvancılığımızı üretken hale getirme çabalarını hızlandırırken, lütfen ülkemize has özel türleri de unutmayalım

  3. BEŞ YILDIR BU SAYFALARDA YAZDIGIM TEK ŞEY BEŞ YILLIK HAYVAN VE SÜT İSTIKRAR PROGRAMI.YANI ŞİMDİ 2012 NE YAPILACAK KARŞILIGI ÇİFTÇİ NE KAZANACAK.BU OLMADAN GERİSİ BOŞ.

  4. Damızlık hayvan ithalatından bahsedildimi sanki vatan elde gidiyormuş gibi vatan-millet-sakarya naraları atılıyor. Gümüşhaneliyim. Köyümde ve çevre köylerde koyun kuzu, keçi, hatta nerdeyse tavuk bile kalmadı. Sebebi köyden şehre göç ve rahat yaşam. 1992-1997 yılları arasında Türkiyeye bol miktarda damızlık ve kasaplık hayvan ithalatı yapıldı. Alt yapı yoktu damızlıklarda kasaplık oldu gitti. Sonra alt yapı oluşturmak için ithalat yasaklandı. Aradan geçen 13 seneden bir arpa boyu yol kat edilemedi. Büyük sermayenin sektöre ilgisini arttıracak teşvikler uygulandı ve bugünkü varılan noktadada bu büyük sermaye ulaşılan yüksek rakamların getirdiği karın keyfini çıkartmakta. Günümüzde dış rekabete kapalı olan belkide tek sektör bu. Dış rekabetin serbest bırakılmasının lafı daha edilecekken birileri basıyor yaygarayı ”Vatan-Millet-Sakarya”. Aslında bu yapılan bugünkü gelinen noktada Vatana ve Millete ihanettir. Hayvancılık politikası iflas etmişken ve sadece mutlu bir azınlık varken ithalatın serbest bırakılmasının karşısında durmak, evet ihanettir. Yarın kesilecek hayvan, içilecek süt bulunamadığı zaman bunun hesabını kim verecek? İlk çözümler ve tetbirler acilen ve kısa vadeli olmalıdır. Et ve sütteki gerçek tüketim ihtiyacı, mevcut üretim kapasitesi ile karşılaştırıldığında arada bir uçurum mevcuttur. Bu uçurumda uyanık kafalar tarafından domuz, atve eşek eti ile kapatılmaya çalışılmaktadır. Sucuk ve benzeri ürünlerin içinde ne olduğunu artık kimse bilemiyor. Ama biz zaten insanımıza değer vermiyoruz. Onun için en iyisi bağırmaya devam: VATAN-MİLLET-SAKARYA. Saygılarımla

    Not: AB hayvan üreticileri Türkiye ithal etmiyor diye kan ağlamıyorlar. Onlar harıl harıl dünyanın her yerine ihracata devam ediyorlar.

  5. Vay anam vay, vay ki vay

    2002 yılından beri koyuncular zarar üstüne zarar yaptı, hayvanlara bakacak halleri kalmadı. Yok fiyatına hayvanlarını satmak zorunda kaldılar. Et ve süt fiyatları tabana vurdu. Kimsenin umurunda değildi. Günü yaşayan siyasetçiler ve vurdum duymaz bürokratlar göbeklerini kaşımaktan başka bir şey yapmadılar.

    Memlekette hayvan kalmadı, durum tersine döndü. Köyler boşaldı, koyun sürüleri azaldı. Büyükbaş haynacılıkta da benzer şeyler oldu.

    Et ve süt fiyatları fırladı. Neden hayvan yok. Hayvan fiyatları geçen yılın 2-3 katı, buna rağmen hayvan yok. İşletme kurmak isteyenler fellik fellik hayvan arıyor, ama yok, yok kardeşim.

    Çiftçinin hayvanları kesime giderken, işletmeler bir bir çökerken durumu görmeyen, göremeyen ya da görmek istemeyenlere ve gerekli tedbirleri almayanlara yazıklar olsun. Rüzgara göre yelken açıyorlar, laf üretiyorlar. Laf değil bize sonuç lazım. Yaptığınız iş ortada.

    Hayvan kalmayınca Tarım Bakanlığı bir sürü yasaklar koydular. Yok efendim 18 kg altındaki kuzuları kesmeyin, falan filan. Felaket kapıyı çalışnca akılları başlarına geliyor. Bu zamana kadar nerdeydiniz beyler? Rahat koltuklarınızda uyuklamayla, geyik muhabbetleriyle mi meşguldünüz? Gidişatı siz görmeyecekseniz kim görecek, siz niye o makamlardasınız, ne işe yarıyorsunuz? Sizin rahatınız iyi olabilir, ama çiftçiler olarak bizim iyi değil. Yıllarca emek verip, yatırım yapıp, yemeyip içmeyip iyi kötü bir şeyler yapıyoruz, sonra öngörüsüz beceriksiz siyasetçilerin, bürokratların kurbanı oluyoruz. Onlar yine yerinde, devletin imkanlarıyla yollarına devam. Biz iyi değiliz. Elinde malı olanlar bu ara iyi. Bizler dayanamadık geçen yıl ne var ne yok saatık, dayanacak halimiz kalmadı. Etin fiyatı, sütün fiyatı aldı başını gidiyor. Bize de yazık, eti sütü yüksek fiyatla yiyen tüketiciye de yazık. Bu memlekette beceriksiz idareciler hiç bedel ödemeyecek mi, bedel neden hep vatandaşa ödettiriliyor, devlete ödettiriliyor?

    Allah sonumuzu hayır eylesin. Şu açılışlarda düğünlerde, kokteylerde fing atan siyasetçiler, bakanlar, başbakan, cumhurbaşkanı bizim buralara da bir gelse de bizleri de bir görseler.

    Biz üstü başı perişan, parfüm yerine ter kokan, elleri nasırlı, yalanı dolanı, yağcılığı bilmeyen insanlarız. Sizi gördüğümüz mekanlar bizimkilere hiç benzemiyor. Süslü püslü kadınlar, beylar, şaşaa, israf, lüks hepsi var. Bizim dünyamızdan çok farklı.

    Bizim kapımıza seçimden seçime gelirsiniz, işiniz düştüğü için. Sonrasında bizler sizin gündeminizde yokuz, üç kuruş destekle susuturulacak insanlar olarak görülürüz. Biz sizin için istediğiniz gibi oynadığınız, kafa tuttuğunuz bir kesimiz.

    Siz görmeyin bakalım, bir gören olur. Köylüyü, tarımı yok saymayın ve ülkeye yük saymayın.

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız