Reklam Ver

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar(GDO) ile ilgili tartışmanın belki de tek olumlu tarafı Türkiye’de tarımsal üretimi, kendi kendine yeterliliği bir kez daha gündeme getirmiş olması.
En son söylenecek sözü başta söylemekte ve yazmakta yarar var. Türkiye’nin GDO’lu hiçbir ürüne ihtiyacı yok. 
Türkiye’nin ithal ettiği ve GDO analizine tabii tutulan ve bir bölümünün de GDO’lu olduğu kesinleşen ürünlerin tamamı bu ülkede üretilebilir. 
En çok ithal edilen ve GDO’lu olma olasılığı çok yüksek olan ürünlerden soya, mısır, pamuk ve kanolayı Türkiye’de  üretmek için uygun iklim ve toprak var. Bu ürünleri üretecek sayıda ve bilinçte çiftçi de var. Eksik olan ulusal tarım politikası ve bu politikayı yönetenlerin, yönlendirenlerin tarıma bakışı.
Kendi kendine yeterliliği “palavra” olarak görenlerin, GDO’lu ürünlere, ithalata karşı yerli üretimi savunması mümkün mü?
GDO tartışmalarının arkasındaki gerçekler çok farklı. Bunu birkaç örnekle açıklamakta yarar var.
Gazetelere yansıyan haberlere göre Kanada’dan ithal edilen kırmızı mercimek de GDO’lu çıktı. İthal mercimekte GDO çıkması şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan kırmızı mercimeği dünyanın öbür ucundaki Kanada’dan almak.
Türkiye’nin kırmızı mercimek üretecek toprağı mı yok? 
Türkiye’nin çiftçisi mercimek ekmeyi, hasat etmeyi bilmiyor mu?
Mercimek çok ileri teknoloji ile üretiliyor da Türkiye’nin bu teknolojisi mi yok?
Daha birkaç yıl öncesine kadar, Türkiye, mercimek ithal eden değil, ihraç eden ülkeydi.
Dünyanın öbür ucunda, Kanada’da üretilen mercimek Türkiye’de üretilen mercimekten daha ucuza bu ülkeye giriyorsa iki nedeni vardır.
1- Kanada’da üretim maliyetleri çok düşük, verimlilik çok yüksek ve üretici desteklendiği için mercimeği daha ucuza Türkiye pazarına sunuyor.
2- Türkiye’de üretim maliyetleri çok yüksek, verimlilik çok düşük ve destekler yetersiz
olduğu için çiftçi ithal ürünlerle rekabet edemiyor ve mercimek ekmiyor.
Çiftçiyi mercimek ekmekten uzaklaştırırsanız dışa bağımlı olursunuz ve GDO’lu mercimek tüketmeye mahkum olursunuz.
Yeri gelmişken belirtmekte yarar var. İki yıldan beri nohut, mercimek ve fasulyeye destekleme primi veriliyor. Öyle bir prim ki, uygulama tam bir rezalet. 
Ülke genelinde 2007’de etkili olan kuraklık ve ertesi yıl özellikle bakliyat ürünlerinin üretim merkezi olan Güneydoğu’da etkili olan kuraklığa önlem olarak ilk kez 2008 ürününde nohut, mercimek ve kuru fasulyeye destekleme primi ödenmesine karar verildi. Bu üç üründe de kilogram başına 10 kuruş destek verilmesi için Bakanlar Kurulu Karar aldı. Uygulama tebliği çıkarıldı. Destekleme 2009 bütçesinden yapılacaktı. 
Hükümet, geçen yıl Uluslararası Para Fonu(IMF)’nun emri ile tarım bütçesinde yüzde 10 kesinti yapınca, bakliyat desteği de daha ödenmeden yüzde 10 kesinti ile 9 kuruşa düştü.
Bu yıl destek yeniden 10 kuruşa çıkarıldı. Tarım ve Köyişleri Bakanı 31 Ekim’de Şanlıurfa’yı ziyareti sırasında bakliyat desteğinin kurban bayramından önce ödeneceğini söyledi. Resmi Gazete’de 14 Kasım’da yayınlanan uygulama tebliğinde ise destekten yararlanmak için son başvuru tarihi 30 Nisan 2010 olarak açıklandı. Bayramdan önce, başvurusunu yapan çiftçilere sembolik bir ödeme yapılacak. Ödemenin büyük bölümü 2010’a kalacak. Bu anlayışla bakliyat üretimi, mercimek üretimi sürdürülebilir mi?
Diğer ürünlerde de durum pek farklı değil. En çarpıcı örnek pamuk. Türkiye, pamukta dünyanın sayılı üreticilerinden biriydi. Bugün en büyük ithalatçı oldu.
Nasıl oldu?
Yıllar önce, Amerika Tarım Bakanlığı’nın desteği ile Amerikan Pamuk Konseyi, Türkiye’nin tekstil üretim merkezi konumundaki İstanbul, İzmir, Denizli, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Malatya’da toplantılar yaptı. Tekstil ve konfeksiyon imalatçılarının katıldığı bu toplantılarda Amerikan pamuğu tanıtıldı. Denildi ki; “pamuğunuzu bizden alırsanız 3 yıl ödemesiz 5 yıl vadeli GSM kredileri ile sizi destekleriz.” Kendi pamuk üreticisini destekleyen Amerika, Türkiye’deki pamuk alıcılarını da destekledi. 
O yıllarda Türkiye’de enflasyon yüzde 70-80’lerdeydi. Pamuktaki fiyat artışı yüzde 15-20 ile sınırlı kaldı. Destekler kesildi veya zamanında ödenmedi. Pamuk çiftçisi bilinçli bir politika ile üretimden uzaklaştırıldı. Türkiye, 2007’de yaklaşık 1 milyon ton pamuk ithal etmek için 1 milyar 277 milyon dolar ödedi. Geçen yıl  krizin etkisi ile ithalat 613 bin tona düştü. Ödenen döviz 1 milyar dolar oldu. İthal edilen pamuğun yarısı Amerika’dan. Çok büyük olasılıkla GDO’lu. 
Türkiye’nin fazladan 1 milyon ton pamuk üretecek potansiyeli, çiftçisi, toprağı, iklimi, teknolojisi var. Ama uygulanan, uygulatılan politikalar üretimi engelliyor. İthalatı destekliyor. Ülkeyi dışa bağımlılığa, GDO’lu ürünlere mahkum ediyor.
Pamukta olduğu gibi soya, mısır ve pirinçte de Amerikan kuruluşları her yıl Türkiye’de toplantılar yapıyor. Tanıtımını yapıyor, devlet destekli GDO’lu ürünlerini Türkiye’ye sokuyor.
Üretimi değil, ithalatı destekleyen tarım politikaları Türkiye’yi hızla dışa bağımlı hale getiriyor. Bu politika ile ülkeye giren GDO’lu ürünler insan sağlığını, gıda güvenliğini tehdit ediyor. Yerli tohum çeşitleri yok ediliyor. Dışarıdan dayatılan ürünleri, tohumları tüketmeye zorluyor. Dünyanın en önemli gen kaynaklarına sahip olan Türkiye bu avantajını hızla kaybediyor. GDO tartışmalarının arkasındaki asıl gerçek bu.

Reklam Ver

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız