Reklam Ver

Hayvancılık sektörü son yılların en sıkıntılı dönemini yaşıyor. Sıkıntıların büyük bölümü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın uygulamalarından kaynaklanıyor. Bakanlık, özellikle son dönemde sorun çözmek yerine sürekli sorun üretiyor. Sektörde yaşanan büyümeyi, dönüşümü yönetemiyor.
Yılbaşından bu yana ödenmesi gereken hayvancılık destekleri 750 milyon YTL’yi aştı. Hayvancılıkla uğraşanlar yılbaşından bu yana hak ettiği hiçbir desteği alamıyor.
2007 bütçesine konulan ödenek, 22 Temmuz seçimi öncesinde partizanca harcandığı için çiftçinin hakkı olan destekler ödenemiyor.
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, üreticinin karşısına çıkamıyor. İzmir’de yapılan Türkiye Süt Sığırcılığı Kurultayı’na Bakan’ın katılması bekleniyordu. Bakan gelmediği gibi, hiçbir bürokratının da katılmasını istemedi.
Bakanlık bürokratları, hayvancılık desteklerinin en erken Şubat 2008’de ödenebileceğini ifade ediyor. Üst düzey bazı bürokratlar ise, “süt fiyatları arttı,daha ne desteği istiyorsunuz” diyerek üreticiyi tersliyor.
Yapılan hesaplamalara göre yıl sonuna kadar hayvancılık sektörüne ödenmesi gereken desteklerin toplamı 1 milyar YTL’yi bulacak.
Doğrudan gelir desteği ve prim ödemeleri gibi hayvancılık destekleri de bundan böyle bir yıl gecikmeyle ödenecek.
Sorun sadece hak edilen desteklerin ödenmemesi değil. Kurban bayramı öncesinde kaçak hayvan girişinin artması ve bu yolla hastalıkların da ülkeye girecek olması üreticiyi tedirgin ediyor.
Tarım Bakanlığı, destekler konusunda olduğu gibi kaçak hayvan konusunda da sorun çözmekten çok sorun üretiyor. Bakanlık, kaçak hayvan girişini önlemek amacıyla 20 Aralık’a kadar 6 aydan büyük tüm hayvanlara kulak küpesi takılacağını duyurdu. Bayramda yapılan kontrollerde küpesi olmayan hayvanlar itlaf edilecek.
Böyle bir uygulama ile kaçakçılık önlenebilir mi?
Yıllarını sektöre vermiş uzmanlara soruyoruz, “bu uygulama ile kaçakçılığın önlenmesi bir yana, kaçakçılık yasal hale getiriliyor. Kaçak yollarla piyasaya sokulan hayvanlar küpe takılarak yasal hale getirilecek.Ayrıca, kaçak hayvan getirenlere açıkça 20 Aralık’a kadar hayvan getirebilirsiniz mesajı veriliyor.” diyorlar.
Üreticinin hak ettiği destekleri ödenmiyor. Kaçakçılık önlenemiyor. Piyasada etkin denetim yapılamıyor. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Bakanlık, aylardır işi gücü bıraktı, canlı hayvan ithalatı yapmak için çalışıyor.
Sorunları çözmek yerine yeni sorunlar yaratacak ithalat için canla başla çalışıyor. Tarımsal İşletmeler Genel Müdürlüğü (TİGEM) Avustralya’dan 2 bin baş canlı hayvan ithalatı için ihale açtı.
Bazılarının iddia ettiği gibi hayvan ithalat yasak değil. 100 baş üzeri hayvancılık işletmesi kuranlar ithalatı serbestçe yapıyorlar.
Fakat, Bakanlık bununla da yetinmeyerek ihale ile ithalatı artırmaya çalışıyor. Öyle anlaşılıyor ki, son yıllarda yapılan yatırımlar verilen desteklerle hızlı bir büyüme trendine giren hayvancılık sektörü bizzat Hükümetin ve Bakanlığın uygulamaları ile çökertilmek isteniyor.
İthalata dayalı politikaların ülke hayvancılığını nereye getirdiğini 1980’leri yaşayanlar çok iyi biliyor. O dönemde ülkeye 320 bin gebe düve getirildi. Türkiye 5 milyon sığırını kaybetti. Hayvancılık çöktü. Ülke fakirleşti. Bundan ders almayanlar şimdi yeniden ithalata dayalı politikaları uygulamak istiyorlar.
İthalata dayalı politikalar nedeniyle 1980’lerde yaşanan çöküşten en fazla etkilenen bölgelerden biri Doğu ve Güneydoğu Anadolu oldu. Daha sonra artan terör olayları nedeniyle bu bölgede hayvancılık ikinci kez darbe yedi. Türkiye’nin canlı hayvan ihtiyacını karşılayan Van, Hakkari, Kars,Erzurum ve diğer iller, komşu ülkelere ihracat yaparken her şey tersine döndü. Komşu ülkelerden bu illerimize çok sayıda kaçak hayvan girmeye başladı.
Kaçakçılığı önlemenin yolu Hakkari’de, Van’da, Kars’ta üretimi artırmaktır. Üretim artmadıkça, sınırın ötesinde eğer hayvan daha ucuz ise kaçakçılığı önlemek çok zor.
Üretimi artırmak ve Hakkari’de hayvancılığı yeniden canlandırmak için ciddi çalışmalar yapılıyor. Hakkari Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu’nun öncülüğünde Organize Hayvancılık Köyleri oluşturuluyor. Her köyü bir işletme mantığı ile ele alan bu proje ile 5 yılda ulaşılmak istenen hedefler şöyle:
1- Projenin 5 yıllık uygulamasından sonra yöredeki kültür ırkı hayvan sayısı 1.848 baştan 6 bin başa, kültür melezi hayvan sayısı 3 bin 696 baştan 20 bin başa yükselecek.
2- Yıllardan beri yapılmayan suni tohumlama yeniden başlatılarak en az 15 bin büyükbaş hayvana suni tohumlama yapılacak.
3- Büyükbaş hayvanlarda süt verimi 830 litre baştan 3 bin litreye çıkarılacak.
4- Projenin uygulanacağı 58 köyde yıllık süt üretimi 50 bin tondan 150 bin tona yükselecek.
5- Yıllık silajlık mısır ekim alanı 900 dekardan 3 bin dekara çıkarılacak.
6- Kaba yem üretimi 791 bin tondan 1.1 milyon tona ulaşacak.
7- Beş yılın sonunda büyük baş hayvan işletmelerinde işletme başına 5 baş olan hayvan sayısı 15’e , işletme başına küçükbaş hayvan sayısı ise 46’dan 120’ye yükselecek.
8- İldeki kooperatif sayısı 8’den 60’a ulaşacak.
9- Kurulacak canlı hayvan borsası ile üreticiler hayvanlarını pazarlayacak, damızlık temini veteriner hekim kontrolünde yapılacak.
10- Organize Hayvancılık Köyleri projesi kapsamında 11 adet süt toplama merkezi kurulacak.
11- Damızlık Sığır yetiştiricileri Birliği kurularak soy kütüğü ve ön soy kütüğü faaliyetleri tamamlanacak.
Daha önce “Bir Köy Bir Ürün” projesi ile Tokat’ta deyim yerindeyse mucizeler yaratan Ayhan Nasuhbeyoğlu’nun “Organize Hayvancılık Köyleri” projesinin de başarıya ulaşacağına yürekten inanıyoruz.
Organize Hayvancılık Köyleri projesi sadece Hakkari’de değil, ülkenin her yerinde uygulanabilse Türkiye, birkaç yılda hayvan ithal eden ülke değil, ihraç eden ülke olacağına da inanıyoruz. Bu inançla Cumhuriyet Bayramınızı kutlarız.
[31 Ekim 2007, Dünya Gazetesi]

Organize hayvancılık köyleri…
Bu yazıyı değerlendirin

Reklam Ver

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız