Reklam Ver

“Şeker üretmeye gerek yok, dünyada daha ucuzu var, veririz parasını getiririz” denilerek kotalarla çiftçi pancar üretiminden vazgeçirildi.
“Pamuk üretmeyelim, dünyada daha ucuzu var, ithal ederiz” diye diye pamuk üreticisi üretimden kaçırıldı.
Daha bir çok tarım ürününde üretim değil, ithalat teşvik edildi. Türkiye pamuktan mercimeğe, nohuttan meyve ve sebzeye kadar akla gelebilecek her türlü tarım ürününü ithal etmeye başladı. Bunun faturası ülkeye çok ağır oldu. Bundan sonra fatura daha da kabaracak. İthalat zor ve pahalı hale geldi. Bu sütunda yerli üretim azalınca ithalatın eskisi gibi kolay ve ucuz olmayacağını defalarca yazdık. Dikkate alan olmadı. Fakat ithalatın çözüm yol olmadığı bu yıl daha iyi görülmeye başlandı. Tabi görmek isteyen çıkarsa.
Bugünlere nasıl geldiğimizi kısaca özetlemekte yarar var.
Türkiye, 1980 sonrasında tarım ve hayvancılık sektörünü kontrolsüz bir şekilde dış rekabete açtı. Hiçbir önlem almadan, doğru dürüst bir politika belirlemeden çiftçiye denildi ki, Amerika’nın ve Avrupa’nın milyarlarca dolar devlet destekli çiftçisi ile rekabet edeceksiniz.
Yapılmak istenen eşyanın tabiatına aykırıydı. Bir tarafta ucuz girdi, düşük maliyet, teknoloji yoğun üretim yapan ve devletten milyarlarca dolar destek alan Avrupa ve Amerikan çiftçisi, diğer tarafta en pahalı girdiyi kullanan, son derece yüksek maliyetlerle, ilkel şartlarda üretim yapan ve devletten doğru dürüst destek alamayan Türk çiftçisi. Bu şartlarda  adil bir rekabet mümkün mü?
Mümkün olmadığı yıllar sonra görüldü. 1980 başında Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatı 2 milyar dolar seviyesinde iken, ithalatı sadece 50 milyon dolardı. 2000’li yıllara gelindiğinde tarım ürünleri ithalatı ihracatın üzerine çıktı. Üretim büyük oranda geriledi. Çiftçi, üretim yapamaz hale geldi. Türkiye bir çok tarım ürünü için “ithalat cenneti” oldu.
Türkiye, ithalat hovardalığının bir gün sona ereceğinin farkına bile varmazken , dünyayı kasıp kavuran küresel ısınma bu gerçeği açıkça  gösteriyor. Bir çok üründe üretim düşüşü yaşanıyor.
İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı(OECD) ile Dünya Gıda Örgütü (FAO)’nün tahminine göre önümüzdeki 10 yılda tarım ürünlerindeki üretim artışı geçmiş yıllara göre daha yavaş olacak. Buna karşılık artan tüketim talebi ve tarım ürünlerinin enerji üretiminde kullanılması sektörün önemini artıracak.
Tarımsal üretim gücüne sahip ülkeler, dünyanın en stratejik ülkeleri olacak.
Toprağı ve suyu olan ülkeler zenginliği üretecek güce sahip olacak.
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’ in, “palavra” diye nitelediği “kendi kendine yeterlilik” yeni dönemde dünya tarımının ana ilkesi olacak.
İthalat eskisi gibi kolay ve ucuz olmayacak. Ülkeler ellerindeki tarımsal ürünü öncelikle kendi yurttaşlarının ihtiyacı için değerlendirecek. Nitekim bunun ilk sinyalleri verildi. Hindistan, bakliyat ihracatını yasakladı. Suriye ve Ukrayna ise, buğday ihracatını durdurdu. Amerika, petrol bağımlılığını azaltmak için buğday ve mısırı ihraç etmek yerine enerji üretmeye yöneldi. Brezilya şeker kamışından enerji üretiyor.
Dünya piyasalarını yakından izleyen, Kanada’da  bakliyat sektörüne ciddi yatırım yapan ve bu ülkenin kırmızı mercimek ihracatının yarısını gerçekleştiren  Dünya  Bakliyat ve Hububat Birliği Başkan Yardımcısı Mahmut Arslan dostumuz ,Türkiye’nin dünyadaki gelişmelere kayıtsız kalmasına isyan ediyor. Türkiye’nin hızla iç piyasada üretime dönmesini ve ithalat kolaycılığından vazgeçmesini istiyor.
Amerika’nın buğday ve mısırdan etanol üretimine yönelmesinin çok iyi okunmasını isteyen Mahmut Arslan, bu ülkeden ithalat şansının azaldığına dikkat çekiyor. Arslan’ ın yatırımcılara da bir uyarısı var. Döviz, hisse senedi, gayrimenkul gibi tarım toprağı da geleceğin en büyük yatırım araçlarından biri olacak.
İthalat endişesini derinden yaşayan bir başka sektör, bitkisel yağ sektörü. Bir zamanlar 1 milyon 200 bin ton ayçiçeği tohumu üreten Türkiye, yanlış politikalar sonucu üretimini yarı yarıya azalttı. İhtiyacını ithalatla karşılıyor.Son yıllarda üretimde kıpırdanma olmasına rağmen dışa bağımlılık sürüyor.
 2006’da  950 bin ton ayçiçeği üreten Türkiye, 370 bin ton ayçiçeği tohumu ve 400 bin ton ham ayçiçek yağı ithal etti. Bu yıl yaşanan kuraklık nedeniyle ayçiçeği üretiminde yüzde 40-50 oranında düşüş bekleniyor. İthalat yapılamazsa tüketilecek yağ bulunamayacak. İthalat yapılan diğer üretici ülkelerde de kuraklık nedeniyle üretim az. Fiyatlar yükseliyor. Dolayısıyla, ithalat yapmak hem zor hem de pahalı olacak.
 Bitkisel yağ sektöründe dengeler bir kez daha alt üst olacak gibi. İthalat vergi oranları yeniden düzenlenecek. Fakat bu sektörün sorununu çözmeye yetmiyor. Kuraklık nedeniyle zarar gören çiftçi nasıl korunacak? Gelecek yıl yeniden üretim yapması nasıl sağlanacak?
Özetle, tarımda ithalatın çözüm yol olmadığı çok açık. Tarımda yeni bir dönem başlıyor. Yeni dönem, ithalata değil üretime dayalı bir modeli zorunlu kılıyor.

                     ***
11.Yılın ilk yazısı
Okuduğunuz bu yazı tarım yazarlığında 11. yılın ilk yazısı. Bu köşede ilk yazı 31 Temmuz 1996’da yayınlandı. Geleceği çok iyi görerek 11 yıl önce tarım konusunda yazı yazmamı isteyen ve aynı zamanda bu köşenin isim babası olan rahmetli Nezih Demirkent’i ve ustam rahmetli Sadullah Usumi’yi saygı ile anarken, siz değerli okurlarımızla daha nice yıllarda bilgilerimizi paylaşarak çoğaltmayı diliyorum.

Reklam Ver

CEVAP VER

Lütfen mesajınızı yazınız
Lütfen adınızı yazınız